• -Muavin seslendi yol ayırımında inecek olanlar toparlansın diye .

    Babam toparlanın birşey unutmayın diyerek otobüsünün oturduğumuz koltukların üst bölmesinde eşyaların  koyulduğu yerden  eşyalarımızı çıkartıp  annemin ve benim elime tutuşturuyordu kalanlarıda kendisi kucağında topladı .

    Otobüsten indik bizden başka inecek yoktu annem babam ben .

    İner inmez bir traktör gördüm yanında sakallı bir adam üstünde eskimiş kıyafetler tozlu vede yamalı  ( Annemden biliyordum pamuk toplamaya gittiği dönemler de geldiğinde üstü hep toz çamur olurdu tarla işlerinin toz ve çamur barındırdığı belliydi TERİ de var tabi bu işin ) babam elindekileri traktör ün arkasında bir yerlere koydu o amca ile sarılmaya başladılar böyle kenetlenir gibi. O an içim kaynamaya başladı .
    Muavin bagajlarımızı  otobüsden  indirmiş  , bagajlar yol kenarında  annem e hoş geldin abla denildi eli öpüldü sonra bana gel bakalım amcam koca adam olmuşsun sen deyip şapur şupur öpülmeye maruz kaldım .

    Bağullar kucaklandı traktör e istif edildi 
    Traktör ün arkasına iki tekerleğin arasındaki boşluğa tahtadan oturmak için bir şey yapmışlar adını bilmiyorum .
    Bir tarafda bağullar bir tarafda annemin kucağında ben amcam direksiyonda babam yanında  yavaş yavaş yola koyulduk

    Gidiyoruz köyümüze doğru annem ve babamın doğup büyüdüğü yetiştiği ve ailemizin geldiği benim doğduğum topraklara .

    Köy yolunda bu sefer annem çevreyi tanıtmaya başladı .
    Bak oğlum bu tarlalarda buğday var arpa var patates var fig var lahana var ve şeker pancarı var .
    Bildiklerimi o an gözlerimde canlandırmaya başladım pancar ve fiğ neydi acaba hadi diğerlerini anladımda

    Bak inek bak dana bak söğütlü tarla bak eskiden burda taş değirmen vardı derken köye  giriş yaptık .

    Beş metre kadar mesafeli karşılıklı evler var durduğumuz yerde  evlerin önünde oyulmuş taşlar  evler çamurdan yapılmış (sonradan öğrendim kerpiç derlermiş ) herkes bir heyecanlı  abim gelmiş ablam gelmiş diye herkes bir birine sarılıyor hoş geldin cümleleri havalarda uçuyor  beni gören  en küçük mü bu diye sarılıyor öpüyor yada el öptürüyor .
    Hadi bakalım bi çay koyulsun çayın yanına birşeyler hazırlansın denildi

    Eşyalar evlerden birine koyuldu  girdik içeri. Yaşlı bir adam köşede oturmuş elinde uzunca bir tespih  kim geldi diye soruyor .

    O yaşlı adam dedem miş babamın babası
    Şaşırdım  anlatılırdı hep evimize akrabalar geldikçe  meğer dedemin gözlerinden rahatsızlığı varmış görmüyor muş .

    Babamın geldiğini öğrenen dedem hemen yerinden kalktı  bir yerlerden destek alarak sarılmak için babamı arıyor elleri ama herkesin bir anda gözleri sulandı. Ben şaşkın  sarıldı  koklaştılar . Annem aynı şekilde 
    Sıra bana gelmişti  nasıl olduysa bir anda dedemin kucağında buldum kendimi sıkı sıkı sarılmış oğlum oğlum diyor  sanki böyle gençliğinde babamı kucağına almış seviyor gibi hissediyordu ben öyle hissettim .

    Yer sofrası kuruldu   İki odayada  haşlanmış yumurta yağ bal kaymak yoğurt çökelek peynir evde ne varsa seferber edilmiş  sofraya
    Sofradaki ekmek çeşitlerini biliyordum. Çünkü annem hazır ekmek alıp masraf olmasın diye ekmeği kendisi yapardı o konuda bilgiliyim
    Tandır ekmegi , lavaş ekmeği , Somun ekmeği , birde  golot denilen  bir ekmek çeşidimiz var .

