• Bilmedim kim oldu bu hâle sebep, ağladım;
    Ümîdim hebâ oldu hep.
    -Bendeki sûz-i dil var mıdır acep,
    Tutuşup can veren pervânelerde?'
  • Kitabı beğenmedim, demeyeceğim, sadece bana hitap etmediği kesin. Bu tarz olaysız kitaplarda derin anlamlar ararım, anlık olarak beni etkileyecek veya hayatıma katabileceğim şekilde, farkındalığa sebep olacak anlamlar ama bu kitapta böyle bir durum sôz konusu değildi.
    Kitapta, bir adamın hayata karşı, insanlara karşı, duygulara ve olaylara karşı kayıtsızlığı anlatılıyordu; bu tarz bir kitaba ben de kayıtsız kaldım haliyle.
    Ne herhangi bir duygu ne de herhangi bir düşünce kattı bana, yavan bir şekilde okudum, bitti. Kitabın bir amacı vardıysa ya ben anlamadım ya da yeterince iyi anlatılamadı, bilmiyorum. Benlik bir kitap değildi kısacası.
  • Artık mavilere ne sòz ettiysen aldı seni bizden..
  • Sultan Abdülhamid düşmanı bir şairin, Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra yazdığı şiir…

    (Şiirin tamamı)
    Nerdesin şevketli Sultan Hamid Han?!
    Feryadım varır mı bârigâhına?
    Ölüm uykusundan bir lahza uyan,
    Şu nankör milletin bak günahına.

    Tahrike yeltenen tac ve tahtını
    Denedi bu millet kara bahtını
    Sınadı sillenin nerm ü sahtını
    Rahmet et sultanım sûz-ı âhına

    Tarihler ismini andığı zaman
    Sana hak verecek ey koca Sultan!
    Bizdik utanmadan iftira atan
    Asrın en siyâsi padişahına.

    Padişah hem zalim hem deli dedik,
    Îhtilale kıyam etmeli dedik,
    Şeytan ne dediyse biz belî dedik,
    Çalıştık fitnenin intibahına!…

    Divane sen değil, meğer bizmişiz
    Bir çürük ipliğe hülya dizmişiz,
    Sade deli değil, edepsizmişiz,
    Tükürdük atalar kıblegahına!

    Sonra cinsi bozuk, ahlakı fena
    Bir sürü türedi girdi meydana,
    Nerden çıktı bunca veled-i zina!
    Yuh olsun bunların ham ervahına!!

    Bunlar halkı didik didik ettiler
    Katliâma kadar sürüp gittiler,
    Saçak öpmeyenler secde ettiler,
    Bir asi zabitin pis külahına!

    Bu gün varsa yoksa Mustafa Kemâl*
    Şöhretine herkes fuzulî dellâl
    Alem-i ma’nadan bak da ibret al
    Uğursuz tali’in şu gümrahına!

    Haddi yok alçakla derde girenin,
    Sehpâ-yı kazaya boyun verenin!
    La’netle anılan cebâbirenin,
    Rahmet okuttu bu en küstahına!

    Çok kişiye şimdi vatan mezardır!
    Herkesin beladan nasibi vardır!
    Selamete eren pek bahtiyardır,
    Bu şeb-i yeldanın şen sıyâhına.

    Milliyet davası fıska büründü!
    Ridâ-yı diyanet yerde süründü!
    Türk’ün ruhu zorla asi göründü,
    Hem Peygamber’ine, hem Allah’ına!

    Sen hafiyelerle dem sürdün ancak
    Bunlar her tarafta kurdu salıncak
    Eli, yüzü kara bir sürü alçak
    Kement attı dehrin mihr ü mâhına!

    Bu itler -nedense- bana salmadı,
    Belalıydı başım kimse almadı!
    Seyrandan başka da bir iş kalmadı,
    Gurbet ellerinin bu seyyahına!

    Hoş oldu cilvesi cumhuriyetin!
    Tadı kalmamıştı meşrutiyetin,
    Deccala zil çalan böyle milletin,
    bundan başka çare yok ıslahına.

