• Mizojini, yani kadına duyulan nefret, Batı toplumlarının dünya görüşlerini temellendiren Eski Yunan filozoflarının gökyüzünün yüksek katlarındaki ışıklı düşüncelerinden, 19. yüzyıl Londra’sının karanlık sokaklarına ve Los Angeles’ın otoyolda kadın cesetlerinin kanlı izlerini bırakan seri katillerine kadar uzanan yolda pek çok farklı biçimde gelişme göstermiştir, ister 3. yüzyılın Hıristiyan estetiğinde isterse Afganistan’daki Taliban rejiminde olsun, bu nefret hep kadın cinsinin aşağılanması olarak karşımıza çıkıyor.
    Jack Holland
    Sayfa 20 - İmge Yayınları, Epub
  • Çeçenistan'da sürdürülen savaşın şartlarına değinilen brifingte Batı kahramanlarıyla İslam Dünyası kahramanları arasındaki farka değinilmesine ilaveten İslam Dünyası'nda hatta El Kaide taraftarlığı adına dahi eleştirilen bazı isimlerin Örgütün lideri tarafından kahraman ilan edildiği görülüyor.
    Eymen Zevahiri'nin Arap Baharları'na ışık tutmasını amaçlayarak tahlil ettiği Çeçenistan direnişi ile ilgili açıklamaları şu şekildeydi:
    "Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla.
    Yer yüzündeki tüm müslümanlara Alllah'ın selamı, rahmeti ve bereketi olsun. Sonra ise:
    Bugün, zulmedilen ve köleleştirilen Mısır'da devam eden cinayetlere değinmek istiyorum. Lakin önce, bazı haberler üzerine yorumda bulunacağım.
    Başlangıçta böyle gözükmese de, zannediyorum ki, yorumlarım mühimdir ve Arap Baharı ile doğrudan bağlantılıdır.
    Haber BBC`de yayınlandı – BBC`nine eskiden İngiliz keşfiyatının himayesinde olduğu bilinmektedir.
    5 Ekim Cumartesi günü Vietnam Generali Giap`ın 102 yaşında vefat ettiği bildirildi. Medyada onun hakkında büyük bir övgüyle bahsedildi ve onun yeteneği çok konuşuldu. Ve bu bana, müslümanların zaferlerini hep gizleyen Batı tarafından uygulanan medya blokadasını hatırlattı.
    Bugün İslam dünyasında Giap'tan daha cesur ve kararlı mücahitler bulunmaktadır. Ve onların ulaşabildikleri zaferler, Giap`ın ulaşabildiklerinden daha büyüktür.
    Bunun en iyi örneği, 1994 Aralık - 1996 Ağustos süresindeki Birinci Çeçen Savaşıdır. Eğer Giap, Kuzey Vietnam savunma bakanı idise, Çeçenistan'da kahraman başkan şehit – inşaAllah – Aslan Mashadov vardı.
    O, Çeçen cihadının tek kahramanı değildir. Çeçen savaşında elbette Cevher Dudayev, Zelimhan Yandarbiyev, Şamil Basayev, Salman Raduyev, Hattab vs. bunlar gibi çok cesur-kahramanlar ortaya çıkmıştır. Allah onların her birine rahmet etsin...
    Kısa bir mukayese edersek, Aslan Mashadov – Allahın rahmeti ona olsun - ve Giap arasındakı büyük farkı görebiliriz. Şöyle ki, mücahit Aslan Mashadov dünyadaki bağımsızlık savaşının büyük kahramanlarından biri olduğu kesindir.
    - Savaş meydanı olan Çeçenistan sahası sadece 15 bin (km2), Vietnam arazisiyse 333 bin km2`dir. Çeçenistan her taraftan Rusya ile ahata olunduğu halde, Vietnam'ın arkasında müttefikleri Laos, Kamboca ve Çin vardı. Bunun yanısıra, Çeçenistan denize çıkışı olmayan bir iç ülkedir. Oysa Vietnam'ın 3500 km uzunlukta deniz sınırı vardır.
