• Burak CAN
    Burak CAN, Anadolu İnkilabı - Ayıcı Arif'in Anıları - Milli Mücadele Anıları (1919-1923)'ı inceledi.
    Yetersiz bir hatırat yazımı olmuş. Olayların en yüksek anında hatırat bitiyor. Hatıratın sonunda Mehmet Arif Bey hakkında yazılan bazı yazılar mevcut . O yazılardan ikisi oldukça mühim. Birisi Lord Kinros'un ve ona cevaben diğer yazı Sadi Borak'ın.. Sadi Borak Lord Kinross'a direk olarak reddiye de bulunmuş. Hatıratta özellikle ilgi mi çeken bir durum olmadı. Hatırat sonrası yazılan yazılar ise oldukça faydalı.
  • İLİM KİTABIDIR, PARA İLE SATILMAZ !

    "Ey Miskin Hoca Ahmed! Yedi ceddine rahmet!
    Farsça dilini bilir, güzel söyler Türkçe'yi."

    Hoca Ahmed'in Hikmet adını verdigi sözlerinden, kendisini en iyi tanıtan bir beyitiyle söze başlayarak Divan-ı Hikmet nedir, Ahmed Yesevî kimdir kısaca bir tanıyalım.

    AHMET YESEVİ KİMDİR?

    Ahmed Yesevî bugün Kazakistan'ın Çimkent şehri yakınlarında yer alan Sayram kasabasında dünyaya gelmiş, dinî tasavvufî eğitimini tamamladıktan sonra yine o bölgedeki Yesi (bugünkü adıyla Türkistan) şehrine yerleşmiş, uzun yıllar halkı maneviyat yolunda irşad ettikten sonra burada vefat etmiş bir mutasavvıftır. 
    Anne ve babasını küçük yaşta kaybeden Ahmed Yesevî, bir süre Otırar'daki Arslan Bab isimli şeyhin yanında dinî-tasavvufî eğitim gördü. Onun da vefat etmesi üzerine başka şehirlerde eğitimine devam etti.
    Eğitiminin ilk aşamasını tamamladıktan sonra dönemin en önemli merkezi olan ve değişik bölgelerden binlerce öğrencinin akınına uğrayan Buhara'ya giden Yesevi, burada dönemin önde gelen din bilginlerinden olan Şeyh Yusuf Hemedani'ye bağlanmıştır.
    Yesevi, öğretisini hocası Arslan Baba'dan aldığı "ehl-i beyt" sevgisi ve bu doğrultudaki tasavvuf anlayışı üzerine kurmuştur. Bir Türk sufi tarafından kurulan bu ilk büyük "Türk tarikatı", önce Maveraünnehir, Taşkent ve çevresi ile batı Türkistan'da etkili olmuştur. Daha sonra Horasan, İran ve Azerbeycan'da yaşayan Türkler arasında yayılan Yesevi tarikatı, 13. yüz yıldan başlayarak göçlerle Anadolu'ya, oradan da Balkanlara ulaşmıştır.

    Önemli ‼️
    • Yesevi öğretisinin bu denli etkili olmasının temel nedenlerinden biri; Ahmet Yesevi'nin düşüncelerini anlatmak için, o dönemde gelenek olduğu üzere Arapça veya Farsça'yı değil, Türkçe'yi seçmesidir.

    Ne zaman öldüğü kesin olarak bilinmemektedir. Türbesi, Kazakistan'ın güneyindeki Türkistan kentinde 1389 ile 1405 yılları arasında Timurlenk tarafından yapıldı. 2002 yılında UNESCO tarafından dünya tarih eseri olarak kabul gördü. Ahmet Yesevi'nin türbesi Türkiye Cumhuriyeti tarafından TİKA marifetiyle yeniden tamir edilmiştir.

    DİVAN-I HİKMET NEDİR, ÖZELLİKLERİ NELERDİR?

    •Hikmet: Hoş, hayırlı anlamlarına gelir.

    •Divan-ı Hikmet Ahmet Yesevinin hikmetlerinin birleşmesiyle oluşmuştur.

    Önemli ‼️
    ***Divan-ı Hikmet'i Ahmet Yesevi yazmamıştır; Ahmet Yesevi'nin kurduğu tarikattaki Şaban Durmuş, Ahmet Yesevi'nin görüşlerini ve düşüncelerini kitap haline getirmiştir.