    Lakin sen sultanım gavs-ı ekbersin!
    Ahiretten bile himmet eylersin.
    Çok çekti şu millet murada ersin
    Şefaat kıl şâhım medet hâhına.[1]

    Rıza Tevfik Bölükbaşı
  • İzhâr kılup nişâne-i gam
    Kim kıldı seni esîr-i mâtem

    Ger âşık isen sen ey cihân-gerd
    Kaçma ki menem senünle hem-derd

    Bir lahza menümle hem-nişîn ol
    Gencîne-i râzuma emîn ol

    Başum tüğin âşiyâne kılgıl
    Göz yaşumı âb ü dâne kılgıl

    Sen kâsıd imişsen ey hamâme
    Menden hem ilet nigâra nâme

    Gör hecr-i ruhında ıztırâbum
    Peygâmum ilet getür cevâbum

    Bi’llâh ser-i kûyına gedende
    Her çizginüben tavâf edende

    Yâd eyle meni sevâbuma gir
    Bir tavf sevâbını mana ver

    Kon hâk-i derine iste dâne
    Kıl özüne dâneni behâne

    Oldukça mecâlün etme nâmûs
    Menden yetür ol yere zemîn-bûs

    Anca dedi ana hem gam-ı dil
    Kim kıldı anı hem ünse mâil

    Başında olup şeb âşiyânı
    Gündüz ol olurdı pâsbânı

    Zâtında görüp nişâne-i hayr
    Hem vahş mutîi oldı hem tayr

    Râm oldı behâyim ol figâra
    Bir fevc yığıldı vara vara

    Ol zâr idi mülk-i derd şâhı
    Hayl-i ded ü dâm anun sipâhı

    Olmışdı beşerden eyle bîzâr
    Kim öz aksin sanurdı ağyâr

    Dartup göğe dûd-ı şu‘le-i âh
    Öz sâyesin istemezdi hem-râh

    Bu Leylî ahvâlinden bir haberdür ve Ma‘şûk-ı âşık-pîşe etvârından bir eserdür

    Sâkî müteellim-i humârem
    Müştâk-ı şarâb-ı hoş-güvârem

    Üftâdeliğüm gör etme ihmâl
    Rahm et bir ayağ ile elüm al

    İzhâr kılup safâ-yı meşreb
    Bu bezmi çün eyledün müretteb

    Bezm ehline nevbet ile ver câm
    Hem hâs riâyet eyle hem âm

    Mecnûna hemîn şarâb dutma
    Leylîni ki asldur unutma

    Dihkân-ı fasîh-i Fârisî-zâd
    Bu gülşene beyle tikdi şimşâd

    Kim ol çemen-i vefâ bahârı
    Dâğ-ı gam-ı aşk lâle-zârı

    Ya‘nî reviş-i vefâda muhkem
    Leylî sadef-i cevâhir-i gam

    Girmişdi hisâra genc mânend
    Urmışdı ayağa pendden bend

    Ne bir ferahı ne bir neşâtı
    Ne kimse ile bir ihtilâtı

    Bîzâr atadan ü anadan
    Bîgâne cemî‘-i âşinâdan

    Yanına olurdı hûblar cem‘
    Pervâne-sıfat havâlî-i şem‘

    Şâd olmağa hâtır-ı hazîni
    Eğlenmeğe tab‘-ı nâzenîni

    Min turrfece turfece fesâne
    Şîrîn söz ile çeküp beyâna

    Eylerler idi zaman zaman yâd
    Takrîb ile lahza lahza bünyâd

    Ol terk kılup neşât ü râhat
    Bir uzvını eyleyüp cerâhat

    Eylerdi behâne ile nâle
    Düşmezdi olar düşen hayâle

    Kızlar kaşa verse vesmeden reng
    Cân gözgüsine salurdı ol jeng

    Kızlar yüze koysa nîlden hâl
    Ol nîle çekerdi raht fi’l-hâl

    Kızlarda hayâl-i nakş-ı dîbâ
    Ol nakş-ı hayâl ile şikîbâ

    Kızlarun eli hınâda gül-gûn
    Anun eli eşki ile pür-hûn

    Ne iğnede ne ipekde meyli
    Müjgâna tökerdi eşk seyli

    Kızlar kılup ârzû-yı zîver
    Ger rişteye çekselerdi gevher

    Ol dahi çekerdi eyleyüp reşk
    Târ-ı bedenine gevher-i eşk

    Mecnûndan idi cünûnı efzûn
    Leylî deyene der idi Mecnûn

    Dünler ki gedüp yanından ol cem‘
    Bir gûşede ol kalurdı vü şem‘

    Şem‘e gam-ı dil beyân ederdi
    Sûz-ı ciğerin ıyân ederdi

    Bu Leylînün çerâğ ile macerâsıdur ve Andan câre-sâzî-i dil temannâsıdur

    K’ey didesi nemlü bağrı dağlu
    Başı karalu ayağı bağlu