    Çeçenistanın mücahitlerinin ve onların emiri Aslan Mashadov'un karhamanlığı seçilir. Şöyle ki, savaş zamanı çeçen nufus sadece 1 milyon kişi olduğu halde, bu say Vietnam için 80 milyondu.
    Çeçenistan, uluslararası yardımların her türünden mahrum bırakılmıştı. Oysa Kuzey Vietnam Çin ve Rusya, tüm Varşova anlaşması ve Doğu ittifakı taraflarınca destekleniyordu.
    Bu boğucu coğrafi durumda şehid – inşaAllah – Aslan Mashadovun komutasında 2-3 bin mücahit vardı. Bu zor koşullu arazide Aslan Mashadovun komutasındakı mücahitler yarım milyonluk rus ordusuna ve hain çeçen milisine karşı savaşıyorlardı. Oysa Giap 2 milyona ulaşan Halk ordusuna ve o zamanın asker sayısına göre 4. olan tecrübeli Kuzey Ordusuna rehberlik ediyordu. Ona karşı neredeyse yarım milyon amerikan askeri ve 700 binlik Güney Vietnam ordusu karşı duruyordu.
    Ağustos 1996`da Rusların teslim olmalarıyla sonuçlanan sonuncu halledici saldırıda Çeçenyalı mücahitlerin sayısı 6 binden fazla değildi. Oysa Giap'ın komutasındaki ordunun 1968 ocak ayındaki meşhur “Tet Saldırısı”nda orduda 58 bin asker vardı. Buna rağmen Amerikanlar onlara büyük kayıplar vermiş, yalnız birkaç gün sonra onların saldırısını def edebilmişlerdi.
    Aslan Mashadov – rahimahullah – mücahitleri 20 ay içinde (1994 aralık – 1996 ağustos) Çeçenistan'da zafere taşımayı başardı. Oysa Giap öz ordusunu yalnız 16 yıl savaştan sonra zafere götürmeyi başardı.
    Ve Yüce Allah Aslan Mashadov komutasında mücahitlere 90 bin rus askeri öldürmeyi nasip etti. Bu, Ruslarca belirtilen sayı olmakla birlikte, çeçenler katledilen rus sayısının 90 binin üstünde olduğunu söylemişler. Oysa Vietnam savaşında 58 bin Amerikan askeri öldürülmüştü.
    Eymen ez-Zevahiri devam ediyor:
    Aslan Mashadov komutasında çeçen mücahitlerinin bu büyük zaferlerine rağmen, çeçen savaşı gibi zaferi de gölgelenmiş, gizletilmiştir.
    Şöyle bir soru ortaya çıkıyor: Neden Kuzey cephesindeki 450 yıllık bu İslami Cihad destanı gizletilmeye çalışılıyor?
    Nedeni, Çeçen mücahitlerinin İslami yaklaşımı, onların Hilafeti ihya etme çabaları ve kendilerini bu görevin bir parçası olarak tanımalarıdır.
    Mücahitlerin bu savaştaki ve ümmet arasındakı rolünü şehit (inşaAllah) başkan Zelimhan Yandarbiyev net ifadeyle açıklıyor.
    Önce Zelimhan Yandarbiyevin – rahimahullah - kim olduğuna bakalım.
    Zelimhan Yandarbiyev, Müslüman, Çeçen düşünür, yazar, tecrübeli politikacı ve kahraman şehit (inşaAllah) Cevher Dudayevin yardımcısıdır. O, Şeriata dayalı, İçkeriya Cumhuriyyeti adı altında İslam Devleti kurulmasını teklif eden kişilerden en önemlisi..
    Cevher Dudayevin şehit edilmesinden sonra başkanlık görevini yerine getirdi. Daha sonra Afganistan İslam Emirliği'ndeki Çeçen heyetinin başkanı oldu ve Afganistan İslam Emirliği ile İçkerya-Çeçen Cumhuriyyeti arasında karşılıklı tanıma anlaşmasını imzaladı. Sonra ise Katarda Rus keşfiyatcılarınca şehit edildi.
