• 399 syf.
    ·82 günde·9/10
    Atatürk’ün önemini kavramak için sadece Atatürk’ü tanımak yetmez, Atatürk’ten önceki ve sonraki asker-sivil liderleri; II. Abdülhamit’i, Enver Paşa’yı, Vahdettin’i, İsmet İnönü’yü, Adnan Menderes’i de az çok tanımak gerekir.
    .
    ‍️Biraz uzun bir aradan sonra tekrar yazmaya başlamak inanılmaz keyifli geldi. Hemen yorumlara döneyim. #yüzyılınkitabı Sinan Meydandan okuduğum ilk kitap. Kendisi Atatürk üzerine yoğun çalışmalar yapmış ve çalışmalarını birçok kitapta toplayarak bizlere sunmuş bir yazar. Genel olarak anlatımı rahat anlaşılır ve referanslara dayalı bir yazımı var. Derinlemesine okuma yapmak isteyenler için bir çok kaynak kitap öncüsü olacak yazılara sahip.
    .
    ‍️Kitap genel olarak I.Meşrutiyet’ten günümüz siyasal yapısına ve değişikliğe uğratılmak istenen sistemsel yapılara dayanarak bir inceleme yapmaktadır. Genel olarak Atatürk ve Milli Mücadele dönemine yoğunlaşan geniş konu yelpazesine sahip bu başucu kitabında Sevr ve Lozan Anlaşmalarından, Menderes dönemindeki ABD ile yapılan ikili anlaşmalara kadar bir çok konuda bilgi sahibi olacaksınız. Altları çizilip, arada dönülüp tekrar bakılası bir çok fasiküle sahip okunası bir eser :)
    .
    Mazlumlar diyarında, İslam dünyasında tarih boyunca halkın kanını emen iki büyük düşman vardır: emperyalizm ve cehalet. Bu topraklarda son yüzyılda bu iki düşmanı da yenen tek lider Atatürk’tür.
    .
    Halk kitap okumuyordu. 15. yüzyılda Avrupa’da 1.700 matbaada 15-20 milyon kitap basılmıştı. Osmanlı’da ise 15. yüzyılda matbaa yoktu bile. Osmanlı’da ancak 18. yüzyılda, 1755-1769 arasında toplam 23 cilt tutan- sadece 12 kitap basılmıştı. Baskı adedi 13 bin 200 kadardı.
    .
    399 sy. - İnkilap Kitapevi - 2018
    9/10
  • 80 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Avusturyalı bir yazarın gözünden İstanbul'un Fethi...