    Gel olalım hem-nefes men ü sen
    Râz-ı dil-i zârun eyle rûşen

    Ne derd seni nizâr edüpdür
    Âlüfte vü zerd ü zâr edüpdür

    Başdan ayağa nedür bu yanmak
    Dûd-ı dile dem-be-dem boyanmak

    Ne cinsdür aslun ey belâ-keş
    Kim âb-ı hayâtun oldı âteş

    Şerh-i dil-i germ ü çeşm-i ter ver
    Ser-rişte-i râzdan haber var

    Her lahza düşersen ıztırâba
    Hem âteşe garkasen hem âba

    Ne sihr kılursen ey seher-hîz
    Kim âteşün âbdan olur tîz

    Men sûhteden hem olma gâfil
    Mende dahi var bir gam-ı dil

    Men hem sana benzerem vefâda
    Belkim niçe mertebe ziyâde

    Sen gece hemîn yanarsen ey zâr
    Men gece vü gündüzem giriftâr

    Sende eser-i hevâ ziyândur
    Nisbet mana râhat-ı revândur

    Hûdur sana sırrunı töküp yaş
    Meclisler içinde eylemek fâş

    Gönlün çü değül vefâda kâim
    Gönlündekidür dilünde dâim

    Men sâbit-i arsa-i belâyem
    Ney kimi hizâne-i hevâyem

    Olman olur olmaz ile dem-sâz
    Başum kesilürse söylemen râz

    Derdüm sana söyleyem gam-ı dil
    Sende dahi tâb yoh ne hâsıl

    Döymez ciğerün bu şerh-i râza
    Âhum getürür seni güdâza

    Bir yâra bu derdi eyledüm fâş
    Olmadı mana bu yolda yoldaş

    Sabr eylemedi bu derd ü dâğa
    Katlanmadı düşdi daşa dağa

    Yanunda senün hem urmayam dem
    Tâ kaçmayasen ırağa sen hem

    Şem‘ün çü görürdi yoh zebânı
    Dem urmağa yoh yanında cânı

    Bu Leylînün pervâneye keşf-i râzıdur ve Anunla fi’l-cümle izhâr-ı niyâzıdur

    Pervâneye şerh ederdi râzın
    Arz eyler idi olan niyâzın

    K’ey tâir-i âşiyâne-i aşk
    Ser-geşte-i âb ü dâne-i aşk

    Sensen reh-i aşk içinde sâdık
    Âşık ammâ tamâm âşık

    Bir görmeğe yârı cân verürsen
    Bir zevkle iki cihân verürsen

    Hem-râzdur taleb-i fenâda hâlün
    Gûyâ ki fenâdürür visâlün

    Her çend ki şöhre-i cihânsen
    Aşk içre ser-âmed-i zamansen

    Müşkil ki menüm kimi olup zâr
    Mence ola sende şevk–i dîdâr

    Sen seyrdesen hemîşe ser-mest
    Men dâm-ı belâ vü derde pâ-best

    Dünler sana dûst-ı hem-nişîndür
    Hicrân mana muttasıl karîndür

    Bir şu‘leye sen nisâr edüp cân
    Düşvâr gamun kılursen âsân

    Men cân ile isterem çekem gam
    Min cân dilerem gamında her dem

    Mence sana yoh gam-ı nihânî
    Ger var desen hanı nişânı

    Hanı nem-i çeşm-i eşk-rîzün
    Hanı dem-i serd-i germ-hîzün

    Hanı sitem-i belâya dözmek
    Aşka düşüben cefâya dözmek

    Pervânede hem görürdi noksân
    Bulmazdı anunla derde dermân

    Nâ-çâr kılup tahammül ü sabr
    Ol kesre dilerdi gaybden cebr

    Yarum geceler ki çeşme-i hâb
    Gözler çemenin kılurdı sîr-âb

    Zulmâta düşerdi nûr-ı bîniş
    Ârâm bulurdı âferîniş

    Uyhuya gederdi yâr u ağyâr
    Derd ehli hemîn kalurdı bîdâr

    Sahrâya çıhardı evden ol mâh
    Kâmınca kılurdı nâle vü âh

    Feryâdın edüp bülend-pâye
    Râz-ı dilini açardı aya

    Bu Leylî’nün mâh ile münâzara kılduğıdur ve Hurşîd kimi şevk odına yakılduğıdur

    K’ey gâh kadüm kimi hamîde
    Gâhî pür olan misâl-i dîde

    Geh zâhir olan mana gamum tek
    Geh gâib enîs ü hem-demüm tek

    Şâhiddür ana bu inkilâbun
    Kim âşıkısen bir âftâbun

    Hicrânı ilen nizâr olupsen
    Ser-geşte-i rûzgâr olupsen

    Ey mihnet-i aşkdan haberdâr