    Bu büyük düşünür çok mühim bir kitap yazdı: “Çeçenistan. Siyaset ve Gerçeklik”. Bu kitabı her müslümanın ve temenni edilen değişikliğe ulaşabilmek için haksızlığa karşı – özellikle Arap Devriminde mücadele yürüterek direnen her asil ve özgür insanın okumasını tavsiye ediyorum.
    Şehit (inşaAllah) başkan Zelimhan Yandarbiyev:
    Savaşın başında taraflar arasında karşılaştırma yapılamazdı bile. Ruslar helikopter ve savaş uçakları eşliğinde yarım milyon asker, modern silahlar, ağır roketatar sistemlerin her türüyle saldırıyorlardı. Rus ordusunun sınırsız askeri kaynaklara sahip olmasına rağmen, onlar kendileriyle savaşta elde ettikleri hafif silahlarla savaşan bir kaç bin kişilik çeçen mücahitlerinin direnişini kıramadılar.
    Çeçen mücahitlerinin silahları çok hafifti, lakin onların Allaha imanı öyle bir güçteydi ki…Agresif bir orduya karşı böyle bir dirençle onu kırmaları yalnızca bununla açıklanabilir.
    “Biz, düşmanın hazırladığı büyük güç, nefretle ve İslam düşmanlığından dolayı yürütmüş olduğu bu savaşta Allah'ın yardımını hissediyorduk.
    O, - rahimehullah – yine şöyle diyor:
    “Çeçenistanda 1996 yılında ulaşılan zafer, Allah'a güvenip O'nun yolunu yürümenin düşmanı gücü ne olursa olsun yenilgiye uğratmak dahil, her şeyi mümkün edebileceğini açık bir şekilde kanıtlamaktadır.
    Çünkü, İslamın yolunda olmak ve Allah'ın izzeti, lüftune inanmak müslümanı tüm düşmanları karşısında korkusuz eder. Müslüman ümmetine dönüşümüz ve şanını geri kazanmamız yalnızca O'nun koymuş olduğu ve bizim ulaşabileceğimiz hedefe doğru yürümekle olur.
    Soru şu: “Peki, biz müslümanlar olarak, Çeçenistan örneğini almaya ve Allah yolunda savaşmaya hazır mıyız?”
    O, - rahimahullah – diyor:
    Rus saldırganlığının satanist haç yürüşü olduğunu ispatlamak ve bu planlara engel olmak için her türlü cihad etmenin gerekli olduğunu bilmek için başka bir delile gerek mi var? Bu, cihadın ta kendisidir. Çünkü bu savaş yalnızca Çeçenistanın bağımsızlığı için değil, müslüman ümmetin müdafaası için yürütülmektedir.
    O, - rahimahullah – devamla şöyle söylüyor:
    Cihad kelmesinin Kafkasya'da ve tüm İslam dünyasında ne anlama geldiği sorusuna gelince, cihad tüm müslümanlar için cihad olarak anlaşılmış ve Çeçenistan cihadına Müslümanların Raşidi Hilafetin ihyası için yürütülen büyük cihad olarak bakması gerektiğini söyleyebiliriz. Bunun yanısıra Çeçen cihadının hedefi müslüman birliğinin sağlanmasıdır. Bu hedef, Müslüman Ümmetin özgürlüğü ve Şeytanın hile ve tuzaklarından kurtulmasının yolu ve silahı olacaktır.
    Bunun yanısıra, Dağıstan ve Çeçenistanla birlikte tüm Kafkasya bölgesi İslam Hilafetinin bir cüzüdür ve bu nedenle cihad bölgeyi kafirlerin işgalinden temizlemektir. Her müslümanın görevidir ve bizlerden her birimiz bu görevi alemlerin Rabbı Allah'ın adına yerine getirmekle yükümlüyüz.