    •Sade ve yalın bir dil kullanılmıştır.
    •Aruz ve hece ölçüsü kullanılmıştır.
    •Dörtlük ve beyitle yazılmıştır.
    •Didaktiktir ve manzum bir eserdir.
    •Türk tasavvufi edebiyatının bilinen ilk eseridir.
    •Eser Karahanlı Türkçesinin Hakaniye Lehçesiyle yazılmıştır.
    •Şiirlerde ulusal ögeler (ölçü, nazım biçimi, yarım uyak) ile İslamlıktan gelme yabancı ögeler (din ve tasavvuf konuları, yabancı sözcükler) bir arada kullanılmıştır.
    •Eserin uyaklanışı abcd dddb eeeb şeklindedir. Dördüncü dizelerin birbiriyle uyaklı oluşu hatta zaman zaman aynen tekrarlanışı bu şiirlerin musiki ile okunmak için söylendiğini gösterir.

    ***İlk zamanlarda Divan-ı Hikmet içerisinde 144 hikmet ve 1 münacaat bulunurken özellikle günümüze yakın zamanda elde edilen yeni hikmetler ile bu sayının 215 adedin üzerine çıktığı bilgisi bulunmaktadır.

    •Hece vezniyle yazdığı şiirlerle öğretisinin hızla yayılmasını ve kuşaktan kuşağa kolayca aktarılmasını bu yolla sağlayan Yesevi'nin "Hikmet" olarak adlandırılan ve yüzyıllarca sözlü olarak yaşatılan şiirleri, 15. Yüzyılda yazıya geçirilerek "Divan-ı Hikmet" adı altında toplanmış ve kutsal bir kitap olarak elden ele dolaşmıştır.

    ***

    Genel hatlarıyla Ahmed Yesevî ve Divan-ı Hikmet hakkında bilgi sahibi olduğumuza göre şimdi, sitede henüz hiç okunmamış, satışı olmayan, ancak her sayfasından kalite ve emek akan bu kitaba nasıl ulaştığıma ve kitabı nasıl bulduğuma gelelim.

    Bundan bir kaç yıl evvel üniversitedeki bölüm başkanımız, saygıdeğer hocam Musa Yıldız, Ahmet Yesevî üniversitesi'ne önce rektör daha sonra ise Mütevelli Heyeti Başkanı olarak atanmıştı. Geçtiğimiz günlerde de bir konu hakkında görüşmek üzere ziyaretine gittiğimde bana, Üniversite Mütevelli Heyeti Başkanlığınca hazırlanan bu kitabı ve aynı kitabın Arapça'sını hediye etmişti. O zaman pek fazla inceleme fırsat bulamamıştım ancak dün başladığım resmen sanat eseri olan bu kitabı elimden düşürmemem sonucu bugün bitirdim. Ve daha önce hiçbir kitapta böylesine bir emek görmediğim, her bir sayfasındaki dizayna, emeğe, sanata hayran kaldığım bu kitap hakkında kısa bir fikr-i beyanda bulunacağım.

    KİTABIN İÇERİĞİ HAKKINDA

    Kitabın ilk sayfalarında Ahmed Yesevî'nin hayatı, eğitimi, görüşü gibi genel bilgilere yer verilmiş. Hoca Ahmed Yesevî'ye olan saygı cümlelere ilmek ilmek işlenmiş resmen. Kısa kısa onunla ilgili menkıbelere yer verilmiş. Daha sonra eserleri üzerinde durulmuş, eserlerin içerikleri hakkında ufak bilgiler yer alıyor.

    Eserleri:
    • Divan-ı Hikmet
    • Fakr-name
    • Risâle der Âdâb-ı Tarîkat
    • Risâle der Makâmât-ı Erba'în

    Daha sonra Yesevîlikte Tasavvufî Eğitim kısmı var ki bu kısımda Yesevîlikte olması gereken her ayrıntıya ve levazıma yer verilmiş. 6 tane olması/yapılması gereken şey var ki her nefsin kaldıramayacağı gerekliliklere şahit oluyoruz bu bölümde. Tasavvufu daha iyi anlayabilmemiz adına oldukça güzel bilgiler edinebiliriz buradan.

    Tüm bu saydıklarıma 60 sayfada yer verilmiş, 60. sayfadan sonrası ise Divan-ı Hikmet rubailerinin Osmanlıca yazımı, altında Latin alfabesiyle transkripti ve sayfanın en altında ise günümüz Türkçesine uyarlanmış hali mevcut. Ben kitabın en çok Hikmetler kısmını beğendim.

    Sayfa düzeni ve dizaynını size daha iyi aktarabilmek adına bir kaç örnek sayfa paylaşacağım. Sizlerin düşünceleri ne yönde olur bilmiyorum ama ben kitapta ki her bir ayrıntıya hayran kaldım, ortada büyük bir emek, uğraş olduğu kanaatindeyim.

    Güzel günler dilerim.
    Selâmetle kalın.

