• 208 syf.
    ·3 günde·5/10
    Tam bir hayal kırıklığısın sevgili “Çavdar Tatlasında Çocuklar”
    Ne zaman kitap almak için satış sitesine girsem, çok satanlarda bu kitabı görüyordum. Ancak ne konusuna ne de ne anlatıyor olduğuna bakmadan, direk satın alma gafletinde bulundum..
    Diğer kitap yorumlarında (sonradan baktığımda) bir okuyucu; “Kan küstük kızılcık şurubu içtik” demiş. Gerçekten o kadar haklı ki..
    Maalesef başladığım kitabı yarıda bırakma gibi bir alışkanlığım olduğu için kitabı bitirmiş bulundum.
    İçeriğine gelince, ergenlik çağında olan kahramanımızın yaşadığı inişli çıkışlı hayatı bizlere anlatılmaktadır.
    Ne verilen bir mesaj, ne ders çıkarılabilecek bir anlam buldum kitapta, maalesef fiyaskoydu..
    Anlatım da bir o kadar yavandı..
    Tüm kitap “kıyak, bittim, lanet olası “ kelimeleri etrafında dönüp durdu ne yazık ki ..Sonuç olarak şımarık ergenimizin hayatını okumazsanız da pek bir şey kaybetmezsiniz kanımca, ama tabi yine seçim sizin..Keyifli okumakta “
  • Hani dedik ya aşk kusur kabul etmez sonsuz aşkımız sadece Allah'a olabilir diye, e peki insanlara aşık olamaz mıyız? Tabi ki olabiliriz ama bizim için kötü olur maşuğumuz için herşeyimizi veririz. Peki bunun nesi kötü? Şimdi kardeşim unutmamalıyız ki insanlar nankördür. Ben, sen, o, bu, şu tüm insanlar nankördür. Bu durumda maşuğumuz da nankör olacaktır bir hatasında, yanlışında hemen aşkımız nefrete dönüşür. Hiç düşündünüz mü neden aşk ile nefret beraber anılır? İşte tam olarak bu yüzden kardeşim. Şimdi diyeceksin ki e kardeşim kimseye karşı bişey hissetmeyecek miyiz? Sevmeyecek miyiz? Hissedelim kardeşim sevelim. Hatta öyle bir sevelim ki ölüm bile ayıramasın bizi. Ama sevelim, aşık olmayalım çünkü sevgi beraberinde saygıyı, sabrı ve hoşgörüyü de getirir yani öyle en ufak hatada silip atmayız böyle olursa bunun lezzetini bir düşünsene. Mesela bir düşün eşinle kavga ettin aradan 1 saat geçti sinirin gitti tam o sırada eşini gördün ve içine birşey oturdu pişman oldun ve gittin alnından öptün özür diledin sonra sana öyle bir baktı ki sanki 1 saat önce kavga etmemiş gibi herşeyi unuttun için huzurla doldu. Ne kadar güzel bir an öyle değil mi?


    Yorumlarınızı ve düşüncelerinizi bekliyorum.
    Allah hepimize halden anlayan zor durumlarda olsak bile her an yanımızda olan, içimizi huzurla dolduran ve dünyanın yorgunluğunu gördüğümüz an unutturan insanlarla olmayı nasip etsin. 🌹
  • VELİ ZİYARETİ

    Bir hatıramı yazmak suretiyle sizinle paylaşmak istedim. Yazımın uzunluğu sizi sıkmasın..yazarken rehberim olan gözyaşlarım ve hissettiğim duygular, okurken sizlere rehber olsun.

    Bir öğretmen arkadaşımla velilerimizi ziyaret etmek için bir gün karşılaştırdık. Açıkcası bunu ben ondan çok istiyordum ama bu isteğimin nedenini bir türlü anlamıyordum...
    Belirlediğimiz gün yolculuğumuz süresince dahi ne ben ne arkadaşım, hissedeceğimiz duyguların bizde oluşturacağı etkiden uzun süre kurtulamayacağımızı bilmiyorduk. Köyün yakınında indik otobüsten. Bir veli bizi almaya gelecekti. Onu beklerken yüreğimdeki tarifi imkansız ve nedenini bilmediğim bir mutluluk vardı. Veli geldi ve köye vardık. Çocukların heyecanı görülmeye değerdi. Bizi köye getiren velinin evine gittik ilkin..bu ev, ekonomik olarak orta düzeyin biraz altındaydı. Eve girer girmez uhuvvet, muhabbet, ittihad ve tesanüd sarmıştı bizi..bu dört güzelliğin bütün köyü sardığını hissetmek güç değildi çünkü konuşmaların hiçbirinde gıybet ve su-i zan duymamıştık....