    Kahvaltı yapıldı derken hadi dediler yağmur lar başlamadan  sap saman işini halledelim
    Üst baş değişti  arar acele traktör ün arkasına römork bağlandı  gidilecek yerde kullanılacak olan alet edevat römork A koyuldu.
    Amcam  babam ben gidiyoruz

    Geniş bir arazide durduk  hazırlık yapılıyor
    Otlar felan var büyük yeşil bir makina  (patoz makinasıymış mesela buğday ı kesip biçtikden sonra o makinaya atıyorlar  çarpışma sonucu buğdayın başakdan ayrılması sağlanıyor eleklerden geçip buğday bir  tarafa geri kalan saman olarak adlandırılan kısım başka bir tarafa ayırmayı sağlayan tarım ekipmanı )
    Babam amcam başladılar patoz u çalıştırıp içine  daha önce biçtikleri buğdayları içerisine atmaya .
    Ben  kemlenmiş ( yani otlar ile yapılmış ip  biçilen ürünleri  balyalamak için kullanılan ip )
    İstiflenmiş ürünlerin üstünde oturmuş  babam ile amcamı izliyorum   
    Birisi daha geldi  teyzemin oğluymuş hızlıca sarıldılar babamla geldi beni öptü bir hışımla başladı oda çalışmaya   Gecenin ilerleyen saatlerine kadar olay bu şekilde  devam etti
    Ve ben yorgunlukdan uyuyup kalmışım yapacak birşey olmadığı için  .

    Gözümü açıldığında yer  yatağında yatıyordum eve gelinmiş sabah  olmuş   .
    İlçenin cuma günleri pazarı kurulurmuş herkes genel olarak CUMA namazından sonra pazar alışverişi yapıp  buluşma noktası ilçe kahvesinde olurmuş .

    Pazarda   İhtiyaç olan herşeyi bulmak mümkün
    Gıda tekstil  baklagil büyük baş küçük baş hayvan ilk defa duyduğum camuş da dahil olmak üzere .

    İlçede herkes çayı kıtlama içiyor çocuklar sadece oralet .


    Eve döndük alınanlar  poşetlerle eve götürüldü daha sonra tandır evine gidin herkes orda  denildi
    Babam tuttu elimden girdik içeri sohbetler başladı
    Yapılan sohbet sadece ekme ve biçme üzerine
    Önceki seneler de hangi tarlaya ne ekilmiş biçilmiş
    Derken sohbet babama döndü sen ne yaptın gurbette çoluk çocukdan uzak
    Kolay olmadı yabancı ülke yabancı dil hava sıcak çok şükür sağ Salim gittim geldim
    Artık gitmeyeceğim kesin dönüş yaptım cümlesini duyunca anladım ki BABAM artık bizimle ve bizim yanımızda  ertesi gün Trabzon'a  gidileceğini tarım ekipmanları alınacağının kararları alındı herkes yavaş yavaş yatalım moduna girdi

    Sabah bir kadının isyankar bağırışına uyandım
    Hoştt valannn seyirt kurtar beni feryatları habu guduk dan nedir çektiğim diye  hayıflanan bir teyze .
    Dışarı çıktığımda  gördüğüm sahne aynen şu şekilde köpek değil di o çünkü Kocaman   Bir Kangal ırkı .
    Köyde macera ve heyecan dolu sahneler başlamıştı bende monotonlukdan sıkılmıştım biraz macera olması güzel olur tabikide

    Bu kaza zede teyzem  bizim köpek küçükken sürekli taş terlik atarmış yazık köpekde bu kadına kin güdmüş o teyze ne zaman bizim evlerin bölgesinden geçse köpek sadece teyzeyi yere yatırıp çıkıp üzerinde hır hır hır diye beklermiş ısırmak yok hırpalamak yok sanki bana ettiklerini hatırlıyor musun diye sürekli aynı davranışı sergilermiş .

    Gözüme birşey ilişti mavi renkte kollu ve ağızlı. (Tulumba su kuyusundan kolu aşşağı yukarı hareket ettirdikçe su çıkartır )

    Annem büyük bir aleminyum leğen kucaklamış tulumbanın oraya geliyor elinde toz deterjan torbası  kolunun altında kıyafetler

    Annem çamaşır yıkayacağı alanı olusturdu
    Banada gel sende su çıkar da çamasır yıkayayım dedi 
    İşde  böyle  yapacaksın su çıkacak diye gösterdi 
    Annem sistemi gösterdide benim gücüm o kuyudan o suyu çıkarmaya yetmiyorki
    Bir iki denedim baktım olmuyor artık bütün vucudumun ağırlığını vermeye başladım  o kuyudan o suyu çıkarmayı başardım 🙈