    Sayfa dizaynı ile ilgili fotoğraflar
    https://i.hizliresim.com/zM6oY4.jpg
    https://i.hizliresim.com/vPOWLA.jpg
    https://i.hizliresim.com/X6aRJD.jpg
    https://i.hizliresim.com/PDyJo8.jpg


    KAYNAKÇA
    https://www.sabah.com.tr/hoca-ahmet-yesevi-kimdir-

    https://www.turkedebiyati.org/...-ve-ozellikleri.html

    https://www.ozelliklerinedir.com/...zellikleri-nelerdir/
  • 3. Milliyetçi tarih yazımı, hem biçimde (içindekiler tablosunun kendine özgü şablonunun yaratılmasında bile) hem veri toplama ve bilgileri bir araya getirmede, on yıllar boyunca şaşırtıcı bir devamlılık sunsa da, işlevi hâlâ politik aktörlerin -ve bazen ‘kitlelerin’- onu nereye koyacağına veya ondan ne çıkaracağına bağlıdır.8 Milliyetçi tarih yazımı -sürekli yeni sosyal aktörler ve onların özenle işlediği stratejiler ile, yanı sıra daha önce ortaya çıkamamış yeni anlamların üretilmesi ve meşru kılınması ihtiyacı ile şekil verilen- geniş politik uygulamalara ortak olur ve hizmet ederMilliyetçi tarih yazımının devamlılığını garanti eden ve bazı durumlarda hayli ileri ve iyi belgelerle desteklenen yayınlara yöneltebilen, toplanmış kanıtlar milliyetçi tarih yazımının önemli bir yeniden üretim aracıdır. Ama onun rolü yeni belgelerin sunumuyla sınırlandırılamaz: O geçmişte yeni dönüm noktaları kurmayı da amaçlar. Amacı yalnız (hiç kuşkusuz yaptığı) toplam bilgiyi genişletmek değildir, (Kürt konusunda ve diğer birçoğunda) neden önceki faillerin ve mücadelelerin başarısız olduğunu ve buna rağmen milliyetçiliğin -veya başka bir doktrinin- neden hâlâ anlamlı olduğunu göstermektir, ı Geçmişin analizi bugünkü aktörler ve onların projesini meşru / kılar ve ‘kitlelerin’ geleceğe inanmasını sağlar. Bu yüzden, Kürt milliyetçiliği -veya başka bir doktrin- tarihe gömülen ancak (‘kitleleri’ ikna edebileceği tasarlanan) öznel koşullar değişirse, filiz verecek bir anlama sahiptir: ‘Davamıza’ daha güçlü inanç ve güven daha yetenekli bir liderlik, daha az bozulmuş bir aydın kesimi, köleliği reddetmeye hazır bir halk olursa.
  • 2. Genelde tarih yazımı ve özelde milliyetçi tarih yazımı ancak politik bir sürecin parçası olduğunda anlam taşır. Belli bir söylemsel çerçeve içinde anlaşılır kılmayı amaçladığı politik bir sürecin sonucu olabilir; politik bir programı meşru kılmaya veya kılmamaya hizmet ederek, belirleyici bir unsur da olabilir. Tarih yazmayı bir topluluğun tasavvur edilmesinde bir unsur olarak tanımlamak yerine,5 onu bir ‘alan’m inşasında zorunlu bir unsur olarak anlamak yararlı olabilir.6 Bu alan var olduğu ve verili sosyal ve politik bir faaliyetin parçası oldu alanı olur. Şimdiki koşullara anlam kazandırarak, onları kabul edilebilir veya değiştirilebilir kılarak, politik seferberliğin bir unsuru olur. Bu yüzden o bugünün ışığında geçmişin bir yeniden yorumu yoluyla geleceğin bir izdüşümüne imkân veren, gerçekliğin sosyal yapılanmasının yollarından biridir.7 Başka bir deyişle, tarih yazımı sosyal bilimci için yalnız hayalin ötesine gittiği noktada, politik, ekonomik veya ideolojik çatışmalar ve kısıtlamaların parçası olduğunda bir ilgiye sahiptir: Hükmetme veya muhalefet, devlet baskısı veya şiddet yoluyla tepki, otoritenin kurulması ve sosyal veya politik bir düzeni meşru kılma ya da kılmama meseleleriyle ilgili olduğunda.
  • 1. Tarihi bilginin üretimi ya da geçmişin bir yorumu olarak, tarih yazımı sınırlı bir özerkliğe sahiptir. Tarih yazmak -milliyetçi olsun ya da olmasın- her zaman sırf tarih yazmak değildir. Kültürel ve entelektüel bilgi ve anlamların geniş bir alana ait yapılanmasının parçasıdır ve ancak geçmişin mit ve efsanelerinin (hayal edilen veya yeniden yorumlanan), folklor, gelenekler, oluş ve davranış şekillerinin icat edilmesi ve populari- ze edilmesiyle bağlantılı olduğunda anlam taşır. Çoğu zaman postmodern olarak tarif edilen bir zamanda, üçüncü binyılm başında bile, genelde tarih yazımı ve özelde milliyetçi tarih yazımı şaşırtıcı bir dereceye kadar romantik kalır. Milliyetçi bir tarihçi nadiren yalnızca tarihçidir; o ayrıca sıkça insanların volkgeist’ımn araştırılmasıyla meşgul olan dil, folklor, mitoloji, popüler şarkılar uzmanıdır da.4
