• UMUT ASLA BİTMEZ

    “Her sene olduğu gibi bir senenin daha degerlendirmesini yapalım bakalım 😏 25.12.19

    Ve bu yazıyı Ash - Give a little 🎶 şarkısıyla yazıyorum.
    I’ve been walking on roads
    ‘Till I found myself walking
    I’m walking alone :) biraz moda girdiğimize göre nerdee kalmıştık 🤣🎶🎶

    Bu yıl
    Hatalarımla, rezilliklerimle,bataklıktan çıkıp dünyaya kavuşmamla, hayatıma bir anda girenlerle, çıkanlarla, dostlarımı öğretişinle deli dolu bir yıl oldun. Nefesimi kesip önüme boş oksijen tüpünü koyuşunla meşhurdur. Bence, gerçekten büyük insanlar, dünyada büyük acılar çekmek zorundadır. Kalabalıklar içindeki yalnızlığımı dibine kadar yaşattın. Güldürmekten daha çok gözümden damla düşmemesi uğruna yoğun çaba sarf ettiğim, tam mutlu olacağım derken tokadını yüzüme sertçe vurduğun bir yıldın. ve bir Sezen Aksu şarkısı 🎶 gelir aklıma işte biz o gün tükeneceğiz...

    Gidenlerin geri döneceğini ve dönse dahi hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını öğrettin. Yaşamaya çalıştığım şeyin hayat olmadığını gösterdin. Bir koşuşturmacanın içinde heba oluyormuşum meğer. Aslında 2019 bana kim olduğumu, bundan sonrasında kim olacağımı gösterdi. Nereye ait olduğumu gösteren efsane bir yıldı. Hiç yaşamamış olduğumu gösterdi bu yıl bana, 23 yıllık ömrümü boşa geçirmişim aslında. Bunu gerçek ve saf sevgiyi bulduğumda anladım. Arayıp bulamadığım mucizeyi önüme oturttu 2019.
    Aşkın varlığına inandım. İnatla reddettiğim bir şeyin nasıl gerçek olabileceğini gözlerimle görmedim ama kalbimde hissettim. Bir insanı sevebilmenin ne müthiş bir his olduğunu yüzüne her bakışımda her bir zerremde hissettim. Daha doğrusu bir insanı hissedebilmeyi öğrendim. Bu yaşıma kadar sevmemiş olduğumu gördüm.
    ‘Ben bundan öncesinde eksiktim ve seninle tamamlandım, diyebildim. Bu zamana kadar hiç sarhoş olmadığımı her yüzüne baktığımı dengemi kaybedişimle anladım. 2019 bana bir insanda kaybolabilmeyi öğretti.
    Ağlatırken güldürdün, kim olduğumu gösterdin, mucizemi verdin. Sana sonsuz teşekkürler Allahım ama ne yazıkki insanlar yanıltır işte. Sonuçta insanlar tam bir hayal kırıklığı değil mi ? Ve ya her insan bir tecrübe değil mi ? Aslında okuduklarımı hissettiklerimi yazmak isteyen bir insan olmadım veya olmak istemezdim .Daha çok kafamdaki kütüphanemde saklamayı tercih ederdim. Ve sanırım biraz dolduğunu hissettim :) Neyse...

    Hayat her zaman ilerleyen ve her zaman kendi kararında devam etmekte olan bir yol gibidir. Ve bazen bu yolda ilerleyebilmek sandığımızdan daha da zor olabilir. Ama unutmamak gerekir ki iyi şeyler birden bire olmaz ve manzarayı görebilmek için önce yokuşu çıkmamız gerekmektedir.Hayattaki iyi şeyler her zaman kendi kendine olmaz. Ve ben de kendi hayatımda yaşadığım birkaç tavsiyeyi sizinle paylaşmak istiyorum.

    1- Elindekilerin Anlamlılığını Hisset: Sahip olduğun birçok şey var. Ve bu sahip olduğun şeylerin hepsinin senin için bir anlamı var. Bazen kötü bazen iyi ama senin hayatını yönlendirecek birer anlama sahipler. Bu yüzden sana tavsiyem hayatında olan biten her şeyin bir anlamı olduğunu kabul et. Anlamı olan şey her zaman iyi olmak zorunda değildir. Bazen kötü olan şeyler hayatımıza anlam katar.

