• Konu , doğduğumuz yerin mazisi olunca asla vazgeçemeyeceğimiz takıntılar var çünkü. Resimler var, sesler var, kokular var, binlerce ıvır zıvır var. Sonsuza kadar yitirilmiş anlar var. İnsan zamanı durdurmak istediği yere aittir.
  • Yeraltından notlar çoğu insana ağır gelebilir. Hatta çoğu insansa okudum demesine rağmen hiçbirşey anlamamıştır.Kitap 2 kısımdan oluşuyor. Birinci kısımı kime sorarsanız sorun büyük ihtimal "Bir insanın iç dünyasını", "Yanlız bir adamın ruh halini.", "Bir insanın düşünceleri ilesavaşını" anlatıyor gibi cümleler duyarsınız. Ben size farklı bir bakış açısı sunayım.Evet kitap birinci kısımda yanlızlaşmış bir adamın düşünceleri ile boğulmasını anlatıyor.Bu düşünce savaşı kısımına Yeraltı demiş. 2. Kısımda da o kişinin hayatından notlar veriyor. Bu kitabı okudukdan sonra bazı ruhsal bozukluklar hakkında bilgi edinin. Anksiyete bozuklukları, bipolar gibi.. Özellikle anksiyete bozukluklarından okb, derealizasyon, depersonalizasyon ve süper ego gibi bozukları hakkıyla öğrenin. Sonra bu bilinçle tekrar okuyun. Hatta bu rahatsızlığa sahip kişileri dinleyin ki kitaptaki şahıs ile çok fazla benzerlikler göreceksiniz.

    Daha önce okuyanlar için şu şekilde örnekler vereyim okb takıntı demektir.Notlar kısımındaki anılara bakınız hepsinde ağır takıntılar var ve bu takıntılar onu çok ciddi harap ediyor. Spoiler vermek istemiyorum ama bu bilinçle tekrar okursanız ne demek istediğimi anlarsınız.Misalen anksiyetelilerin en büyük baş belalarından birisi düşünmektir. Sürekli zihin fırtınası yaparlar.Gerek düşüncelerini sakinleştirmek gerek krizleri hafifletmek için sıkça hayal kurarlar.Krizleri dedim, mesela o düşünce fırtınasına dalınca ayları harap olur.Kendilerini başka bir dünyaya soyutlarlar. Bu kısımları kitabı okuyanlar anlamışlardır zaten. Okumayanlar ise okuduklarında anlayacaklardır ne demek istediğimi.

    İşin özü eğer bu kitabı okuyacaksınız önce (özellikle anksiyete bozuklukları) ruhsal rahatsızlıklar hakkında bilgi edinin. Eğer okumuşsanız da bu tür rahatsızlıkları hakkıyla öğrenip tekrar okuyunca farklı bir haz alacaksınız.
  • ''İnsan bir yerde doğdu mu oralı olmuyor, o zamanlı oluyor daha çok. Memleketi o zaman oluyor. Doğduğumuz büyüdüğümüz şehirdeki bütün değişimleri hüzünle kaydetmemizin nedeni bu. Hüzünlenmek için illa somut bir yıkıma da gerek yok. 'Eskiden bu okulun kapısı paslıydı ne güzel,' diye üzüldüğüm de oldu. Konu, doğduğumuz yerin mazisi olunca asla vazgeçemeyeceğimiz takıntılar var çünkü. Renkler var, sesler var, kokular var, binlerce ıvır zıvır car. Sonsuza yitirilmiş anlar var. İnsan zamanını durdurmak istediği yere aittir.''
  • "Hayat kısadır... Neticeler çabuk alınmalıdır... Ve takıntılar insanı yürümekten alıkoymamalıdır..."
    Hüseyin Nihal Atsız
    Sayfa 50 - Ötüken Yayınları
  • "Eskiden bu okulun kapısı paslıydı ne güzel," diye üzüldüğüm de oldu. Konu, doğduğumuz yerin mazisi olunca asla vazgeçemeyeceğimiz takıntılar var çünkü. Renkler var, sesler var, kokular var, binlerce ıvır zıvır var. Sonsuza kadar yitirilmiş anlar var. İnsan zamanı durdurmak istediği yere aittir.
  • Living, fighting, obsessing.
    Yaşamak, tartışmak, takıntılar.
  • Öncelikle kitabı imzalayıp hediye gönderen ve inceleme yazmama değer veren İbrahim Yusuf Pala'ya nezaketi için çok teşekkür ederim. Kitap sırf hediye diye gerçek düşüncelerimi saklamak bence hiç etik değil ve yazarı bilmiyormuşçasına bir inceleme yapacağım. İncelemem sürprizbozan içerir, uyarayım.


    Kitap bitti ve kendime "Bu neydi şimdi?" sorusunu sormadan edemedim. Ben yeni bir psikoloji öğrencisiyim ve psikolojik rahatsızlığı olan kahramanlar doğal olarak hep ilgimi çekiyor, bu nedenle ana kahraman Ramazan Salti'nin şizofrenliğini okumak benim için hoştu. Ama gerçekten kendisinden nefret ettim. Çevresindeki herkesle hep cinselliğe varan konuşmalar, amacını asla anlayamadığım davranışlar, takıntılar...

    Ramazan Salti'nin bir Meltem takıntısı var. Tamam hasta bir kahraman olduğu için takıntılar ve dengesiz davranışlarının olması beklendik bir şey değil mi? Ama olay örgüsü Meltem takıntısı üzerinden gitmiyor ki... Birileriyle tartışıyor, birileriyle ilişkiye giriyor, bütün bunlar anlatılmadan önce ve sonra bölüm başlarında Meltem takıntısı işleniyor ama bu kadar. Arka planda bir Meltem var ve eğer anlatılanlar bunun üzerine olsa yine de kabul edilebilir ama ben anlatılan hiçbir şeyin amacını anlayamadım.

    Elbette okuduğumuz pek çok kitapta anlatılanlar hoşumuza gitmemiştir, kahramanı sınırsızca yargılamış ve hatta nefreti dibine kadar hissetmişizdir. Ama kahramanı ve anlatılanları sevmesek bile bir kitabın çok iyi olduğunu düşünebiliriz çünkü anlatılan şeylerin bir nedeni vardır, dolayısıyla bütün o iğrenç yaşanmışlıklar sonunda bir yere bağlanır. Ama burada bağlanmıyor. Mesela kahraman başlarda plajda bir kadınla tanışıyor, saatler içinde onunla bir ilişkiye giriyor ve yine saatler içinde kadın ölüyor. Bütün bunlar kurgu sonunda hiçbir yere bağlanmıyor, hiçbir anlam veremedim. Gerçekten bütün diyaloglar cinsel şeylere bağlanmak zorunda mıydı? Aşk böyle bir şey mi hakikaten, lütfen yapmayın...

    Özür dilerim ama cidden olmamış. Anlatılanların benim yaşantıma tamamen ters olmasını kenara koyarak sadece edebi anlamda söylüyorum bunu, kitabın hiçbir bütünlüğü yok. Her bölümde hasta ruhlu insanlardan bazı kesitler okudum ve hiçbirini bir yere bağlayamadım, elimde kalan sadece bu oldu.

    Yine de kitabın isminin çok güzel olduğunu da söylemek isterim. En azından olumlu bir cümlem de bulunsun :) Bir kitap yazmak elbette ki eleştirmekten çok daha zor bir iş fakat umarım edebiyat dünyası içinde bundan sonra yazarın yolu açık olur ve olumlu - olumsuz her yorumdan kendine bir ders çıkarır. Başarılar diliyorum.