• 125 syf.
    ·5 günde·Puan vermedi
    Gerçekten sevdiğinizi sandığınız birisini acaba gerçekten seviyor musunuz? Bir kişiyi ya da bir nesneyi o olmadan yaşayamam, hayatın bir anlamı olmaz diye mi seviyorsunuz? Kendinizi tanımadan ve sevmeden başkasını sevmeye kalkıyor musunuz? Cevaplarınız tereddütlüyse sevme, sevme sanatı hakkında öğreneceğiniz çok şey var derdi Erich Fromm. Kitap sevme konusunda takınılan üç yanlış tutumun açıklamalarıyla başlıyor. İlki, çoğu kişinin sevmeyi; kendini ya da başkasını sevmekten çok, kendilerini sevdirme olarak görmesidir. Yani bunlar için sevmek yerine nasıl sevimli olabilecekleri önemlidir. İkinci yanlış tutum ise sevmenin kolay olduğu ancak sevilecek ‘nesneyi’ bulmanın zor olduğudur. Satın alma odaklı gelişen toplumlarda erkekler ya da kadınlar birbirlerini çekici yapan şeyin dönemin kafa ve vücut modası olduğunu düşünürler. Bu bağlamda sevme bir nesneye dönüşeceğinden gerçek anlamda bir sevmeden bahsedemeyiz. Üçüncü ve kitapta bahsedilen son yanlış tutum ise âşık olmanın sürekli sevme olarak görülmesidir. Birbirlerine başta âşık olan insanlar birbirlerini daha yakından tanıdıklarında aradaki bağlılık umut kırıklığına, düşmanlık ya da bıkmaya götürüyorsa burada da sevmeden bahsedemeyiz. Peki, bu yanlış tutumları düzeltmenin yolu ne olabilir? Erich Fromm atılacak ilk adımın sevmenin de tıpkı yaşam gibi sanat olduğunu kabul etmek ve bu sanatı öğrenme yolunda adımlar atmak olduğuna inanıyor. İnsanların istemeden doğduklarını, istemeden öleceklerini, yakınlarının onlardan önce ya da sonra öleceklerini düşünmeleri ve doğanın ve toplumun gücü karşısındaki çaresizliklerini bilmeleri hayatlarını bir hapishaneye çevirir. Bu hapishaneden çıkmanın yolu sevgidir. İnsanlar bu yüzden çeşitli yollarla sevgiyi bulmaya çalışmışlardır. Bunlar tapınma, lükse kapılma, her şeyden el etek çekme, Tanrı’ya yönelme, delice çalışma vs. şeylerdir. Sevgi kişiyi diğer insanlardan ayıran, duvarları yıkan, birleştiren etkin bir güçtür. Bu güç her türlü sevgide görülen temel öğelerde(ilgi, sorumluluk, saygı ve bilme) de kendini gösterir. Bu öğeleri kitapta geçen cümlelerle aktarmak istiyorum. “Sevgi sevdiğimiz şeyin yaşaması, gelişmesi için duyduğumuz etkin ilgidir,” cümlesi ilgi öğesini açıklamak için yeterli olacaktır. “Gerçek anlamıyla sorumluluk, bütünüyle gönülden gelen bir davranıştır; açık olsun, gizli olsun, başka birisinin ihtiyaçlarına verdiğimiz yanıttır,” buradan sevgi açısından sorumluluğun, karşıdaki kişinin ruhsal ihtiyaçlarına cevap verme olduğu kanısına varmak yanlış olmaz diye düşünüyorum. “Korkmak ya da çekinmek değildir saygı; bir insanı olduğu gibi görebilmek, onun kendine özgü bireyselliğini fark edebilmektir,” anlaşılacağı üzere insan karşıdaki kişiyi ona saygı duyduğundan, onu o olarak gördüğü için sevmelidir. Bu üç öğenin tamamlayıcısı bilme yani tanımadır. İnsan başkasını ya da kendisini tanımadan ne sevgiye ne de sevginin öğelerine vakıf olabilir. Sevgi nesne değildir dedik ama sevginin kendine has nesneleri var –ben bunlara çeşit demeyi daha doğru buluyorum. Bunlar kardeş sevgisi, anne sevgisi, cinsel sevgi, Tanrı sevgisi ve kendini sevmedir. Sevme bir sanatsa bu sanatı icra etmek için gereken şeyler nelerdir? Herhangi bir sanatı icra etmek disiplin, üstüne düşmek, sabır ve ilgi gerektirir. Sevme sanatını gerçekleştirmek için ilk ve bana göre en önemlisi insanın narsisizmini yenmesidir. Narsist kişi sadece kendi ortamı içindeki şeyleri doğru saydığı ve yararlılık ilkesine bağlı kaldığı için sevme sanatıyla mutabık olamaz. Kendini bundan ne kadar kurtarabilirse o kadar sevgiye yaklaşır. Benim aldığım notlar burada sona eriyor. Detaylı bilgiler için kitabı okuyabilirsiniz. Sevme, sevgi ne kadar açıklanmaya kalkılsa da her zaman eksik bir açıklama olacak ve insan sevme ve sevgiyi hiçbir zaman anlamayacaktır. Son olarak sevme ve sevgiye tanım olabilecek kitapta geçen üç sözü sizinle paylaşıp iyi okumalar dilemek istiyorum:
    “Sevgi yalnız bir insana bağlılık değildir; bir tutumdur; kişinin sadece bir sevgi nesnesine değil, bütünüyle dünyaya bağlılığını gösteren bir kişilik yapısıdır.”

