• Tanpınar'ın ifadesiyle Türkçe'nin güzellik sınırlarını tespit eden Dîvan Edebiyatımız neden horlandı? Neden unutturulmak istendi? Çünkü Dîvan Edebiyatımızın birinci kaynağı Kur'an'ı Kerim'di, ikinci kaynağı Hadîs-i Nebevî idi.Yani peygamber sözleriydi.Üçüncü kaynağı Kısâs-ı Enbiyâ idi.Yani peygamberler tarihiydi.Sonra Şemâil-i Şerif idi.Mirâciye, Hâriciye, Mûcizât-ı Nebî idi.Dördüncü kaynağı evliyâ menkıbeleriydi.Beşinci kaynağı tasavvuftu.
  • 336 syf.
    ·11 günde·9/10
    "Tasavvuftan Çıkış" diye bir eser basılır mı Türkiye için? Basılmalıdır. Peki, niçin? Ferdi, eşref-i mahlukat olarak gören kalmadığından olabilir mi acaba? Tasavvuftan çıkalı çok oldu kıymetli dostlarım.

    Yunus'un, Mevlana'nın ve daha nice mana ehlinin elini bıraktık. Çıldırmamak elde mi?

    1940'lardan bu yana irfan pınarlarımızın çoğu yok oldu, neydi o irfan pınarları? Türk'ü Türk yapan o irfan pınarları neydi? Selçuklu ve de Osmanlı mirasından kalan entelektüel birikim..
    Bu birikimin içindekilerden biri de Tasavvuftu.

    Bazı akl-ı evvellere sorarsanız, ilerlemeye mani olan dini yapılar olarak tarif edecekler. Bunlara sadece gülmek gerekir.

    O koca mirası ne uğruna çöpe attık: akılcılık uğruna.. Frenklerin rasyonalite dedikleri şey.
    Sonra onu, modernite denilen bir ekosistemin içine attık; ürettiğince tüketen, Tanrı ile irtibatı kesmiş, ilah yerine putlar edinmiş insan çıktı meydana: para, başarı, savaş... obje olmak!
    Kısaca nesneleşmiş insan çıktı ortaya!

    İşte tasavvuf, bu insan tipine harp ilan eden din felsefesinin adıdır.

    Mahmud Erol Kılıç, Tasavvufa Giriş adlı eseri ile neyi kaybettiğimizi gözler önüne seriyor. Okurken bunu fark ediyorsunuz. Bu kitaptan öğrendiğim şeyler şunlar oldu: Tasavvuf'un bir dünya görüşü olabilecek çapta olduğunu gösterdi bana, çünkü varlığın mahiyeti, bilginin mahiyeti ve evrenin mahiyeti hakkında tutarlı bir düşünce sistemi olduğunu gösterdi bana.

    Tasavvuf hakkında okuduğum ilk eser olmasına rağmen, hayran olmama yetti. 9/10 veriyorum.

    Okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Vesselam.
  • Sünni İslam’ın dört meshebinden birisi burada kurulmuş, bir diğeri de en çok bu bölgede yaygınlık kazanmıştır Sünni Ortodoksinin en kuvvetli destekçisi ve medreseye de bu gayeyi ve bugünkü yapısını kazandıran Nizamülmülk’tü. Hem akılcılara hem de gelenekçilere şiddetle karşı çıkan akım ise tasavvuftu.
  • Rasim Özdenören söyleşisine katıldım bugün. İstanbul'a gelmeyi pek sevmezmiş, ayda yılda bir. Ben ona gittim. Kısmet oldu da ufak da olsa dünya gözüyle gördüm kendisini. Aslında daha önce de gördüm kendisini ve fakat gördüğümün kim olduğunu bilmiyordum. Sizinle bu anımı paylaşayım.

