• Her kültür, insanların karşılaştıkları sorunları çözmeye yardımcı olacak düşünce ve eylemler için bir kılavuz niteliğindedir. Kültürün yükselişi, doğaya karşı kazanmak anlamı taşır. Doğaya karşı kazanmaksa insanoğlunun kültürünü (kendisini) yok etme çabasıdır. Bu paradoksa göre; mitolojinin, insanlığın doğaya karşı zaferini (dolayısıyla da kendi sonunu) geciktirdiğini söyleyebilmek olasıdır.
    Kolektif
    Sayfa 22 - Mediacat
  • Erich Fromm Önsözü
    Bizler insan ırkının nükleer savaş sonucu maddeten yok olmakla tehdit edildiği ve insan bireyinin, kendisine diğer insanlara, tabiata ve emeğine gittikçe yabancılaştığı bir çağda yaşıyoruz. Dünyanın bütün ülkelerindeki insanların, hümanizmin 1 ilkelerinin yeniden tasdiki ile bu tehditlere karşı tepkide bulunmalannda hayret edilecek ne olabilir ki? Gerçekten de, birçok ülke ve ideolojik kampta, hümanizmin yeniden doğuşuna (Renaissance of Humanism) şahit olmaktayız. Bu yeni hümanizm; bilim adamları, felsefeciler, Marksist sosyalistler, Protestan ve Katolik teologlarca kabul görmektedir, Bertrand Russell ve Albert Einstein, Albert Schweitzer ve Karl Rahner, George Lucacs ve Ernst Bloch gibi düşünürler çağdaş hümanizmin önde gelen temsilcilerinden sadece birkaçıdır. Bu yeni hümanizm, Rönesans'ın büyük hümanistlerinin fikirlerini şu veya bu şekilde vurgulamaktadır; hem dinî, hem de dini olmayan türlerinde; yeni hümanistler insana olan inançlarını dile getirmektedirler. Yani insanın mümkün olan yüksek seviyelere kadar yükselebileceğine, insan ırkının birliğine, hoşgörü ve barışa, akıl ve bileceğine inanmaktadırlar. Öyle ki, bu değerler İnsanın kendisini ve böylece potansiyel olarak her ne ise onu bu güçlerle gerçekleştirecektir.


    Hümanizme olan bu genel ilgi ile birlikte insan düşüncesinin belirli bir veçhesine, yani mistisizme artan bir  ilgi söz konusu olmuştur, Çağdaş insan, hayatın anlamını ararken, maddi eşyayı, güç ve şöhreti aşan bir arayış için, kelam (theology) ve Tanrı hakkındaki fikrî spekülasyonları konu edinmeyen, fakat dünya ile özde birlikte olduğu içşel tecrübesiyle, akıldışı tutkulardan ayrı ve yok olmayan bir kişiliğin kuruntularından ve bu kuruntuların oluşturduğu hapishaneden özgürleşmeyle ilgilenen dinlere yönelmektedir. Schweitzer'a göre rasyonalizmin nihai sonucu olan bu mistisizm Meister Eckhart Ve Zen-Budizmde en görkemli iki ifadesini bulmuştur. Zen-Budizm apaçık bir şekilde teistik değilken;3 Eckhart, Hıristiyanlığın Tanrı kavramını kabul etmekle birlikte, kendi Tanrı kavramıyla bunu aşmaktadır, D.T. Suziki'nin de gösterdiği gibi bazı küçük farklılıklara tağmen Eckhart ve Zen-Budizm temelde aymy fikirleri ifade etmektedirler, Hümanizm ve hümanist rasyonel mistisizm Batı dünyasında gittikçe attan bir, ilgi görmektedir; ancak bu (ilgi, şimdilik) sadece Batılı ve Uzakdoğulu görünümleriyle sınırlı kâlmaktadır. İslam hümanizması ve tasavvufu (sıradan Batılı insanın ne yazık ki henüz haberdar olmadığı) sadece bilim adamlarının uğraştığı bir alan görünümündedir. Bu kitabın yazarı müslüman hümanist ve mutâsavvıfların en büyüklerinden birisi olan Muhammed Celâleddin Rûmi'nin fikirlerini İngilizce konuşan dünyaya takdim etmekle çağdaş insana gerçek bir hizmette bulunmaktadır. Eckhart'ın çağdaşı olan Mevlânâ temelde Katolik Alman mistiği olan Eckhart'ın fikirlerinden güçlükle ayırt edilebilecek ve hatta bazen daha cesurca ifade edilmiş ve gelenekçilikten daha az etkilenmiş fikirler ileri sürmektedir (Ömeğin, insanın hayatla bütünleşerek, Allah ile bütünleşmeye yükseleceğini söylemesi gibi). Mevlânâ, Rönesans hümanizminin fikirlerini 200 yıl önce tahmin etmiştir; Erasmus ve Nicholas de Cusa'da bulunan dinî müsamaha fikirleri ile Ficino'nun aşkın (sevginin) temel yaratıcı güç olma fikrini de yine Mevlânâ'da görmekteyiz. Mutasavvıf, şair ve coşkulu bir semazen olarak Mevlânâ, hayatın büyük âşıklarından biriydi. Bu hayat aşkının onun yazdığı her satırda, meydana getirdiği her şiirde ve her hareketinde derinden görebiliriz.