    Devamla şöyle diyor:
    «Джихад в Чечне не нов и скорее это один из этапов джихада, который восходит к битве при Бадре под руководством пророка Мухаммада (алейхи салату васалам), или, может быть, еще раньше к сражению между пророком Даудом и Джалутом. Борьба за Чечню — это еще одна страница в истории вечного джихада для достижения действительной справедливости во имя Аллаха».
    Çeçenistan'da cihad yeni değil ve bu, Bedir' de Resulullah'ın – sallallahualeyhivasellem - komutasında yürütülen cihada, belki ondan da önceye – Davud peygamberle Calut arasındakı savaşa kadar uzayan, sadece bir süreçtir.
    Şeyh Eymen ez-Zevahiri devamla diyor:
    Zelimhan Yandarbiyevin İslamı ve cihadı harika fehmi ve kendi halkı adından söylediklerine binaen, çeçenler bu güne kadar 450 yıl boyunca haça tapanlar ve Rus komünist birliklerine karşı direnişi yürütmeyi başarmışlar.
    İşte bu nedenledir ki, kibirli işgal güçleri onların kahramanlıklarını, direniş ve zaferlerini gizlemekteler.
    Çeçenler, Allahın izniyle, birinci çeçen savaşında kazanmış oldukları zaferi bu güne kadar süren ikinci çeçen savaşında da kazanacaklardır. Nitekim, aynı zaferi alim, mücahit Emir Muhammed ibn el-Kerim el-Hattabi – rahimahullah – komutasında Rif halkı el-Aksa el-Mağrib'te İspanyollara karşı çok meşhur Annual savaşlarda kazanmıştılar. O savaş ki, bin mücahit 25 bin İspanyol askere karşı savaşarak 16 bin kadarını mahvetmiştiler.
    Eminim ki, Araplar ve Kıptilerin çoğu Annualın ne olduğunu bilmiyorlar ve okullarında tahrif edilmiş tarih derslerinde bu konuda hiç bir şey söylenmemiştir. Nitekim, gerilla savaşının tarihçileri onu emperyalizmden kurtuluş mücadelesinin en büyük savaşçılarından saymaktadır. Şeyh Ebu Musab el-Suri – Allah onu esaretten kurtarsın – Taliban hakkında yazmış olduğu kitabında Mao Tszedunun el-Hattabi – rahimahullah – hakkında: “O benim gerilla savaşında en büyük mürşitlerimden olmuştur” dediğini yazar.
    Şöyle bir soru sorulabilir: Çeçenistanın Mısır, Tunus ve Libyadakı olaylarla ilişkisi nedir?
    Cevap olarak şunu söylemek istiyorum.
    Onların arasındakı ilişki o ki, Çeçenistan mücadele etti ve kazandı. Şimdi de mücadele ediyor ve Allah'ın izniyle kazanacaktır. Çeçenistan bir ya da iki yıl mücadele etmemiştir, bilakis, 450 yıldır mücadele veriyor.
    Soru gün gibi kesindir – Bu, İslam devleti kurmak için özgürlük mücadelesi veren müslüman ülkedir.
  • Nitekim, gerilla savaşının tarihçileri onu emperyalizmden kurtuluş mücadelesinin en büyük savaşçılarından saymaktadır. Şeyh Ebu Musab el-Suri –Taliban hakkında yazmış olduğu kitabında Mao Tszedunun el-Hattabi – rahimahullah – hakkında: “O benim gerilla savaşında en büyük mürşitlerimden olmuştur” dediğini yazar.