    Okullarda öğretilen tarih,öğretici tarihtir.Milli şuur aşılanır.Atalarımızın geçmişte kurdukları devletler yüceltilir.Haliyle Türk ve islam devletleri ile ilgili öğrendiğimiz çoğu şey eksiktir.İşte bu ''Öğretici Tarih Yazımı''nın gizlediği bazı şeyleri yazmış Zweig.
    Örneğin,biz Osmanlı'nın İstanbulu fethedince yağmalamadığını öğrendik.Fakat 3 gün boyunca İstanbul'un yağmalandığından bahsediliyor.İngilizce wikipedia'da da böyle yazıyor.
    Hep Osmanlı'nın İstanbul'u fethetmesinin sebebi olarak ''Bizans Avrupayı Osmanlı'ya karşı kışkırtıyordu''diye gördük.Fakat öğrendik ki Bizans Osmanlı'dan korunmak için bunu yapıyordu.Zaten bu kadar küçük bir devlet durduk yere kışkırtmaz değil mi Osmanlıyı?
    Hep Avrupalı devletlerin antlaşmaları feshedip uymadıklarını gördük.Tarih ders kitaplarında hep Avusturyalılar,Macarlar,Ruslar antlaşma bozdular dendi.Osmanlı'da bozuyordu aslında.
    ''Öğretici tarih yazımı''bize doğru bilgiler vermiyor.Ben ilk kez bunu bu kitapla anladım.
    Teşekkürler Zweig.
  • Türk milletinin ecdadı bu tarihi yapmıştır ve şüphesiz ki Ortadoğu, Balkanlar bölgesindeki diğer milletlerle o büyük üniversal , beynelmilel tarih inşa edilmiştir. Fakat o tarihi yapan insanların torunları bugün hem Türkiye'de hem de diğer ülkelerde tarih yazımı konusunda yaya kalmışlardır.
  • Umberto Eco’yu yorumlayabilecek Türkçe’min olmadığını düşünüyorum. Ama ‘Budalalıktan Deliliğe’ öyle etkileyici bir şey ki bu kitap insanlara ulaşsın ve herkes okusun istediğim için içimden Umberto Eco’dan özür dileye dileye yorum yapmaya çalışacağım. Bu kitaba kitap desem yetmez, köşe yazısı desem çok daha fazlası. Aslında kitap kendisini Umberto Eco’nun vefatından önce hazırladığı son seçki ve 2000-2015 yılları arasında yazdığı yazılardan derlenen bir kitap olarak tanımlıyor. Teorik olarak doğru. Ama elinize alıp okuduğunuzda kitaba istediğiniz tanımlamayı yapabilirsiniz. Tarih kitabı da olur, kişisel gelişim kitabı da veya deneme de olur. Ne isterseniz olur. Hatta aforizmalar kitabı bile olabilir ki bende yarattığı büyük etki aslında buydu. Kitabı okurken ‘İşte bu! Ne eksik ne fazla tam bu cümle’ deyip altını çizdiğim satırlar daha sonradan sayfalara dönüştü. Şiir okurken aldığım hazzı yakaladım bu kitapta. Şu hazdan bahsediyorum: Herhangi bir konuda bir şey düşünüyorsunuzdur ama onu asla etkili bir şekilde dile getiremiyorsunuzdur. Sonra o duygunun, o düşüncenin o kadar güzel ifade edildiği bir cümleye rastlarsınız ki içinizden şunlar geçer: duygusal olarak düşünürsek ‘demek ki yalnız değilmişim, insanlar için bu duygular her zaman ortakmış’; dil kullanımı olarak düşünürsek ‘yine birileri benim yerime ifade edebilmiş’. İşte kitabın ben de yarattığı etki budur. Hem duygularıma ortak buldum hem de düşüncelerimi ifade edebilme gücümü sorguladım. Tabi bu aşamada çevirmenin hakkını vermem gerekiyor. Aldığım keyfin menşei Umberto Eco olsa da bana böyle etkili yansıyan metni çevirmen Feza Özemre’ye borçluyuz. Kendisi Türkçe’ye bu kadar hakim olmayıp orijinal cümlelerdeki vurguyu, eleştiriyi, imayı aktarmasaydı her şey değişirdi.

    Kitabın konusuna gelirsek, kitap her şeyden bahsediyor. Yukarıda bahsettiğim gibi aslında Umberto Eco’nun yazılarının derlemesi. Bu yüzden, kategorize edilmiş bir içeriği var. Örneğin, ‘Ceptelefonları üzerine’, ‘Komplolor üzerine’ veya ‘Din ve felsefe arasında’ gibi bölümler var. Bu konularla ilgili yazdığı yazılar da bölümler altında toplanmış durumda. O yüzden okuması da çok kolay oluyor. Roman niteliği taşımadığı için isterseniz ara verip bile okuyabilirsiniz. Bölümler arası bağlantı taşımadığı için ilginizi çeken konuyu açıp okuyabilirsiniz. Benim yaptığım gibi başucu kitabınız olabilir ve toplumsal olaylarla ilgili düşüncelere daldığınızda hemen Umberto Eco’ya danışabilirsiniz.
    Kitabı şiddetle okumanızı öneriyorum, dememe gerek yok bence. Umberto Eco’ya yakışmayacak bir cümle kurduysam tekrar özür dileyerek yazımı bitiriyorum.
  • "Tarihi yanlış yazmak bir millet olmanın ayrılmaz parçasıdır."

    Böyle demişti Fransız düşünür Ernest Renan. Uluslaşma ile tarih yazımı arasındaki bağ bu şekilde dile getirilmeliydi ona göre.

    Aslına bakılırsa Fransa için olduğu kadar ABD için de geçerlidir bu tarihi yanlış yazma pratiği. Holocaust sonrası Yahudi tarihi bir daha eskisi gibi yazılamayacak kadar kökten değişmedi mi?

    Hint tarihçileri şimdi kolları sıvamış, İngilizlerin tarih üzerinden zihinlerinde meydana getirdiği tahribatı nasıl tamir edebiliriz diye gece gündüz uğraşmıyorlar mı?