    Kahvaltıdan sonra diğer eve geçtik. Burada bir öğrencimiz ile annesi ve ninesi kalıyordu. Babasının kendilerini terk etmesinin verdiği mahcubiyet ve hüznü hiçbir vakit bize yansıtmayan kuzum, evinde de büyük bir teslimiyetle bizi karşılamıştı. Evin durumu, maddi açıdan kötüydü. Kalabalık bir ortam ve babanın eksikliği ister istemez göze çarpıyordu. Bir nevi yetim olan kuzumun üzülmemesi için gözyaşlarımı gizlemiştim...

    Ordan ayrılıp diğer eve geçtik. Burdaki aile göçmen olduğu için durumu daha kötüydü. Evde, fakirliğin etkisiyle, hastalığa yakalanmış, yoğun bakıma kaldırılıp tekrar hayata dönmüş bir kuzum ve abileri ile babasından müteşekkil bir topluluk vardı. Sade ve misafirperver ve uhuvvet kokan yurdum insanı olan babasının manevi yönünün güzelliği beni büyülemişti..ve içime akan gözyaşlarım...
    Öğle yemeği saatine yakın olduğumuz için bulunduğumuz evin sahibi yemek hazırlanması için uğraşmaya başlamazdan evvel kahvaltı yaptığımız evin babası ondan önce davranıp yemeğin hazır olduğunu söyledi. Tam bu noktada hiçbir tartışma eseri görünmeksizin diğer eve geçmemiz ve önceki evin babasının ve kuzumun da bize katılması görülmeye değerdi..Rabbim ne büyüksün ki zenginliği ile imtihan olup kaybedenler ve fakirliği ile imtihanı şükür ile kanaat ile kazanmaya çalışanların olduğu şu fani dünyada bize bu güzelliği yaşatıyorsun!
    Yemekten sonra köyün ekonomik durumu üzerinde konuştuk. Şu kadarını ifade etmeliyim ki bir veya iki aile dışında(ki onlar da orta düzeyin altında veya orta düzeye yakın) tüm köy fakir ve yardıma muhtaç. Vesile cihetiyle devam ettiğimiz yardım kampanyasının önemini anlamıştım.

    Bir sonraki ev için yola koyulduk. Öncesinde bir kuzum muhakkak gelmemizi istemişti. Hem onu kıramadığım için hem de onların evini merak ettiğim için oraya gittik. Daha eve girer girmez yüreğimi bir hüzün kapladı..evin oturma salonu ve mutfak kısmı topraktan yapılmıştı. Gerçi evin tamamı toprak yapıydı ama oturma odasının durumu beni üzmüştü: Yarı yanmış ve sönmeye yüz tutmuş bir lamba, eski ve tahminimce küçük ekrandan dolayı izlenilemeyen bir televizyon, eskimiş birkaç halı ve üstü örtülmemiş birkaç eşyadan oluşan bir girinti..bu evin sahibinin(velimin) halinden şikayetçi ve her daim umutsuz ve sıkıntılı olduğunu düşündüyseniz, yanıldınız! Daha biz sormadan o anlatmaya başladı:
    -Hocam, bak şu halıya! Allah'a sonsuz şükürler olsun ki bu var. Ben biliyorum ki evinde bu halı olmayıp yere ağaçlardan serip oturanlar var. Çok şükür ki bizde böyle bir şey yok. Evet fakiriz ama şükrediyoruz.
    Ne kadar tatlı bir dili vardı, ne kadar konuştu ve ne güzel kelâmlar etti, görmeliydiniz! Yanımdaki arkadaşım(sonradan anlattığına göre) ağlamaya yakın bir halet-i ruhiye içindeymiş. Ben yine gözyaşlarımı içime akıtıyordum çünkü o masum ve tertemiz ve yüreği sevgi dolu kuzum benim her halimi gözlemliyordu..ağlamak şöyle bir kenarda dursun, aynı şartlar olmasa da yakın durumları yaşadığımızı ve eğitimin öneminden bahsedip müsaade istedik bu şükür kokan evden...

