• 192 syf.
    ·Puan vermedi
    Herkese selam Bugün sizlerle güzel bir kitabın yorumunu paylaşmaya geldim. #dogannovus yayınlarından çıkan #Arzuakgun kaleminden #sonuctaerkek kitabını okudum bitirdim. Bakalım neler varmis bu güzel kitapta.
    Öncelikle şunu belirteyim. Kitabi özellikle kadınlar mutlaka okusun derim. Neden derseniz; içinde tam 40 farklı erkek karakterini ele almış sevgili arzu. Onların karakteristik yapısını alıp masaya yatırmış, bize de alın size gözünüzde o çok buyuttugunuz erkek milletinin iç yüzü demiş. O karakterleri okurken zaman zaman aaaa bu benim eski sevgilim, ay bu aynı benim komsum, eşim, abim, babam vs diye kendi kendinize hayretler içind e kalacaksiniz. Çünkü bu tip erkeklere emin olun hayatimizin bir yerinde mutlaka denk geliyoruz. Çevremizde, evimizde, iş yerimizde varolan adamlar bunlar.
    Karakterleri okurken zaman zaman kahkahalarla gülerken, bazen kızıp ofkelenip, bazen de kendinizi sorgulayıp ahhh diyorsunuz bende aynı salakliklari yapmıştım ne aptalmisim diye kendinizle yuzlesiyorsunuz. Kitabın en güzel ve en faydalı kısmı ise sizi bunlarla yüzleştirirken aynı zamanda da bir rehber niteliğinde yol gösterip farkında olmadığımız bir çok guclu yanlarımızı bize gosteriyor. Bir nevi kadın dayanışması diyeyim. Hayatımızdaki erkekleri inceden döverken, bizde bıraktıkları yaraları, acıları sarıp sarmalayan , kol kanat geren bir dost niteliğinde olmuş.
    Ben kitabı okurken sanki karşımda bir dostumla dertlesir gibi, ahh merve bak bu adamlar bizim hayatımızda hep varolacak ama sen güçlü bir kadınsın gereğini yapmasını bilirsin diyen bir dostun sıcaklığında okudum.
    Arzu ile konuşurken şunu demistim; kitap anlatıdan ziyade bir rehber gibi olmuş. Ama iyi ki de olmuş. Ve iyi ki yazmissin En ilginç kısmı bir kadın gözünden etkenlerin bu kadar net olarak analiz edilmiş olması idi. Ki biz bunu cengelkoyde kahve içerken detaylıca konuşacağız arzuyla
    Son olarak; uzun zamandır belki ilk defa kendimle bu kadar net yüzleştim diyebilirim. Biten aşkım, kalp sizilarim, acılarım hep bendenmis meğerse. Geç olsa da öğrendim ya çok şükür. Sevgili arzu bu güzel kitap için bir kez daha sana teşekkür ederim. Kalemin yolun açık olsun. Hepinize keyifli günler dostlar.
  • 287 syf.
    ·10/10
    Yazılarından keyif aldığım, bir şeyler öğrendiğim yahut zihnimde yeni ufuklar açan ve beni düşünmeye, gözlemlemeye iten her yazarı; din, dil, ırk ayırt etmeden okurum. Amacım ise, hayata elimden geldiğince her yönden bakmaya çalışmak ve öylesine değil, hakkıyla yaşamak. Bu düşüncelerimden hiç şaşmadan inatla yoluma devam etsem de, rahatımı bozan insanlar da olmuyor değil. Okuduğum ve beğendim yazarları belli bir kalıba sıkıştıran, yazdığı tek satırı okumadan onun hakkında dininden yahut ırkından yola çıkarak yorum yapan ve beni tenkit eden insanların varlığı, eskiden beni öfkelendirirken, son zamanlarda canımı sıkar oldu. Özellikle ülkemizde, yetiştirdiğimiz nadir düşünce insanları, sanatçılar ve edebiyatçılar olduğunu düşündüğümde, bu tutumu çok haksız buluyorum. Misal, Mehmet Akif Ersoy’u dindar, Sabahattin Ali’yi komünist diye küçümsemeyi ve yapıtlarını inkar edip hatta çöpe atmanın son derece yanlış olduğunu düşünüyorum. Okunan metinleri olduğu gibi kabul etmek değildir okuyucunun görevi; okuduğunu düşünmek ve sorgulamaktır. Ama tabii ki, okuma oranın bu kadar düşük olduğu bir memlekette, düşünme ve sorgulama kısmına geçmek için çok uzun yollar katetmek lazım, o da ayrı bir konu.

