• Derrida’nın Phaedrus okumasının sarsıcı özgünlüğüne ilişkin bir iki şey söyleyebiliriz. Phaedrus’un metafizik geleneğin içinden nasıl göründüğüne bakalım önce. Platon’un sıra dışı diyaloglarından birisidir, bunu herkes fark etmiştir; öncelikle de Sokrates bu diyaloglarda kent dışına çıktığı, kırlarda dolaştığı için. Diyalog yazılı söylevler üzerine bir tartışma içerir, ama merkezinde bir duygu, bir pathos, aşk ve eros vardır. Bu yüzden olsa gerek, diyaloğun adı sıklıkla Şölen le birlikte anılır. Aslında Phaedrus aşkı doğrudan izlekleştirmez; ne olduğunu tanımlamak için uğraşmaz; fakat aşkın hakikat ve felsefeyle vazgeçilmez bir ilişkisi olduğunun düşünülmeye devam edileceği bir yol açar. Bu diyalogda felsefe soğuk akılla hakikati arama işi değil, erotik ve patetik bir faaliyet; maşukla muhabbet halindeki ruhun bir delilik (mania) içerisinde hakikate, kendi kökenine doğru kanatlanması deneyimidir. Aşıklar hakikate giderler, onun çevresinde birlikte ikâmet ederler. Bu okumaya göre Phaedrus’da aşkınlık hikaye edilir. Phaedrus bu yüzden aşkı hakikatle ilşkilendiren Hıristiyanlığın ve tasavvufun çok ilgisini çekmiştir. Aşk arzunun aşkınlık hareketidir; ruhu yükseltir, dışarı çıkarır, öteye götürür. Platoncu manada ötede varlığın hakikati, birliği vardır.” s. 13
  • İsmet Özel:
    Uzun yola çıkmaya hüküm giydim.

    Mustafa Kutlu:
    Hasılı uzun yola giden kendine çalışamaz abi, elinde avucunda bir şey kalmaz yani, hep sermayeden yer. Sermaye yani ömür.
    Onun için arabaların alnına "Ömür biter yol bitmez" yazarlar.
  • 128 syf.
    ·Puan vermedi
    Küçük Prens, Simyacı, Kürk Mantolu Madonna, Tutunamayanlar, Martı Jonathan Livingston... şu an aklıma gelenler bunlar. Overrated kelimesinin tam karşılığı bu kitaplar. Yani mesela Tutunamayanlar' ı övenlerin yarısı kitabı okumamıştır bile. İşte bu kitap da okuyup anlayanlardan ziyade sağdan soldan duyduklarına bir o kadar da kendisi katarak kitabı gereksiz yere bambaşka yerlere çekenlerin şişirdiği bir balonmuş onu gördüm. Ne var lan bu kitapta? Şimdi bana ama tüm dünya övüyor vs. deme. Justin Bieber' ı da tüm dünya dinliyor, o zaman büyük bir sanatçı hiç tartışmayalım, var mısın?

