• 4. "Mü'minler Allah'a güvenip dayansınlar!"
    İbrahim süresi (14), 11
    ..
    Tevekkül Allah'a yönelik olursa, bir anlam ifade eder. Aksi halde o, sadece aldanmak demek olur. İslâm dışında kalmış olan insanlar değişik varlıklara bel bağlayabilirler. Ama mü'minler sadece Allah'a bel bağlamalıdırlar. Onlara bu yakışır.

    5. "Bir işe azmettiğinde artık Allah'a güven!" Al-i Imrân süresi (3). 159

    Tereddüt, güvensizlik işareti ve sonucudur. Oysa mü'min, nasıl imânında tereddütsüz olmak zorunda ise ön araştırmasını usülüne uygun olarak yaptığı bir konuda belli bir şekilde harekete karar verdi mi, ötesini Allah'a bırakmalıdır. Kararsızlık göstermemelidir. Sonuç, görünürde olumsuz da olsa, hareket kurala uygun yapılmış olur ve bu başlı başına bir başarıdır. Çünkü mü'mine yakışan, tedbiri alıp takdire rıza göstermektir. Nitekim bir
    başka âyette Allah Tealâ şöyle buyurmuştur:

    6. "Allah'a güvenene, Allah kâfidir!"
    Talak sûresi (65), 3

    Allah Teâlâ, kendisine güveneni başkasına muhtaç etmez. Yardım tevekküle bağlıdır. Özellikle bir işe karar verdikten sonra gösterilecek teslimiyet ve tevekküle... "Allah bize yeter, o ne güzel vekildir" âyetinde ifade edilen tevekküle...

    7. "Gerçek mü'minler o kişilerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri titrer. Allah'ın âyetleri okunduğunda bu âyetler onların imânlarını pekiştirir de sadece Rab'lerine güvenip dayanırlar." Enfal sûresi (8), 2

    Yakin ve tevekkülün mü'minde meydana getireceği kemalin iki belirtisi bu âyette açıklanmaktadır:
    1. Sadece "Allah" ismi söylendiği, başkaca hiçbir sıfatından bahsedilmediği zaman bile "yüreklerin titremesi."
    2. Allah'ın ayetleri okunduğunda "imanların artması" yani lyice pekişmesi, Allah'a güven ve itimadın devamı.

    Bunlar imânın kalitesini, yakîn ve tevekkül seviyesini göstermektedir. Adeta mü'min ile Allah arasındaki duygusal mesâfe ve iletişimin ölçüsünü ortaya koymaktadır. Bahis konusu titreme ve imânda pekişme, alınan mesâfenin son derece ileri ve iyi bir noktada olduğuna işaret sayılmaktadır. Tabii aksi de o ölçüde uzaklığın işaretidir. Allah korusun.
    İmam Nevevi
    Sayfa 335 - Erkam Yayınları, 1. Cilt
  • Ve kim Allah'a güvenirse O, Ona yeter.

    - Talak suresi 3. Ayet 🍂
  • Kim Allah’a karşı hakkıyla sorumluluk bilinci içerisinde olursa, Allah ona bir çıkış yolu, bir kolaylık İhsan eder ve onu hiç ummadığı yerden rızıklandırır...

    Talak Suresi/3
  • Ve onu, hesaplamadığı yerden rızıklandırır ve kim Allah'a dayanırsa o, yeter ona; şüphe yok ki Allah, yapacağı işi yerine getirir, gerçekten de Allah, her şeye bir ölçü, bir miktar tayin etmiştir.

    Talak Süresi (3.Ayet)
  • Her kim Allah'a tevekkül ederse, O ona yeter.
  • "Kim Allah'tan korkup O'na karşı gelmekten sakınırsa Allah ona sıkıntıdan çıkış kapıları açar. Onu hiç ummadığı yerlerden rızıklandırır."
  • Talâk Suresi 3. Ayet/28. Cüz

    وَيَرْزُقْهُ مِنْ حَيْثُ لَا يَحْتَسِبُۜ وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللّٰهِ فَهُوَ حَسْبُهُۜ اِنَّ اللّٰهَ بَالِغُ اَمْرِه۪ۜ قَدْ جَعَلَ اللّٰهُ لِكُلِّ شَيْءٍ قَدْراً