    Bütün bu yazdıklarımın elbette bir sebebi var ki, bu da kendi adıma çok değerli bulduğum bir düşünce adamı olan Cemil Meriç. Daha önce okuduğum ‘Bu Ülke’ kitabıyla beni can evimden vuran, velev ki yazdıklarının hepsi boş laf olsa, sadece ömrünü okumaya adamış bir insan olması bile onu son derece özel ve önemli biri yapmakta, bana göre. Ama tabii ki, hayata at gözlüğüyle bakan bir insan için bunu görmek neredeyse imkansız.

    ‘Mağaradakiler’, Meriç’in Türkiye ve Avrupa’daki entelektüelleri ve aydınlarıincelediği ve analiz ettiği, iki bölümden oluşan bir kitap. ‘Mağaranın Dışı’ olarak adlandırdığı ilk bölümde, her türlü bakış açısına göre, entelektüel kavramı tarif ediliyor. Dünyada entelektüel kavramının tarifini yapan insanların, katıldığı ve katılmadığı düşüncelerini, eksik bulduğu ve tamamlamak istediği taraflarını tek tek analiz ederek değerlendirmiş Cemil Meriç. Devamında, entelektüel ile kapitalizm arasındaki ilişkiyi, sonrasında da intelijansiya kelimesini ve Rusya’daki aydın kitlesini analiz etmekte. ‘Mağaradakiler’ adlı ikinci bölümde ise, sıra Türk aydınını ele almaya geliyor. Meriç bu bölümde;ihtilal, revolüsyon, inklap, anarşi ve liberalizm gibi konuları analiz etmekte. Eleştirel yaklaşımın önemini vurgulayan yazar, bunun her çağda tepki çektiğini, kiminin bu yüzden taş ocaklarına yollanmış olsa da susturulamadığını belirtir. Kitabın 1980 yılındaki baskısında çıkan ‘Suçlu Kim’ bölümünde ise yazar, dilin yozlaşması, dilde ırkçılık gibi konuları incelemekte.

    Kolay okunan bir kitap olduğunu söyleyemem. Meriç’in bahsettiği konulara sağlam bir şekilde vakıf olsaydım, muhakkak ki söyleyecek ve yazacak daha çok şeyim olurdu. Ancak, zor okumama, okurken sürekli düşünmeme rağmen, çok keyif aldığımı söyleyebilirim.

    Kitabın sonunda, sevgili Meriç, kendi hayatının özetini yaparken; çeşitli kavramları ve ideolojileri tam kavramadan sahiplendiğini, bu yüzden de çözümü hayattan ve insanlardan uzaklaşarak kitaplarda bulduğundan bahsetmekte. ‘Bu Ülke’ kitabında da bu tip birkaç düşüncesinden bahseder kendisi. Bu konudaki sözleri benim için o kadar önemli ve değerlidir ki, insanların kitaplarla kafayı bozduğumu ve beni takıntılı biri olarak nitelendirmeye başladıkları süreçlere denk gelmişti o satırları okumam. Cemil Meriç sayesinde kulaklarımı tıkadım bütün söylenenlere. Büyük ihtimalle bir süre daha devam ettiler konuşmaya. Ne zaman sustular bilmiyorum. Kulaklarımı yeni açtım ve sanırım artık sadece, işime yarayacak şeyleri duyuyorum.