    Köydeki çocuklar beni öyle görünce gülüşmeye başladı
    Kimisi teyzemin oğluymuş kimişi uzak akraba çocuğu kimide köyümüzün çocuğu

    Annem hadi gidin oynayın gezin burası bizim köyümüz arkadaş olun
    Dedenin tarlasına gidin vişne toplayıp yeyin dedi
    5-6 çocuk bir olduk gidiyoruz evlerden çok uzakda olmayan bir tarla buğday ekili etrafında kavak ağaçları ile çevrilmiş içinde 3-5 tane meyve ağacı var
    Ağaçlardan bir tanesi belli Kocaman bir vişne ağacı   Vişneler  yeşil erikden büyük kan kırmızı ve sulu sulu
    Önce ağaca çıkmadan boyumuzun yettiklerini kopartıp yemeye başladık ama nasıl güzel bir tadı var anlatamam size kokusu sulu sulu
    Baya yedik ceplerimize doldurduk artık olay oyun boyutuna girmeye başladı
    Kulaklarımıza küpe gibi takmaya bir birimize gülmeye başladık

    Oturduk ağaç dibinde bir birinize birşeyler soruyoruz  genelde köyde yeni olduğum için sorular bana doğru geliyordu
    Kimin oğlusun ?
    Adın ne ?
    Adını hiç duymadım !!
    Nereden geldin ?

    -ANTALYA 😊
    Orası neresi uzakmı ?
    -uzak
    Neyle geldiniz ?
    -Otobüsle
    Antalyamı güzel burasımı ?
    -ANTALYA
    NİYE NE VAR ANTALYADA ?

    -Deniz,orman,hayvanatbahçesi,okul,bakkal
    OFF GÜZELMİŞ !!!!!
    Derken aslında sadece ben onların sorularını olduğu gibi cevaplamıştım  niyetim hiç bir zaman ben bunları yaşıyorum  değildi olmadı olamaz olmamalıda zaten .

    Döndük evlerimize ben o Kocaman Kangal köpeğimizi çok sevmiştim
    Oda sanırım beni sürekli yanıma gelmek istiyordu
    Gittim yanına amcam bin üstüne taşır seni o dedi hatta benide taşır deyince cesaret aldım. Bindim
    Sanki oda gel beraber gezelim der gibi yürümeye başladı yavaş yavaş belliydi akıllı köpek şaşırtıcı ama baya gezdirdi beni sonra  bi kaç çocuk gördüm pahar dedikleri yerde inekler su içiyor çocuklarda  suda birşeyler yüzdürüyor
    Bir abi var kenarda elinde çakı yanında havuç gibi birşeyler var onları kesip soyuyor  gemi gibi yapıyor çocuklara veriyor  onlarda Kocaman mutlulukla suda yüzdürüyorlar
    O sanatkar abi ula uşak sen kimin oğlusun diye bana seslendi  söyledim babamı gel ula buraya sana birşey anlatayım dedi. Gittim gel otur dedi oturdum  bak dedi bunun adı pancar şeker pancarı şeker bundan yapılır  soydu bitane kesti ye bakayım dedi bende ısırdım tadı güzel di aslında sanki çay şekerini ekmeğin arasına doldurmuş severdim çünkü ekmeğin arasına şeker doldurup yemeyi 

    Sonra bak dedi iyi dinle  ,
    Sen doğduğun dönemde  birşey oldu  deden  sen doğduktan sonra  ananlara sormuş bu çocuğun adı nedir ne olacak
    Anan  Baran,Eren demiş deden de bir gürültü kopmuş ne baranı ne ereni asarım keserim diye ananı başladı köy meydanına doğru kovalamaya dedenin elinde balta ananın kucağında sen  kolu komşu etme emi etme amca derken zor ayırdık senin ismin Orda dedenin dediği gibi oldu orda ismin konuldu
    Ben bir yandan şeker pancarı yiyorum üstleri seyrek dişlerim ile bir yandan gözümde canlandırıyorum .
    Anladım ki abimden tecrübe ettiğim dayakları bir zamanlar dedem de evlatlarına sunmuş .
    Hatta fazlasını  belkide ilk geldiğimizde dedemin göz yaşları ondan dökülüyordu belkide beni kucakladığı zaman yapmış olduğu cahilliğini yaşıyordu kim bilir .