    Kitabın bir matematik profesörü tarafından yazılması, yazan adamın aynı zamanda rahiplik geçmişinin olması ve orijinal dilinden okuyamamam sebebiyle elbette benim fark edemediğim göndermeler, detaylar, mesajlar olabilir. İşte bunları görebileyim diye Ekşi Sözlük' te altı, Uludağ Sözlük' te üç sayfa entry okudum. Bir iki tane istisna hariç yüzden fazla entry arasında elle tutulur hiçbir şey yok. Herkes kaynak göstermeden, gerekçe sunamadan atıp tutmuş. Başkasından duyduğuna kendi de bir şeyler katmış falan. Efendim hikayede mantar varmış da Lewis Caroll mantar yemiş de güzel kafayla yazmış bunu. Hadi diyelim ki öyle neyi değiştirir bu? Bu mantar mantar diyenlerin çoğu zaten hayatında böyle bir şey de görmemiştir, denememiştir o da ayrı. Yani onlar da yine sağdan soldan duyduğu bilgiler. Hollanda' da kafelerde, bildiğin kafelerde baya kek şeklinde satılıyor uyuşturucu maddeler, gayet de yasal olarak. Yani bu kadar büyütülecek bir şey yok. Ergen gibi magic mushroom magic maushroom gezmenin alemi ne? Kısa bir şey anlatıp kitaba giriyorum; Cem Yılmaz' ın abisi Can Yılmaz bir üniversitede Gora üzerine yapılan bir etkinliğe katılmış. Çocuklar kendi arasıdna Robot 216' nın adının nereden geldiğini tartışıyorlarmış. Can Yılmaz artık dayanamayıp söze girmiş ve ''bu öyle bir şey değil ya, o an masada 216 sigarası vardı, oradan geldi, sen karşının robotusun(0 212 - 0 216 telefon kodu mevzuu) vs. geyiğinden falan çıktı'' demiş. Bunun üzerine ''hayır ya sen bilmiyorsun'' benzeri tepkiler alınca ''filmin senaryosunun yazım aşamasında ben de varım'' demiş. Ondan sonra susmuşlar ancak. Aynı onun gibi işte bu olay da. Tırtıl mantarın üzerinde, mantar yiyence büyüyen, küçülen kız vs. vs. Yav diyelim ki öyle, bu muhabbet bu kitabı neden bu kadar büyütsün? 120 sayfalık kitapta(İş Bankası Kültür Yayınları) herkesin alıntıladığı yer aynı mesela. Hani satır araları mesajlarla dolu, çok acayip, çok özel bir kitaptı? Herkes aynı yeri beğenmiş ama?

    Kitap Alice isimli kızımızın gördüğü bir rüyadan ibaret ki zaten bunun kitabın ortalarında anlıyorsunuz. Kitabın en ama en güzel yeri rüya anlatımındaki başarı. Yani rüya görürken anlamsız geçişler olur, aynısını sinemada ya da kitapta görseniz kurguda sorun var diye eleştirirsiniz ama rüyadaki bu kurgu bozukluğu sorun teşkil etmez. İşte bunu bir kitaba aktarabilmek büyük başarı. Gerçekten de bir yerden sonra o anlamsız geçişler hiç rahatsız etmiyor sizi, bir rüya gibi kabul ediyorsunuz anlamsız diyalogları, mekan geçişlerini, Alice' in tepkisizliğini. Çok sevdim burayı. Yine iskambil kartlarının insan olarak düşünülmesi, Alice' in hikayenin sonuna doğru kendine geliyormuş, bir uykudan uyanıyormuşcasına gördüklerine meydan okumaya başlaması(belki de mantarın etkisi geçiyordur) falan hayran kaldığım detaylardı. Ama bunun dışında yok pedofili, yok aslında yazar fantazilerini gizlemiş kitaba, satır aralarında subliminal mesajlar vermiş gibi kanıtsız iddiaların hiçbir emaresini görmedim ben kitapta. Hem subliminal mesaj olsa ne olur? Olmadığı dönemlerde sevişmeyen dünyadan ne hayır gördünüz ki sevişen dünyadan korkuyorsunuz? Çok ama çok zorlama yorumlar hariç cinsel içerikli hiçbir şeye rastlamadım. Yani mesela psikanaliz yaklaşımla metni ele alan bir yazı okudum, o yazıdaki çıkarımlara göre şu yazıdan benim tevacüzcü bir seri katil olacağım da çıkartılabilir. Yine okuduğum entrylerden birinde orijinal metni okuyan bir arkadaş elbette kelime oyunları var ama iyi bir çeviriden okuduğunuzda öyle aman aman bir şeyler de kaçırmıyorsunuz yazmış.