    Yıl 2012 olsa gerek. Üniversitedeyim. Film tutkum yavaş yavaş yerini kitap sevgisine bırakır durumda. Necip Fazıl Kısakürek okuyorum sıklıkla. Kendimce dini alanda gelişim sağlamak istiyorum. Zihniyetimi oturtmak. Üstadın keskinliği, hassasiyeti tam benim aradığım tondaydı. Tutundum. Tutunmak istedim. Günler geçerken, bir arkadaşa üstadın kitaplarını hediye etmek için Sıhhıye tarafında yer alan Sahaflar Çarşısı'na gittim. Zafer Çarşısı'nın hemen arkasında yer alan dört veya beş katlı bir bina. Girişte ders kitapları satan birkaç dükkan var. Diğer hemen hepsi ikinci el kitap satan yerler. Elimde kendim için alacaklarımdan müteşekkil bir liste de var. Zaten hep bir listem olmuştur. İçindekiler sürekli değişir, o ayrı mesele. İşte ben kitapçılar arasında dolaşırken dini kitap satan bir yere girdim. Benim ve dükkan sahibi haricimde iki de hanım var. Ben raflara bakarken hanımlardan birinin sorusu üzerine mi yoksa benim sorduğum bir kitap sebebiyle mi anımsamıyorum kendini kitapçıyla tartışırken buldum. Mesele tasavvuftu. Üstada söz etti, ve hatta onun üstadı Arvasi Hazretleri için nahoş ve laubali bir edayla kelimeler sarfetti. Çok fazla uzatmadan oradan çıktım. Sinirim had safhada. Kendimi üst kata attım. Geneli üstadKısakürek'in kitaplarını bulunduran bir kitapçı. Hediyeyi de buradan alacağım zaten. Dükkana girdim. Selamünaleyküm, aleykümselam. Bir dükkan sahibi var bir de dükkan ortasında ufak iskemlede biri. Neyse. Raflara bakınıyorum. İki veya üç kitap aldım ve ödeme yapmak adına elimi cebime atarken sordum kitapçıya
    - Abi Necip Fazıl Kısakürek nasıl biri?
    - Anlamadım.
    - Yani iyi biri mi? Burada tüm kitapları var. Tamam. Fakat demek istediğim düşünceleriyle, hayatıyla dünyamızda nerede yer alıyor?
    - Üstadımızdır.
    Bu cevabı kısa bir duraksamanın ardından hafif tebessüm ederek ve gözlerimin içine bakarak verdi. Güldüm. Biraz önce yaşadığım olayı anlattım. İleri geri konuşan kişiden bahsettim. Bakma sen ona, dedi. Neden bilmem, mutlu oldum. Galiba o sinirimin üzerine hafif de olsa su serpilmesi yüzünden. Çok geçmedi, tam kitapları alıp çıkacağım abi seslendi. Bak, dedi ortadaki iskemleyi göstererek, bu Rasim Özdenören. İşaret ettiği yere baktım. Saçları ağarmış, gözlüklü, masumane bakışlı biri. Belki tanıyorsundur, diye ekledi abi. Bakışlarım işaret edilen yerde halen. Tanımıyorum. Demedim elbet. Kusura bakmayın, bilmiyorum dedim. Başımla selam verdim hafifçe ve geri geri, sırtımı onlara dönmeden çıktım.

    Böyle. Bakmak yetmez görmek gerek. Tanımak için bilmek gerek. Ben ne gördüm ne de bildim o gün. Belki de bu nedenden ötürü bugün Özdenören'le gözgöze geldiğimde o günü hatırladım, onun da hatırladığını düşündüm.
  • 73 syf.
    ·1 günde
    Kitap şu tanımla başlar: “ Ah... ünl. 1- Sesin tonuna göre pişmanlık, öfke, özlem, beğenme gibi duygular anlatır.” TDK Türkçe Sözlük

    Sadece iki harfe ne çok duygu sığarmış meğer.
    Şu ikicik harf aslında kitapta yer alan şiirlerin bir özeti. Şairin pişmanlıkları var, bu besbelli. Ama ne tür pişmanlıklar olduğu pek belli değil. Tek belli olan pişmanlığı sevdiği adamın yokluğu. Ona “gel” diyor, adeta yalvarıyor. Ama ne gelen var ne giden. Madak çok öfkeli, hem de nasıl bir öfke! Aşağıdaki alıntı buna en güzel örnek olsa gerek.

    AH’LAR AĞACI 2

    ...

    Ya siz,
    Nasıl bilirdiniz çocukluğunuzu ey cemaat?
    Nasıldı
    Öldürdüğünüz birinin cenaze namazını kılmak?
    (Sayfa 23 - 12. Basım, Eylül 2017,Metis Yayınları)

    Madak’ın şiirlerinde öfke ve pişmanlık olduğu kadar özlem de vardır. Madak, hem annesini hem teyzesini çok özler. Onlara şiirlerinde de yer verir.