    2- Hayalini Belirle: İnsanın en çok sık yaşadığı duygulardan biri boş kalmışlık ve ne yapacağını bilememe durumudur. Böyle hissettiğin ve kendini bir yerde bulamadığın zamanlarda kendine bir hayal belirle. Bir yere gitmek veya bir şeyi
    başarmaya kadar her şeyi kendi hayal gücün çerçevesinde belirleyebilirsin. Hayalinin ve bir idealinin olması yürüdüğün yolda daha anlamlı yürümeni sağlayacaktır.

    3- Her Şeyi Yapabilirsin, Kendine Güven: Yaşadığımız hayat çerçevesinde en önemli olan şey belki de insanın kendine güvenmesidir.
    Kendine güvenmek yeteneklerinin gün ışığına çıkmasını sağlayacaktır, sana yol gösterecek hangi yolda durman gerektiğini sana hissettirecektir.

    4- Her Şeyin Bir Sebebi Vardır: Hayatta yaşadığımız her şeyin bir sebebi var. Hiçbir şey boş yere olmuyor, olmadı, olmayacak da. Başımıza gelenlerin hepsinden bir anlam çıkarmamız gerekiyor ki hayatımızı daha iyi bir şekilde yönlendirelim.
    Sonuç ve durum ne olursa olsun hayatımızı kendimiz yönlendirmek zorundayız. Olan şeyi kabul et ve kendi hayatında emin adımlarla yürümeye devam et.

    5- İyilikleri Hayatından Eksik Etme: Hayatta iyilik kadar güzel ve anlamlı hiçbir şey yoktur. Bir iyilik bir anda bütün içimizdeki buzları eritebilir, yüzümüzü güldürebilir bize birçok anlam sunabilir. Birisi sana kötü bir şey yaptı diye kötü bir şey yapmak ve öcünü almak zorunda değilsin, zaten her şey döner ve dolaşır; kötülükler kötülüğü, iyilikler iyiliği bulur.

    6- Duygularını saklama ne hissedyorsan o an onu yaşa veya içinden geçen aklındaki neyse onu yap kafandakileri söyle her zaman sonuçları iyi olmasada aslında iyi geliyor. Veya benim gibi biraz dengesiz damgası yiyebilirsiniz dikkat :)
    Sinirlendiğinde sana iyi gelen birşeyler bul ben daha çok deli gibi dans etmeyi kendimi müziğe bırakmayı seviyorum. Bu benim terapi yöntemim motive olmak içinse tercihim tabiki kitaplarım sonsuz huzur...

    "İyi kitaplar okumak, geçmiş yüzyılların en iyi insanlarıyla sohbet etmek gibi..." sözünde bahsettiği gibi :)

    Şimdilik bu kadar yeter sanırım susmam gerek artık :) Tubiiii
  • 840 syf.
    ·62 günde·Beğendi·9/10
    Mia hayat zor dediğinde insanlar daha zor demeyi çok istedim ve bunu benden duymanı diledim. Ancak bunu sana ne yüzyüze ne de yazılıyla dile getirebilirdim. Benim dünyamda canlılar her zaman hareket halindedir. Durmadan bir şeylerden ya da bir yerlerden bir yerlere gider ve gelirler. Bunun en altına indiğimde ise iki durumla karşılaşıyorum: Korku ve merak. Evet Mia bütün canlıların hareketi bu iki durumla meydana gelip eyleme dönüşmektedir. Ancak korkunun bir üstü ise meraktır ve korkuyu yenebilen tek durumdur.

    Uzunca gecelerden düşünceme aksedenler bunlar Mia. Merak konusunu kendimce bertaraf ettim ve romanlarda dahi karşılaşmadığım bir estetikle kendi özyaşam hikayesini kaleme alan Goethe’yi merakla okudum. Hani bir gece fundalığın ay ile aydınlandığı anda tesadüfen karşılaşıp merakımıza yenik düştüğümüz, dakikaların saatlerle yarıştığı o anda sabah güneşinin sıcaklığıyla kendimize geldiğimizde hissettiğimiz o heyecanı unutmamışsındır. İşte öyle bir duygu durumuydu bu eserle geçirdiğim zamanlar. Sanki bir keman içimin nehirlerine Taghtam Deh notalarını döküyor ve dilimdeki kelimeleri israf ettiğimi hatırlatıyordu. Konuşmasakta olurdu dercesineydi Mia.