  • “Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla...Hamd, bizleri Müslümanlar olarak yaratan ve Cenneti kazanmamız için bizleri Cihadla şereflendiren âlemlerin rabbi olan Allah'a mahsustur. Salât ve selam, Mücahidlerin imamı Muhammed
    (s.a.v)'e, O'nun pak ailesine, ashabına ve Kıyamete kadar O'nu takip eden herkesin üzerine olsun! Cihadda şehid olanlar için, Mücahidler için, zorluk çeken Müslümanlar için rahmet diliyoruz. Onların sıkıntılarını gidermek için çaba sarf edeceğiz. Bugün İslam âleminde meydana gelen gelişmelerden dolayı Allah'a şükrediyorum. Müslümanlar uyanıyor ve insanlar diktatörlere-tiranlara karşı ayağa kalkıyor. Onların birçoğu acılara maruz kalıyor. Onlar Allah'ın Şeriatını tesis etmek için çıktıklarından dolayı ödüllendirileceklerdir. Bu
    mücadelede hayatlarını kaybedenler, İnşa'Allah cennete gideceklerdir.” Bu sözler ne Osama bin Ladin’e ne yardımcısı Ayman el-Zawahiri’ye ne
    de Taliban lideri Molla Ömer’e ait değil. Kendisini “Çeçen, bağımsız, uluslararası ve İslami niteliği olan internet haber ajansı” olarak tanımlayan Kavkaz Center ajansından alınan bu sözler, Kuzey Kafkasya’da 2007’de internet üzerinden ilan edilen Kafkas Emirliği’nin lideri Emir Dokku Ebu Osman'a ait.
  • Merhaba arkadaşlar. Bugün sizler ile 2008 yılında okumuş olduğum, Steve Coll’e Pulitzer ödülü kazandıran kitabı, Hayalet Savaşları’nı (Ghost Wars) incelemek istiyorum. Zaman zaman okumuş olduğum ve ben de güzel izlenimler, deneyimler bırakan değerli kitaplara incelemeler yazıyorum ve “Hayalet Savaşları” da bunlardan birisidir diyebilirim. Bu kitabın tümü, açık veya gizli belge ve söyleşilere dayanmaktadır. Okumuş olduğum ve önümde duran bu kitap, Amerika ve onun haber alma teşkilatı CIA’nin, 27 Nisan 1979 tarihinde Afganistan’da başlayan Sovyet İşgali sonrasında, 10 Eylül 2001’e kadar yürütmüş oldukları gizli faaliyetlerini ve rollerini ele almaktadır. Ayrıca gelişen bu süreçte, 1998 yılında kurulan ve yeni dünya düzeninde tüm dünyada insanlara terör saldırılarıyla korku salacak olan El-Kaide terör örgütü ile Bin Ladin’in Afganistan’da kimler tarafından, nasıl yaratıldıklarının “gizli tarihi”ni ele alınmaktadır.

    Ülkemizde Truva Yayınları tarafından basılan ve satışa sunulan Hayalet Savaşları kitabında dolu dolu ele alacağınız 664 sayfa içerik asla aldatıcı bilgiler ile süslenmemiştir. Aslına bakacak olursak, Amerika Birleşik Devletleri'nin Afganistan'a müdahil olması 9/11 olaylarından çok daha öncesine dayanmaktadır. Buraya, Afganistan’ın kızıl çorak topraklarına gelene kadar darbe üstüne darbe ya da hamle üstüne hamle (blow by blow) yapmıştır diyebiliriz. Bir gün, sabahın erken saatlerinde aniden New York ve Washington semalarında beliren uçakların, ülkenin önem arz eden yapılarını hedef almasıyla birlikte tüm dünyada hayat sanki resmen durmuş gibiydi. O gün ve o gün sonrasında medyanın ekranlarda sansürsüz yayınladığı bu algı propagandasını şahsen hiç unutmayacağım. Aslına bakacak olursak, ABD’nin merkezini sarsacak bu denli sansasyonel bir saldırıyı yürüten düşmanın 11.925 km ötede bir ülkeden gelebileceğini o güne kadar hiç kimse kestiremezdi.

