• 376 syf.
    ·49 günde·8/10
    Edebi acidan inceleme yapmak benim haddime degil fakat kitabin akiciligi ve konunun icine cekmesi acisindan vasat buldum. Tamamen sahsi dusuncem, yogun miktarda sovenizm icerdigi yonunde. Tarihi romanlari okurken iceriginde sovenizm, oryantalizm gibi bir tarafi oven bir tarafi kotu gosteren tarafli hikayeler beni bunalttigi icin bu dusuncedeyim.
  • 375 syf.
    Cennet Mekan Hakan Sultan II.Abdulhamid Han Tarihe ismini altın harflerle yazdırmış olan bir şahsiyettir benim için. Devrinin bütün olumsuzluklarına rağmen daha önce yıkılması ve yutulması istenen Osmanlı Devletinin ömrünü uzatmış ve 33 yıl
    tabiri caizse 7 düvele karşı tek başına savaşmış ve birçok başarı elde etmiştir. Olumlu gelişmelerinin yanında şüphesiz ki hataları da vardı. Bu hatalar bugün dile getirildiğinde kişisel yorum ve bakış açılarına göre değerlendirildiğinden herkes kendisine yakın/uzak gördüğü derecede değerlendiriyor. Bunlar yorumdan öteye geçmiyor ki artık değişebilecek birşey yoktur. Benim şahsi düşüncem ise bugün de sıkıntısını çekmiş olduğumuz kalifiye yetkin insan eksikliğinin onun döneminde en üst safhada olması bir çok olumsuzluğu beraberinde sürüklemiştir. Bugün II. Abdulhamid dönemini incelediğiniz de belki de Türk Tarihi boyunca yönetim kadrolarının sıklıkla değiştirildiği tek dönem olduğu görülecektir. Bunda izlenilen politika, batı hayranlığı, sultanın vehmi , şahsi çıkarların devletin önüne çıkması, milli ve manevi duyguların sindirilmiş olması sebep gösterilebilir. Ve dahi niceleri eklenebilir. Kitabın tek olumsuz yönü bazı kısımların tekrar tekrar yazılmış olması can sıkıyor.

    Kitap hakkında kısmen bilgi aktarabilirim, fakat Cennet Mekan Hakan Sultan II. Abdulhamid Han hakkında hak ettiği derecede bilgi aktarmam mümkün değil. Çünkü bana göre övgülerin en güzeline layık. Kaldı ki onu tahttından hal ettikten sonra pişman olan zümre az değildir. Ve bunlar özellikle bu işe sebep olan maşalardır.

    Bunlardan ilki ve en önemlisi Tal'at Paşa'dır ki II. Abdulhamid'in tahtan indirilmesinde en mühim rolü oynamıştır.

    Öyle ki sebep oldukları savaşın/ların(Cihan Harbi) gidişatı hakkında fikrini almaya gitmiş ve kitapta yer aldığı şekliyle II. Abdulhamid'den şu tarihi cevabı almıştır.