    Ve onu hiç beklemediği yerden rızıklandırır. Kim Allah’a dayanıp güvenirse O kendisine yeter. Şüphesiz Allah dilediği şeyi sonuca ulaştırır. Allah her şey için bir ölçü koymuştur.
  • ...وَمَن يَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ فَهُوَ حَسْبُهُ...
    "Her kim Allah'a tevekkül ederse O ona yeter. "
    (Talak suresi,3. Ayet)
  • ZZET O’NA TABİ OLMAKTA
    ”Eğer muhakkak olarak o ehli kitap Tevrat ve İncil’i Rablerinden kendilerine indirilen Kuran-ı Azimüşşan’ın ahkamını ikame etseydiler (hakkıyla tatbik etseydiler, üslerindeki (semadan) yağdırmakla, ayaklarının altındaki (yerden bitirmekle) elbette yerlerdi.(Yani çok bolluk olurdu).Onlardan muktesid ümmet (orta halli insanlar) da vardır.Onlardan bir çoğunun yaptıkları ise ne kadar fenadır”

    Mevla Teala Hazretleri bir hadisi kutside buyuruyor ki:
    ”Kullarım hakkıyla iman etseydi ve vakti zamanında amel-i salihlerini icra etseydiler, geceleyin yağmur yağdırmakla, gündüzleyin güneşi çaldırmakla, o kadar bol mahsul verirdim ki bitmez tükenmezdi.”
    Paramız o vakit kıymetlenirdi. Müslümanların parasının aşağı düşmesi, takva ve ameli salihleri ile ilgilidir. Takva azaldı, ameli salih azaldı. Günahlar çoğaldı. Bundan sebep Cenab-ı Hak tam manasıyla yağdırmıyor ve bittirmiyor.

    Onun için günden güne para değerini kaybediyor. Nasıl ki bizim değerimiz de isyanımızdan dolayı günbegün kayboluyor. Dünyada müslümanların bir heybeti vardır. Düşmanlara karşı olan o heybetimizde kayboluyor ve bizi bir hiç olarak görüyorlar.
    Hâlbuki biz Rasulullah Efendimizin ümmetiyiz. O, şöyle buyuruyor:
    Hazreti Cabir (Radıyallahu anh) den rivayete göre Efendimiz şöyle buyuruyor:

    ”Bana 5 haslet verildi ki benden evvel hiçbir peygambere verilmedi
    1-Bir aylık mesafeden (düşmanın benden) korkması ile yardım olundum.
    2-Yeryüzü bana hem mescit hemde paklık vasıtası kılındı. Ümmetimden hangi bir adama namaz vakti ulaştı (su ve cami bulamadığı takdirde teyemmüm ile) kılar.
    3-Ganimet malları bana helal kılındı, benden evvel kimseye helal olmadı.
    4-Şefaat (yani kullara yardım) makamı bana verildi.(şefaat benimle başlayacak)
    5-Her peygamber yalnız bir kavme gönderildi, ben ise umum nasa (insanlara) gönderildim.

    Bu beş haslet Efendimize kâmil derecede tabi ve varis olanlara da aynıdır. O halde tam olarak Efendimiz’e tabi ve varis olalım ki bu nimete ulaşalım ve dünyaya ışık tutalım.
    Mademki böyle alişan bir peygamberin ümmetiyiz bizden de düşmanlar öylece korkmalıdır. Bir milletin değeri peygamberine göredir. Ama eğer ona uyarlarsa. Eğer uymazlarsa onların heybetleri olmaz, kimse onlardan korkmaz, kimse onlara değer vermez, onları kale almaz.

    Dünya âleminde hiç kıymeti olmaz. Çok düşük gözükürler ve düşman zanneder ki, bir üfürükte hepsini uçururum.
    Yazık değil mi? Böyle bir peygambere ümmet olma şerefiyle müşerref kılınalım da sonra o şerefi kaybedelim, bu rezalete düşelim. Uyanmamız lazım, mütenebbih olmamız lazımdır. Ve yeniden vazifeye başlamamız lazımdır. Bu hususta birbirimizi hiç üşenmeden, yorulmadan uyarmamız lazımdır ki, tekrar bu şerefe nail olalım. Sen tamamıyla bizi uyandır ya Rabbi!

