Talut-Calut Kıssası Üzerinden Ahir Zamana Bakış
“Tâlût, ordu ile hareket edince dedi ki: ‘Allah sizi bir nehirle imtihân edecek. Kim ondan içerse, benden değildir. Kim de onu tatmazsa, işte o bendendir. Ancak bir avuç içmenin zararı yoktur.” İçlerinden pek azı hariç, hepsi de sudan içtiler. Tâlût ve berâberindekiler nehri geçince geride kalanlar ‘Bizim bugün, Câlût ile ordusuna karşı duracak gücümüz yok’ dediler. Allah’a kavuşacaklarını bilenler ise şu cevabı verdiler: ‘Nice az topluluklar, Allah’ın izniyle nice çok topluluklara galip gelmişlerdir. Allah, sabırlılarla berâberdir.’ Câlût ve ordusuna karşı savaş meydanına çıktıkları zaman da şöyle dediler: ‘Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır. Ayaklarımızı sabit tut ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et! Sonra, Allah’ın izniyle düşmanı hezimete uğrattılar..” (Bakara Sûresi, 249-250-251)

Talut, peygamber değildir, ama bir peygambere gelen vahiy ile inananların ordusuna komutan olmuştur. Hz. Davut (as) bir peygamber olduğu halde, Talut’un komutası altında savaşır. Talut, Hz. Davut’a vahiy ile gelen emri ordusunu duyurur ve nehirden su içilmemesi gerektiğini, içilecekse ancak belli bir miktara izin olduğunu açıklar.

Calut ile savaşan inananların sayısı çoktur. Ama kendilerine göre farklı sebeplerle vahyin ölçüsünü değil de şartların getirdiği zorlukları bahane ederek büyük bir kısmı nefislerine uyup suyu verilen ruhsat miktarından fazla içerler. Vücutları şişer, düşmandan korkmaya başlarlar, cesaretleri kırılır. Savaşmaya güçleri kalmaz. Ve hepsi Calut askerlerince öldürülür.
Nehirden su içmeyen ya da ruhsat miktarı az içenlerse korkularını atar ve cesaret kazanırlar. Emre itaat etmenin neticesidir bu hal!
Kıssada şartları önceden vahiyle belirlenmiş olan bu maddî savaşta gâlib olanların sayılarının azlığı ve sadâkatleri onları Allah’ın yanında makbûl yapmış ve Efendimiz de (asm) bir hadisi şerifinde ahir zamandaki mü’minlerin samîmiyetini, sebatını ve sadâkatini Tâlût’un nehri geçen askerleri ile irtibatlandırmıştır.


Evet, Tâlût’un bahsettiği nehir imtihân vesîlesi olarak önümüzde duruyor. Ahirzamân nehrindeki türlü çeşit lezzetler, tüketim çılgınlığı ve isrâf, Müslümanları cezb ediyor, sarhoş edip sersemletiyor. Hak ve hakikatten verilen rüşvetlerle nefis şişerek manen insanı yutuyor.

Aynen Talut’un isyankâr askerleri gibi....
İslâm hakikatleri âhirzamân nehrinin dehşetli derin nehrinden içilen sularla dünya için fedâ ediliyor. Müslümanların kuvveti hakta ve ihlâsta arama yerine dünya malında, mevkilerinde, imtiyazlarında ve siyasetinde arama gayretleri ibretlik bir hâdise olarak şimdilerde en acı misalleriyle yaşanıyor...

YASEMİN GÜLEÇYÜZ