    Çin derseniz, o tamamen başka bir alemde kulaç atıyor. Hatta bir iki yıl evvel Amerika'yı keşfedenin Kristof Kolomb değil, Zeng Ho adlı bir Müslüman Çinli olduğunu iddia eden sempozyum bile düzenlendi Singapur'da. Kitaplarda cabası...

    Demek ki, tarih de öyle bir kere yazıldı mı, Everest'in zirvesi gibi yerinden edilemeyen bir granit kütlesi değil. Sonuçta o da bir insan ürünü ve bir süre sonra her insan ürününden sıkıldığımız gibi ondan da sıkılmaya ve yeni bir 'geçmiş masalı'nı arzulamaya koyuluyoruz.
  • 160 syf.
    ·5 günde·Beğendi·8/10
    “İktidardan daha zengin değil, daha şerefli ayrılmak gerek.” #38608466

    Plutarkhos ’un Demosthenes - Cicero - #38674114 - kitabında karşılaştığım ve İsokrates’e ait olan bu cümle ile incelemeye başlamak sanırım konu çok uygundur. Çünkü günümüz ve geçmişimizde dâhil olmak üzere iktidar sahibi olmak yani hükmetmek bir iş değil, bir hizmet anlayışı ve biçimi olduğunu savunmaktayım. Bu statü ve mevkileri paylaşanların tek bir ortak gayesi olması gerekmektedir, o da sahip oldukları “halklara ve uyruklarına hizmettir.” Ötesi berisi yoktur. Savunma amaçlı olsa dahi o “Lider” şunu yaptı bunu yaptı diyerek yüceltmemiz bile saçmalıktan ötedir. Çünkü onun görevi o, yapması gereken hizmetler onlar. Eğer ki bu dediğimi anlayabilirsek işte o zaman “Lider” yani iktidar sahiplerinin nasıl birileri olduğunu ve pozisyonlarını nasıl kullandıklarını daha ayrıntılı anlama yoluna girebiliriz. Aksisinde ise “yol yaptı, su getirdi, halka ekmek dağıttı” diye mantık dışı saçmalar dururuz.

    Kitabın yazımı MS 550 yılında olmuştur. Yazarımız Prokopios MS 500 yılında Kaiseria – Filistin taraflarında bir şehir – doğdu. 527 yılında Komutan Belisarios’un özel yazmanı, 560 yılında illustres unvanı aldı, 562 yılında ise praefectur unvanı alıp Bizans’ın yöneticisi yani valisi oldu. Kendi branşı tarih olduğu için imparatorluğun resmi tarihçisi olduğu da bilinmektedir. Bu eserden önce kaleme aldığı “Savaşlar Tarihi” ve ölmeden önce Bizans şehrinin mimarisi hakkında yazdığı – MS 561 – “Yapılar” adlı eseri de bulunmaktadır. Ölüm tarihi olarak ise İmparator İustinianos’un ölüm tarihi olan MS 565 yılı gösterilmektedir.

    Eser içerisinde çok çarpıcı gerçeklerin olması ve yazarın cesaretsizliğinden, dönemde bulunan ispiyoncu jurnalciler ve ajanlar yüzünden saklanarak kaleme alınmıştır. Söylediklerinin doğruluğu pek çok araştırmanın dikkatini çekti, bu hususta yapılan araştırmalar sonucunda kitabın büyük ölçüde doğru olduğu araştırmacılar tarafından kanıtlanmış olduğu ise kitabın içerisindeki önsözde okura sunulmuştur.

    Kitabın yazılmasının sebebi olan İmparator İustinianos – Justinyen – İmparatoriçe Theodora, Komutan Belisarios ve karısı Antonina’dır. Sıra dışı yaşamları, çevrelerindeki insanlara verdikleri zararlar olaylar gösterilerek iddialı bir şekilde anlatılmaktadır. Yazarında o dönemde bir tarihçi ve daha önemlisi bir yönetici olmasını da ele alırsak, doğruluğunu tespit etmek bizim işimiz olmamakla beraber kesinlikle bir ansiklopedi değerinde olduğunu düşünmekteyim. Özellikle kişilik bazlı bir inceleme olarak bakarsak gerçekten başarılı bir yazım olduğunu da savunmak isterim.