    Aslında biz köyümüze tatile değil amcamlar ve dayılara tarlayı hasat edip depolara doldurmak için gitmişiz  hasat yapıldıkdan sonrada satılınca paralarını ceplerine doldurmaya gitmişiz  bir de eksik kaldıkları yerleri tamamlamaya gitmişiz .
    Vel hasıl dönüş kararı alındı
    Ablamlar ve abim okula gittiği için onlar Antalyada kaldığı için. Hazırlıklar yapıldı vedalar edildi . Geri dönüş yoluna girdik biz

    4.Bölüm ü burda bitiriyorum .
    5.BÖLÜM  GERİ DÖNÜŞ YOLU
    O uzun yolda doğduğumuz topraklarda çekilen çileler.
  • 322 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Kitapta öğretmenin adı geçmiyor. Ona Damalı'da Öğretmen, Ortaköy'de Usta, Yaşarköy'de deli anlamına gelen Delâ diye hitap ediyorlar.
    Öğretmenin tek kaygısının çocukları okutmak olduğu bir köyden çocuklarını özellikle de kız çocuklarını okutmak istemeyen bir köy ağasına karşı mücadelesi, bir lokma ekmeğe muhtaç bırakılan köylülerin gözünü açmak isteyen, agalarin, beylerin acımasızligiyla yaşamak zorunda kalan köylülere, prometheus misali ışık taşıyan bir köy öğretmeninin hikayesidir. Ancak, her iyi şeyin cezasız kalmadığı ülkemizde sürekli başına iş alır. Ondan rahatsız olanlar onu dövdürür, yerini değiştirir, tehdit edilir. Oradan oraya savrulur,ancak amacından geri dönmez.
    Hikaye Damalı Köy'ünde yaşananlarla başlıyor. Bu köyde köylüyü uyandırmanın bedelini yediği dayakla ödüyor öğretmen. Yetmiyor köyden sürülmek isteniyor. Ama o pes etmiyor. Yediği dayağa, canından olma korkusuna, sürülme tehditlerine rağmen ideallerinden vazgeçmiyor. Aksine köylü, onu yıllardan beri karanlığa hapseden o sis bulutlarını dağıtmaya, hakkını aramaya, zalime direnmeye başladı ya bir kere, o hedeflerine dört elle, daha da sıkı sarılıyor.

    Damalı'nın ardından Ortaköy'e gidiyor ama bu sefer bir demirci ustası olarak. Damalı'da başlattığı kıvılcım Ortaköy'e de sıçramış oluyor daha da büyüyerek. Ama yine onun önünü kesmeye çalışıyorlar. Damalı'da Durana'nın işine çomak sokmuştu, Ortaköy'de daha da "büyüklerin", beylerin, toprak ağalarının canını sıkmaya başlıyor. Tabi, başta da söylediğim gibi bu sefer öğretmen olarak değil bir demirci ustası olarak. Ve tabi, onu yine sürmeye çalışıyorlar. "Benim de başımı yakma, var git başka köye hemşehrim, yeter ki burdan uzak olsun." diyor, terfi zamanı gelmiş genç bir komutan. Anlayacağınız öğretmene yine yol göründü.

    Öğretmenin bir sonraki durağı Yaşarköy. Yalnız bu sefer tek değil yanında kaçırdığı kız Gülşen 'le. Köye vardıkları gün bir köylünün evine sığınıyorlar. Ama öğretmenle Gülşen'in köye ilk girdikleri zamandan bu yana fark ettikleri bir gariplik var hem köyün genel havasında hem köylülerde. Sebebini öğrendiğinde başta inanamıyor öğretmen böyle bir şeyin nasıl mümkün olabileceğine ama sonra kavrıyor her şeyi, oturuyor taşlar yerine. Özellikle kitabın bu bölümünde yazarın "kuşlar" benzetmesiyle yaptığı anlatım çok etkileyici. Kitabın vermeye çalıştığı mesajla bağdaşan vurucu bir bitiriş olmuş. Kitabın en çok etkileyici bölümü burası.