    Bir sonraki eve girmeden önce birkaç öğrencimle konuşmak için dışarıda bekledim. Kuzularımın mutluluğu görülmeye değerdi. Konuşmanın sonunda velim bana seslendi:
    -Buyrun Mahmud hocam.
    Davete icabet etmeden önce lavabo için izin istedim. Yeni yapıldığı için mi yoksa imkân bulunmadığı için mi bilemiyorum, tuvalette musluk yoktu. Su mataraları ile önlem alınmıştı. Bana yol gösteren kuzum, gitmeden önce elimi su tankerinde yıkamamı söylemişti. İhtiyacımı gördükten sonra su tankerinde elimi yıkayıp içeri geçtim. Bir nokta dikkatimi çekti ki evin girişinden ve içeriye doğru yürürken evin önceden farklı bir amaçla, tahminimce hayvan barınağı olarak, kullanıldığını fark ettim. Rabbim, ne zor anlardı! Yanımda öğrencilerim ve onların kardeşleri..her bir hareketim onların gözlemi altında iken büyük bir metanet ve olağan bir tavırla hareket etmek. Her ne kadar dışaırdan fark edilmese de yüreğimdeki hüzün ve içime akıttığım gözyaşlarım ile içeriye geçtim. Bir önceki evden daha da fakir ve muhtaç olan bu sevgi ve vakar dolu evde öncekine nazaran eşyaların hem daha az hem daha eski oluşu hem de daha kalabalık olan aile ile yüreğim burkulmuştu. Evet, ilk dönem, vesile cihetiyle, bu evdeki kuzularıma bir nebze yardımda bulunmuştuk ama durumun zannettiğimizden de kötü olduğunu bu veli ziyaretinde anlamıştık..evde 3 tane lise öğrencisi de vardı. Hem onlar hem de köydeki diğer lise okuyan veya mezun gençlerin üniversite sınavına hazırlığı için kitap teminini düşündüm ve arkadaşım da onayladı. Evin sahibi daha çok eğitim üzerine konuştu bizimle..zerre miktar samimiyetsizlik, şükürsüzlük ve şikâyet yoktu hiçbir cümlesinde. Kuzumun gelmesi gecikince nedenini sordum. Babasına yardım için gittiğini söyledi. Babası bir çobandı...Zaman daraldığından son ziyaretimizi yapmak için ayrıldık bu vefa ve maneviyat kokan evden...

    Ayrılmadan önceki son ziyaretimiz olan evin durumu önceki iki eve göre iyi ama orta düzeyin çok altındaydı. Kalabalık bir aile efradı ve küçük bir oturma odası ile sıkışmış halde oturan bu aileyi görünce hüzünlenmemek elde değildi. Kuzuma baktım..tüm bunlara rağmen bütün varlığıyla gülümsüyordu. Şunu haykırıyordu lisan-ı haliyle:
    -Ben mutluyum öğretmenim! Çünkü bizim evi ziyaret ettiniz..sizleri çok seviyorum.
    Velim, lise okuyan bir öğrencisi ve kuzumun eğitimi hakkında konuştu çoğunlukla. Akşam yemeği için kalmamız konusunda o kadar ısrar ettiler ki reddetmek çok zordu..bir dahaki sefer için 'İnşaallah' dememiş olsak, bu güzel insanları kırmış olabilirdik, mazaallah!

    Ziyaretimiz nihayete ermiş, eve doğru yola koyulmuşken arkadaşımın da ikazıyla ziyaretin bende bu denli istek oluşturmasının nedenini de bir parça anladık: Ziyaret ettiğimiz köyün neredeyse tamamı fakirdi ve bizim vesile cihetiyle bu güzel insanlara yardım etmemiz gerekiyordu..yardım kampanyamızın önemini şimdi tam anlamıştık. İçimde biriken gözyaşlarım ile bu yazıyı kaleme aldım..bir güzellik ve umut ve mutluluk varsa öncelikle kuzularımın daha sonra da velilerimin ve yanımda bulunan arkadaşımın(bir cihette kardeşimin) vesilesidir..benim payıma düşen sadece kusurdur.
    Dua eder, dua bekleriz inşaallah.
    Hayırlı günler dilerim...
    Selam ve dua ile...

