• "Kaçak sayısı?"
    "Tam sayı belli oldu. Şaşırmaya hazır ol: 30.809."
    "Neee?"
    "Üstelik bunların 30.122'si de tüfeği ile kaçmış. O yüzden elimizde az tüfek kaldı."
    "Ordunun yarısı bu!"
    "Ne yazık ki evet."
    M. Kemal isyanla ayağa kalktı:
    "Anadolu'yu yüzlerce yıl, yalnız canına ve malına ihtiyacın olduğu zaman hatırlarsan, bunun dışında kaderine terk ve cehalete teslim edersen, sonuç tabii böyle olur. İnsanlarımızı okutmamış, bilinçlendirmemiş, kafalarını ve yüreklerini milli bir terbiyeden geçirmemişiz ki. Cami okullarında ve medreselerde, ne tarih, coğrafya dersi verilir, ne de vatan, millet nedir öğretilir. Bu yüzden iki yıldan beri düşman kadar, cahil, gafil ve hainlerle de uğraşıyoruz. Komutanlar bu sefer çok dikkatli olsunlar, bozgunculara fırsat verilmesin."
    "Başüstüne."
    Savaştan sonra, bu talihsiz millet için yapılması gereken çok iş vardı. Milleti yüzlerce yıllık uykudan uyandırmak gerekiyordu
  • Muhteşem bir bilgi hazinesi. Tamamen o dönemi yaşayan ve adlarına Vakanüvis denilen (yani günün olaylarını yazarak zapt altına alan ) resmi görevlilerin, günümüze kadar gelen notlarından yararlanılarak yazılmış ,müthiş derecede akıcılığı olan harika bir tarih kitabı.

    Kitapta , iki yüz yıl süren Haçlı seferleri sırasında bölgede yaşananlar tamamen Müslümanların tarafından bakılarak anlatılmaktadır. Olayların tamamı bizzat görgü tanıkları olan vakanüvislerin yazdıklarından derlenerek anlatıldığından dolayı neredeyse noktası virgülüne kadar gerçek olma özelliği taşımaktadır. Haçlıların gelişlerinin ilk haber alınmasından itibaren bölge insanının nasıl bir ruh hali içerisine girdiği, nasıl bir beklentilerin oluştuğu ve nelerin yaşandığı çok açık bir şekilde aktarılmaktadır.

    Kitap, her ne kadar Frenklerle olan savaşlara öncelikle yer verse de, ağırlıklı olarak bölgedeki Müslümanların kendi iç çatışmalarını ve iktidar kavgalarını çok daha fazla ön plana çıkararak anlatmaktadır.

    Yaklaşık bir ay kadar önce okuduğum Thomas Asbridge'in yazdığı ''Haçlı Seferleri'' isimli kitapta (Haçlı Seferleri ) ise tamamen olaylar Hıristiyanların bakış açısıyla anlatılmaktaydı. Bölgedeki Müslümanların kendi aralarındaki çatışmalar ise derinlemesine değil de kısa ve öz olarak anlatılarak geçilmekteydi. Oysa Hıristiyan dünyasındaki tüm olaylar çok ayrıntılı bir şekilde aktarılmaktaydı.

    Bütün bunlar göz önüne alındığında ben her iki kitabın da birbirini tamamlar özellikte olduğu kanaatindeyim. Ortak anlatılan olaylarda, her iki kitapta da çok büyük farklılıklar göze çarpmamaktadır. Sadece tarafların karşı tarafta yaşananlar konusunda bilgi eksikliğinden kaynaklanan yazılamamış bölümler mevcuttur.

    Bana göre, dünyanın en lanetli bölgesi olan bu yerde yaşanan ve iki yüz yıl süren bu vahşeti, her iki tarafta objektif bir şekilde yazarak bizlere insanlık dersi vermişlerdir.

    Ben bu kitabı da, tarihe karşı ilgisi olanlar , o dönemde yaşananları merak edip öğrenmek isteyenler başta olmak üzere herkesin okuması gereken muhteşem bir kitap olarak değerlendiriyorum.
  • “Tarihin en büyük dersi, insanların tarihten pek ders almayışlarıdır.”
    Ingrid Von Oelhafen
    Sayfa 211 - Beyaz Baykuş Yayınevi
  • Bir roman nasıl yazılır, neyi nasıl anlatmalıdır, sorusunun bir cevabı varsa, bu cevabın örnekleri arasında kesinlikle geçmesi gereken bir eser Kiralık Konak

    Eski bir konakta yaşayan insanlar ve onların çevreleriyle olan münasebetleri üzerinden bir sosyal hayat eleştirisi ve olayların geçtiği yer ve zaman dilimi olarak da tarih dersi niteliğinde bir eser meydana getirmiş Yakup Kadri Karosmanoğlu

