• 160 syf.
    ·6/10
    Düşüncelere balta vurup onları dağıtma,yerle bir etme amacı güden kitap. Yazar Ömer Faruk Dönmez, teknik açıdan ve içerik olarak oldukça güzel ve ilginç hikayeler yazmış. Bu hikayeler yer yer mizah özelliği yer yer hiciv özelliği gösteriyor, bu bakımdan kitap için 'kara mizah' demek yanlış olmaz. "Sinek", "Son Görev" ve "Bay Cezmi C." hikayelerini okurken hem düşünüyor hem sorguluyor hem de tebessüm ediyorsunuz. Bu hikayelerde hayatın anlamı, insanların hayatın koşuşturmacası içinde kaybolması, çalışma hayatı nedeniyle 'monotonluk', 'düşünmeye/düşünceye' yeterli önemin verilmemesi gibi oldukça ince ve aslında ötelenmemesi gereken fakat hep ötelenen, düşünce dünyamızın tozlu raflarına kaldırılan düşüncelere odaklanılmış.

    Oldukça olumlu bulduğum yazara ve kitabına olumsuz eleştiriler getirmeden de edemeyeceğim. Yazar hayatın temel meselelerine yaklaşımı oldukça farklı olmasına karşın bu meselelere tamamıyla 'dinî' açıdan bakmış, ülkede yaşayan herkesin Müslüman olmasını istemiş, dine inanmayı yeterli bulmayıp 'dindar'lığı savunmuş. Yani seküler/ulularüstü insan olmayı, ulusların/insanlığın tümünün iyiliğini, evrensel iyiliği değil; sadece bir ulusun refahını, sadece Müslümanların iyiliğini, 'yerel' olmayı tercih etmiş. Bunu yaparken de okuyucuyu 'ahmak' yerine koymaktan, Müslüman olmayanları insan görmemeye, kendisi gibi düşünmeyenleri küçük görmekten herhangi bir kesimi suçlamaya, karşı çıktığı şeyi kendisinin yapmasından erkeğin kadına baskınlığını savunmaya kadar "yazar" kimliğine yakışmayacak birçok 'basitliğe', yer yer alay edilecek kadar kendisini küçük düşüren tutum içine girmiş, konuları 'din fanatizmi'yle işlemiş. (Fanatizm, kör eder.) Kıyafet, yeme, içme, saç, sakal vesairenin olmayacağı gibi din, dil, ırk, renk, coğrafya da "insan olma"nın kriteri olamaz. Bu kadar doğru konuyu bulup bunları sığ, basmakalıp, tabu derecesinde işlemesi yazar için büyük eksiklik. Doğru konu, yanlış bakış açısı...

    Son olarak şu kısma da değinmeliyim:
    ankara'nın taşına bak
    gözlerimin yaşına bak
    düşman bizi esir etmiş
    modernizmin işine bak

    Yazar, türkünün bu kıtasındaki son iki dizesini değiştirerek "Şapka Kanunu'nun getirilmesiyle 'modernizm' adı altında düşmanın bizi esir ettiğini söylüyor ve şapkayı yabancı olmakla ilişkilendiriyor. Fakat nedense fes, çarşaf, sarık, cübbe, vesairenin Türk kültürüne yabancı olduğunu, bunları giyince de Araplaştığımızı göz ardı ediyor. Fesi getiren II. Mahmut da fesi kaldıran Atatürk de 'gâvur' ilan edilmekten kurtulamadığını da belirteyim. Kısaca, yazar da millet gibi neyi savunduğunu bilmiyor.

    Hem olumlu hem olumsuz eleştirilerimin ardından yazımı şöyle bitireyim: Kendi doğrularımızla okuduğumuzda duygularımıza tercüman olacak, düşüncelerimizi pekiştirecek; ama yazarın doğrusuyla okuduğumuzda tabularasa'mızı tabularla dolduracak, bizi körleştirecek kitap olmuş. Okuduğum için pişman değilim, iyi ki okumuşum diyorum.
  • ses yoktu, sessizlik ve yalnızlık vardı.