    “Çocuk, ey çocuk! Dur! Sanki görünmez hayaletler kamçılamış gibi, zamanın güneş atları yazgımızın hafif arabasıyla geçip gider, bize düşen, cesur bir azimle dizginleri sıkı sıkı tutmaktan, oradaki taş, şuradaki uçurumdan tekerlekleri geri çekmek için bazen sağa bazen sola yönelmekten başka bir şey değil. Onun nereye gittiğini bilen var mı? Nereden geldiğini kendisi hatırlar mı?” (Alıntı #57619106 )


    Seni sevmenin bir merakla başlaması böyle bir zamana denk gelmesi çok garip değil mi? Yukarıda dedim ya korkuyu ancak merak yener diye, aldanmışım Mia... Sana olan merakım umman olup sevgi nehirlerinin yataklarından taştı ve kaybetme korkusuna yenik düştü. Unutma Mia en çok sevdaya olan umuttan vazgeçilmez. Johann Wolfgang Von Goethe de içerimizden biri gibiydi, çok tanıdık. Eserleri aşklarının önüne geçmiş ya da ülkesi tarafından geçirilmişti. Sansasyon yaratacak kadar şaşılacak bir aşklar serisi vardı. Bu aşkların kendisini bu kadar yücelttiğini ve bu duygu durumlarıyla adını göklere yazdırdığı kanısındayım. 71 yaşındayken olmayacağını bilerek 17 yaşındaki bir kıza görücü gitmesi ise gerçekten hayatın her anında umuda yer vermesinin örneğidir Mia.

    Sayın Goethe gizli kalmış ya da saklanılmış ancak varlığından söz edilen bir Hz. Muhammed kitabına da sahip. Aşırı doğu düşkünlüğü ve küçük yaşta ibraniceyi sökmesi ve yine küçük yaşta bir yaratıcı arayışına girmesi yaşına göre olağanüstü bir seçim. Şarkın değilse de Avrupa’nın Mevlanası demek çokça mümkündür. Gravür ve resim sanatıyla yakından ilgisi ileri derecede mimariye merak saldırmış, Jean Jacques Rousseau, Denis Diderot gibi bilimi, bilgiyi doğayla harmanlamış onlar kadar varolan şeylerin batmakta olduğunu dillendirmese bile çok iyi başarılara merak saldırmıştır. Asıl öğrenimi ise hukuktur. Kitabın en mükemmel yanı ise içeriğinde yüzlerce kendinden önce ya da çağdaşı olan kişiler hakkında bilgi vermesidir. Eserleri olsun, kurmuş olduğu enstitüsü olsun kesinlikle alkışlanmayı ve sonsuza kadar unutulmamayı hak ettiriyor. Adam Alman edebiyatına yön vermiş bir ya da ikinci kişi. Çocukluğunda başladığı kelime oyunlarına 20 yaşlarında küçük kitap diye adlandırdığı Werther’i kaleme almış, kaleminin gücünü bütün Almanya ve dahası bütün Avrupa’ya tanıtmıştır. Bizim ülkemizin Goethe ile tanışıklığı ise Namık Kemal’in bir dergide ondan bahsetmesinden ileri gelmektedir.

    “İnsanın ruhunu çok mutlu eden iki şey vardır: Seyretmek ve düşünmek. Fakat seyretmek için her zaman bulunamayan değerli bir konu ve sıra dışı önemli bir eğitim gerekir. Oysa düşünmek için gerekli olan şey duyarlılıktır; düşünce içeriği kavrar, eğitimin aracı da budur.” (Alıntı #54675568 )

    Edebiyatta amaç gerçeği edebileştirmektir. Ancak sıklıkla yapılan yanlış ise düşsel olanı gerçekleştirmeye çalışmak yanılgısı edebiyatı köreltir ve sığ bir sanata dönüştürür. Düşünce yapısı bu cümleyle çok bağdaşıktır. Özellikle Mia hep sorulan bir soru vardır ya çok okuyan mı yoksa çok gezen mi bilir diye işte bu sorunun cevabı bu adamda gizlidir. Antik Yunan ve Roma düşkünlüğü nedeniyle genç yaşta Homeros ile tanışması yine kendinde bir dönüm noktası yaratmış ve Tanrı’yı sorgulamasına sebebiyet vermiştir. Aşırı derece Lutherci bir protestandır. Prometheus ve Roma Ağıtları adlı eserleri de bu vesile ile meydana çıkmıştır.

    Savaşların arasında geçen çocukluğu, ailesinden aldığı özel dersler ve çağdaşı olan bütün önemli şahsiyetlerle olan yakınlığı sayesinde insan ve doğa sevgisi pekişmiş, hayata ve insana bakış açısı değişmiştir. Aşırılıkları da yok değildi elbet ancak başarılarımız başarısızlıklarımızın toplamı değil midir Mia? Ren kıyısını onunla adımlamayı çok isterdim Mia... Muhtemelen sana iletmem için söyleyeceği kelimelere aracı olmam çok hoşuma giderdi. İçerimde hinlik var ya kesin o anlar kulağımızdaki melodi Sugar Plum Fairy’den başkası olamazdı.


