Şeyma

Biliyor musun geçen sene bu vakitler benim de babam vardı. Sesiyle dinlendiğim, kafamı yaslayıp dertlerimi unuttuğum.. Sanki o varken kimse bana bir şey yapamazdı. Şimdi sensiz dinliyorum türküleri. Seninle birlikte söylediğimiz nakaratlarda susuyorum. Bütün beklenenler sen oluyorsun; özlenenler, sevdicekler, yârlar… Notası kırık bir türkü şimdi yaşadığım. Ne zaman gelirsin bu türküler hep bunu soruyor. Bu kadar türkü dinlememeliyim belki, hasretim artıyor. Gözümde tütüyor türkülerle yüzün. Sesin karışıyor bağlamanın yanık tellerinin arasına. Özlüyorum, özlüyorum..
Çünkü, kırıldım saç uçlarıma kadar.
Canım çok şey anlatmak istiyor ama yorgunum. Beynim yorgun, bedenim yorgun, bunca şeyi affeden kalbim bile yorgun artık. Heveslerim yorgun, iyimserliğim yorgun, konuşarak anlaşmaya olan inancım bile yorgun artık. Çok yorgunum.
Turuncu bir ikindi güneşinin gölgesindeydi ruhum. Hem sıcak hem solgun. Alnıma elini koy baba, çok yorgunum. Yalnızlığımı üzerime örtüyorum yorgan diye; sessizlik başımı koyduğum yastık; sevgisizlik yatağımdır artık. Ben alışkın değilim bunlara baba. Ben senin küçük bir tanecik kızınım. Ayağından kırmızı ayakkabısını, saçlarından pembe tokasını eksik etmediğin. Böylesine solmamalıydı ruhum, etim böylesine ürpermemeli. Ben sensiz nakaratını bir türlü tutturamadığım türküler gibiyim.
Bir -nasılsın-‘a öylesine muhtacım ki… Hayatımın hiçbir döneminde böylesine yalnız; böylesine sevgisiz; kalmamıştım. Oysa hala kulaklarımdadır titrek ama gür sesi: -Doktor Hanım, nasılsın benim canım? Ahh tekrar duyabilmek için neler vermezdim… Yıllar evvel bir yerde okumuştum, bir sevdiğimizi kaybettiğimiz vakit tam kırk mum yanarmış kalbimizde. Ve her gece biri sönermiş ta ki kırkıncı geceye kadar. O son mum asla sönmez bir ömür kalbimizde yanarmış. Kırkıncı muma az kaldı bu cuma gecesi bir başına kalacak. Hem yakacak kalbimi hem ısıtacak hem aydınlatacak. Hem acıyacak kalbim bir ömür hem onunla aydınlanacak. Bir gün gelecek her şey bir rüya olacak. Acılar, hasretler, dertler ve sevinçler. “O dağa bir kuş kondu, sonra da uçup gitti. Bak da gör, o dağda ne bir fazlalık var ne bir eksilme.”