    Mahmud KARAKAŞ
    25 Ocak 2020
    ŞANLIURFA
  • Ankara Sıkıyönetim Savcısı Nurettin Soyer:“…Emniyet Müdürlüğünün bir sistemi var. Aldığı istihbarata göre herhangi bir suç işleyen kişi yakalandığında, hemen komutandan, o kişinin durumuna göre 10, 15, 20, 30 güne kadar gözetim yetkisi istiyorlar.
    Tarihini tam hatırlamıyorum. İstanbul Emniyet Müdürlüğü, Ankara’da Bahçelievler’de yedi kişiyi boğarak öldüren sanıklardan Haluk Kırcı‘yı yakalamışlar. Nasıl yakalamışlar bilmiyorum. Aranan kişiydi ve çetenin önemli adamlarından biriydi. Neyse ki İstanbul Emniyet Müdürlüğü bu sanığı yakalamış, Ankara Emniyet Müdürlüğü‘nün bu sanığı en az 28 gün gözetim altında tutması gerekir ki, çete hakkında, cinayet hakkında bilgi toplanabilsin.
    İstanbul Emniyeti’nden geldiği gün baktım, Haluk Kırcı polis nezaretinde benin kapımın önüne getirildi. ‘Bu nedir böyle’ dedim, ‘sorgusu var mı? Yok, dediler, yok. ‘Sorgusu yapılmadı, nasıl getirildi buraya?’ ‘Vallahi’ dediler ‘Birinci şubeden emir verildi, biz de getirdik.’
    Savcılık olarak bu sanığı biz sorguladık. Tabii ne çeteyle bilgi verdi, ne de başka şey… Yalnız yedi kişiyi öldürdüğünü bizlere söyledi. Söylemeyebilirdi. Ama söyledi.. ‘Bundan nedamet duyuyorum’ dedi.. ‘Sıkıntı içindeyim’ dedi. ‘Onun için söylüyorum’ dedi. Hatta çocuklardan birini tel askıyla boğduğunu anlatırken, savcı yardımcısı ‘Bak neler söylüyor’ dedi. Ben de koştum dinledim bir nebze.
    Şimdi bu olay oldu. Benim çok ağrıma gitti. Bu korkunç bir örgüt.. Bu örgüt ile ilgili bu adamdan yığınla bilgi alınacak.
    O sırada savcı yardımcılarından biri ‘Ağabey pankart astı diye bir kızı yakalamışlardı. Bende evrakı vardı.’ Kızı 15 gün emniyette gözetimde tutmuşlar, sorgulanmış, öyle gönderilmiş. Savcı yardımcısı ‘3 ay önce pankart astı diye 15 gün gözetimde tutmuşlar, bu ne biçim iş!?’ diye sordu.
    Emniyet Müdürlüğü’nün bu hareketinin çok sakıncalı olduğunu komutana yazı ile bildirdim. Fakat komutandan bir cevap alamadık. Sözlü olarak da sordum. ‘Emniyetin işi başından aşıyor’ dedi. Biri sağdan… Katliam yapmış bir kişi; biri soldan, pankart asmış bir kız…”
  • Kur yapanın kendinde "haz vermeyi istemesi" olgusu onun davranışını açıklamaz. Kur yapmayı basitçe "haz vermeye yönelik bir tutku" olarak tanımlamak bir ereğe yönelik araçla bu ereğe yönelik arzuyu birbirine karıştırmaktır. Bir kadın en tinsel cazibeleri kullanmaktan tutun da fiziksel çekiciliklerinin en cüretkar bir sergilenişine kadar olanaklı her yolla haz vermek için çaba sarf edebilir. Tüm bunlara karşın o kur yapmaktan yine de hayli uzak olabilir. Çünkü kur yapanın kendine özgülüğü onun biricik bir antitez ve sentez aracılığıyla zevk ve arzu uyandırmasında yatar. Bunu, uyum ve reddin dönüşümlülüğü ya da eş zamanlılığı ile, simgesel, üstü kapalı bir rıza ve muhalefet ile "adeta uzak bir mesafeden" davranarak ya da platonik bir biçimde
    ifade edilirse, tam da onların aynı anda duyumsanmasını sağlıyor görünürken sahip olmayı ve sahip olmamayı kutupsal bir gerilim durumuna sokarak yapar. Kadının kur davranışında erkek bir şeyi elde etme yeteneğinin ve buna muktedir olamamanın yakınlığını ve iç içe geçmişliğini duyumsar. Bu "bedel"in özüdür. Değeri bedelin taklidine dönüştüren bu çarpıtma aracılığıyla kur yapma söz konusu elde edişin değerli ve arzu edilir görünmesini sağlar. Kur yapmanın paradoksal bir özlükle ifade edilen özü şudur:
    Nerede sevgi mevcutsa, ister temelinde isterse dışyüzünde olsun, orada sahip olma ve sahip olmama da vardır. Dolayısıyla nerede sahip olma ve sahip olmama varsa –gerçekte değil yalnız oyunda bile olsa- sevgi ya da onun yerini dolduran
    bir şey de mevcuttur.
  • zehra
    zehra Zaman Makinesi Nasıl Yapılır?'ı inceledi.
    245 syf.
    Zaman makinesi nasıl yapılır ? Bir insan zamanda yolculuk etmeyi neden ister ? Yolculuk edeceğimiz evren nasıl bir şey ? Tüm bunların ortaya çıkış kaynağı olan ‘zaman’ nedir ?
    Bunu kolay ve basit bir dille kim açıklayabilir ki ?
    Eğer kimse sormazsa, zamanın ne olduğunu gayet iyi biliriz lakin birisine anlatmaya kalkışacaksak, tıkanıp kalırız.