    "Bugün bile münferid mes'eleleri asli mes'elelerle karıştırıyor, adeta onlara daha çok ehemmiyet veriyorsunuz. İttihad-ü Terakki, benden sonra bambaşka bir siyaset takip etmiştir. Benim zamanımda Bosna-Hersek, bir Avusturya-Rusya mes'elesi idi; siz Osmanlı Avusturya mes'elesi haline getirdiniz. Girit, bir ingiltere-Rusya mes'elesi idi, siz Osmanlı-Yunan mes'elesi yaptınız. Asla affedilmez bir eser-i gaflet olarak Yunan-BUlgar kiliseleri arasındaki ihtilafı kendi elinizle hallettiniz ve Balkan ittifakına yol açtınız. Arnavutlar'ı Sırp,Karadağ, ve İtalyan tahriklerine açık hale getirdiniz. Meclis-i Meb'usan'da, hatta Meclis-i Âyan'da, gayrımüslim meb'uslarla, Türk ve Müslüman meb'uslar aleyhine ittifak etmekten çekinmediniz. Bu suretle gayrımüslimleri yanınıza alamadınız ama, Müslümanlar'ı gücendirdiniz ve Türkler'i ise incittiniz.İmparatorluğun dış muvazenesi yanında iç muvazenesini de bozdunuz. Muvazene bir defa bozuldumu, neticeyi kimse kestiremez. Yeni bir muvazene hazırlamadan eskisini bozdunuz. Balkan harbi çıkmasa idi, Cihan harbi çıkar mı idi? Şimdi Cihan harbini kimin kazanacağını bana soruyorsunuz. Söyleyeyim: Denizlere hakim olan taraf kazanır. Almanlar'ın tabii imkanları ve ham malzemeleri mahduddur, tükenir. Karşı taraf ise açık denizlere hakimdir. Almanya çok kuvvetli kara ordusuna güvenmiştir ama, bu orduyu, yıldırım harbiyle düşmanlarını mahvedecek şekilde kullanamamıştır. Ve işte harp, iki buçuk senedir uzayıp gidiyor. Bizim vaziyetimiz Almayanınkinden müşkildi. Zira biz bir çok harp malzemesi için Almanya ve Avusturya'ya muhtacız. Harbe girmemeliydik. Ama bir defa girdikten sonra, ordularımızı belli hududlarda toplamalı idik. Bu strateji ile bazı ülkelerin gözden çıkarılacağı açıktır. Fakat oraları harbin neticesine bırakmaktan başka çare de yoktur. Ancak Türk olmayan o ülkeleri, yerli halkı teşkilatlandırarak müdafaa edebilirdik. Siz ise, orduları, bütün hududlara yaydınız. İmparatorluğumuzun huduhları çok geniştir ve bütün hududları tutmak mümkün değildir. Türkiye, Almanya gibi derli toplu ve mahdud hududlu bir devlet değildir ki, her karış toprağı aynı güçle müdafaa edilebilsin. 93 harbinden sonra bütün bu mes'eleleri ben, Gazi Osman Paşa ve Gazi Muhtar Paşalarla pek çok konuşmuşumdur. Gerek onların, gerek diğer erkan-ı harplerin fikri, hududlarımız çok geniş olmasa idi, Rusya'ya karşı 93 Harbi'ni kazanacağımız merkezinde idi. Ama o zaman da ne tarafı tutacağımız bir türlü kararlaştırılamadı. Balkan Harbi'nden, Cihan Harbi'nden önce gelip benimle konuşacaktınız. Şimdi gelmeniz çok geçtir. Şimdi zaman da, imkanlar da daralmıştır. Ama Cenâb-ı Hak, mülk ve millet yolundaki himmetlerinizi müzdâd buyursun."

    ve dönemin kalemlerinden dökülen mısralar ....

    Yahya Kemal
    Ey şehryâr-ı â'tıfet-âsâr-ı muhterem
    Ey tâc-dâr-ı mâ'delet-efkâr-ı zü'l-kerem
    Şensin, o pâdişâh-ı dil-âgâh-ı pür-himem
    Kim vasf-ı hazretinde senin her ne söylesem
    Ahrâdır ey hâlife-i pür-lûtf-u mâ'delet

    Ahmed Râsim
    Sen değil, nâ'şın hükümdâr-olsa elyakdır bize
    Dönsün-etsin taht-ı Osmânî'ye tâbûtun cülûs

    Ve batık bir saltanatı devralan Cennet Mekan Hakan Sultan II. Abdulhamid'in muazzam eserleri ;

    Sultan Hamid'in yaptırdığı eserleri, açtığı müesseseleri burada saymak tamamen imkansızdır. Bir kaçınu anmak, bir fikir verebilir.