    Gör Tanrı içün ne mihnetüm var

    Kıl şu‘le-i âhuma nezâre
    Ger var ise rahmun eyle çâre

    Seyr eyle fezâ-yı her diyârı
    Gez cümle-i deşt ü kûhsârı

    Gör handadur ol menüm penâhum
    Şâhum mâhum ümîd-gâhum

    Hâl-i dilüm ana arza eyle
    Bi’llâh nişe gördün ise söyle

    Tâ vakt-i seher bu idi hâli
    Teşvîşden olmaz idi hâlî

    Mürg-i seherî çekende âvâz
    Eylerdi bir özge nevha âğâz

    K’ey vây tükendi mâye-i ömr
    Hurşîde erişdi sâye-i ömr

    Demdür der-i fursat ola mesdûd
    Müşkil görine beyân-ı maksûd
  • Zamanın ağırlığı

    Her şeyi kendimiz için bir malzemeye, kullanılıp atılacak bir eğlenceye dönüştürüyoruz. Kendine büyük ya da küçük bir meşgale edinip, bir ömür onun üzerinde terakki etmeye, kemal bulmaya hiç kimsenin niyeti yok. Oysa güzellik dediğimiz şey, ömürlük gayretlerin neticesi olarak kendini gösteriyor. Yalapşap yapılan işten güzellik sadır olmuyor. O işin gerçekten bir meşgale haline gelmesi, onunla adam akıllı meşgul olmamız gerekiyor.
    Emek vermeden, sabır göstermeden, her ayrıntısını incelikleriyle öğrenerek ustalaşmadan, yani pişmeden, olgunlaşmadan, ne bir sanatın, ne bir zanaatın görenlere hayranlık verecek meyveleri ortaya çıkmıyor. Vaktiyle hayatın her noktasına, işte böyle ömürlük gayretlerin bir neticesi olarak kendi güzelliğini, kendi rengini, kokusunu, dokusunu katan insanlar zenginleştiriyordu dünyamızı. Şimdi bizim günübirlik meraklarımız, kullan at zevklerimiz ve boş heveslerimizle hayata kattığımız pek bir şey yok. Sebep olduğumuz gürültü ve kargaşa dışında... Hep tüketmek istiyoruz biz ve galiba başarıyoruz.

    “Biraz acele eder misiniz, ben hiç kullanamadan yeni modeli çıkacak!” dedi agresif müşteri. Yüzüne dik dik baktı sadece satıcı.

    İşlerini makinelere yaptıran ve sadece tuşlara dokunan insanın zamanı çok kısa. Kilim dokuyanların, hamur yoğuranların, yemeni oyalayanların, nakış işleyenlerin, taşı, ahşabı oyanların, bağa bahçeye bakanların, çiçek yetiştirenlerin, hatla tezhible meşgul olanların, tespih dizenlerin, kundura tamir edenlerin, mintan dikenlerin, sözü şerh edenlerin, kitap ciltleyenlerin, seyyah olup şu alemi gezenlerin, aleme bakıp tefekkür edenlerin, mehtaba çıkanların, yağmuru seyredenlerin, ufka doğru dalıp gidenlerin, uzun tasvir ve tariflerden yüksünmeyenlerin, çarşıya pazara yürüyerek gidenlerin, esnafla iki satır muhabbet edenlerin, cemaate devam edenlerin, hayatı hızlandırmak için değil içini hayatla doldurmak için yaşayanların zamanı ise hep kendilerine yetecek kadar uzundu.

    Dünya hayatını hiç dert tasa çekmeden yaşayıp gitmek istiyor şimdi insanlar. Bilmezler ki; dünya en büyük derttir.

    Her neye dokunsam zahm-ı rikkât var

    Her ne yana baksam reng-i firkat var

    Çalkanır ağlar bir âh-ı hasret var

    Sularda çağlayan terânelerde

    Bilmedim kim oldu bu hâle sebep

    Ağlarım ümîdim hebâ oldu hep

    Bendeki sûz-i dil var mıdır acep

    Tutuşup can veren pervânelerde

    diyor merhum Rıza Tevfik Bölükbaşı, Suphi Ziya Özbekkan’ın Hicaz makamında bestelediği bir şiirinde.

    Kelimeler birer ölçü birimidir; onlarla her insanın enini boyunu ölçebilirsiniz!

    “Birkaç dakikan var mı?” diye sordular. “Allah bilir!” dedi beyaz saçlı adam!