    Nefahatu-ül Üns’de görmüştüm. Buyruluyor ki:”Bir salik yani Mevla’ya yürüyücü yirmi sene oyalansa sonra yarım saat ciddiyetini takınsa yirmi senelik boşluğu doldurur”
    İşte bizlere anamızdan, babamızdan daha çok acıyan Mevla’nın bizlere muamelesi böyledir. Mevla tarafından fenalık olmaz.
    Mademki diriyiz, sağız yine tevbe edip Efendimiz’e ittiba edersek, Kitabullah’a sarılırsak, ehadisi nebeviyye’ye ve bunlardan çıkan akaide, fıkha, tasavvufa sarılırsak boşlukları doldurur heybetli oluruz. Sözümüz dinlenmiş olur. Heybeti olmayanın kendisi karanlıkta kime ışık tutacak? Heybet ise kendi başına kazanılmıyor.

    Şu ayeti kerime yüksekliğin nereden kazanıldığını bizlere gösteriyor:
    ”Her kim ululuk, izzet (şeref) istiyorsa (bilsin ki) bütün izzet Allah’ındır. (Fatır Suresi 10dan)
    O’nun kapısına dayanmak lazımdır. O’ndan istemek lazımdır. O’nun kapısı da islamiyetin tamamını yaşamaktır.

    Mevla Teala Hazretleri ders ayetimizin devamında ehl-i kitaptan iman edenleri, ümmet-i mukteside (tam orta halli ümmet) olduklarını beyanla medh ediyor. Yahudilerin büyük bir alimi olan Abdullah İbn-i Selam (Radıyallahu anh) bunların başında gelir. Hıristiyanlardan da vardır. Ancak mutedil olan ve islamiyetin yüceliğini anlayarak iman eden ehl-i kitabın sayısı azdır.
    Onlardan çoğu, peygamberlerinden (Salavatullahi ala nebiyyina ve Aleyhim Ecmain) kitaplarından ve bizim peygamberimizden (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hakikatı öğrendikleri, tenbih olundukları halde, Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) i tanımamak muamelesi ettiler ve onun için bu belayı buldular.

    (Ders Ayeti)
    ”Ey Resul-i zişan! Rabbinden sana indirileni hakkıyla tebliğ et. Eğer bunu söylemezsen O’nun elçiliğini ulaştırmış olmazsın. Allah, seni insanlardan muhafaza eder. Muhakkak Allah Teala, kâfir kavmi hidayet etmez.”

    Mevla Teala Habibine buyuruyor ki:”Rabbin tarafından sana indirilen Kuran’ı Azimüşşan’ı bütün dünyaya duyur. Bütün dünya ancak onunla kurtulabilir. Dünya ve ahiret meşakkatlerinden, dertlerinden Kuran-ı Kerim vasıtasıyla halas olunabilir.
    Eğer sen emrolunduğun ahkâmı tebliğ etmezsen, risalet vazifeni de eda etmemiş olursun. Ve ey peygamer-i zişan! Allah’u Teala Hazretleri seni insanlardan korur. Onlara ahkâmı diniyyeyi tebliğden dolayı endişeye düşme. Senin yardımcın senin muhafızın Allah’tır”
    Düşünene göre ne büyük bir meseledir. Cenab-ı Hak bu ayeti kerimede Resulunu kâfirlerin şerrinden muhafaza edeceğini müjdeliyor. Bu manayı te’kit eden Kuran’ı Kerim’de birçok ayet vardır. Bunlardan bir kaçını zikredelim:

    ”Ve eğer sana hile yapmak isterlerse, şüphe yok ki Allah Teala sana kâfidir. O öyle Allah’tır ki seni kendi yardımıyla ve müminlerin yardımıyla kuvvetlendirmiştir.”(Enfal 62)

    ”Eğer yüz çevirirlerse artık dedi ki:’Allah’u Teala bana kâfidir. Ondan başka mabud yoktur. Ben ancak O’na tevekkül ettim. O, pek büyük olan arşın sahibidir.”(Tövbe 129)

    ”Her kim Allah’a tevekkül ederse Allah ona kâfidir”(Talak 3)

    Bu ayetleri niçin okuyoruz? Hiç Allah’ güvenmemek olur mu? Bize O’ndan başka kim yardım edebilir?

    Hakiki yardımı yapmaya ancak Allah’u Teala’nın gücü yeter. Bunu ifade eden ayetlerden bazılarını beyan edelim:

    ”Allah size yardım ederse, artık sizi yenecek yoktur. Sizi yardımsız bırakırsa, ondan sonra size yardım edecek kim vardır? Ve müminler ancak Allah’a tevekkül etsinler.”(Ali imran 160)

    ”Müminlere yardım etmek bizim üzerimize hak olmuştur.”(Sure-i Rum 47)

    ”Şüphesiz peygamberlerimize ve iman edenlere hem dünya hayatında şahitlerin şahitlik edecekleri kıyamet gününde yardım edeceğiz”(Mümin 51)

    Tekrar ders ayetimize dönelim:
    Bu ayeti celile-i cemile bizlere büyük bir haberi veriyor. İnanmış olarak, halis bir niyetle eğer Kuran’ı Kerimi ve bu din-i mübin-i İslamı tebliğ edersek, kimselerden bir ücret (karşılık) ta beklemezsek aynı müjdeye bizimde nail olacağımız bildiriliyor.

