• "İnsanların yanlış yanlarını tartışmak bunları derinleştirmekten başka bir işe yaramaz."
  • -Sana cevap vermeyeceğim! Pek iyi bilirim, kalbi kaynayan biriyle tartışmak onu büsbütün yaralamaktan başka bir işe yaramaz, kardeş!
    Maksim Gorki
    Sayfa 149
  • 2000 lira asgari ücretle ev geçindiren adam,Şeyhlerin “kerametlerinden” ve "kız çocukların okumasının günah"olduğunu söz etmesinden duygulanıyor.müslüman ahlakını sadece kadın ve kadının kılık kıyafeti üzerinden tartışmak ahlaksızlıktır.
  • Gecikmiş polemiğe cevap olarak yazıyorum. Kısa ve öz yazmaya çalışacağım. Umarım anlaşılır.

    -

    Yeni şeyler söylemek lazım diyorlar. Gelecekle; eskinin çürümüş bağlarını kökten kesip çelikten halkalarla yeni bir bağ kurmalıyız gibi sözlerin geçerli olduğu bir dönemdeyiz. Mukabil olduğu durumları şuncacık eğitimimle bende farkediyorum. Eski ve yeni arasındaki farkları ve nereden gelip nereye doğru gitmek istediğimiz hakkındaki ayrımın da dikkatle düşünülmesi, ortaya koyulması lazım. Bugün bulunduğumuz yeri merkeze aldıkça sanırım bu tür düşüncelerinde sonu gelmeyecek... Ben de bugüne değin gördüklerim ışığında, merkeze bugünün alınmaması gerektiği kanaatindeyim. Tartışılır elbet.

    Endülüs medeniyeti, rönesans, reformlar, fransız ihtilali, sanayi devrimi vb. dönüm noktalarını düşünürsek hepsinin bir tepki olarak ortaya çıktığını görebiliriz. Bu tepkilerin amacı daima terakki merkezli oldu. Çok kısa haliyle söylemek gerekirse "tabiata hükmetmek" düşüncesi vardı adı konulmamış olsada. Benim izini sürdüğüm inanç sistemi ise bana "sınırı aşma, sınırlar içinde derinleşmeye bak" emri ile "size müsade edilenleri keşfetmeye bakın" önerisini sunmaktadır. Bu sebepten Abdullah Cevdet'in de dedigi gibi "Din terakkiye manidir" sözünü haklı bulmaktayım. Çünkü din; tabiatı yok etmemeyi, teknolojiyi araç olmaktan öteye taşımamayı söyler. İnsanın yegane vazifesinin kendisinin peşine düşerek bunu gerçekleştirmesi gerekliliğidir. Bu düşünceyi de 'maddecilik' konu başlığı altında değerlendirebiliriz.

    Marx "Din afyondur" buyurmuş. Bu sözün ne kadar kabul gördüğünü tartışmak abes olur. Bunu tartışmadan onun bu sözü neden söylediğine bakmam gerekti. Baktığım da ise bunun "Kilise ve ruhban kesime" dair bir tepki olduğunu gördüm. Bu da benim için yeterli bir sebepti. Marx'ın olumsuzlardan yola çıkarak anlamlandırdığı din anlayışının bu olmadığını düşünüyorum. Çünkü her sözün önü ve arkası vardır.

    Sadece iki kişi için bir cevap olduğundan diğer okuyacak arkadaşlara anlamsız ve karışık gelebilir. Kusura bakmayın.

    Bir de anlayın artık beeğğ "Din terakkiye manidir"

    (:
  • Türkiye insanı tartışmayı bilmez. Fikir ayrılığına düştüğü bir başka kimse ile ortak bir doğru aramak için değil, kendi bildiğinin doğru olduğunu empoze etmek için tartışır.
  • "Kişinin susması, her zaman söyleneni onayladığı anlamına gelmez. Bazen canı aptallarla tartışmak istemiyordur.”