    SİZ AŞKTAN N'ANLARSINIZ BAYIM?

    Annem
    Ki beyaz bir kadındır
    Ölüsünü şiirle yıkadım.

    (Sayfa 38 - 12. Basım, Eylül 2017, Metis Yayınları)


    MÜSVEDDELER 1.


    Teyzem öldü
    Kırkı yeni çıktı

    Sayfa 54- 12. Basım, Eylül 2017, Metis Yayınları


    Yukarıdaki alıntılardan yola çıkarak şiirin şairin aynası olduğunu söyleyebiliriz. Yani bir şiir, şairin duygularını, düşüncelerini, özel hayatını, zevklerini vb. açığa çıkarır. Başka bir deyişle, şiir şairin yansımasıdır.

    Ah’ın tanımının olduğu sayfanın sonrakinde şu yazılı:
    “ Sesimin tonunu emanet ettiğim AHLAT AĞACINA...”

    (Kitaptaki ilk şiirin ismi ise “ AH’LAR AĞACI”)


    Ahlat Ağacı, Anadolu’nun birçok yerinde ve hemen her bölgede yetişen bir ağaçtır. Kurak havaya ve hava kirliliğine karşı dayanıklı bir ağaçtır. Kurak bölgelerde, ormanlarda rastlamak mümkündür. Yabani bir ağaç olması ve meyvelerinin armudu andırması nedeniyle bilinen bir diğer adı da yaban armududur.
    (kaynak:https://agac.gen.tr/ahlat-agaci.html)

    Hayat Madak’ı bir Ahlat Ağacı’na dönüştürmüş desek ne kadar da doğru bir tespit olur değil mi?

    ---------------------------------------------------------------

    Metafizik şiir, İngiltere’de, özellikle 17. yüzyılda görülen bir şiir türüdür. Bu tür şiirler yazan şairlerin en önde gelenleri, John Donne, George Herbert, Henry Vaughan ve Andrew Marwell’dir.

    Samuel Johnson da “metafizik imge”yi tanımlayan kişi olur. Ona göre metafizik imge, uyuşmazlıkların uyumudur. Johnson, metafizik şairlerinin birbiriyle bağdaşmaz görünen düşünce ve öğeleri, zorlamayla bir araya getirmeye çalıştıklarını belirtir.

    Metafizik şiirde, görünürde benzeşmeyen şeyler arasında akla gelmeyecek benzerlikler bulmak, bağdaşmaz gibi görünen şeyleri bağdaştırmak önemlidir.

    Metafizik şairler geleneksel olarak şiirsel olmadığı kabul edilen konuları şiirlerinde işlemekten kaçınmamışlardır. Örneğin John Donne, ayak kokusunu şiirsel malzeme olarak kullanmış tek şair olarak tanınır. Metafizik Şiirde en uyuşmaz durumlar bir araya getirilir ve böylece okuyucu şaşırtılır. Örnek olarak John Donne bir şiirinde sevgilileri pergelin ayaklarına benzetmiştir. Pergelin sabit ayağının iki sevgiliden birinin ruhunun olduğunu belirtmiştir. Pergelin hareketi her iki sevgilinin hareketlerine bağlıdır.

    Türk edebiyatında ise Metafizik şiirlere Turgut Uyar, Edip Cansever ve Sezai Karakoç yer vermiştir.

    (Kaynaklar: http://fcfanzin.blogcu.com/metafizik-siir/15038876

    http://www.nenedirvikipedi.com/...-yazarlari-6772.html)

    -----------------------------------------------------------------

    Didem Madak’ın şiirlerinde üç şey dikkatimi çok çekti. İlk dikkatimi çeken şey “Ah’lar Ağacı” ndaki bazı şiirlerin Metafizik şiire benziyor oluşuydu. Madak birbiriyle alakasız şeyler arasında bir ilgi kurabilmiş. Buna aşağıdaki şiir alıntıları örnek olarak gösterilebilir.

    MÜSVEDDELER 2.

    Hem otuzumu geçtim azıcık
    Gerisini ben yürürüm artık.
    Çizgili olsun, buruşsun yüzü,
    Şiirlerim için yaşlanma etkilerini geciktirici krem
    kullanmayacağım.