    Şu an Werther kitabının yarısındayım ve Lotte’ye nasıl bir sevgi beslediğimi buraya aktarmam pek mümkün gözükmemektedir. Mia sakın bana kızma bu sevginin tek sorumlusu kitabı kaleme alan yazarın ustalığındandır. Kendi aşklarını yaşayamayanlar Mia hayallerindekini gerçeğe dökermiş, öğrendim. Belki başka bir zaman bu kitap hakkında da konuşabiliriz. Ancak şu an sadece ruhumdaki kuzey ışıklarının sebebinin bu sanatçı olduğunu bilmen yeterlidir.

    Hep mutluluğumuzu kalbimizle ilişkilendiririz ya Mia, bilmem doğru mu yapıyoruz. İnsan önce kalbinden mi güler Mia? Ya da gözyaşı kalbin terlemesi midir bilmem ama çok yükleniyoruz kendimize... Büyük umutlar besleyip küçük sevinçlerle avunamıyoruz. Ne acı! Ne kadar yükseğe çıkarsan düşüşün o kadar ağrı yaratır ruhunda, çağın vebası melankoli sırdaşımız oluyor sonra... Ticari bir tevatür vardır ya hani sürümden kazanmak diye küçük hayaller ya da umutlar besleyip mutluluk toplasak olmaz mı? Mutluluk sahip olmak değildi Mia sahip olmaya giden yolda çekilen veya hissedilen şeyler toplamıydı? Sahi Mia sende mutluluk neydi?

    “İnsan yerde olsun gökte olsun, yaşadığı dönemde ya da gelecekte olsun, yüce yazgısını aramalıdır, bu yüzden insan, doğru olanın kendine uygun olan olduğunu açıklama kararını zorunlu verinceye kadar, iç dünyasında sonsuz bir belirsizliğe, dış dünyanın kendini sürekli rahatsız eden etkilerine maruz kalır.” (Alıntı #55511064 )

    Eseri okurken içlendiğim anlar, yaşa Goethe dediğim zamanlarda oldu. Akıcı dili ve çıkmaza asla girmeyen bir uslüp ile yazar 840 sayfayı heyecanla okutturdu. Bir keresinde ise çokça sinirlendiğimde oldu. Muhtemelen yayınevi kaynaklı bir hata çünkü kitabın şu an satışı yok. Sinirlenmeme sebep olan husus ise onuncu sayfadan yirmiyedinci sayfalar arasında bulunan bölümlerin kitap içerisinde bulunmaması. Şimdi tam metin olarak Faust’u okuma heyecanı ile beklemekteyim. Egmont’ta güzel bir çeviri ile yayımlanırsa çok mutlu olacağım Mia.

    Kitabım Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’dan ve çevirisi çok mükemmel Mia. Toplamda 20 bölümden oluşuyor ve çocukluğundan başlayarak yaklaşık 22 yılda tamamlanıyor. Yukarıda dedim ya kitap içerisinde önemli şahsiyetlerden kesitlerde vardır. Bu şahsiyetler o kadar fazladır ki okurun daha hızlı ulaşabilmesi için kitap sonunda bu önemli kişilerin isimlerinin tanında sayfa numaraları da yazılıp, kolayca ulaşım sağlansın istenilmiş. Sayfa kalitesi yerinde okurunu asla üzmeyecektir.

    Sözün özü Mia; sanatsal anlamda çok iyi bir kitapla beraber vakit geçirdim. Chopin notaları nasıl insanı alıp götürüyorsa Goethe’nin yazımı, şiirleri ve oyunları da öyledir Mia... Akılla mı yazıldı kalple mi bilmem ama okurun hem aklına hem de kalbine vereceği çok güzel esinler olacağına eminim. Bu sebeple hem okunulası ve şiddet ile tavsiye edilesi.

    Hoşçakal Mia.
    Mia..
  • Tam da o zamanlarda öğrendim ki,

    insan denilen varlığın alışamayacağı

    hiçbir durum, hiçbir olay yok

    yeryüzünde.
  • Artık alışıyordum hastalığıma. Alışabilmemi de garipsiyordum.
    Tam da o zamanlarda öğrendim ki, insan denilen varlığın alışamayacağı hiçbir durum, hiçbir olay yok yeryüzünde.

