• 80 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    “Çürüyoruz!” diye bağırdı, “ Çürüyoruz çünkü hareket etmiyoruz. Hep aynı yerdeyiz. Zihinlerimizi havalandırmıyoruz. Zihin penceresi kapalı olanlar, rutubete ve çürümeye maruz kalırlar. Okumuyoruz, düşünmüyoruz. Aynı görüşleri farklı cümlelerle tekrarlayıp duruyoruz. Çürüyoruz.” •


    Bir yazarın “ Tası tarağı toplayıp düşünesi geliyor insanın” dediği yerdeyim. Bazı kitaplar hacimce küçük olup okunması kolay gibi görülebilir fakat bizde bıraktığı iz, hacminden çok daha büyüktür. Düşünme eksikliği yaşadığımız çağda tamda böyle kitaplar okuyup dünyayı sessize almak ve düşünmek, nadide bir eylem.
    Ön sözünde Gökhan Özcan’ın dediği gibi “ Kimin akıllı kimin deli olduğuna karar vermek için acele etmemek gerek.” Yazarın Vertigo mahallesinde Kaynamış ile Oynamış’ı biraraya getirip deli tabiri üzerinden güya kendini akıllı zannedenlere yani bizlere ibret olacak hadiseleri materyaller üzerinden sunması çok akıllıca bir o kadar da çarpıcı.
    Vertigo mahallesinin denge kaybı yaşayan, ayakta durmakta zorlanıp sallanan bir topluma işaret ettiğine o denge kaybı yaşayan mahalleyi dengede tutan şeyin ise deli tabir olunan insanlar olduğunu görmek zihnimde kapıların birbiri ardınca açılmasına sebep oldu. (Yazar “Vertigo ismini” böyle düşünmedi belki ama ben böyle yorumladım) •
    Delinin biri bir çığlık atıyor kimse onu duymuyor. Halbuki tüm haykırışları bizi uyandırmak için! Neden kulak vermiyoruz? Kulak vermek için bizim gibi olmaları lazım. Çünkü biz sadece kendimiz gibi olanları dinler ve severiz.
    Peki ötekiler!
    Onlar işte!
    Ötekileştirdiklerimiz... “Efendim yeterince kaynaşıp oynaştığımıza göre dünyada, artık gidebiliriz!
    Giderken ne bıraktığımız, geldiğimize değecek bir hayat sürüp sürmediğimiz” gibi nükteleri sözlerle kitabına son veren yazara selam ederim.
    Yeterince rahatsız olduğumu bir o kadar da düşünecek şey ile heybemi doldurduğumu söylemek isterim.

    Rahatsızlık derken; biz artık kitapları rahatsız olmak için okuyoruz.
    Yazan rahatsız olduğu için yazmışsa eh bizede biraz rahatsız olmak düşer.

    Çok severek okuduğumu hediye edilecek kitaplar listeme eklediğimi belirmek isterim.

    Delinin Biri Eyyüp Akyüz
  • Yunus Özdemir
    Yunus Özdemir Fuzulinin Yalnızlık Arkadaşı Sezai Karakoç'u inceledi.
    @Kitap04·11 Tem 2019·Kitabı okumadı
    Selamaleyküm, dostlar. Sezai karakoç ün yakın tanıdığı, Edebiyat Ortamı Dergisinin sahibi şair Arif Ay küçük hacimli bir Sezai Karakoç biyografi kitabı hakkında bir değerlendirme yazmıştım. Fikirleriniz benim için önemli.

    “En büyük acı şu: insanlık hadım edildi
    Hakiki düşünceden gerçek duyarlılıktan ve öz bilgiden
    Bayrakların ve sancakların gerisindeki sancak söndürüldü
    Karanlıktan suni ışık yapıldı ve gerçek ışık öldü.”

    Sezai Karakoç/Alınyazısı Saati

    3 Aylık “Edebiyat Ortamı” dergisi her yıl mart sayısında Şiir Yıllığı, mayıs sayısında da Öykü Yıllığı hediye eder okuruna. Edebiyat Ortamı ailesi artık her yıl biyografi türünden kitap hediye edilmesini uygun gördüler. Bu konuda ilk biyografi çalışması, ilk adımı; Sezai Karakoç’a ayırdılar.

    Arif Ay’ın kaleminden, Karakoç’un aldığı ışığın filizlenen bir hayatın, kendisine has bir ilhamla şekillenen bir sanatın daha da derine indiğimizde bütün varlığıyla oluşan düşüncenin varlık kapısında bir anahtar işlevi göreceği bu kitabı hazırlamıştır. İnsan kişiliğini keşfetmenin yolu tanımak/araştırmakla geçer. Keza, biyografi türündeki kitapların işlevleri de bu değil mi? Elbette! Tamda bu konuda Arif Ay, Karakoç’u yazma cesaretinde bulunarak, kitap için niyetini şöyle açıklar: “Biz burada daha çok da gençlerin sıkılmadan bir solukta okuyacağı özet bir çalışama ortaya koyduk.” Diye belirtir.
    Arif Ay’ın Dokuz Kandilinden Sezai Karakoç Portresi Arif Ay’ın Dokuz Kandilinden: “Yunus Emre’nin, Hacı Bektaş Veli’nin, Hacı Bayram Veli’nin, Mevlana’nın yüzyılımıza düşen izdüşümü; bir medeniyet mefkûrecisi. Onlar, Moğol istilasıyla, Haçlı Savaşları’yla tarumar olan Anadolu’nun dirilişini gerçekleştirmişlerdi. Bu yüzyılda da aynı misyonu yükleyenlerden biri de Sezai Karakoç’tur.