    " ...insan davranışlarının kötülüğüne aldırmaz olursa, artık her yerde iğrenç biri gibi gözükmekten çekinmez, aynı zamanda yüzünde her zaman beliren utanmazlıkla silahlanıp, en bayağı eylemlere neşeyle, çekinmeden girişir.” ( Alıntı #38919885 )

    Birçok kitabın hatta tamamının övmekten bitiremediği “Büyük” Justinyen imparatorluğu, yine harika bir eğitim almış olan amcası Justin’den aldığı bilinmektedir. Ancak Prokopios der ki Justin okuma yazma dahi bilmeyen silik bir kişilikti. Doğruluk payı var mı? Elbette vardır. Çünkü Justinyen’in imparatorluk devri amcasının imparator olmasıyla başlar. Bu da amcanın birçok şeyde yetersiz olduğunu göstermektedir.

    Tarih kitaplarında Ayasofya’nın yapımına müdavim olan, Roma Hukuku’na yön veren, Roma başta olmak üzere kaybettiği toprakları yeniden almayı başaran, büyük bir veba salgını atlatmış bir imparator olan Justinyen’den bahseder. Kitapta olan ise Justinyen’in çok iyi bir tiyatro oyuncusu olduğunu, halkı her şekilde kendi isteklerine göre yoksullaştırdığını, ağır vergiler koyup hayatta kalması bir tek somuna bakan halkın elinden somunu alması, eski yasanın kendisine aykırı geldiğinde dilediğince yeni yasa çıkarmak ve hatta bununla da kalmayıp parasını verene göre yasa düzenlemek gibi paraya tamah eden bir kişiliğin sahibi olduğu yaşanmış olaylarla anlatılmaktadır. “Hava vergisi,” “El koyma” gibi adetlerin peyda olduğu bir hükümdarlık sürmüş, en yakınlarını dahi bitmek tükenmek bilmeyen para hırsı ile sömürmüştür.

    “...insanlara insafsızca davranılırsa, onlar da doğal olarak umarsız yollara saparlar.” ( Alıntı #38896015 )

    Ayasofya’nın son yapımı ise dönemin iki partilileri yani Maviler ile Yeşiller arasında çıkan bir kargaşa ile son halini almıştır. Bu ayaklanma tarihte Nika Ayaklanması olarak geçmektedir. Hatta imparator tası tarağı toplayıp kaçmak isterken sahneye İmparatoriçe Theodora çıkıp Justinyen’i durdurmuş ve bütün ipleri elinde olan komutan Belisarios’u isyanı bastırmak için isyancıların üzerine yollamıştır. Komutan ise isyancıları hipodroma toplamış ve bilinen 30 bin kişimin orada ölümü gerçekleştirmiştir. Toplam ölümlerin sayılamayacak kadar çok olduğunu ise yine yazar kendisi beyan etmektedir. Ayrıca Ayasofya’nın bizim için önemi ise daha sonradan bölgenin hâkimi olduğumuzdan ötürü Osmanlı Mimarisi’ne ön ayak olmuştur. Komutan Belisarios’un ise hanım köylü olduğunu, karısına söz geçiremediğini, karısının onu defalarca aldatmasına rağmen ses çıkaramamasını da demeden edemezdim.

    İmparatoriçe Theodora fahişelikten gelmiştir. Kitapta rivayet edilir ki imparatoriçe olmadan evvel bir gece 30 adamla yattığı beyan edilmiş, şehvetin ve sapkınlığını dibine varana kadar kendini bütün ahlak kurallarından soyutlamıştır. Büyücülük ve dahası ise kendi medarı iftarı olmuş, zulümde kocasını geride bırakmayacak şekilde hayatını devam ettirmiştir. Her ikisinin de din ile bağları ve inançları işin maddi boyutuna kadardır. Kiliseyi birçok kere yok sayıp, Hristiyanlık ile alakası olmayan Hristiyan inançlarını halka zorla benimsetmek istemişlerdir. Suçsuz yargılama ve serbest kalabilmek için kişilerin bütün malvarlıklarına el koymaya kadar gitmişlerdir. Dahası ise varlıklı ölen kişilerin varislerinin elinden miraslarını alıp, tek bir kalem oynatışla kendilerini yasal varis ilan edip sayısız miraslar üzerine konmuşlardır. Dönemin kadınları ise Theodora’dan güç alıp âşıklarıyla artık alenen zina etmekteydiler, kocaları ise canları ve mallarını korumak için bu duruma ancak seyirci kalabilmekteydi.