  • Bu derlemedeki makaleler ötekinin sesiyle aktarılan bir geçmişi dillendirir. Türkiye’deki Kürtler bu geçmişi egemenle paylaştıkları halde bundan dışlanmış; özü itibariyle tarihleri, iktidar tarafından onlardan çalınmıştır. Egemenin ötekinin sesini inkar etmesine ve bastırmasına bu yüzden karşı çıkmakta; Kürtleri bastırarak onların tarihten yoksun olduklarını göstermek isteyen iktidarın tarihe dayattığı "suskunlukla" mücadele etmektedirler. Modern Türk tarih söylemi bu suskunluğu barındırmayı "öğrenmiş" ve bu yoksunluğu daim kılarak, Kürtleri tarihten saklamıştır. İktidar Kürtleri, tarih yazımı için- de/tarafından kıskançlıkla korunan siyasi bir boşluğa hapsetmiştir. Kürtleri "öznelliklerinden" mahrum bırakan ve onları tarihte hiçbir sesi olmayan varlıklara çeviren bastırılma-sus- kunluk-yoksunluk stratejisinin inşası ve daim kılınmasında tarih disiplini, iktidara diğer disiplinlerden daha çok yardımcı olmuştur. Kürtler ancak konuşmayarak konuşabilmişlerdir. Foucaultcu bir dille söyleyecek olursak, iktidar ve tarihsel söylem, asıl amacı kendi söylemsel ve siyasi birliğini tehdit eden "farklılıkları" bastırarak yekpare ulusal/egemen kimliğini korumak için tarihsel bilgiyi kullanmak olan bir "hakikat rejimi" inşa etmiştir. Söylem ve pratikte Kürt kimliğinin kurucu öğelerinin bastırılmasının egemenin kimliği ve birliği açısından halen elzem olması, Kürdün modern Türk tarih ve siyasetinde iktidarın namevcut göstereni olduğu acı gerçeğini gözler önüne sermektedir. Kürt kimliği ve tarihinin hâlâ bastırılıyor olması, ötekiliğin ayak dirediğini ve bu ötekiliğin özünde bastırmanın travmasının yattığını gözler önüne sermektedir: Kürt kimliği, egemenin kimliğini tanımlayan farklılıklar düzleminde mevcudiyetini sürdürmektedir. O göstermeden göstermekte; sadece yokluğuyla mevcut olabilmektedir. Son yıllarda, yani Türkiye’nin AB’ye girme siyaseti güttüğü; bunu takiben Türk hükümetinin arkaik olan siyasi ve hukuki süreç ve pratikleri demokratikleştirmeye ve reforma tabi tutmaya çabaladığı bir dönemde, Türkiye’deki Kürtlerin statüsünü tanımlayan paradoks budur. Toplumda "mevcut" olan ama temsil gücü olmayan, egemeni ihlal etmeyecek bir şekilde kendini temsil edemeyen bir "öznenin"; tarih ve siyaset sahnesinde "anlamı/temsili" olmayan bir öznelliğin paradoksudur bu. Kürtlerin şu anki statüsünü belirleyen bu paradoks, aynı zamanda, iktidar yapısının ve Avrupalı "olma" yolunda izleneceği beyan edilen liberalizasyon ve demokratikleşme niyetlerinin merkezindeki boşluğa da işaret eder.
  • 1876'da tahta oturan Sultan II. Abdülhamit Han, saltanatının henüz başındaydı ve devlet içerisindeki savaş çığırtkanlarına güç yetirememiş, Rusya ile 93 Harbine (1293 Rumi) tutuşmuştu.(1877-1878 Miladi)


    Yazarımız eserinde 93 Osmanlı - Rus Savaşının en dramatik ve belki de en kahramanlıklarla dolu sahnelerini çok sürükleyici ve etkileyici bir dille aktarmış.


    Ayrıca eserin Sultan Abdülhamid'in 30 yıllık ülke dış politikasının daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacağını düşünüyorum.


    Satırları okurken kendinizi orada, Plevne'nin tabyalarında veya huruç harekatı esnasında Vid Suyunda hissedeceğinizden eminim.


    Yazımı Müşir Gazi Osman Paşa ve kahraman Silah arkadaşlarına ve dahi Din-i İslam'ın bütün kahraman şehitlerine rahmet okuyarak bitirmek istiyorum.

    İyi okumalar.