    Cemil Meriç
  • 296 syf.
    ·3 günde·Beğendi·7/10
    70'e yakın Agatha Christie kitabı okumuş birisi olarak, çeviri için tam bir facia diyebilirim. Nerede Gönül Suveren çevirileri, nerede bu çeviri.
    Kitap hakkında yorumum ise; tam bir 2. Dünya savaşı sonrası İngiltere'si ve Agatha Christie dehası harmanlanmış. Başmüfettiş Battle ile karşılaşmak mutlu etti beni. Genel olarak Hercule Poirot ile birlikte okuduğum büyük müfettiş..
    Dediğim gibi çeviri hataları ve çevirmenin katkı (!) larını saymazsak her zamanki gibi düşündüren ve gizemini koruyan bir kitap. Bu defa kim katil buldum. Gri hücrelerim detayları takip etmeye çalıştı ama daha ziyade Agatha Christie'nin onca kitabını okumuş birisi olarak, karakterlere yüklediği anlamları daha iyi analiz ettim diyebilirim. Tavsiye ederim. Ama farklı bir çeviri olarak tavsiye ediyorum.
  • ​Mısır’da bulunan Giza piramitleri gerçek bir başyapıt. Şu anki teknolojimizle bile aynılarının yapılabilmesi oldukça zor. Yapılan tarihsel analizler piramitlerin M.Ö. 2589 ile 2504 yılları arasında yapıldıklarını göstermektedir.

    Bu piramitlere dair bazı gerçekler bilim insanlarında merak uyandırırken, piramitleri ziyarete gelenleri rahatsız edecek boyutlara ulaşabiliyor.

    İşte Giza’da bulunan büyük piramide dair gerçekler;
    Piramidin yapımında her biri 2 ila 30 ton ağırlığında olan yaklaşık 2 milyon 300 bin taş blok kullanıldığı tahmin ediliyor.

    Giza piramidinde 50 tonun üzerinde bile taş bloklar olduğu söyleniyor. Menkaure Piramidi, Khafre Piramidi ve Khufu Büyük Piramidi tam olarak Orion yıldız kümesiyle uyumludur.

    Piramidin tabanı 55 bin metrekare alana kurulmuş ve her iki tarafı 20 bin metre kareden daha büyüktür. Piramidin iç sıcaklığı sabittir ve yeryüzünün ortalama sıcaklığına eşittir. Bu sıcaklık 20 derecedir. Piramidin dış mantosu 144 bin kasa taşından oluşmaktadır.

    Bu taşların hepsi parlatılmış ve yaklaşık olarak 1/100 inç doğruluğa sahip ve 100 inç kalınlıkta olan bu taşlar yaklaşık 100 inçlik bir düzeye kadar düz bir şekilde durmaktadır.

    Buradaki taşların her biri 15 tondur. Piramidin temelindeki taşlar ısı genişlemesi ve depremle mücadele edebilen yapıya sahiptir.

    Piramidin yapımında kullanılan harç bilinmeyen bir kaynaktan geliyor. Bu harç analiz edilip içeriği tespit edildi, ancak çoğaltılamıyor. Harcın özelliği taştan daha güçlü olması.

    Orijinalinde piramit kasa taşlarıyla kaplıydı. Bu taşlar oldukça cilalanmış ve kireç taşından yapılmışlar. Bu taşlar güneş ışınını yansıtan özelliğe sahipti ve piramit mücevher gibi parlıyordu. 14’üncü yüzyılda meydana gelen depremden sonra bu taşlar Mısırlı Araplar tarafından cami inşa etmek için kullanıldı.

    Taşların bir çoğu gevşedi. Muhafaza taşlarıyla orijinal piramidin muazzam bir ayna gibi göründüğü ve ışığı güçlü bir şekilde yansıttığı düşünülüyor. Bu haliyle piramidin yeryüzünde parlayan bir yıldız gibi aydan görülebildiği hesaplandı. Antik Mısırlılar tarafından büyük piramit İkhet olarak isimlendiriliyor. Bu isim görkemli ışık anlamına gelmektedir.Bu blokların taşınması ve toplanmasının nasıl yapıldığı hala gizemini koruyor.