    “Kötülükleri önlemek üzere ses çıkarılmazsa elbet bunların artışına engel olunmaz, hatta suçları cezalar izlese bile sonu gelmez, çoğu kimseler için kötülüğe dönmek doğal olur.” ( Alıntı #38896809 )

    Kitabın gidişatı bu şekilde devam etmektedir. Konuların geneli ise devlet içerisinde olan yolsuzlukların kişiler ve yer belirterek konular halinde okurlara sunulmasıdır. Kitabım Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndandır. İyi bir çevirisi ve kitabı daha iyi kavrayabilmek için 21 sayfa önsözü vardır. Hemen ardından 2 sayfa yazarın kitabın amacı hakkında kaleme aldığı yazı ve devamı ise Justinyen’in yolsuzluklarıyla devam etmektedir. Herhangi bir hata ya da anlaşılmayacak bir cümle yoktur. Çevirmen gerek gördüğü yerlerde okuru bilgilendirmek için notlarına çok sık olmayacak şekilde, sıkmadan yer vermiştir. Benim için başarılı bir çeviriydi.

    Sözün özü; eğer diğer kitapları tarih olarak ele almak gerekiyorsa, bunu onlardan ayıranın ise tamamen anlatılan kişilerin kişilik ve yönetim şekillerinin bizlere en vakıf kişi elinden aktarılmasıdır. Benim için farklı bir deneyim oldu. Bu tarz tarih kitaplarını sevenlerin kesinlikle severek okuyacaklarını düşünmekteyim. Diğer arkadaşlarıma ise yeni bir deneyim yaşamaları için okunulasıdır ve tavsiye isterim.

    Son olarak ise Platon’un “Hükümdarlar filozof, filozoflar hükümdar olsaydı, kentlerin yüzü ışırdı.” sözüyle bitirmek istiyorum.

    Sevgi ile kalın.
  • 160 syf.
    Beğenerek okuduğum bir ATSIZ Kitabı. Atsız bir yazarda bulunabilecek vasıfların oldukça fazlasına sahip bir yazar. Romancılığının, şairliğinin yanı sıra Türk tarihi üzerine kaleme almış olduğu makaleleri de oldukça kuvvetli ve okunmaya değer. Sahaflardan kitap temin etme alışkanlığım bazen sıkıntılar doğuruyor. Türk Tarihinde Meseleler Kitabını okurken de bu sıkıntılar oldu. Eski kitap olduğu için sayfalar koptu :)) fakat yılmayıp okudum.

    Aslında bu alıntı kitabı bize anlatıyor. “Geçmişin değerlerine saygı… İşte milliyetçiliğin ve ahlakın baş şartı.. Ne kadar inkılâpçı olsak, yine geçmişe bağlıyız. Çünkü: Kökü mazide olan âtiyiz!”

    Atsız Hoca’nın Türk Tarihinde Meseleler kitabı dönemin çeşitli dergilerinde yazmış olduğu makalelerin kitap haline getirilmiş hali. Asıl vurgu yapmak istediği Tarihin, belirli bir sistematiğe oturtulamayışı ve dönemin Milli Eğitim’ince bilerek yahut bilmeyerek bazı tarihi olayların çarpıtılmış, yanlış yazılmış hallerini düzeltmeden ders kitaplarında okutulması gibi hatalar üzerine bunlara cevap olarak yazılmıştır makaleler. Hani bir deyim “Galat-ı Meşhur” ‘ Doğru Bilinen Yanlışlar ‘ diye. İste budur meselenin özü diyerek Türk gencinin dimağının daha fazla kirletilmesine müsaade etmemiştir Atsız Ata. Okunması, okutulması gereken bir kitaptır. Doğru ve sistemli bir biçimde oluşturulan bir tarih yazımı ile Türk Milletinin; ecdadının geçmişte başardığı işleri, yaptığı hataları bilmesi demek gelecek yüz yıllarda daha güzel şeyler yapabilmesi demektir. Unutulmamalı ki temiz bir cam dışarıyı olduğu gibi yansıtır. Fakat kirli bir cam, gerçeğin bulanık yansımasından başka bir şey değildir. Tarihimiz de lekelerden arınmış temiz ve bütün olmalı ki gelecek penceremizin görüş ufku geniş olabilsin...