    Mevlânâ sadece bir şair, bir mutasavvıf ve dinî bir tarikatın kurucusu değildi; o, aynı zamanda insanın doğasıyla ilgili derin bir anlayışa sahip bir insandı. İçgüdülerin mahiyetini, aklın içgüdüler üzerindeki etkisini, benliğin (self) mahiyetini, bilinci, bilinçaltını ve kozmik bilinci tartışmıştı. O, yine özgürlük, kesinlik ve otorite sorunlanna da önemli bir yer vermişti. Tüm bu alanlarda, insanın doğasıyla ilgilenenlere Mevlânâ'nın söyleyeceği çok şey bulunmaktadır,


    Bu kitabın yazan, kendisi insan tabiatının ve aynı zamanda insanın ruhi rahatsızlıklarını tedavi etmeye çalışan çeşitli yöntemlerin bir öğrencisi ve tüm bunlardan kurtulmada (insanın) özgün olmasına yardım etmeye çalışan ve insanın bağımşızlık iİe özgünlüğe (authenticity) ulaşması ona yardım eden bir araştırmacı olarak, bu kitapta

     Mevlânâ'nın düşünce sistemini bir bütün halinde ve görkemli bir şekilde ortaya koymayı başarmıştır.


    Ayrıca Mevlânâ'nın düşüncesi ile psikanalizin ilgilendiği konular arasında bir bağ kurmada da başarılı olmuştur. Yazar, büyük hümanistlerden birinin fikirlerini ve kişiliğini böylesine canlı ve bilimsel bir şekilde ortaya koymak ve aynı zamanda çağdaş düşünceyle ilgili fikirleri de vurgulamakla İngilizce konuşan dünyanın kültürel hayatımızı zenginleştirmiştir.


    Erich Fromm

     

    1- Yazarın kullandığı kelime humanism'dir ve bu kelimeye İngilizcede yüklenen anlam ile Türkçedeki anlamı birbirinden farklıdır. Türkçede hümanizm söz konusu olduğunda, belli bir felsefi ekolün görüşlerini savunan, bir yerde eksantrik insanların düşünce biçimleri ağırlık kazanırken; Batı'daki anlamı çok daha farklıdır. Bu nedenle, bazı ansiklopedilerden kelimenin tanımını aktamakta yarar var; Humanism: * (Din, inanç, ideoloji, ırk ve milliyet ayırımı yapmaksızın) insan ve insan değerlerine en büyük ağırlığı veren düşünsel yaklaşım (Ana Britannica Humanism mad. Ana Yayıncılık, İstanbul 1991), * Geniş anlamda insancılık (humanism) tarihsel süreçte insanı insan etme çabalarının tümünü adlandırır, bu anlamda insanın yaratıcı güçlerinin geliştirilmesini onu özgür ve gönençli kılmayı her bakımdan yükseltip ilerletmeyi dile getirir (Orhan Hançerlioğlu, Felsefe Ansiklopedisi, Kavramlar Akımlar, Remzi Kitabevi, İstanbul 1991)


    2- Live kelimesini bazen sevgi bazen de aşk olarak çevirmeyi uygun gördük


    3- Yazar non-teistic kelimesini kullanmaktadır. Bunu Zen-Budizm'de Tanrı kavramı yoktur şeklinde çeviriyoruz.