    Büyük Piramit olabilecek en doğru şekilde hizalanmıştır. Piramidin kuzeye doğru hizalanmasında hata derecesi sadece 3/60 olarak bildirilmiştir. Kuzey kutbuyla belli bir dönemde aynı hizaya gelmektedir.Büyük piramit, yerkürenin toprak kütlesinin merkezinde bulunmaktadır.

    En çok araziden geçen doğu/batı paralelliği ve en çok araziden geçen kuzey/güney meridyeni yeryüzünde iki yerde kesişir. Bunlarda birisi okyanusta, birisi de Büyük Piramittedir.

    Piramidin dört yüzü bir miktar iç bükey olarak inşa edilmiştir. Büyük piramit bu şekilde inşa edilmiş tek piramittir. Dört tarafın merkezleri, yalnızca 8 taraflı piramidin oluşturduğu olağanüstü bir hassaslıkla girintilendirilmiştir.

    Bu etki zeminden ya da uzaktan değil sadece havadan görülebilir ve bazı zamanlarda uygun ışık koşullarında görüntülenebilir. Bu fenomen sadece güneşin batışı ile ilkbaharda güneş battığında havadan saptanabilir ve güneş piramidin üzerinde gölgeler bırakmaya başladığında son bulur.

    Kral dairesinde yer alan granit kutu pasajlara sığamayacak kadar büyüktür ve bu nedenle inşaata başlanmadan yerleştirilmiş olmalıdır. Kutsal ahit sandığı bir blok katı granitten yapılmıştır. Burada 8-9 fit uzunluğunda bronz testereler bulunmaktadır.

    İç mekanda boşluk bırakabilmek adına aynı malzemeden yapılmış boru biçiminde matkapların uygulanabilmesi için muazzam bir dikey kuvvet gerekmektedir. Kutsal ahit sandığının mikroskobik analizi, sert mücevher uçlarının kullanıldığı bir sabit nokta matkabının ve 2 tonluk bir sondaj kuvvetiyle yapıldığını ortaya koymaktadır.

    Büyük piramitte bir anda dönebilen kapı girişleri bulunmaktadır. Dönebilen kapı girişleri sadece iki piramitte yer almaktadır. Piramit ilk açıldığı zaman 20 ton ağırlığında olan kapı çok dengeli bir şekilde yerleştirildiği görüldü. İçeriden az bir kuvvetle açılabiliyordu. Kapatıldığında mükemmel bir uyum sağlanmıştı.

    Kapı neredeyse fark edilmiyordu ve dışarıdan bir görüş elde edebilmek için etrafında ya da kenarlarında bir çatlak, bir yarık bulunmuyordu. Yerdeki örtü sayesinde Büyük piramit İsrail dağlarından ve muhtemelen aydan da görülebiliyordu. Piramidin ağırlığı 5 milyon 955 bin ton olarak hesaplandı. Bu rakam 10 ^ 8 ile çarpıldığında dünyanın kütlesini vermektedir.

    The Descending Passage, kutup yıldızı Alpha Draconis’e, yaklaşık M.Ö. 2170-2144 yıllarına işaret etmektedir. Alpha Draconis bu noktada kutup yıldızı olmuştur ve o tarihten bu güne kadar bu şaftla uyan başka bir yıldız bulunmamaktadır.

    Kral dairesinde yer alan güney kanadı M.Ö. 2450 yıllarında, Orion takımyıldızı Al Nitak (Zeta Orionis) yıldızını işaret etmektedir. Orion takımyıldızı, Mısır tanrısı Osiris’le ilişkilendirildi. Tarihte bu zaman zarfında bu şaftla uyuşan başka yıldız yoktu.

    Granit kutu tabanının iki katı olan 10 ^ 8 güneşin ortalama yarıçapıdır. [270.45378502 Piramit İnç * 10 ^ 8 = 427.316 mil] Piramidin yüzlerinde uygulanan eğrilik, dünyanın yarı çapıyla tam olarak eşleşmektedir.