    Bir kaynak suyu kadar tabii; arı-duru bir sanat ve fikir mimarı. O, “ulu hocalar”ın öğretemediklerini öğreten öğreti ustası. Bir haberci, bir muştucu .

    İslam coğrafyasının fikir seyyahı. Hacca gitmeden haccı anlatan. Şeyh Galip’in sakalsızı. Fuzuli’nin yalnızlık arkadaşı.
    Necip Fazıl’ın, soluğuyla erittiği buz dağından sonra, ortaya çıkan çalkantılı deryada gemisini karaya oturtmadan, Ulu Önder Peygamber çizgisinde yol alan kaptan.
    Hikmet burcunda bir şair. İnsan-ı kâmil burcunda bir nazar. ”

    Kendi ruh dünyasını var eden, varlığıyla şekillenen toplumun içinde yalnız kendi özünde suyunu içer. Susamışlara nefessizce, soluksuzca koşan bir teste su olur. Afrika’nın bir köyünde; o güneşte, boğazı kurumuş küçük bir kız çocuğuna ferahlatıcı/muştucu bir avuç su olur. Şiir yazmak bende bir kader meselesi ve de Tanrı armağanıdır, diyen Karakoç şiirinin evrensel boyutu/ufkuyla tüm insanlığın dirilişi ve kurtuluşu muştular. Ve bir çıkıştan bahseder kurtuluşu İslam aydınlığıyla olacağını anlatır.

    Bir merhamet abidesidir şiiriyle/kaderiyle; “Bırak ben ağlayayım/Esir pazarında satılan Afganistan’a/Açlıktan milyonları kırılan Afrika’ya/Filipinler’e/Habeşistan’a Eritre’ye Filistin’e/Esaret prangasıyla kıvranan/Kafkaslar Azerbaycan Türkistan’a/Bütün milletlere ülkelere/Irmaklar gibi ben ağlayayım ” diye gönlü çağlar dünyanın dört bin tarafına…
    Karakoç’un düşünce dünyasının iki yüzü vardır. Bu yüzden biri içinde yaşadığımız dünyaya dönük, öteki yüzü ise ahirete dönüktür . Dünya ile ahiret hayatında insanın gelip yerleştiği mutlak bir varlık yeridir. Bunun yanında dünya ile ahireti yöneten/şekillendiren zekâ tek başına değildir. Zekânın güçlenmişi ve olumsuzluklardan olanca arınmışı akıl, daha güçlüsü gönül ve hepsinden daha güçlüsü ruhumuz vardır. Ruhumuzun sadece akla ve gönle dönük pencerelerinden bakmamız, hayat çelişkilerini ve trajedisinin altında ezilmemizi önleyemez. Mutlaka ruhumuzun Mutlak’a açılan pencerelerini de görmeliyiz. Vahiy ve ilhamı da görmeliyiz. Hatta aklı ve gönlü, bu iki ilahi ışığın aydınlığında kendi doğal yaşantılarıyla doldurmalı ve dolumlaştırmalıyız.

    “Hakikat Medeniyeti”nin olduğu yerde Yaratan(c.c.)’ı işaret eden saklı izler vardır. Tarih şahittir ki bu saklı izler Mekke ve Medine’ye gider. Lakin Mekke’nin, Medine’nin ışığı aydınlatmıştı dünyayı. Kudüs, Şam, Bağdat, Buhara, İstanbul, Kurtuba bu ışığı taşımıştı elden ele. Bu ışıkla güzelleşmişti yeryüzünün köşeleri.

    Çatıda setlerde ufuk çizgisinin olduğu her yerde/Her Müslüman gönülde ve yüzde/Bin bir yol gider bir yola varır. İşte tamda bu yerde Karakoç, şaire şiir için yolu uzun/engebeli bir misyonla süsler. Keza kutlu bir yolun, yolcusudur şair. Heybesine kandillerden dökülen Kevser suyundan doldurur. Şair, yüreğinin sıcaklığıyla çıkardığı sesiyle geçmiş/gelecek/bugüne hadi biraz daha öteye gittiğimizde öte dünyaya, Kuran’ın dilinden, Hz. Âdem’den Hz. Muhammed(sav)’e, bütün Peygamberlerin ayak izlerinden muştular. Daha öteye gittiğimizde Ehli Beyt halkından, sahabelerden, velilerden hakikati muştular. Karakoç, şiirlerinden bir an gece ya da gündüz vaktinden İmam-ı Azam, İbn-i Arabi, Gazali, Mevlana, Yunus, Fuzuli, Şeyh Galip, Yahya Kemal, Mehmet Akif, Necip Fazıl ile sıcak bir kucaklamayla, selamlar bizi ve öteyi muştular. Kadim yolun öncü kuşakları, bindir yolun sıkıntılı/çilesinden Peygamberimizin bir/tek/kutlu yolunda ömür tamamlarlar.

    Arif Ay, yol bilmez, iz bilmez ya da yolunu karıştıran ya da yolunu bulmak isteyen okura Karakoç’u anlamak, tanımak için kılavuz özelliğinde bu kitabı yazmıştır. Okuyucuyu, Gün Doğmadan; Güne, Taha’nın Kitabına, Hızırla Kırk Saat geçirmeye, velhasıl düşünce sahibi olmak için Ruhun Dirilişine, Kıyamet Aşısına, Diriliş Muştusuna, İslam’ın Dirilişine yelken açtıracaktır.

    Yunus Özdemir.

    Arif AY, Fuzuli’nin Yalnızlık Arkadaşı, Sezai Karakoç, Edebiyat Ortamı Yayınları, Ankara – Haziran 2016, 96 sayfa.

    21 Ağustos 2016 Pazar
    19:04:13 AĞRI.