    Prensipte yıl, ay ve gün doğal zaman birimleridir.
    Dünya Güneş etrafındaki dönüşünü bir kez tamamlayınca “yıl”,
    Ay tüm evrelerini tamamlayınca “ay”,
    Dünya kendi etrafındaki dönüşünü tamamlayınca da “gün” olur.
    Günün 24 saat oluşu da Mısırlılardan gelir. (Mısırlıların gündüzü ve geceyi on iki saate bölen uygulamaları varmış zamanında.)
    Saatin dakikalara bölünmesine kadar inelim. Bunu da Babillere borçluyuz. (Sümerlerden miras aldıkları 60 sayısını temel alan sayısal sistem kullanmakta imişler.)

    Saat, gün, ay, yıl hallettik buraları hocam. Tanımlamaları iyi hoş yaptık amma zamana dair yine net bir şey yok elde avuçta olamaz da zaten. Sebep ? Sebebi bildiğimiz üzere zamanın göreceli olması.. Göreceli zaman derken öznel saatten bahsediyoruz, o da tam bir dönek. Misal, normalde 45 dakika süren konferans sizin için 3 saatmiş gibi geçmiş olabilir. Bu da zamanın karmaşıklığını gözler önüne seriyor.

    Tamam zamanı rafa kaldıralım ve yolculuğa geçelim. Peki biz nerde yol alacağız ? Elbette evrende. Evren hani şu uçsuz bucaksız, gittikçe genişleyen. İçinde yaşadığımız evren. Ne kadar tanıyoruz ki sahi kendisini, neredeyse hiç. Hafiften göz atıp çıkalım evrene, tanımına..
    Uzay ve uzayda bulunan tüm madde ve enerji biçimlerini içeren bütünün adıdır ve elimizde bir değil tamı tamına iki modeli vardır.
    Bunlardan birisi Blok evren. Blok evrene göre geçmiş, şimdi ve gelecek olarak gördüklerimiz arasında bir fark yok. Hepsi aynı anda başlayıp son bulur.
    Alternatif bakış açısı olarak ele alınan diğer evren ise Genişleyen evrendir. Genişleyen evrende ‘şimdi’ kavramı evrenin bütününde geçerlidir.

    Zaman içinde ilerlemekte ve bilinmeyen evrene doğru yol almaktayız adım adım… Bu adımlarımızın hızını öğrenmeye ne dersiniz ? Tek tek zamanda yolculuğun alternatif yollarını inceleyelim o vakit.