    Giza Büyük Piramidi olarak bilinen Khufu piramidi, 146 metreye yükselebilen en eski ve en büyük piramittir. Arkeologlar dünyanın yaklaşık olarak 3 bin 800 yıllık en uzun yapısı olduğunu söylemektedir.Pi (p) ve Phi (F) arasındaki ilişki Büyük Piramidin temel oranlarıyla ifade edilir.

    Editör / Yazar: İsa EKİCİ

    Kaynak: https://www.misrtravel.net/...reat_Pyramid_of_Giza
    Kaynak: Beyinsizler Uygulaması
  • 280 syf.
    ·2 günde·7/10
    Gerçekten güzel kitaptı ve kredilerin önemini açığa vuran nadir kriz kitaplarından. 2007-2008 krizi Amerika'nın sadece mortgage veya kırılgan finansal sistemiyle alakalı değil, bütün bir düzen tehdit altında ve çöken şey buydu. Finansal yeniliklerin doğduğu ve başka ülkelere Amerika'dan yayıldığı düşünülürse, büyük krizlerin hep neden Amerika'dan yayıldığını da anlamak zor olmaz. Buna sadece Amerika'nın en zengin olmasıyla açıklayamayız.

    Minsky okuduktan sonra bu kitabı okumak da ayrı bir zevk verdi. Her ne kadar içinde gerçek anlamıyla sistem eleştirisi barındırmasa da, tarihsel olarak krizleri anlamak ve bunların açıklamasını yapmak verilerin az olduğu dönemler için hala zor. Kapitalizm dediğimiz şey gerçek anlamıyla 1800lerden beri var ancak hala krizlerin nedenini tam olarak anlayamadık ve genel olarak politika yapıcılar hala krizleri öngöremiyor.

    Eğer bankacılık sistemini anlayabilirsek, krizlerin de dibine inmiş oluruz, ki kitap da bunu yapıyor. Tabii bana analiz biraz şuradan buradan çalıntı gibi geldi, çünkü aynı çıkarımları yapan insanları görmüşlüğümüz var. Ancak yine de okunmaya değer bir kitap.
  • Bebeklerin kurduğu rahatlatıcı ve yakın temas miktarı, onların sadece sıcak, rahat ve sevilmiş olmalarını sağlamaz. 2017de yapılan bir çalışma; bunun aslında bebekleri moleküler seviyede etkileyebileceğini ve etkilerinin yıllarca sürebileceğini söylüyor. Çalışmaya dayalı olarak, daha az fiziksel temas kuran ve erken yaşta daha sıkıntılı olan bebeklerin, gen ekpresyonunu (ifadesini) etkileyen moleküler işlemlerde değişikliklerle sonuçlanıyor.

    Kanada’dan British Kolombiya üniversitesinden bir ekip, bu çalışma için hala çok erken günler olduğu ve değişime neden olan şeyin tam olarak belli olmadığını vurguladı. Ama bilim insanlarına dokunmanın epigenomu (vücuttaki gen ekspresyonunu etkileyen biyokimyasal değişimler) nasıl etkilediği üzerine faydalı içgörüler verebilir.

    Çalışma süresince, 94 bebeğin aiesinden,doğumdan 5 hafta sonra dokunma ve sarılma alışkanlıklarının bir günlüğünü tutmaları ve aynı zamanda bebeklerin de uyuma,ağlama ve bunun gibi davranışlarını kaydetmeleri istendi.

    Dört buçuk yıl sonra çocuklardan, DNA metilasyonu adı verilen biyokimyasal modifikasyonu(değişim) analiz etmek için DNA bazları alındı. Bu; kromozomların bazı bölümlerinde küçük karbonlar ve hidrojen molekülleri ile etiketlenen ve genellikle genlerin çalışma şeklini değiştiren ve ekspresyonunu(ifadesini) etkileyen EPİGENETİK bir MEKANİZMADIR.

    Araştırmacılar; -fazla temas kuran-çocuklar ile -düşük temas-kuran çocuklar arasında, beş belirli DNA bölgesinde DNA metilasyon farkları buldular. Bunlardan ikisi genlerin içerisindeydi: biri bağışıklık sistemi ile bağlantılı ve diğeri metabolik sistemle.