    Steve Coll, bu kitabı ile biz okurlar için son derece usta bir şekilde Usame bin Ladin'in izini sürmekte ve Hollywood tarzı CIA operasyonlarını arayan okuyucu kitlesini içine çekecek detayların (operasyonların ve yaşanmışlıkların) kapısını aralamaktadır. Takvimler 4 Kasım 1979’u gösterirken, tüm dünyada insanlar, İran Amerikan konsolosluğunda yaşanan rehine krizine odaklanmış ve "Burada Öleceğiz" diye seslenen diplomatların akıbetlerini solukları tutulmuş bir şekilde takip etmekteydiler. Birçok Amerikalı, Tahran büyükelçiliğinde hapsedilen Amerikalılara odaklanırken, Coll aynı zamanda ortaya çıkan eşit derecede önemli bir olaya dikkat çekmekteydi. İlginçtir ki aşırı radikal Pakistanlı öğrenciler, anti-Amerikancılığın gelişmekte olan dalgasına kapıldıkları bu zamanda, Pakistan İslâm Cumhuriyeti'nin başşehri olan İslâmâbâd büyükelçiliği dışında eşzamanlı bir isyan başlattılar. Yaşanmakta olan bu protesto ve gerginliğin ufak hareketliliği, yerini kısa bir süre sonra ortaya çıkan, güvenlik çitlerini yırtarak aşacak olan silahlı öğrencilerin eylemine bırakacaktı. Ortaya çıkan bu öğrenciler, elçilik koruması olan ABD Deniz Muhafızları'nı alt ettiler ve elçilik ofislerinin iç mahallerine kadar ilerlediler. Diplomatik personelin Pakistan polisine acil durum bildirisi sonrasında, elçilik çalışanları prosedür gereği önem arz eden tüm yazışmaları, belgeleri yakmaya başladılar ve daha sonra hepsi güvenlik için yapılmış olan "acil durum odasına" çekildiler ve burada yerel polis güçlerinin gelmesini beklemeye koyuldular. Aslında burada bir umut beklemelerine rağmen, polis kuvvetleri elçilik binasında yaşanan olayları bastırmaya gelmedi. İsyancılar, zamanında 20 milyon dolar harcanarak yapılmış olan elçilik yerleşkelerinin neredeyse diğer tüm bölümlerini yakıp yıktılar. Hadisenin yaşandığı o gecenin ilerleyen saatlerinde, bir CIA ajanı diğer sağ kalan elçilik personelini güvenli bölgeye götürmek için yıkık elçilik binasından dışarı çıkarak bir araç çalmak zorunda kaldı. Nedendir bilinmez ama bu aptalca politikanın devamı olarak, Washington’da Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hodding Carter gazetecilere, “Alınan raporlara göre elçilikteki tüm personel Pakistan ordusu askerleri sayesinde kurtarılmıştır” (S. 43) diyecektir. Yaşanan bu elim hadisenin Amerikan diplomatik tarihin en yüksek can kaybına yol açmış olduğunu ifade edecek ve birçok Amerika’n vatandaşının yaşamını kurtardığı için Pakistanlı yetkililere tebrik üstüne tebrik sunacak ve teşekkür edecektir.

    Steve Coll, bizleri kitabı ile Sovyet komünist Afganistan işgalini baltalamak adına, eski bir CIA şefi olan William Casey’nin gizli bir operasyonuna götürüyor. Bu operasyon Amerika'nın yürütmekte olduğu dünya hâkimiyetinin bir başka ayağı olarak başlayan ve Sovyetlerin Kafkaslarda genişlemesini engellemeyi amaçlayan bir programdı. Bu yakın tarihte yürütülen operasyonda, yerel Afgan isyancılarına ve güçlerine CIA tarafından yüzlerce milyon dolarlık silah ile birlikte para yardımı da yapıldı. Tüm bunlar, Casey'nin “Sovyetler Birliği'ne karşı savaşı sürdürmek” konusundaki değişmez planıydı ve her ne olursa olsun bu plan amacına ulaşmalıydı. Bu plan, Sovyetlerin 1988'de Afganistan'dan çekilmesiyle başarılı oldu, ama aslında hesapta olmayan bir şeyi daha beraberinde getirdi! Bu savaş sonrasında ABD tarafından yapılan yardımlarından geriye kalan binlerce tehlikeli silah karaborsada serbestçe dolaşmaktaydı ve zafer sarhoşluğu sonrası yeniden yapılanma, kalkınma planı olmayan isyancılar Afgan hükümetini ve ülkeyi içinden çıkılmaz bir kaosa sürüklediler. Bu yaşananlar size tanıdık geliyor mu? (Günümüz Irak ve Suriye’si!) :))

    Taliban ülkenin kontrolünü ele geçirdikten sonra, Afganistan'ın CIA'nin komuta merkezi, Beyaz Saray ve Langley'de bulunan ABD'li yetkililer, dikkatlerini kolayca tanımlanabilecekleri bir düşmana çevirmektense, tercihlerini diğer Rus hareket ve faaliyetlerine yönelttiler. Analistler, Afganistan, Suudi Arabistan ve diğer Ortadoğu ülkelerinde bulunan İslami cihatçıların Amerika'ya ve günün birinde sivillere ulaşabileceği ihtimaline kör kaldılar. Kitapta bizleri bekleyen birkaç yüz sayfa, Afganistan'daki Taliban'ın 1989'dan Aralık 1997'ye kadar yükselişini okuyacağız.