    Zaman kavramı üzerine güzel bir tartışma(Şapkacı ile zamanın istediğin anda durması muhabbeti), hayat ve hedefler üzerine herkesin o çok sevdiği güzel diyalog(Cheshire kedisi ile olan diyalog) ve bir de biri börek, biri Alice(ben hala Alice miyim sorgulaması) üzerine benim belki de gereksiz anlam yüklediğim hoş bir ontolojik mevzu vardı kitapta. Bunun dışında çocuklar eğlensin diye yazılmış olsa da yazarın çocuk kitabı yazmadaki beceriksizliğinden mütevellit çocuk kitabı olamamış bir kitap bu benim için. Sevdiğim yerleri çok sevdim ama sevmediğim yerler de o kadar gereksizdi ki çok sıkıldım.

    Elbette yazıldığı dönem, o dönemin şartları içerisinde yapılan göndermeler ve bu sayede kitaptan etkilenenler falan tamam ama kitapçıdan kitabı alıp da evinde okuyup da magic mushroom diye gezenlerin samimiyetine inanmam mümkün değil. Şimdi link verip de adamın reklamını yapmak istemem ama bilmem ne sitesinde ya da blogunda adamın biri bu kitabı övmüş de övmüş. Victoria devri kostümünden girmiş, kapitalizm eleştirisinden çıkmış. Hayır, inanın ben hikayeleri, detayları çok severim ama sen bilmeden, anlamadan sağdan soldan okuduklarını derleyip derleyip bir yazı sıçarsan ortaya elbette alay ederim seninle de yazınla da. Yazının sahibi benim çok sevdiğim iki arkadaşımın arkadaşı ki yazıdan da öyle haberim oldu zaten. Gel anlat lan Victoria devrini! Ne okudun o döneme ilişkin Wikipedia' da yazanlardan başka? Kapitalizm eleştirisiymiş de bilmem neymiş de lan koca koca puntolarla 120 sayfa kitaba bunları sığdırdıysa bu adam, ben 2000 sayfa kitap yazan Karl Marx' ın kafasına tüküreyim o zaman.

    Kafa açıcı arkadaşlar olunca hayatında, yazdıkça yazası geliyor insanın. Bir arkadaşım ki yukarıda bahsettiğim iki arkadaştan biri bu, bir link attı şimdi. Bir müzede birisi gözlüğünü gizlice yere bırakmış, gözlük orada kalmış. Sonrasında da diğer insanlar bunu bir modern sanat objesi zannedip fotoğrafını falan çekmeye başlamışlar, sıraya girmişler. http://www.milliyet.com.tr/.../2252132/default.htm Bu kadar kolay işte bir şeylere olmayan anlamları yüklemek.

    Yazarı gelip şu kitaba yapılan güzellemeleri, yüklenen anlamları görse; ''abi siz ne yaptınız ya'' der.
  • 160 syf.
    ·Puan vermedi
    Eskiden Ayrıntı'dan çıkmış, şimdi ise MonoKL Yayınları tarafından basılıyor. Çevirmen (Didem Hızkan) iki basımda da aynı.

    Kitaba dair çok fazla bir şey söylemek istemiyorum, eşini, eski üniversite hocası ile aldatan bir kadın var. Bu kadın ile hoca arasında ilişki, aşk, sadakat, evlilik -E Roth olduğuna göre illa ki Yahudilik- üzerine fazlasıyla entelektüel diyaloglardan ibaret bir kitap. Okuması bence keyifli ama herkes sevmeyebilir. Bir olay yok çünkü, diyalog üzerinden seyrediyor her şey.