    (Sayfa 57 - 12. Basım, Eylül 2017, Metis Yayınları)


    MÜSVEDDELER 1.


    Tekke ve zaviyeleri kapatıldı kalbimin


    (Sayfa 54 - 12. Basım, Eylül 2017, Metis Yayınları)

    AH'LAR AĞACI 2

    Bizler sarımsak kokan uzun bir dizenin,
    Fötr şapkalı kelimeleriydik,
    Çürük dişlerimizle bizler,
    Dökülmüş harfler gibi kelimelerden,
    Saf ve pembe gülümserdik.


    (Sayfa 27 - 12. Basım, Eylül 2017,Metis Yayınları)

    AH'LAR AĞACI 2

    Bazen sevinince annem gibi,
    Rengârenk reçeller dizerim kalbimin raflarına.


    (Sayfa 24 - 12. Basım, Eylül 2017,Metis Yayınları)

    -------------------

    Didem Madak’ın şiirlerinde dikkatimi çok çeken ikinci şey tasavvuftu. Madak bazı şiirlerinde dini terimleri kullanmış. Aşağıdaki şiir alıntıları da buna örnektir.

    SİZ AŞKTAN N'ANLARSINIZ BAYIM?


    Yüzüme nur inmedi, yüzüm nura indi bayım
    Gözyaşlarım bitse tesbih tanelerim vardı
    Tesbih tanelerim bitse gözyaşlarım...
    Saydım, insanın doksan dokuz tane yalnızlığı vardı.
    Aşk diyorsunuz ya
    Ben istemenin Allahını bilirim bayım!

    (Sayfa 35 - 12. Basım, Eylül 2017, Metis Yayınları)

    POLLYANNA’YA SON MEKTUP

    Secde eden alnımı,
    Şarap içen dudağımla öpmek istedim.
    Dizlerimde ve dirseklerimde nasır tutan arayışımı
    Beyaz bir merhemle ovmak istedim.
    Beyaz bir günahtır aramak kimi zaman Pollyanna…

    (Sayfa 49- 12. Basım, Eylül 2017, Metis Yayınları)

    AĞLAYAN KAYA

    Şiirimin Hacer’ül esved taşı


    (Sayfa 66- 12. Basım, Eylül 2017, Metis Yayınları)

    PARAGRAF BAŞI
    ...
    Ben bir şair olarak güllerden bıkmamıştım daha,
    Ba’su ba’del mevt
    Hayata daha çok vardı
    Beni anla.
    ...
    (Sayfa 72)

    -----------------------
    Paragraf Başı adlı şiirde “ Ba’su ba’del mevt” dikkatimi çekti ve anlamını merak edip araştırdım.

    Basü badel mevt:
    1. Kıyamet gü¬nünde ölülerin diriltilmesi, ölümden sonra dirilme.
    2. Uyanış, diriliş, canlanış, yeni bir hayata başlayış.
    (kaynak: https://www.sozluklugat.net/...badel-mevt-ne-demek/)

    Basü Badel Mevt; “Öldükten sonra dirilmek” demektir ki İslam inancına göre bu haktır. Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de: “Sonra siz, kıyamet gününde tekrar diriltilip kaldırılacaksınız” buyurmuştur. (El Mümin-16).

    (kaynak: https://www.huzurdini.com/...l-mevt-ne-demek.html)

    ---------------------------------------------------------


    Bütün serotonin geri alım inhibitörleri birleşseler
    Geri alamazlar çünkü
    Hayra yorulmuş kadar sevinen hayatı,
    geri alamazlar bir avuç karınca kumunun huzurunu.

    (Sayfa 63- 12. Basım, Eylül 2017, Metis Yayınları)

    Yukarıdaki dörtlükte tıp terimlerinin kullanılması dikkatimi çeken üçüncü şeydi. Bir şiirde tıp terimlerinin kullanılması doğrusu hiç aklıma gelmezdi.

    * "Farklı Türleri Keşfet" etkinliği için Necip Gerboğa'ya çok teşekkür ederim. Onun sayesinde hayatımda ilk kez şiir kitabı okudum. İlk kitabım Şükrü Erbaş'ın "Aykırı Yaşamak" adlı kitabıydı. Madak'ınki okuduğum ikinci şiir kitabı oldu.