    Tanzimattan sonra Osmanlı'nın dönüşümü ile bir kısım insanlardaki yozlaşmayı ikili, üçlü aşk ilişkileri çerçevesinde anlatırken, 1. Dünya savaşı ve Çanakkale cephesine kadar uzanan bir hikâye ile de ülkenin gerçek sorunun ne olduğuna parmak basan çok katmanlı bir roman ortaya çıkmış.
  • Tarih 20 Şubat 2015. Haberlerde EGE Üniversitesi'nde ''Karşıt görüşlü iki grup arasında çıkan kavgada 1 ölü 1 yaralı'' var. Peki kim bu karşıt görüşlü iki grup? Birisi dağda askerimize kurşun sıkan alçak terör örgütünün adını duvara yazar, Apo bröşürlerini dağıtır, ders basar, terörist gibi giyinir, üniversitenin önünde ''Geliyor Apocular'', ''Düşüyor Ülkücüler'' diye halay çeker, Atatürk büstlerine zarar verir, Türk Bayrağına hakaret eder. Diğeri de vatanı, milleti için ölüm anında bile hissesine ''Kurt Yalnızlığı'' yazılır. İdeoloji gözlüklerinizi atın bir kenara. Şapkalarınızı çıkarın. Bunu sağ-sol kavgası diye medyaya sunmak en az Fıratımızı şehit eden bu kahpeler kadar alçaklığın bir ürünüdür. Artık at gözlüklerinizi çıkarın. Mesele sağ sol değil. Fırat Yılmaz Çakıroğlu'na destek verince ülkücü olmazsınız merak etmeyin. O yiğit vatan hainlerine karşı mücadele etti. Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Türkiye Cumhuriyeti Devleti sınırları içerisindeki önde gelen bir üniversitede ''Serok Apo'' diye gezen şerefsizlerin, itlerin, alçakların, kahpelerin karşısında dimdik durdu. Son bir açıklaması vardı o kutlu yiğidin. ''Biz bu mücadeleyi 20 kişi de kalsak vereceğiz Allah'ın izniyle'' diye... Öyle bir mücadele verdi ki bozkurt mertliğini çakal alçaklığını konuşturdu. Peki ya rektörler? Can güvenliği bile tehlikede olan bu kardeşlerimizin şehit olmasını mı bekliyordunuz? Ya hu burası Türkiye Cumhuriyeti be. Burası Atatürk'ün Kubilay öğretmen için yaktığımı Menemen Menemen! Üniversitede bu vatan hainlerinin istediği şekilde at koşturmasına nasıl müsaade edersiniz? Peki ya devlet? Hani Türkiye Cumhuriyeti kabile devleti değil diyorsunuz ya. Can güvenliği için arkadaşlarımızı, ağabeylerimizi, ablalarımızı koruyup kollamamız mı gerekiyor? Siz devlet olarak üniversitenize sahip çıkamıyorsunuz be. Geleceğin güneşi bizleri korumaktan ne de aciz düşmüşsünüz. Solcuları da ağlatan bu vatan evladına dil uzatmak şerefsizliğin kaçıncı boyutudur? Dünya görüşü ne olursa olsun aynı masada oturup güzelce tartışan bu adamı faşistlikle suçlayan şerefsiz kahpelere sesleniyorum: Sineği öldürsek insan hakları dersi vermeye çalışıyorsunuz. Peki şehit ettiğiniz bu adam? Herkes tarafından saygı görmüş bu yiğide yapılanlar reva mıdır ey kahpeler? Asıl faşist olan sizlersiniz. Mağdur edebiyatı yapıp ülkücüleri, milliyetçileri ve vatanını sevenleri öldürmek sizin ilkeniz olmuş. Size verecek tavizimiz yok. Bir gün manşetlere çıkacağız. ''Fırat için İzmir'i yaktılar'' diye... Öyle bir yakacağız ki bilediğiniz bıçaklar sivrileştirdiğimiz kalemlerimize mağlup düşecek. Vatanı için mücadele edenin sağcısı solcusu olmaz. Konu sağcı-solcu değil. Konu vatansever ve vatan haininin çatışması. Sen ağabeyim Fırat Yılmaz Çakıroğlu... Hakkını bize helal et. Ant olsun ki okula gitmek için sabah erken kalktığımda ''5 dakika daha ya'' demeyeceğim. Senin için ağabeyim senin için kalkacağım. Senin ve davan için savaşacağım. Mücadele edeceğim. Senin gibi akademik ülkücü olacağım. Onların bıçaklarla, silahlarla durdurabileceğini sandığı bu kutlu davamızın ateşini daha ileriye taşıyacağım. Taşıyacağız. VE ELBET BİR GÜN BU HAİNLER DİZE GELECEK, TÜRK ÖZÜNE DÖNECEK VE GÜLÜŞLERİNDE DE BULUNAN TURAN, HAKİKAT OLUP BU ŞEREFSİZLERİN YÜZLERİNE ATILACAK EN AĞIR TOKAT OLACAK! GÖKTE KARTAL, YERDE ASLAN, DAĞDA BOZKURT ORDUSU! VAROLSUN FIRATLAR YAŞASIN TÜRK BUDUNU!
  • Waneya Dîrokê:Tarih Dersi
    Waneya Wêjeyê:Edebiyat Dersi
    Waneya Fîzîkê:Fizik Dersi
    Waneya Biyolojiyê:Biyoloji Dersi
    Waneya Kîmyayê:Kimya Dersi
    Waneya Matematîkê:Matematik Dersi
    Sirûd:Marş
    Rêzbûn:Sıraya Geçmek
    Fêrkirin:Öğretmek
    Fêrbûn/Hînbûn:Öğrenmek
    Dest bilind kirin:El kaldırmak
  • ...bir grup insanı bir araya getirip de konuşmalarına izin vermemek sosyallik değil bence; ya sence? Bir saat televizyon dersi, bir saat basketbol veya beyzbol ya da koşu, bir saat çevriyazılı tarih veya resim ve yine spor... ama biliyor musun, asla soru sormuyoruz, en azından çoğumuz sormuyor... Bana göre sosyallik değil bu.
    Ray Bradbury
    İthaki Yayınları