    Fen fakültesi, edebiyat fakültesi, hukuk fakültesi (Mekteb-i Hukuk-i Şahane), siyasi bilgiler fakültesi (Mekteb-i Mülkiyye-i Şahane), tıp fakültesi (Mekteb-i Tıbbiyye-i Mülkiyye-i Şahane), (II.Mahmud'un kurduğu tıbbiye askeri idi), Beyrut, Şam, Bağdat, Selanik, Konya, Edirne şehirlerinde çeşitli fakülte ve üniversiteler, burada sayılmayacak kadar çok askeri orta ve yüksek mektepler, teknik üniversitesi (Mekteb-i Şahane-i Hendese-i Mülkiye, daha önce yalnız askeri ve bahri muhendisler yetiştiren Mühendishane-i Beri-i Hümayun ile Mühendishane-i Bahri-i Hümayun vardı), güzel san'atlar akademisi (Mekteb-i Şahane-i Sanayi-i Nefise), yüksek ticaret mektebi, Halkalı Yüksek Zıraat ve Baytar Mektebi, orman ve maadin mektebi, deniz ticaret mektebi, yüksek muallim mektebi, lisan mektebi, orta öğretimde, hemen her sancak merkezinde birer idadi (lise), eğer 4 sınıflı kolej ise "sultani" deniyordu ve hemen her kaza merkezinde birer rüşdiyye (ortamektep), kız ve erkek sanayi mektebleri, muallim ve muallime mektepleri, sağır, dilsiz ve kör mektepleri, ayrıca binlerce ilk mektep.

    Birçok müze ve kütüphane kurduran, bunların örnek şekilde kataloglarını yaptıran II. Abdülhamid devrinde Darülaceze, Hamidiyye su tesisleri, yüzlerce sanayi, ziraat ve ticaret odası, belediye teşkilatı, telgraf hatları, postahane, demiryolu, şose, köprü, birçok fabrika meydana gelmiştir.

    Bu hizmetleri sayesinde okuyan yetişen ilim ve irfan sahibi olan ama ferasetten uzak kişilerin 31 Mart gibi Tarihimizin lekelerinden sayılan bir olay ile padişahı tahttan indirmek için isyan çıkartmaları, ki bu isyan padişaha sadık 1. Ordu tarafından kolayca bastırılabilecek bir durumdayken bizzat padişahın emri ile olaya müdahil etmemeleri sonucu büyümüş ve amaçlarına ulaşmıştır. Sonrası malum zaten ülke bir savaşlar zincirine sokuldu ve milyonlarca insanımız bu savaşlarda hayatlarına veda ettiler.

    Kitap II. Abdulhamid döneminde yaşanan olayları bana göre tarafsız bir şekilde dile getiriyor. Muhakkak okumanızı tavsiye ederim. Kendi dönemi ile birlikte Sultan'ın ailesi hakkında da bilgiler içeriyor. Ve II. Abdulhamid hakkında söylenmiş bir çok makale yer alıyor.

    İçinde güzel bir soru barındıran ve günümüzü bir fotoğraf karesi gibi yansıtan şu alıntı ile bitirmek istiyorum.

    Vambery'nin 1906'da yazdığı Pan-İslamizm adlı makalesinde tenkit ettiği ve muhtemel tehlikenin en zayıf yeri olarak gösterdiği husus, Müslümanların birbirlerinin dertöerine sıkıntılarına ilgisiz kaldığı idi. Mesela Endülüs'te Müslümanlar katledilirken yardım taleplerine diğer Müslümanlar kayıtsız kalabilmişlerdi. Sonra ki yıllarda bunun örnekleri görülmüştü. Öyleyse Müslüman cemaatini birbirine yaklaştıran unsur ya da unsurlar nelerdi?
  • Nedir bu insalardakı hırs, öfke, cellatlık? Sonuç olarak ortalama 70 yıl yaşayan bir canlının bir şeyleri kendinden fazla önemsemesi, kutsallaştırması akıl işimidir. Vergileriyle ayakta tuttuğun, seni fakir ve zengin diye sınıflandıran bir sistem için ölmek mantıklı mı #devlet
  • 120 syf.
    Yazarın okuduğum ikinci kitabı Einstein'in Düşleri. Algan Sezgintüredi çevirisiyle epub olarak okudum. Tek solukta okunacak kadar kısa ve sürükleyici. Böyle dediğime bakmayın. Her hangi bir öykü kitabı okuyormuş gibi olmuyorsunuz. En azından benim düşüncem bu.
    Yazarın daha önce okuduğum Bay Tanrı kitabını oldukça beğenmiş ve kitaptan etkilenmiştim. Sonra öğrendim ki Einstein'in Düşleri kitabını önce yazmış. Kendimce "Bay Tanrı'yı demek ki daha da olgunlaştıktan sonra yazmış, bu kitaptan fazla beklentiye girmeden okuyayım bari." dedim ve kitaba adını veren yüzyılın büyük zekası Einstein'in dediği gibi "Önyargıları yıkmak atomu parçalamaktan daha zordur." sözü geçerliliğini tekrar kanıtlamış oldu.