    DNametilasyonu aynı zamanda normal biyolojik gelişim ve işleyişler için, onunla birlikte devam eden bir belirteç(markör) olarak hareket eder ve dış, çevresel faktörlerden de etkilenir. Sonra epigeneticyaş, kanın ve dokunun biyolojik yaşlanması vardı. Bu belirteç; bebekken daha az temas kuran ve gerçek yaşlarına kıyaslandığında erken yaşlarında daha çok sıkıntı yaşayan çocuklarda daha düşüktü.

    Ekipten Michael Kobor, ^^ Çocuklarda daha yavaş epigenetik yaşlanmanın daha az olumlu gelişmisel ilerlemeyi yansıttığını düşünüyoruz^^ dedi. Aslında benzer bulgular, farelere ne kadar dikkat ve özenin veridiğini araştıran bir çalışmada farkedildi.

    Epigenetik yaş ve kronolojik yaş arasındaki boşluk, geçmişteki sağlık problemlerine bağlanmıştı, ama yine bu tür sonuçlara varmak çok yakın: bilim insanları bunun çocukların ilerideki hayatlarını nasıl etkileyeceğini henüz bilmediklerini kolayca kabul ediyorlar.

    Üstelik biz çalışmada 1002den daha az bebekten bahsediyoruz ama görünen o ki, yakın temas ve sarılmalar bir şekilde vücudu genetik seviyede değiştiriyor. Tabiki insan dokunuşunun her türden gelişim şeklimiz ve bizim için iyi olduğu kabul ediliyor,ama bu insan bebeklerin epigenetiklerini nasıl değiştirebileceğini araştıran ilk çalışma.

    Neden olduğunu çözmek ve sonuç olarak sağlıkta uzun süreli değişimlerin görünüp görünmeyeceğini araştırmak sonraki çalışmaların işi olacaktır. Araştırmacılardan SARAH MOORE, “Bu çocuklarda gördüğümüz ‘biyolojik gelişememe’nin sağlıkları için, özellikle psikolojik gelişimleri için geniş etkiler taşıyıp taşımadığını takip etmeyi planlıyoruz”.“ Sonraki araştırma başlangıçtaki bulguları doğrularsa, özellikler sıkıntılı bebeklerde fiziksel temas kurmanın önemini vurgulayacaktır.”

    Editör / Yazar: Esra KAŞ
    Kaynak: https://www.sciencealert.com/...netics-dna-for-years
  • Paralel evrenler… Star Trek serisinde Kaptan Kirk ve Spock’u, Yıldızlarasında usta pilot Cooper’ı, Fringe dizisindeki birçok olayı veya DC karakteri Flash yani Barry Allen’ı yaşadıkları zaman ve mekan diliminden farklı yerlerde farklı durumlarda görmüşüzdür.

    Alternatif evrenlerin ve bu evrenlerdeki kopyalarımızın olabileceğine işaret eden paralel evrenler, aklımızdaki varoluşunu kozmoloji ve kuantum fiziğinden almaktadır. Yıllardır ortaya atılan paralel evren teorileri, bazı teorilerle (m teorisi, şişme teorisi vs.) bir araya getirildiğinde gayet mantıklı görünüyor. Sinema sektörünün eşsiz kaynağı, bilim insanlarının inanılmaz merakı ve bizlerin soru işareti olan paralel evren nedir ?

    Tarihsel kısma geçmeden önce paralel evren kabaca, bizlerin alternatif bir dünyada ancak aynı zaman diliminde başka işler yaptığı anlamına geliyor. Yani ben bu yazıyı yazarken alternatif evrendeki ben belki de sınavlara hazırlanıyorumdur veya başka bir işle meşgulümdür. Bu evrenlerin tamamı bizimki ile bağlantılıdır yani her biri bizim evrenimizden ve bizimki de başkalarından ayrılmış olabilir.