    Söylemek istediğim asıl şey ise başka. Bizler genelde bir kitaptan alıntı yaparken o alıntıyı sıklıkla yazarın kendi hayat görüşü gibi algılıyoruz. Biz öyle algılamayıp o amaçla paylaşmasak dahi bir süre sonra o alıntıyı okuyanlar da onu paylaşıyorlar ve kitapta bir karaktere ait bir cümle yazarın kendi fikriymiş gibi yayılıyor. Ulan sahte şiirlerle derdin bitti de bir bu mu kalmıştı diyebilirsiniz ama bence önemli bir mevzu bu. Bu sebeple sıklıkla bir kitaptan alıntı yaparken sayfa numarası ekliyorum ve alıntı paylaşanlara da sık sık bunu tavsiye ediyorum ki hem sahte sözlerin, paylaşımların önüne geçebilelim hem de merak eden olursa kitaptaki o cümlenin önüne arkasına da bir bakabilsin.

    Şöyle düşünün; kitaptaki iki karakter evlilik üzerine bir tartışma yaparlarken sen aradan seçtiğin bir cümleyi yazarın adıyla internette paylaştığında aslında sahte bir paylaşım yapmıyorsun, ne var ki yazarın görüşü, senin paylaştığın repliği söyleyen karakterle değil de onun söylediklerine karşı argüman üreten karakterin düşünceleriyle paralellik gösteriyordur belki de. Dahası da var ki örnekle anlatayım onu da;

    --- `alıntı` ---
    ''Annem bana asla amımı açıkta bırakacak şekilde oturmamı öğretmişti. ''
    ''Ve şu anda bacakların bir beyefendinin omuzlarının üzerinde duruyor.''
    ''Bana bu konuda hiçbir şey söylemedi. Sanırım bunu alışkanlık haline getireceğim aklının ucundan bile geçmemiştir.'' -sf. 48
    --- `alıntı` ---

    Burada ilişki yaşayan iki kişi, bir sevişmenin ardından -Benim de çok sevim sık yaptığım bir şeydir.- cinselliğe, ilişkilere dair konuşuyorlar, ironik cümleler kurup espriler yapıyorlar. Dolayısıyla öncesi sonrası olmadan bu pasajı alıp da Philip Roth diye paylaşmak hem kitap hem de yazar hakkında farklı bir algıya neden olabilir bence. Yine de paylaşmayalım demiyorum tabii, sadece sayfa numarası, kitap adı ekleyelim yazar adını yazıp bırakmak yerine.
  • Uruguay'da mesela, kültürel baskı son yıllarda neredeyse bütün gazete ve dergileri kapatmakla, engizisyon ateşlerinde kitaplar yak-malda ya da kıyılmış kâğıt olarak satmak için bütün kitapları öğütmekle, sayısız biliminsanım ve profesyonel sanatçıyı sürgüne, cezaevine ya da bilinmeyen mezarlara mahkûm etmekle yetinmedi. Diktatörlük aym zamanda toplantıları, insanlar arasındaki her türlü buluşma, diyalog ve tartışma fırsatını da yasakladı; duvarların temizlenmesi konusundaki takıntısı da tesadüfi: değil. Cezaevi gibi işletilen ülkelerde duvarlarda yazılar ya da resimler ışıldamaz. Duvar yoksulların matbaasıdır: Risk alarak, gizlice, bir anlığına, dünyanın unutulmuşlarına ve yoksullarına hizmet veren bir iletişim aracı. .
  • Kibirlenen birini gördüğünde ona karşı tevazu göster. Çünkü onun hakikati kulluktur. Böyle yapmakla ona kulluğunu hatırlatırsın. Böylece nefis hesap etmediğin bir taraftan aslına döner ve seni sever. Seni sevdiğinde sana yakın olur. Sana yakın olduğunda sana hizmet etmek ister. Ona hakikati siyasetle dinlet; bir hikaye anlat, tartışma ve diyalog esnasında bir örnek ver. Nefsi mutlaka bundan etkilenir ve gerçeği kabul eder. Bu takdirde onun öğretmeni olursun, reislik ondan sana intikal eder. Sen Allah ile hakikate ermişsin, onu da Allah’a döndürmüş olursun. Allah ancak kendisini bilenlerden alır. Çünkü bilen vermenin adabıyla edeblenmiş olur.