• 248 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Müellifin bu eseri, Osmanlı coğrafyasının beş asırlık en verimli ve mamur parçası olan, imparatorluğun koca bir çınar misâli büyüyüp geliştiği Rumeli topraklarının nasıl elden çıktığını anlatan, yası henüz tutulmamış bir kaybediliş öyküsü. Kitabın müellifi Doç. Dr. Hasip Saygılı, Türk Temsil Heyeti Başkanı sıfatıyla bölgede görev yapmış, Hüseyin Mümtaz Beğin de mevzûbahis olunan eserde belirttiği üzere atalarının asırlar önce gittiği, vatan yaptığı Evlâd ı Fatihan diyarına yakışan hakiki bir Alp Eren. Müellifin daha evvel neşrettiği Rumeli Türkleri ve Müslümanları isimli eserin devamı niteliğinde olan bu eser, hem okuyucuda hasıl olduğu düşünülen 'acaba şimdi orada durum nasıl? ' sorusunu yanıtlamak hem de -yazarın da sık sık yakındığı - içi boş ve kuru hamasetten müteşekkil bir Evlâd ı Fatihan söylemi yerine rasyonel gerçeklerden beslenen bir plan, bir yol haritası olması hasebiyle kaleme alınmış.

    Eser, 'Türk'ten Daha Türk Boşnaklar' başlığı ile okuyucuyu selamlıyor. Yazar, bu bölümde 1996 Eylül'ü ile 1997 Mart'ı arasında Saraybosna'da Kurmay Binbaşı rütbesi ile NATO kapsamında teşkil edilen karargâhta Harekât Subayı olarak görev yaptığını anlatıyor. Bu bölümde en çok değinilen husus ise müellifin bölge hakkındaki gözlem ve notlarını mektup vasıtasıyla paylaştığı kimselerin -bazılarının üst rütbeli askerî makamlar olduğu yine yazar tarafından belirtilmiş- teşekkürü bir yana bırakalım mektupların ellerine ulaşıp ulaşmadığını dahi bildirmemeleri. Bazı mevkî sahipleri tarafından yazdıklarının 'ilginç' olduğu şeklindeki 'ilginç' ifadelerini bizim kendi tezlerimizin kültür temellerine asla sahip çıkma temeli olmayan kimselerin suya sabuna dokunmayan ifadesi olarak nitelendiren yazar bu ilgisizlik ve ilgisizliğin beraberinde getirdiği cehaletin Rumeli'ndeki durumu aleyhimize çevirdiğini pek çok yerde adeta ilgili makamların suratına çarpıyor. Başlığı takip eden sayfalarda ise Prof. Dr. Tuncer Gülensoy ile Hüseyin Mümtaz Beğin, yazar hakkındaki kanaatlerini de belirttikleri, Ortadoğu gazetesi ve Türk Edebiyatı dergisinde neşredilen mevzûbahis mektuplara yer verilmiş.

    Yazar tarafından eserde belirtilen bir husus da Saraybosnadaki ecdat yadigarı pek çok kültür eserimizin kısmen de olsa korunmuş olduğu. Yazar, bu kısımda Sultan Fatih'in oğlunun kızı Selçuk hatunun oğlu, Osmanlı'nın meşhur Bosna valisi Gazi Hüsrev Beğ camî, türbe ve külliyesinden bahsediyor. Hüsrev Beğ tarafından yaptırılan bezistan, medrese ve vakfettiği kütüphanenin halen hizmet vermekte olduğundan yine yazar tarafından haberdar ediliyoruz. Ayrıca kütüphanesinde 10.000 cilt el yazması eserin mevcut olduğunu öğreniyoruz. Bunlardan 1463'ten 1927'ye kadar olan dönemi kapsayan Enver Kadiç'in 28 ciltlik Tarih i Bosnasının kim bilir bizimle ilgili nice evrakı kapsadığını belirten bu bölüm genç araştırmacılar için bir davetiye niteliği taşıyor.