    Ayrıca paralel evrenlerdeki değişimler çok sansasyonel de olabilir. Mesela; bu paralel evrenler içinde tarihteki savaşlar bizim bildiğimizden daha farklı sonuçlanmış veya bizim evrenimizde soyu tükenmiş olan türler başka bir evrende evrimleşmiş ve adapte olmuş olabilir. Diğer yandan biz insanların nesli başka bir evrende tükenmiş de olabilir. Yani tam bir bilinmezlik. Bu tanımımızın ardından biraz tarihsel bilgilerle devam edelim.

    1895 yılında çoklu evren terimini ilk kullanan isim William James olmuştur. Paralel evrenler ile ilgili teorilerin kaynağı Albert Einstein’ın fikirlerine dayanır. Ancak bu durumu fikrin ötesine taşıyan isim, 1954 yılında yaptığı çalışma ile Amerikalı matematikçi ve fizikçi Hugh Everett olmuştur. Everett, bizim evrenimize benzeyen başka evrenlerin var olabileceği tezini ortaya atmıştır. Onun mükemmel bir matematikçi ve üstün bir kuantumcu olduğunu hatırlatmak gerekir.

    Özellikle parçacık fiziği üzerine yaptığı çalışmalar bu alanda devrim niteliğindedir. Ama ne yazık ki yaşadığı dönemde paralel evrenler hipotezine başta Niels Bohr olmak üzere birçok büyük bilim adamı tarafından karşı çıkıldı. Bunun üzerine Hugh Everett hevesini kaybetti ve yöneylem araştırmaları üzerine yoğunlaştı. Peki Everett’in teorilerinin kaynağı neydi ?

    Hugh Everett atom altı seviyede elektron davranışlarını makro düzeyde kendi evrenimize uyarlayarak o dönemde tepki gören teorisini oluşturmuştur… Everett’ın ana düşüncesi, bir elektron kendi yörüngesinde aynı anda birden fazla konumda bulunabildiğine göre evrenimiz için de bu durum geçerli olabilir, tezine dayanıyordu. Ancak bazı bilim adamları, atom altı düzeyde gerçekleşen bu durumu makro düzeyde bilimsel bulmadılar.

    Hugh Everett bu yönde çalışmalarını bıraktı ama paralel evrenler hipotezi son bulmadı. Bu sefer başka evrenler olabileceği düşüncesinin temelini Einstein’ın görecelik teorisi oluşturmaya başladı. Bildiğimiz üç boyutun ötesinde dördüncü boyut olan zamanın göreceliği teorisi bilim dünyasında büyük çığır açmıştı.

    Bu teori Einstein’ın matematiksel ispatıyla sınırlı kalmadı, uydu yörüngelerindeki sapmalar uzayın zamanı büktüğünün yakın zamandaki ilk kanıtlarındandı. Bu durumda zaman farkı farklı evrenleri işaret ediyor olabilirdi. Bu evrende bugünü yaşarken başka evrenlerde geçmiş ve geleceğin farklı varyasyonları yaşanıyor olabilir. Aynı üç boyutta konumlanmış bitişik evrenler veya kesişen evrenler de görecelik teorisinin bir sonucu olarak görülebilir. Şimdi diğer teorilerle devam edelim…

    Özellike de Stephen Hawking’in neredeyse bütün hayatı boyunca çalıştığı Sicim ve M Teorileri de paralel evrenlerin varlığını güçlendiriyor. Kuantum fiziği ile görelilik teorisini birleştirerek her şeyin teorisini geliştirmeyi vaat eden sicim teorisine göre, evreni oluşturan temel parçacıklar tek boyutlu süper küçük sicimlerden meydana gelir.

    Sicim teorisinin güncel ve daha yüksek boyutlu versiyonu olan M teorisine göre ise, sicim teorisinin 11 uzay-zaman boyutundan göremediğimiz 7’si çok küçük ve kendi üzerine kıvrılmış durumdadır.

    Sicim teorisine göre, 11 boyutlu evrende, sicimleri düzenlemenin 10.500 yolu vardır; yani kainatta 10 üzeri 500 evren bulunur. Bunlardan biri yaşadığımız evrendir. Ve genellikle çoklu evren modellerinden bahseden fizikçiler sicim teorisini kastetmektedirler. Anlaşılması en rahat olan teorilerimizden birisi de Şişme Teorisi’dir.