    Anlatacak bir şeyi olan insanların çoğu da öğrenmiştir zaten bunu.
  • Tam da o zamanlarda öğrendim ki, insan denilen varlığın alışamayacağı hiçbir durum, hiçbir olay yok yeryüzünde.
  • 352 syf.
    Öyle zannediyorum ki bir şeyin hakikatini öğrenmek tam olarak eleştirel düşünmeyle mümkündü ve bu hakikat edebiyatın ve onun sanat eseri olmasının anlaşılması olunca karşıma Berna Moran hoca çıkıyordu.

    Kitap okumada toplum olarak son derece yetersiz olduğumuzu 7'den 70'e kabul etmeyenimiz yoktur.
    Peki bunun sebepleri neler olabilir diye bir soru karşısında herkes kendine göre belli cevaplar verebilir. Kişi bu cevapları sorguluyorsa okumaya karşı eksiklik hissettiği içindir.

    Yine bir gün böyle bir sorgulama yaptığım zamanlarda belki de edebiyat eserlerine nasıl bakmak gerektiği ve yazarların eser oluştururken neleri amaçladığı vb.. sorularının karşılığı bende olmadığı için okumadan verim alamadığımı düşünüyordum. Küçük bir araştırmada hemen karşıma Edebiyat Kuramları ve Eleştiri kitabı çıktı. Daha sonraları bu kitabın Ankara Üniversitesinde edebiyat derslerinde okutulduğunu öğrendim. Biraz ağır olabilirdi ama adres doğruydu.:)

    Kitabın tanıtımı yada üslubunu burada ele almayacağım. Direkt bana neler kattığı üzerinde durup ve bir kaç alıntıyla bitirmek istiyorum.

    Edebiyata ve sanata karşı oluşan bakış açısından neler öğrendim;

    - Sanatın ve sanat eserinin topluma kazandırılması, toplumun bir parçası olmasıyla doğru orantılı olduğunu,
    -Yazar kitabında her türlü somut ve soyut, fiziksel ve psikolojik yansıtma yaptığını, topluma ve yaşadığı döneme ayna olduğu gerçeğini,
    - Edebi eseri okurken o döneme ait, o dönemin izlerini görebileceğimi,
    -Yüzeysel olsada kitap konusunun, içeriğinin, ve karakterlerinin nasıl ve ne yönleriyle eleştirildiklerini,
    -Yazılan kitapların genel bakış açısıyla (toplumcu bakış açısı da denebilir ) ekonomik, ideolojik ve politik olarak yazıldığını ve bunlara yaklaşımın nasıl olması gerektiğini,

    Bunlarla beraber kitaptan bir kaç alıntıyı da müsadenizle buraya eklemek istiyorum.

    "Sanatın yeri bir şeyi yaratmaktan çok var olan parçaları birleştirmektir"

    "Yazarın kitabında mümkün olduğunca ideolojisini yansıtmaması gerekir" (eğer yazar belli bir kesim için yazıyorsa durum değişir)

    "Yazarın kitapta açık olarak anlattıklarından ziyade anlatmadıkları ve neleri sakladığının düşünülmesi gerekir"

    "Sanatçı duygularını dile getirirken başkalarını düşünmez, kimseyi düşünmez o: Kendi kendine yazarken yaratacağını yaratmış, görevini yapmıştır. Okuru hesaba katarak yazan şairin yazdıkları şiir değildir bile."(say.99)

    "Yeni Eleştiri’nin sandığı gibi tarafsız, masum (innocent), önyargısız, ideolojisiz okur diye bir okur yoktur. Her okur belli bir kültür çevresinden aldığı ekonomik, toplumsal, politik değer yargıları ile gelir metnin karşısına ve bunlar okuyuşunu etkiler." (Say. 197)

    "Okur eserdeki dünya görüşüne, teze inanmıyorsa eserin tadına varabilir mi? İnançlarımız eserin değerlendirilmesinde nasıl hesaba katılmalıdır?" (S.264)
    Diye bilirim ki en çok merak ettiğim soru edebiyat ve inanç arasındaki bu yaklaşımın nasıl olması gerektiğiydi ve belli ölçülerde cevabını da almış oldum.

    Eser daha derinlemesine belikide karşılıklı fikir alışverişleri ve mütealarla okunsa daha da verimli olacaktı ama bu haliyle bile çok fazla istifade etmiş oldum. Zaman zaman ağır ve sıkıcı gelebilir buna takılmayıp eserdeki bütüncül anlamı yakalamak önemli..

    Son olarak bu eseri okuduktan sonra edebiyat eserlerine bakış açınızda hissedilir bir değişme olduğunu fark edeceksiniz.

    Hayırlı okumalar..