    Bu kitabın ikinci bölümünde, biz okurlara Coll'ün yavaş, titiz ve teğet geçmeyen yazma tarzını, ABD’nin dünyaya karşı olan gerçeklerini yansıtır. Zaman zaman okuduğunu detaylar ya da yaşanmışlıklar bir okuyucuya ne kadar saçma gibi görünse de, aslında birebir tarihe kayıt geçmiş politik ve sansasyonel hadiselerdir. Kitapta Usame bin Ladin’nin kendisinden, onun ailesinden gelen muazzam zenginliğinden ve Amerika'ya karşı artan nefretinden söz edilmektedir. Bin Ladin birçok yönden Coll'ün kitabının temel taşını oluşturmaktadır. Okuyucular, Bin Ladin’in bu terör sapkınlığı sürecinin nasıl geliştiğini ve kendisinin dünyadaki en sofistike istihbarat topluluğunu nasıl yendiğini okuyacaklardır.

    1997'den 10 Eylül 2001'e kadar uzanan üçüncü bölüm ise adeta zirve tırmandıran bölümdür. 1990'larda Yemen’de yaşananlar, 12 Ekim 2000 tarihinde el-Kaide tarafından USS Cole savaş gemisine düzenlenen saldırı, El-Kaide'nin Beyaz Saray'a duyurmak istediği ayak sesleriydi. Coll, 1996'da, CIA tarafında Bin Ladin biriminin kurulmasını ve 11 Eylül'e kadar olan bu yükselişi etkileyici bir şekilde, detaylıca anlatıyor. ABD hükumeti bu konuda çok hızlı değilse de sonunda uyanıyor! CIA, İslami cihadın altyapısını kırmak niyetinde olsa da, Başkan Clinton'ın diğer başkanlara nazaran bu dış politikada çok da etkili ve ilgi olmadığını öğreniyoruz. Ayrıca Başkanın bu konuya olan yaklaşımı, CIA'nin bütçesini ve ulusal güvenlik önceliklerini de önemli ölçüde etkilemekteydi.

    CIA direktörü George Tenet, El-Kaide ve bin Ladin girişimlerine karşı verilen bu yeni öncelik ile Bin Ladin'i bulunduğu yerden operasyon ile almak için Clinton'ın güvenlik ekibine çok sayıda plan sunduysa da, ABD bu gibi fırsatların hepsini kaçırdı. Tenet'in sunmuş olduğu tüm planlar önemli güvenlik riskleri taşımaktaydı. CIA, tüm çabalarına rağmen deyim yerindeyse, Bin Laden'in “iç çemberine” asla giremedi ve Afgan ajanlarının kendileri ve ABD hükumetine karşı olan dürüstlüğünden şüphe duyar oldu. Bunların dışında, CIA hakkında yürütülen sıkı kongre incelemeleri, Bin Ladin'e karşı yürütülecek olan suikast planlarını ve paramiliter operasyonları engelledi. CIA, her fırsatta yaratıcılığıni ve seçeneklerini boğan yasal kısıtlamalarla karşı karşıya kaldı. ABD, ulusal casusluk ve medeni haklar konusunda geniş çaplı bir tartışmaya girerken, 1990'ların sonlarından itibaren yaşanılanlardan alınan dersler, CIA’ye uygulanan yasal sınırlamaların işlerini yapmasını engellediğini ve 11 Eylül’ün gerçekleşmesine izin verdiğini gösteriyor.