    Kitaba gelirsek; çeviri olarak olabildiğince iyiydi. Epub olarak okumama rağmen yazım yanlışı vb. hatalar da yoktu. (Bunu belirtiyorum çünkü bazı epublarda gözü yoracak kadar hatalar oluyor ve epub olarak okuyacak olanlar için rahatlatıcı bir bilgi diye düşünüyorum.) Dili kolayca anlaşılabiliyor. Ayrıca yazarın anlatımı ve kitabın az sayfa olmasıyla tek solukta okunabilmesini sağlıyor. Elbette okuyup köşeye bırakılacak kitaplardan değil. İçerisinde zamanın farklı hallerini anlattığı birçok durum söz konusu. Zamanın bülbül olduğu, zamanın olmadığı, tek boyutlu olduğu, geleceğin olmadığı, geçmişin olmadığı ve birkaç farklı şekli daha. Zamanın farklı hallerini uzun uzun olmasa da anlaşılabilecek kadar uzunlukta anlatmış. Ben okurken bu bölüm bölüm betimlemeleri sanki bir film senaryosu taslağıymış veya bir romana başlarken hazırlanan ana hatlarmış gibi okudum. Çünkü bana göre zamanın bu farklı hallerini anlattığı her bölüm kendi başına bir roman ya da film olabilecek kalite ve özgünlükte.

    Elbette edebi olduğu kadar yazarın fizikçi kimliği de kitapta olması betimlemeleri daha etkileyici kılıyor. Bilim kurgudan ziyade teori gözüyle okunmasını sağlıyor (parantez açarak tamamen şahsi fikrim olduğunu yine belirtmeliyim sanırım).

    Son olarak kitabın ismi Einstein'in Düşleri. Einstein hakkında yazılmış, onu anlatan bir kitap olarak okumaya başlayacak olanlar hayal kırıklığına uğrayacaktır. Burada 'spoiler' veriyormuş gibi görünebilirim ama okuyunca bu amaçla demediğim anlaşılacaktır.

    Özetle; zaman üzerine zihni açan, okurken sıkmayan, betimlemeleri devam ettirme hissi uyandıran, akıcı ve bir o kadar öğretici bu kitap yaratıcı yazma ve düşünme derslerinde kullanılabilecek kalitede olduğunu söylersek sanırım abartmış olmayız.

    Kitap ve özellikle sevgiyle kalın.
  • 398 syf.
    ·4 günde·7/10
    Okumaya değer veya değmez, bu tamamen okuyucuya bağlı. Benim şahsi düşüncem illa okunması gereken bir kitap değil.Ayşe Kulinin anlatımı kuvvetli fakat kaleme aldığı biyografi bayağı sıradışı. Kısaca özetliyorum:
    Aylin mesleki hayatında tuttuğunu koparan fakat özel hayatı bir o kadar başarısız geçen bir kadın
  • 624 syf.
    ·52 günde·Puan vermedi
    İki dostun birbirine olan bağlılığını anlatan edebi yönü bana göre çok iyi olmayan ama yinede akıcı bir kitap. Bazı yerlerde sıkıldığımı itiraf edebilirim çünkü çok uzun uzadıya anlatıldığını düşünüyorum ama bu tamamen benim şahsi düşüncem. Bunun dışında kitabin sonunu daha çok beğendim. Ama yine de kitap genel olarak okunamayacak tavsiye edilmeyecek bir kitap değil.