    Rivayete göre Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Medine-i Münevvere’ye muhacir olarak gelince yahudiler önüne çıktılar ve dediler ki:’‘Ya Muhammed bizim sayımız çok, kuvvetimiz de var, eğer bu yola devam edersen seni öldürürüz. Ama geri dönersen sana azık veririz, sana ikram ederiz”
    Efendimiz’e yahudiler tarafından bir tehlike gelmesin için, ensardan ve muhacirlerden yüz kişi korurlardı. Bunlar Efendimizin yanında geceler ve onunla beraber gezerlerdi.
    Bu ayeti kerime nazil olunca Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yahudilerin ve diğer müşriklerin hilelerinden Cenab-ı Hakkın kendisini muhafaza edeceğini bildi ve ensar ile muhacirlere dedi ki:”Artık evlerinize dönün. Rabbim bana söz verdi, beni yahudilerden koruyacak.” Bundan sonra Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendisine koruyucu almadı.

    Hakikaten Mevla Teala onu müşriklerin, Yahudilerin, putperestlerin ve münafıkların her türlü şerlerinden muhafaza etti. Gerek yahudiler, gerek Mekke müşrikleri her türlü kötülüğe teşebbüs ettilerse de, Allah’ın Resulüne hiçbir zarar veremediler.
    Mevla Teala Ayeti Kerime’nin sonunda:
    ”Allah, kâfir olan kavmi hidayete erdirmez.” buyurmaktadır. Yani onları maksatlarına ulaştırmaz. Bundan sebep Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) e en ufak bir kötülük yapmaya kadir olamazlar.
    Mevla Teala bu hususta birde şöyle buyuruyor:
    ”Muhakkak ki onlar hilelerini işlediler(yeraltı faaliyetlerini noksan etmediler).Onların hilelerinin karşılığı Mevla’nın yanındadır. Her ne kadar hileleri büyük dağları oynatacak oldu ise de” (İbrahim 46)
    Yalnız unutmayalım ki Rabbimizin bu yardımlarına nail olabilmek için islamiyeti tam manasıyla yaşamamız lazımdır. Cenab-ı Hakka hıyanet etmemek lazımdır.

    Nitekim bir ayeti kerime de buyruldu ki:
    ”Ey iman edenler! Allah ve Rasulune hiyanetlik etmeyiniz” (Enfal 27) Hıyanetlik ediliyor ki böyle buyuruldu.
  • “ALLAH’a güvenip tevekkül edene ALLAH yeter.”
    (Talak Suresi 65/3)
    Hayırlı Cumalar...
  • Kim Allah’a tevekkül ederse, O kendisine yeter.

    Talâk Suresi 3. Ayet
  • Kim Allah'ın emrini çiğnemekten sakınırsa, Allah ona mutlaka bir çıkış yolu gösterir. Ona beklemediği yerden rızık gönderir. Kim Allah'a dayanır, güvenirse Allah ona yeter. O istediğini kesinlikle gerçekleştirir. (Talak suresi 2-3)
  • Allah Resûlü'nün boşanmaya, aile bağına son vermeye bakışını şu cümlesi beliğ bir şekilde ifade etmektedir:

    "Allah'ın en sevmediği helal, boşanmaktır."*
    Ve Kur'ân-ı Kerim'de şöyle buyrulmuştur:

    ".... Kadınlara iyi davranın. Onlarda hoşunuza gitmeyen bir şey olursa bilin ki, bir şey sizin hoşunuza gitmediği halde Allah sizin hakkınızda onu çok hayırlı kılmış olabilir."**

    * Ebu Dâvud, Talâk 3.
    ** en-Nisâ suresi, 4/19.
  • 2...Kim Allah’tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu ihsan eder.
    3. Ve ona beklemediği yerden rızık verir. Kim Allah’a güvenirse O, ona yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur.
  • Kim Allah'a dayanıp güvenirse Allah ona yeter.
    Talak Suresi 3