    2001'in yaz aylarına girerken, ülkede ve dünyada neler olduğunu bilenler arasında CIA'deki korku durumu o kadar yüksekti ki, bazı memurlar istifa etmek ve bazı bilgiler ile kamuoyuna gitmek istedi. Çoğunlukta olan istihbarat çalışanları, El-Kaide'nin ABD'ye her an saldırmayı planladığını dile getiriyorlardı. Bu sadece bir an meselesiydi. 10 Eylül'de CIA’nin Başkanı, Başkan Bush'un günlük istihbarat toplantısında, Bin Ladin’in ABD’ye karşı kesin bir saldırı talimatı emri verdiği ve ABD’nin El-Kaide ile girişeceği gizli savaşın sonuçları görüşüldü.

    Steve Coll, temelde 9/11 komisyonlarının bulgularını birleştirmek, pekiştirmek adına kitabı burada sona erdirir. Kitap, CIA’nın tahrip gücü yüksek teknolojik silahlarla yenilgiye uğratmaya çalıştığı Sovyetleri, desteklediği yerel güçler ile yenerek şok etkisi bıraktığını anlatmaktadır. Bence burada, bu kitapta zor olan tek şey, okuyucunun sonuna kadar sabırlı davranabilmesidir. Steve Coll, okuru ile çıkmış olduğu bu yolculukta kendisine yardımcı olmak için kolaylık sağlamışsa da, tanımadığınız, bilmediğiniz birçok şey ve detay sizi belki sıkabilir. Ama Hayalet Savaşları kitabı, tarihte belli bir döneme ışık tutacak bir ders kitabı niteliğinde, bugünün derslerinde akademik olarak ele alınabilir. Evet, bir kitap incelememizin daha sonuna geldik. Herkese şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

    Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

    ~ Adem YEŞİL ~
  • Emir ve Hasan, Kabil'in Sultanları...
    Emir; meşru, herkes tarafından kabul gören, Hasan tarafından tamamiyle saf sevgiyle sevilen bir çocuk.
    Hasan; meşru olmayan, Hazara, kendini Emir'e iyilik yapmaya, kol kanat germeye adamış bir çocuk.
    Aslında bu kitap hakkında ayrıntıya girerek inceleme yazmayı ümit ediyordum ama kitabı bitirince sanki bana kal geldi. Cümleleri toplayacak güç bulamıyorum. Önce Hasan'ın yaşadıkları, sonra Hasan'ın oğlu Sohrab'ın yaşadıkları, Afganistan'ın monarşi yıllarından 2000 li yıllara kadar süren içler acısı durumu, Taliban diye anılan terör örgütünün ne kadar ahlaksız ve vicdansız olduğunu, dini sonuna kadar kendi menfaatlerine alet edip, sabote edişi...
    Dünya çok kötü bir yer dedim sadece. Mide bulandırıcı çoğu zaman.

    En azından şunları da ilave edeyim. Khaled Hosseini Afganistan'ın durumunu bütün yanlarıyla gözler önüne seriyor. Bir çok konuda bilgi sahibi olabileceğimiz akıcı, sürükleyici bir roman.
  • Taliban, Tarık'ın en sevdiği şarkıcının, Ahmet Zahir'in mezarına kurşun yağdırdı. "Öleli neredeyse yirmi yıl oluyor." dedi Leyla. "Ölmek bile yetmiyor mu?"