    1- Uyuyarak. Evet çok basit. Sonuçta uykuda olduğunuz dönemdeki zaman diliminde, saatlerin geçtiğini tecrübe etmiyorsunuz. 7 saat uyuduysanız son günü ve geceyi 17 öznel saat içinde geçtiniz demektir.
    2- Komada olmak peki ? 19 yıl komada kalmış Terry Wallis gibi. Yıllarca başkalarının insafına kalmış bir korumaya ihtiyaç duyacaksınız ve koma hali bedenin yaşlanmasını da engellemediği için uyandığınızda yaşlı bir bedende olmuş olacaksınız.
    3- Bunun yerine ‘dondurulmuş’ olarak yol almayı tercih etmeye ne dersiniz ? Tabii hayata dönüş masraflarınız için ciddi bir teminat fonuna ihtiyacınız var, ayrıca dondurulma sürecine tabi olmak için de ölmüş olmanız gerekmekte. Zaten ölmek üzere iseniz sıkıntı değil fakat değilseniz geleceğe yolculuk uğruna ödenecek çok büyük bir bedel gibi gözüküyor.
    Ayrıca şöyle bir soru çıkıyor ortaya; iyi hoş binlerce kişiyle beraber dondurdunuz kendinizi ve gelecekte çözümlenerek hayata karıştınız. Peki gelecekteki toplum için sizin ve bunca insanın katkısı ne olacak ? Anlaşılan bunlar pek iyi yol değil.
    Olsun elimizde nice alternatifler var. Bilimsel olanlarından.
    4- Einstein’ın özel göreleliğini kullanabilirsiniz. Ama bunun sonucunda gelecekte sadece 2.7 yıl ileri gitmek için 17 yılınızı vermeye hazır olmalısınız. Uzay geminiz için gerekli enerji de çok bir şey değil bea. Birleşik Devletler’deki bütün enerji santralleri 4.5x10^11 W civarında enerji üretmekte bunun sadece 10 milyar katı uzay gemimizin ışık hızının %90’ına yaklaştırmak için yeterli. Aşağı yukarı 250 yıl boyunca Birleşik Devletler’deki her santralin enerjisini kullanırsanız bu enerji işi tamam.
    5- Ya da bunların yerine Dünya’ya en yakın olan Calvera nötron yıldızına binip ileriye doğru hızlı bir yolculuk yapmaya ne dersiniz ? Biraz fazla sıcak olabilir. Ne olacak canım 1 milyon Santigrat dereceye dayanıklı bir ısı kalkanı yapılsa bu sorunun üstesinden gelebilirsiniz. Nötron yıldızının sağlam kütle çekim gücü yüzünden öldürücü bir gelgitle karşılaşmayı göze almanız da gerekli tabi. (:

    Yok geleceğe hızlı biçimde gidemiyoruz iyisi mi gün gün yol alalım. Peki ya geçmişe gidebilir miyiz ? Hangimiz “Keşke geçmişe dönebilsem ve…” diye düşünmemiştir ki değil mi ? Bunun için de bir yol var.

    Kara delikler ! Kara deliğin kozmik çöp kutusu olmadığını, bir tür taşıyıcı olduğunu düşünmekten bizi alıkoyan ne ? Bir kara deliğe girseniz ve bir yerinden çıksanız ne olur ?
    Uzay gemisiyle kara deliğe doğru gittiğinizi düşünün. Çekim kuvveti çok büyük olduğundan bir erişte gibi uzarsınız. Gerildikçe gerildiniz ve bir şekilde girmeyi başardınız. Ama şimdi de çıkış yok. Kara delik tam bir çıkmaz sokak. Ne kadar hızlanırsanız hızlananın, kaçış yok. Güle güle Dünya.

    Bu da olmadı ama umudu kaybetmek yok hocam. Bu teknolojilerle olmasa da gelecekte bir gün başarabiliriz belki. Ne dersiniz, zaman yolculuğu bir fantezi olarak mı kalacak, yoksa gelecek nesillerin yaşayacağı bir deneyim mi olacak ? Kitabı okuyarak dopdolu fikir sahibi olabilirsiniz bu soru hakkında. Tek solukta okunacak kitap değil belki ama zamanda yolculuğun yöntemlerinin her birini soluğunuzu tutarak okuyacağınız bir kitap. Çok şey kaçırabilirsiniz eğer okumaz iseniz.

    Keyifli ve biraz da kafa karıştırıcı bir yolculuğa çıkmanın tam vakti. İyi okumalar dilerim (:
  • - Farklı dönemlere ait dini metinleri yorumlayan editörler, vahşi ya da yarı vahşi atalara ait olduklarını çok iyi bildikleri pek çok batıl inançtan ya da yanlış bilgiden kendilerini kurtaramamışlardır. Bunun nedeni bu batıl inançlara inanmaları ya da hizmet ettikleri halkın bunları kabul edeceklerini düşünmedikleri değil, miras olarak kendilerine kalan geleneklere saygı duymalarıydı. Dünya üzerinde ki tüm büyük dinlerin müritleri, atalarından kuşaklar boyunca kendilerine miras olarak kalan batıl inançlardan hiç bir zaman tam olarak kurtulamamışlardır. Bu durum geçmişte ki halklar için geçerli olduğu kadar günümüzde ki halklar için de geçerlidir. Doğu'da fikirler, inançlar ve gelenekler ne denli eskiye dayanırsa o kadar kutsal olarak kabul edilirler; fakat yine de bu durum buradaki insanların yüksek ahlaki ve ruhsal kavramlar geliştirmelerini ve onlara inanmaya devam etmelerini engelleyememiştir. Mısırlıların taptıkları kendi kendini doğurmuş ve kendi kendine oluşmuş tek Tanrı fikri de bu tür kavramlar arasında yer alır.