    “Birisini sevmek yalnız güçlü bir duyguya kapılmak değildir; bir karardır, bir yargıdır, bir karar vermedir. Sevgi yalnız bir duygu olsaydı, birbirini ölünceye dek sevmek için söz vermek gerekmezdi.”

    “Sevgi bir inanma işidir; inancı az olanın sevgisi de azdır.”
  • Diskalkuli nedir?
    Disleksiya yani okuma güçlüğü kavramını duymamış olan azdır. Nüfusun %15’inde görülen Disleksiya, popüler kültür ürünlerinde de sıklıkla karşımıza çıkar. (örneğin, Taht Oyunları’nda Jamie Lennister) Ancak diskalkuli için aynı şeyi söyleyemeyiz. İlkokuldan önce keşfedilmesi çok zor olan bu öğrenme güçlüğüne, rastlanma oranı %6 civarında olup, bilinirliği oldukça düşüktür. Wisconsin-Madison Üniversitesi’nden Dr. Edward Hubbard, diskalkuli ile ilgili farkındalığın yeterince gelişmediğini, konu ile ilgili araştırmaların, Disleksi araştırmalarının 20 yıl gerisinde olduğunu söylemiştir.


    Öğrenme bozuklukları duyusal, duygusal veya zihinsel kapasite yetersizliği nedeni ile değil, zihinsel süreçlerin farklılıklarından kaynaklanmaktadır. Dört temel gruba ayrılır: Disleksi(okuma zorluğu), diskalkuli(matematiksel öğrenme zorluğu), disgrafi(yazma zorluğu) ve adlandırılamayan öğrenme bozuklukları.

    Tanım
    Diskalkuli, sayılar ile ilgili konuları öğrenmede, matematiksel ilişkileri anlama, yazma ve hesaplamada, sayısal sembolleri tanımada, kullanmada bozukluk ya da eksiklik olarak tanımlanır. Diskalkulik bireyler, rakamlar, matematiksel işlemler ile ilgili problemleri anlama ve çözmede güçlük çekerler. Doğru yöntemi uygulayıp, doğru cevabı bulsalar bile yanıtlarının doğrul olduğundan emin olamazlar. Niceliksel ve mekansal bilgi üretiminde, anlamada ya da tepkide bulunmada işlev bozukluğu olarak da tanımlanabilir.

    Diskalkuliklerin %17’si aynı zamanda disleksi ve %26’sının aynı zamanda hiperaktif olduğunu ortaya koyan bir araştırma yayınlanmıştır.

    Diskalkulik bireylerin ortak özellikleri;

    Belleğin zayıf olması nedeni ile hatalı hesaplamalar yapma, ya da hesaplama yapamama.
    Temel matematik becerileri içeren işlemleri yavaş yapama, yaparken takılma.
    Toplama ve çarpma işlemlerinin değişme özelliğini tanımada yetersizlik.
    Sıralama, eşleştirme, sınıflandırma, sembole dönüştürme güçlüğü, <, >, vb. sembollerin anlamlarını karıştırma.
    Görsel ve işitsel algı ve dikkat sorunları,
    Soyutlama güçlüğü,
    Sürekli on parmak kullanma,
    Sayıları kıyaslamada zorlanma, negatif ve pozitif sayıları ayırt edememe.
    Para üstü hesaplamada zorlanma.
    Zamanı anlatmada, yer ve yön bulmada zorlanma.
    Stratejik planlamada yaşanan sıkıntılar.
    Matematiksel kavramları anlayamama ve hatırlayamama
    Kesirler, sayı dizisi konusunu anlamada zorlanma.
    Geometrik şekilleri çizememe ve tanıyamama.
    Çarpım tablosunu öğrenme güçlüğü,
    Rakamları ters yazma, 6 yerine 9, 4 yerine 7 ya da 15 yerine 51 vb.
    Bu eğilimlerin birçoğunun gözlemlenmesi durumunda, bireyin diskalkulik olma ihtimalinin güçlü olduğu söylenebilir.

