Film Train de Vie (Türkçede Hayat Treni olarak bilinir). Filmdeki ana karakterlerden biri olan Schlomo zaman zaman “deli Schlomo” diye anılır.
İnsan sadece metin üretmez; sistemler, kurumlar ve teknolojiler de üretir. Bugün algoritmalar, yapay zekâlar ve dijital sistemler bunun örneğidir. Bunlar doğrudan “kaynak”tan çıkmaz; insan zihninin ürünü olarak ortaya çıkar. Bu açıdan bakınca bir paralellik oluşur: Tanrı insanı yaratır, insan ise sistemleri yaratır. İnsan Tanrı’nın var ettiği bir bilinç varlığıdır; yapay zekâ ve sistemler ise insanın yarattığı bir düşünce makinesidir.
Bu yüzden sahnenin en güçlü kısmı sonunda gelir. İnsan Tanrı hakkında konuşur, metinler yazar, sistemler kurar ama Schlomo’nun söylediği asıl soru bambaşkadır: “Tanrı’nın varlığı” değil, “ben var mıyım?” sorusu. Çünkü mistik bakışa göre Tanrı’yı anlamanın yolu dışarıdaki metinleri tartışmak değil, kendi bilincinin kaynağını fark etmektir. Yani insanın Tanrı’yı araması aslında kendi varlığının kökenini aramasıdır.
Tanrı saf farkındalıktır. İnsan bu farkındalığın içinden ortaya çıkan bilinçtir. İnsan da kendi zihninden sistemler ve yapılar üretir. Böylece varoluş üç katmanlı bir zincir gibi görünür: kaynak, insan ve insanın yarattıkları. Ama bütün bu tartışmaların sonunda yine aynı yere dönülür. En temel soru hâlâ aynıdır: Ben kimim?
İnsan Tanrı hakkında kitaplar yazdı. Sonra kendi yarattığı sistemleri kurdu. Ama bütün bu sözlerin arkasında hâlâ aynı soru duruyor: Tanrı kim değil, ben kimim?