    Alan Guth tarafından 1979 yılında geliştirilen şişme modeline göre, yaşadığımız evren kuantum fiziğindeki belirsizliklerden dolayı şişti ve ışıktan hızlı genişleyerek dağıldı.Şişme modeli, maddenin ve enerjinin evrene eşit bir biçimde dağıldığını savunur. Bu da büyük patlamanın bizim göremeyeceğimiz kadar uzakta devam edebileceğini gösterir.

    Yani, şişme modeli kainatta ışık hızından daha yüksek bir hızda ve uzaklıkta sonsuz sayıda evren olabileceğini savunur. Kısaca elimizde bir futbol topu var ancak o topun aynısından Brezilya’daki bir çocukta da var ama o çocuğun topu daha farklı kullanılıyor.

    Bir başka destekleyici kanıt, Zar Kozmolojisi’dir. Zar kozmolojisine göre; diğer evrenlerde birer kopyalarımız yoktur; ancak paralel evrenler mevcuttur. Yaşadığımız 4 boyutlu evren, en az 5 boyutlu kainatta dikey olarak dizilmiş sonsuz sayıdaki evrenden biridir. Paralel evrenlerin varlığını kanıtlayabilecek bir diğer yöntem ise kütle-çekim dalgalarını analiz etmektir.

    Paralel evrenler varsa; yaşadığımız evrendeki kütle-çekim dalgalarına çarpabilir ve yıldız ışığının polarizasyonunu değiştirebilirler. Bu da paralel evrenlerin varlığına dair bir kanıt olabilir.

    Şimdi bir de işin sosyokültürel tarafına bir göz atalım. Felsefede, fizikte ve kozmolojide, her şeyi hesaplanabilir hale getirebilen tek zeki yaşam formunun homo sapiens olduğunu dikkate alan çok sayıda önermenin birleşimi Antropik İlke olarak adlandırılır.

    Antropik İlkeye göre, birden fazla evren varsa, onlar da bizimki gibi fizik kurallarına ve sabitlerine göre olmalıdır ve yaşam formları da bize benzemelidir. Bu doğrultuda; Stephen Hawking’ten Neil deGrasse Tyson’a kadar birçok ünlü bilim insanı, paralel evren kuramlarının bilimsel değil felsefi olduğunu savunur.

    Kesinliği olmayan ancak varlık ihtimali oldukça yüksek olan paralel evrenlerin dinsel ve sosyal boyutunun çok fazla olduğunu, bu sebeple de felsefi alanda yapılacak olan değerlendirmelerin daha doğru olduğunu düşünürler.

    Ancak bu isimlerin hemfikir olduğu bir konu varsa o da; paralel evrenlere yolculuğun imkansıza yakın olduğudur. Yani herhangi birimiz Barry Allen kadar zamanda hızlı koşamazsak veya uzayda zaman bükülmesi geçirmezsek halen daha olduğumuz kişiyiz.

    Eğer gerçekten de paralel evrenler varsa ( şahsi fikrime göre var ) orada bir başkan, çok zengin bir yönetici veya kraliçe olmuş olabiliriz ancak şu andaki yaşam koşullarımızı da asla küçümsememeli ve hayata daima olumlu yaklaşmalıyız. Yazılarımızın altına ”paralel evrenlerle ilgili yazı yazarsanız…” yorumları gelmişti.

    Elde edilen bilgiler, kaynaklardan taranan ifadeleri birleştirerek bu konuyu size açıklamaya çalıştım. Zaman paradoksu ve zaman kayması ile ilgili diğer yazımızda görüşmek üzere.

    Yazan: Kuzey Kılıç (@KuzeyGencc)

    Kaynaklar: https://www.imdb.com/chart/top
    https://www.space.com/...allel-universes.html
    https://tr.wikipedia.org/wiki/parallel-universe
    Kaynak: Beyinsiz Uygulaması