• İnsanlığın yazgısı bir Tarihse, ölüm yaşamın bir parçasıdır; değilse, yaşam ölümün bir parçasıdır.
  • Şiir, felsefeye tarihten daha yakındır ve daha değerlidir; çünkü şiir daha çok genelden; tarihse özelden söz eder.
  • Nahda (Yenilenme) döneminin ilk düşünürlerinin, Avrupa'daki siyasal ve hukuksal sistemlere özel bir dikkat gösterme onuruna sahip oldukları doğrudur. Hukuk ve bireysel özgürlükler kavramlarını çekici bulmuşlardı. Ne var ki bu ilk düşünürler de tıpkı bugünküler gibi temel bir şeyi gözden kaçırdılar: Faziletleri övülen bu temel kavramlar mucizevi bir reçetenin ürünü değildiler; istisnai bir tarihse sürecin neredeyse bir paradigma değişiminin nihayetine erdirilmesinin ürünüydüler ve aşırı derecede bağlı olduğumuz, kamu alanımızı bütünüyle dolduran geleneksel değerleri tahliye etmeden, dolayısıyla marjinalleş tirmcden bizim dünyamıza yerleştirilemezlerdi.
  • Romana ayrı bir önem atfeder İzzetbegoviç. Çünkü öğrencilik yıllarından beri tarih kitaplarıyla uğraşmaktadır, tarih kitaplarına ayrı bir ilgi duymaktadır. Romanda insan, olay ve tarihten söz edilmektedir. Birinde gerçekler yazılırken, diğeri hayal yani kurgu mahsulûdür. Fakat İzzetbegoviç böyle düşünmez. O, tarihi dâhili ve harici tarih diye ikiye ayırır. Harici tarih, tarihçilerin elinden çıkmıştır, daha çok siyasi konuları, savaşları ele alır. Dâhili tarihse, romanlardır. Roman, bir sanat ürünüdür ve şahısların hayatını ele almaktadır. Romandan bir toplumun yapısını; değerlerini, ailelerini, kurumlarını, insan ilişkilerini, zaaflarını, bunalımlarını... öğrenebiliriz. Dolayısıyla tarih kitaplarında bulamayacağımız ince ayrıntıları romanda bulabiliriz. Hatta İzzetbegoviç'e göre dâhili tarih bilinmeden harici tarih tam manasıyla anlaşılamaz.
  • "Çarpışmanın ödülünün ne olacağı konusunu sektirmeyen tek bir kişi varsa, o da bir yıl önce kardeşi Celalülmülk’ün yerine geçmiş olan yeni Trablusşam hakimi kadı Fahrülmülk’tür. Batılıların gelmesinden önce Şam beyinin şehrinin karşısında ağzının suyu aktığı için, Baudouin’in yenilmesinden kaygılanma nedenleri vardır, çünkü Dukak bu durumda Islamiyetin savunucusu ve Suriye’nin kurtarıcısı haline gelecek ve bu durumda ona tâbi olup, kaprislerine maruz kalmak gerekecektir. Böylesine birşeyi önlemek üzere, Fahrülmülk hiçbir şeyden utanç duymamaktadır. Baudouin’in Beyrut’a sonra da Kudüs’e giderken Trablusşam’a yaklaştığını öğrenince, ona şarap, bal, ekmek, et ve altın ile gümüşten değerli hediyeler yollamış, ayrıca onunla özel olarak konuşmakta ısrar eden habercisi aracılığıyla, onu Dukak’ın kurduğu pusudan haberdar etmiş ve bunun yanı sıra Şam birliklerinin düzeni hakkında çok sayıda ayrıntı sağlamış ve en iyi taktiğin ne olması gerektiği konusunda önerilerde bulunmuştur. Beklenmedik olduğu kadar değerli de olan işbirliğinden ötürü kadıya teşekkür eden Frenk önderi, Nehrülkelb’e doğru yoluna devam etmiştir. Hiçbir şeyden kuşkulanmayan Dukak, okçularının yaylarını gerip bekledikleri dar sahil şeridine girdikleri anda Frenklerin üstüne çökmeye hazırdır. Nitekim Frenkler Yuniye kasabası tarafından gözükürler, tam bir kaygısızlık içinde ilerlemektedirler. Birkaç adım daha attıklarında kapana kısılacaklardır. Ama birdenbire dururlar ve yavaş yavaş geri çekilmeye başlarlar. Daha hiçbir şey belli değildir, ama düşmanının tezgâhına düşmediğini gören Dukak bütün itidalini kaybeder. Emirlerinin ısrarı üzerine sonunda okçularının birkaç atış yapmalarını emreder, ama süvarilerini Frenklerin üzerine salmaya cesaret edemez. Gece olduğunda, Müslüman birliklerinin morali en alt düzeydedir. Araplarla Türkler, birbirlerini karşılıklı olarak alçaklıkla itham etmektedirler. Aralarında dövüş de olur. Ertesi sabah kısa bir çarpışmadan sonra, Şam birlikleri Lübnan dağlarına doğru geri çekilirlerken, Frenkler Filistin’e doğru olan yollarına sakin sakin yeniden koyulmuşlardır. Trablusşam kadısı, kenti için asıl tehdidin Dukak’tan geldiğini düşünerek, bilinçli bir şekilde Baudouin’i kurtarmayı seçmiştir. Zaten Dukak da, iki yıl önce Kürboğa’ya aynı şeyi yapmıştır. Tıpkı Dukak’ın o zaman düşündüğü gibi, şimdi de kadı Frenklerin belirleyici andaki varlıklarını daha az zararlı görmüştür. Fakat bunların verdiği zarar çok hızla yayılacaktır. Başarısız Nehrülkelb pususundan üç hafta sonra, Baudouin kendini Kudüs kralı ilân etmiş ve istilası sonrasındaki kazanımları pekiştirmek üzere, çifte bir örgütleme ve fetih harekâtına girişmiştir. Bundan bir yüzyıl kadar sonra Frenklerin Doğu’ya neden geldiklerini anlamaya çalışan İbn el-Esir, hareketin bir bakıma Batı’nın önderi saydığı kral Baudouin’den (el-Bardavil) kaynaklandığını düşünecektir. Bu yanlış değildir, bu şövalye istilanın çok sayıdaki sorumlusundan yalnızca bir tanesi olduysa da, Musullu tarihçi onu işgâlin başlıca mimarı olarak işaret etmekte haklıdır. Arap dünyasının düzeltilmesi olanaksız 'parçalanmışlığı karşısında, Frenk devletleri işin başında kararlılıkları, savaşçı nitelikleri ve nisbi dayanışmalarıyla gerçek bir bölgesel güç olarak gözükeceklerdir."
  • Liberalist veya materyalist batılı tarihten insanın kendine ders çıkarması mümkün değildir.
    -Liberalist tarih insanların,devletlerin arasında süregelen savaşları ele alır.
    -Materyalist tarihse insanları sınıflara ayırır ve bu sınıflar arası mücadeleyi anlatır.
    -Oysa islami tarih,insanı ve hayatında yaptıklarını,evrendeki bu düzenin nasıl işlediğini anlatır.
  • ... şiir, felsefeye tarihten daha yakındır ve daha değerlidir; çünkü şiir daha çok genelden, tarihse özelden söz eder.
    Aristoteles
    Sayfa 39 - Can Yayınları, epub