    Diskalkulisi olduğunu bilmeden yaşayanlar nelerle karşılaşır?
    Hafif veya orta düzeyde diskalkulili bireyler, eğer IQ’ları da yüksek ise farklılıklarına rağmen, yaşama tutunmayı, hatta matematik dışındaki alanlarda öne çıkan başarılara imza atmayı başarabiliyorlar. Ancak diskalkulisi ağır olan bireylerin, hastalıklarını fark etmemeleri bu insanların ağır bedeller ödemelerine neden oluyor. Özgüvenleri ciddi şekilde hasar gören bu bireylerin potansiyelini gerçekleştirememe sorunları yaşaması çok muhtemeldir. Ancak tabi tek sorun potansiyelini gerçekleştirememekle de sınırlı kalmayabilir. Bu bireyler, randevularına yetişmek, mesafeleri algılamak, bütçelerini yönetmek konusunda da sıkıntılar yaşayabilir, yaşamları kaotik bir hale gelebilir.

    Diskalkuli tespit edildikten sonra neler yapılabilir?
    Bu bozuklukla başa çıkma becerisinin kazandırılması için çeşitli çalışmalar yapılıyor. Bilişsel rehabilitasyon programları uygulanarak yaşanan zorlukları azaltmak mümkün. Erken teşhis edilirse, çeşitli önlem alınarak, sorun yaşadıkları becerilerini geliştirici özel eğitim programı uygulanabiliyor. Böylece diskalkuliye eşlik eden anksiyete, benlik saygısı ve özgüven zedelenmeleri, travmatik öğrenme deneyimleri de önlenmiş oluyor.

    Diskalkuli hakkında diğer gerçekler:
    Diskalkuli terimi, 1940’larda kullanılmıştır ancak tamamen tanınması ancak Ladislav Kosc’un 1974 tarihli çalışması ile olmuştur.
    Diskalkuli’nin sözlük anlamı; Latince, kötü anlamına gelen “dys” ve sayma anlamına gelen “calculia” kelimelerinin birleşmesi ile oluşturulmuştur.
    İki çeşidi vardır. Biri gelişimsel, yani doğuştan gelen, diğeri sonradan inme ya da bir yaralanma ile ortaya çıkan diskalkuli.
    Matematikle her zorluk yaşayan kişi diskalkuli değildir. Diskalkuli çeşitli testlere tespit edilebilir.
    Diskalkuli beyinin yan loblarından kaynaklanıyor olabilir. Popüler bir teoriye göre diskalkuli beynin sayıları algılama yeteneği yan loblarla ilişkilidir.
    Diskalkulisi olmayan kişilere manyetik bir uyarıcı verildiğinde diskalkuli durumunun yaşandığı gözlenmiştir. Araştırmacılar sağ beyin lobuna, TMS(transkraniyal manyetik stimülasyon) uyguladıklarında, deneklerin miktarları karşılaştıramadıkları gözlenmiştir.
    Görülme sıklığı, cinsiyetler arasında farklılık göstermez.
    Bazı insanlar daha yüksek risk grubunda yer alırlar. Turner sendromu, epilepsi, dikkat ve hiperaktivite bozukluğu, döneminde alkol alınmış olması ve prematüre doğum vb. diskalkuli riskini artıran etkenler arasında sayılmaktadır.
  • Ekmeldi : Eksiği Olmayan
    Nazan Bekiroğlu
    Sayfa 24 - Timaş Yayınları
  • Cem-i cümle: bütün
    Nazan Bekiroğlu
    Sayfa 20 - Timaş Yayınları
  • Bezm-i ezel : Cenab-ı Hak ruhları yarattığında "Ben rabbiniz değil miyim ? Şeklindeki soruya bütün ruhların ,Evet "Sen Rabbinizsin " diye söz vermeleri ânı .