Kulak kemiklerimiz, günümüzden 375 milyon yıl kadar önce yaşamış bir balığın çene kemikleridir. Öncü balık ve sürüngenlerde karaya geçme sürecinde oluşan değişimlerden bir tanesi de çene kemiklerinden bazılarının (hyomandibula) solungaçların içine girmesi ve neticede orada küçülüp yerleşerek bugünkü işitme organımızı oluşturmasıdır. Birkaç milyon yıl boyunca elimize ulaşan fosiller üzerinden izleyebildiğimiz bu hayret verici ve nedeni tam anlaşılamamış dönüşüm, işte bugün işitme sistemimizde neden “kemik” kullanmak durumunda olduğumuzu açıkça gösterir.
Günümüzde bile yaşayan bazı sürüngenlerin çene kemikleri aracılığıyla
titreşimleri alarak bu yolla “işittiklerini” biliyoruz. Hatta işitme yeteneğini
kaybetmiş bazı insanların kemikleri yoluyla işitmeye sınırlı da olsa devam
etmeleri de aynı mantıktan kaynaklanır. Aslında bedenimizdeki tüm kemikler, işitme sistemimizin parçasıdır. Özellikle de kendi sesimizi duyarken! İşte o nedenle kaydedilmiş sesinizi dinlemeyi pek sevmezsiniz zira size pek farklı gelir.
Bu birkaç kısa örnek, insanın bedensel olarak aslında “ne olduğunu” bir kez
daha hatırlamamız içindi. İnsan, büyük canlılık orkestrasının içindeki nadide
bir enstrümandır. Diğer tüm canlılar gibi. Elden ayrı, kopuk, kafasına göre
takılabilecek ve canlılık kurallarından bağımsız bir canlı değil; tam tersine o
sisteme göbekten bağlı, tüm canlılıkla aynı kökeni paylaşan ve bunu fark
ettiği oranda doğru yaşayabilecek özel bir canlıdır.