    “Bir gün, ömrümüzün her türlü arızasıyla doldurmaya çalıştığımız bu çukur birden kıpırdanır. Ebediliğin hesaplarını yapan insanoğlunu, birdenbire genişleyen küçük bir an yutar, her şey silinir” diye yazmış merhum Ahmet Hamdi Tanpınar.

    Gelip geçen her bir an’ın içine gönül bahçesinden bir çiçek iliştiren insanlar da var.

    “Birinin her sözünde bulursun hikmeti” dedi meczup, “biri ne söylese kıyamet alâmeti!”

    Gökhan Özcan

    https://www.yenisafak.com/...nin-agirligi-2045322
  • Mestem ammâ ne mest bâde vü câm
    Rindem ammâ ne rind dürd-âşâm

    Oldı bir dilber-i semen-bûya
    Dil-i dîvâne ‘âşık-ı nâ-kâm

    Hicri âteş-fürûz sabr u karâr
    Va‘de-i vaslı düşmen-i ârâm

    Ruhı hurşîd-i zerre-sûz ammâ
    Mehdür ebrûsı lîk mâh-ı sıyâm

    Nigehî neş’e-bahş-ı rüsvâyî
    Gamze-i şûhı hûn-ı dil-âşâm

    Çîn-i zülfinde mübtelâ- âşûb
    Künc-i çeşminde nâz-ı mest-i müdâm

    Sıfat-ı ‘ârızı netâyic-i dîn
    Na‘t-ı zâtı şe‘â’irü’l-İslâm

    Nâm-ı nâmîsin eyledi Ahmed
    Hazret-i zi’l-celâl-i ve’l-ikrâm

    Oldur ol kim zamîr-i rûşenidür
    Mazhar-ı vahy ü menba‘-ı ilhâm

    Oldur ol kim Hudâ-yı ‘azze ve cell
    İtdi ser-hayl-i enbiyâ-yı kirâm

    Oldur ol sâkî-i kerem-pîşe
    Ki senâ-hˇânıdur havâs u ‘avâm

    Bezl idince mey-i şefâ‘at olur
    Leb-i ‘isyâna harf-i tevbe harâm

    İtse teklîf-i tâ‘at eyler idi
    Serv-i bâr-âver rükû‘ u kıyâm

    Ameli olmasaydı râh-nümâ
    Lâ-cerem çün ‘ibâdet-i esnâm

    Tâ-kıyâmet olurdı ‘uşşâka
    Tâk-ı mihrâba secde bî-hengâm

    Pîş-i ‘ilminde tıfl-ı ebced-hˇân
    ‘Akl-ı evvel çü kuvvet-i evhâm

    Fehmi mâ-fi’z-zamîre dânâdur
    Bî-hurûf-ı nidâ vü istifhâm

    Hilkati mebde’-i zuhûr-ı cihân
    Bi‘seti bâ‘is-i hidâyet-i ‘âm

    Hüsn-i hulkı müsellem-i âfâk
    Lutf-ı nutkı mu‘abbir-i ilhâm

    Merdüm-i çeşm-i düşmeni olsun
    Giryeden çün şükûfe-i bâdâm

    Ger fesân olsa seng-i kahrı olur.
    Katl-i a‘dâya zü’l-fekâr-ı benâm

    Olsa hilmi mülâyemet-küster
    İdüp izhâr-ı süstî-i endâm

    Tâ-kıyâmet olurdı çille-nişîn
    Kavs-ı merd-efgen-i kazâda sihâm

    Mihterâ bihterâ bihînterâ
    Benem Âgâh-ı kemterîne gulâm

    Benem ol kim bu köhne meykedede
    Dürd-i peymâne idi ‘ıtr-ı meşâmm

    Benem ol kim libâs-ı ‘ismetümi
    İtmişem ma‘siyetle zulmetfâm

    Dûş-ı ervâha zînet olduk da
    Tâzeden köhne hırka-i ecsâm

    Nem-i lutfunla eyle dâmenümi
    Pâkter-i hem-çü câme-i ihrâm

    Kanda ben kanda da‘vîy-i na‘tun
    Gül-i hurşîde olmaz istişmâm

    Defter-i dehri serbe-ser gördüm
    Bulmadum bir du‘â-yı hayr-encâm

    Ki olup devlet-i kabûle karîn
    Ref‘ ola dîdeden hicâb-ı zalâm

    Tâ ki hurşîd ü mâh u encüm ile
    Ola tezyîn sipihr-i mînâfâm

    Ola envâr-ı gûşvâre-i ‘arş
    Dem-be-dem gevher-i salât ü selâm- Agah