    Kitapta, Rumeli coğrafyasını vatan kılan pek çok isme de değinilmiş. Bu isimlerden en çok öne çıkanı ise Suzi Çelebi. Suzi Çelebi, 'Türk azdır diye bulma bahâne/Odun bir şulesi besdir cihâne' dizelerinin sahibi, 16. yüzyılın eğitimcisi, askeri, şairi, tarihçisi ve kadısı. Bu çok yönlü devlet büyüğümüzün kabri ise Prizrende, camî-i şerifinin haziresinde imiş. Ziyarete kapalı olan Suzi Çelebi'nin kabri yazarın naklettiğine göre maalesef metruk bir halde. Yazar, ilgili bölümde bu yüksek şahsiyetimizin kabrinin onarımı için Diyanet İşleri Başkanlığı ve Diyanet Vakfı dahil yaptığı resmî temasların sonuçsuz kalışına üzülüyor ve yukarıda da çokça bahsedilen ilgisizlikten dem vuruyor. Lâkin yazar, yine de ümitvâr. Hilesiz, hurdasız, düzgün insanların işe el atıp sonuçlandıracağını yine ilgili bölümde belirtiyor.

    Eserde, Recep Hulusi Efendi Eğitim ve Kültür Vakfı olarak da bilinen Melami Tekkesi'nden de bahsolunuyor. Tekkenin Hacı Ömer Lütfü Efendi, Hafız Fethi Ahmet Efendi gibi divan sahibi kültür ve irfan adamlarının hizmetlerinden sonra son dönemde Hacı Adnan Nurko'nun vekâleti ile devam edegeldiğini yazardan öğreniyoruz. Hacı Adnan Nurko'nun cesaret ve kahramanlığı ile ön plana çıkmış bir şahsiyet olduğundan yine yazar vasıtası ile haberdar oluyoruz. Son Kosova Savaşı'nda diğer tüm camîlerde susturulan ezanın, onun müezzini olduğu Katip Sinan Camîsi'nde devam ettiğini, eğer ezan okumakta ısrar ederse öldürüleceğini söyleyen Sırplara 'öyleyse durmayın' diyebilecek cesareti gösterdiğini yazar naklediyor. Eserde, Prizren Melami Tekkesi postnişini Raif Efendi Baba ile yapılan bir de söyleşiye yer verilmiş. Tekkede pek çok beste ve derleme çalışmaları yapıldığını ve tekkenin adına yaraşır şekilde Türk kültürünün bayraktarlığını yaptığını öğreniyoruz.

    Eserdeki söyleşiler silsilesi Zafer Saraç Beyin, müellif ile Rumeli Türkleri ve Müslümanları üzerine yaptığı bir röportajla devam ediyor. Burada müellifimiz tarih bilinci olmayan, gerçek üstü efsanelere dayanan bir yaklaşımın sürdürülemeyeceği ve çıkarlarımıza da hizmet edemeyeceğini belirtiyor. Eserde mevcut olan bu söyleşiler silsilesi sayesinde Melamilikten Balkan Savaşı bozgununa kadar pek çok hususta yazar tarafından okuyucu aydınlatılıyor.

    Şahsımızca, Rumeli'de Bizden Ne Kaldı adlı eser, Doç. Dr. Hasip Saygılı tarafından kaleme alınmış bir reçetedir. Herkesçe mâlumdur ki doktorlar, hastalarına bünyelerini ele geçirmiş hastalıklardan kurtulmaları için hangi ilacı kullanmaları gerektiğini içeren bir prospektüf verirler. Hasip Hoca da Rumeli Türkleri ve Müslümanları ile teşhisini koymuş, Rumeli'de Bizden Ne Kaldı ile de tedavi yöntemini söylemiştir. Bu yöntemin tanımı ise yine yazar tarafından şöyle yapılmıştır : 'Rumeli ve özellikle Kosova'da içi doldurulmamış Evlâd ı Fatihan söylemini eğitim, kültür, ticaret ve sosyal ilişkiler ağı ile elle tutulur hâle getirmek hedeflenmelidir'.

    Herkesin, bilhassa bölgede görev yapan devlet görevlilerimizin, hissesine düşeni alması dileğiyle...

    Tanrı Türk'ü Korusun
  • Tanrı Türk'ü korusun ve her daim muzaffer kılsın.

    Ruhun şad olsun Atsız Atam.
  • Tanrı Türk'ü korusun amma, özü ve sözü birbirine uymayan politikacılardan. Şu sahte milliyetçi lerden... Şu titreyip titreyip kendine gelemeyenlerden...
    Uğur Mumcu
  • " Tanrı TÜRK'Ü korusun."