    Albert Einstein
  • 144 syf.
    ·10/10
    Mehmet kardeşim
    Kitabını bitireli 3 gün oldu. Ve halen etkisindeyim. Bir şekilde okuyanlarla konuşmak istiyorum. Hikayenin kahramanlarını kafamda resmedip birileriyle üzerlerinde tartışmak istiyorum. Ben bu kişiyi tanıyorum , bizim mahalledeki serseriye ne kadar benziyor değil mi filan demek istiyorum.
    Anlattığın hikaye , kullandığın üslup , hikayeler arası geçişler , sahneleri birbirine bağlayan cümleler ile çok güzel bir kitap olmuş.
    Bence bir yazarın okuyucusunda bıraktığı iz , okuyucuyu hikayenin içine alıp , hikayenin içinde gezdirip , sonrasında aynı kişi olarak değil ona bir şeyler katarak bırakmak olmalı. Ben 3 gündür hikayenin etkisinde olan bir kişi olarak söylüyor ki bütün hikayelerden çok etkilendim. Bazısını elime alıp sopalayasım geldi , bazısını göğsüme bastırıp teselli edesim. Bazısının da elini sıkıp Aslanım benim diyesim. Aida'nın köprüden geçerken Bosna'lı askerlere isimlerini sorup "sizin ismine kurban olurum" dediği yerde de İlyas dedenin her öğlen namazı cama tıklatıp "bir ihtiyacın var mı" dediği yerde de tutamadım kendimi. Ayrıca bir not ekleyeyim ki ben İlyas dedeciyim. Senin de dediğin gibi eminim onlar cennette bir araya geleceklerdir , çünkü insan sevdiğiyle beraberdir.

    Fakat kitabın temel olarak bende bıraktığı 3 iz var diyebilirim.
    Birincisi tüm kitap Hüzün kokuyordu sanki. Her cümlesi , her hikayesi hüzün kokuyordu. Serseri Musa'nın hikayesi de , Aida'nın hikayesi de , İlyas Dedenin hikayesi de , Matbaacının hikayesi de ve diğer tüm hikayeler de hüzün kokuyordu. Belki de bu yüzden çok sevdi herkes. Belki de bu yüzden her okuttuğum kişi bana aynı yorumla geldi. Ancak kalbi hüzün dolu kişi bu hikâyeleri yazabilir , bu hikayeleri bu şekilde anlatabilir. Çünkü Hüzün çok kıymetli bir şeydir. İnsana insanlığını hatırlatır.
    İkinci nokta , zalimin tek olduğu. Kötü kötüdür. Nereden geldiği , kim olduğu , ne için yaptığının bir önemi yok. Zalim Müslüman da olabilir , Hristiyan da olabilir. Dinsiz de olabilir. Kötü tektir. Iraklı Türkmen kardeşimize eziyet eden bir Müslüman olsa ne olur , Aida'ya o eziyetleri yapanlar Hristiyan olsa ne olur , bir sürü suçsuz günahsız insanı evinden yurdundan işinden edip hayallerini söndürenler ben İslam dinine inanıyorum dese ne olur. Birisine baktığında insan değil , ideolojik bir kalıp görüyorsan , benden veya ondan diye algılıyorsan dininin milliyetinin ne önemi olabilir. Tüm hikayeler boyunca kötüyü çok güzel ve objektifçe tarif etmişsin. Ben de seninle aynı fikirdeyim. Kötü kötüdür. Ve kötüye kötü dememek İyiye Zulmetmektir.

    Ve bende bıraktığı üçüncü ve bence en önemli iz de şu ki ; bunca kötülüğün içinde , bunca cehaletin içinde Aliya gibi düşünüp iyi kalmaya devam etmek gerektiğini çok güzel anlatmışsın. Tüm hikayelerde ben bunu sezdim. Şartlar ne olursa olsun tüm hikayelerde İyi Kalmaya Çalışmak övülüyor ve saygı değer bulunuyordu. Kabalığın , nobranlığın , edepsizliğin , ağzının payını vermek adı altında prim yaptırıldığı bu günlerde ,tüm hikayelerde Israrla İyi Kalmaya çalışmanın altı çiziliyordu.
    Zaten bunca kötülüğün arasında derdini kitap yazarak anlatmak bile İyi Kalmakta ısrar etmenin en güzel delili.
    Benim de senin de büyük saygı duyduğumuz Aliya İzzetbegoviç'in bir sözüyle bitireyim değerlendirmemi ; "Ve herşey bittiğinde hatırlayacağımız şey , düşmanlarımızın sözleri değil , dostlarımızın sessizliği olacaktır."