ÖMER ARSLAN

ÖMER ARSLAN
@suskunfelsefeci
Site Müdürü
Üniversite terk
İstanbul
9 okur puanı
Eylül 2019 tarihinde katıldı
İyi ağaç kötü meyve vermez.
Reklam
Aç gözlü babanın, çocuğu hırsız olur.
Şeytanın katili EDEPDİR.
Hz Ömer bir gün sessizce Hz.Peygamberimizin dinlenmekte olduğu odaya girer. Odasının bir yanında işlenmiş bir deri, bir diğer köşesinde de, içinde birkaç avuç arpa bulunan küçük bir torba vardır. Işte Allah resulünün odasında bulunan eşyalar bundan ibaretti. Bu manzara karşısında ağlamaya başlayan Hz.Ömerin hıçkırıkları onu uyandırr. Kalkınca üzerin- de yattığı hasırın vücudunda iz yaptığını, iz olan yere kan oturduğunu gören Hz. Ömer bu kez omuzları sarsıla sarsıla ağlamaya başlar. Hz. Muhammed s.a.v hayretle sorar: "Ey Hattab oğlu! Niçin ağlıyorsun ?" "Ey Allah'n elçisi! Iranlılar imparatorlarını saraylarda yaşatırken, Bizanslılar kayserlerini lüks ve ihtişama boğmuşken sen ki Allah'n elçisisin... Izin versen de, biz de seni.. " Maksat anlaşılmıştır, Allah'n elçisi gelecekteki halifesinin sözünü hüzünlü bir tebessüm, tatlı bir el işaretiyle keser ve "Bu dünya hayatı sadece bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı." (Ankebut, 64) ayetini okuduktan sonra ekler: İstemez misin ey Ömer? Dünya onların olsun, ahiret bizim olsun!.. (Ben isterim valla... Suskun Felsefeci)
YAPTIKLARIMIZDAN DEĞİL, YAPAMADİKLARİMİZDAN PİSMAN OLURUZ....
MUTLAKA OKUYUN.... Okulun ilk günü, ilk derste profesörümüz, önce kendini tanıttı, sonra "Bu yıl, yepyeni bir öğrencimiz var. Çok ilginç biri bakalım bulabilecek misiniz" dedi. Ayağa kalkıp etrafa bakmaya başlamıştım ki, yumuşak bir el omzuma dokundu.Döndüm. Yüzü iyice kırışmış bir yaşlı hanımefendi, bana gülümseyerek bakıyordu. "Ben Rose" dedi. "Benim adım Rose, yakışıklı... 87 yaşındayım. Madem tanıştık seni kucaklayabilir miyim?.." Güldüm... "Tabii" dedim... "Hadi sarıl bana..." Öyle sımsıkı sarıldı ki... "Bu kadar genç ve masum yaşta üniversiteye niye geldin" diye şaka yaptım.. Minik bir kahkaha ile yanıtladı: "Buraya zengin bir koca bulmaya geldim. Evlenip birkaç çocuk doğuracağım. Sonra emekli olup dünya turuna çıkacağım..." Dersten sonra kantine gidip, birer sütlü çikolata içtik. Hemen arkadaş olmuştuk. Ertesi gün ve ertesi üç ay, sınıftan hep birlikte çıktık ve hep kantinde lafladık... Öyle akıllı ve öyle deneyimliydi ki, onu dinlemekle, derslerden daha çok şey öğrendiğimi hissediyordum. Sömestr boyunca Rose kampüsün ilahesi oldu. Nereye gitse etrafı çevriliyor, çok çabuk arkadaş ediniyordu. İyi giyinmeyi seviyor, diğer öğrencilerin ilgisini çekmeye bayılıyordu. Rose hayatını yaşıyordu. Hepimizden daha canlı, daha dolu yaşıyordu... Sömestr sonunda, Futbol Balosuna davet ettik Rose'u... Konuşma yapması için... Orada bize verdiği dersi unutmama imkan yok... Konuşmasını önceden hazırlamış ve bir yığın karta kocaman kocaman yazmıştı. Elinde bu deste ile kürsüye yürürken, kartları elinden düşürdü. Konuşma darmadağın olmuştu. Şaşkın, biraz da utanmış mikrofona doğru eğildi... "Ne kadar beceriksizim, değil mi?... Özür dilerim... Buraya gelmeden önce heyecanım yatışsın diye bir duble viski attırdım. Sonucu görüyorsunuz... Şimdi bu kartları toplasam bile onları
Reklam