    Öğretmene ve Yaşarköy'e dönersek. Öğretmenimizin bu köyde karşılaştığı cehalet temsili ise köyün imamı. Tabi öğretmenimiz burada da durmuyor, susmuyor, konuşuyor. Karanlığı delmek için bir küçük kıvılcımın dahi yeterli olabileceğini biliyor çünkü. Onu dinleyen köylüler başta ona "Delâ" diyorlar ama öğretmenin sözleri girdi o kulaklarından bir kere. "Düşünce" başladı. Durmuyor, devamı da geliyor. Ve biraz önce söylediğim gibi, vurucu bir bitirişle sonlanıyor hikaye.
    Hikayenin sonunda zincirlerinden kurtulan köylü öğretmenin elini öpmek isterken öğretmen kendi elinizi öpün demesi. İbret verici bir son.Tam da kendini insanları eğitmeye adamış bir eğitimciye yakışır bir sahne.

    Beni#58736916 okuma etkinliği ile Fakir Baykurt ve eserle tanıştıran Ebru Ince Hanıma teşekkür ediyorum.
  • Rivayet edilir ki: Pir sultan dar ağacına doğru yürümeye başlar. Hızır Paşa emir verir, herkes Pir Sultan'ı taşlasın, taş atmayanın boynu uçurulmuş bilsin. Uğruna mücadele ettiği halk Pir Sultan'ı taşlamaya başlar. Taşlar Pir Sultan'a kadar gelmekte ama değmeden düşmektedir.Pir'in müsahibi (arkadaşı) Ali Baba taş atmak istemez. Ama can bu her şeyden kıymetli, kelle gidecek. Yerden bir gül bulur ve onu atar Ali Baba. Gül Pir'e değer ve yaralar. Al kanlar akar bedeninden. Can dostunun bu hareketinden incinen Pir'in dudaklarından şu nefes dökülür:

    “Şu kanlı zalimin ettiği işler,
    Garip bülbül gibi zareler beni,
    Yağmur gibi yağar başıma taşlar,
    İlle dostun gülü yareler beni.
    Bir derdim var idi şimdi elli oldu,
    Dar günümde dost, düşmanım belli oldu,
    Ecel fermanı boynuma takıldı,
    İlle dostun bir fiskesi yareler beni.
    Pir Sultan Abdal'ım can göğe ağmaz,
    Hakk'tan emrolmayınca rahmet yağmaz,
    Şu elin attığı taş bana değmez,
    İlle dostun attığı gül pareler beni.”

    Bu böyledir. Dostun verdiği acı, düşmanın verdiğinden daha yakıcıdır. Bir söz var bilirsin, “Düşman kör nişancıdır da, dost bilir en iyi nerden vuracağını.” derler. Bu hikayenin hissesi açık. Dosta bırak taşı, gül dahi fırlatsan yaralar.
  • II

    ...
    Çünkü o, kadın
    Uzanır, sağar bir yokluğun içinden
    Gene bir yokluğu sağlar, üşenmez
    Bir gül çukuru tersine döner, bir alev kıyısı doğurganlaşır
    Çıkar boş kıyılardan katılaşmış akşamüstleri
    Böler o bakışları bir sarkaç gibi binlere
    Ama bir zaman gibi değil, bir sarkaç gibi böler
    Yani olanlar olmuştur bir kere
    Bir kartal donakalmıştır sıcaktan.
    Bir U sesi duyulur
    Yaratılmaya uygun bir ses, U
    Uzağa bakar kartal. O kadar bakar ki, bakmaz
    Taş kesilmiştir taş, boynu ileri düşmüştür
    Tanrım bize bir salıncak!
    Çok çabuk geçmek için şu olup bitenleri
    Bir daha, bir daha, bir daha
    Unutmak unutmak unutmak
    Tanrım!
    Taş kesilmemek için taş
    Bunu evrenin sonsuzluğu diye yorumlar varlığı olmayan bir söz

    Kadınsa kımıldamak ister, olmaz
    Yer değiştirmek ister, olmaz
    Solumak birdenbire
    Gene olmaz
    Olacak bir şey boşuna aranır, boşuna boşuna boşuna
    Bir kaya daha çatlar
    Başlar ufacık taşlar yuvarlanmaya
    Eser bir silinti, bir sisin dağılışındaki öz
    Çıkar o yunus balığı, o heykel
    Yaz kelebeği, kapı
    Sonra?

    III

    Sonra ne? Sabah! İyi bir gün başlar ne de olsa
    Tepeden tırnağa beyazlar giyinmiştir kadın
    Ne var ki bir kadın gibi değil, bir aşk, bir umut gibi değil
    Bir aralık gibi durur dünyada
    İşte bir soru!
    Okurken elinde tuttuğu; okumaz, gene elinde tuttuğu
    "Önce hep gece vardı" diyen bir kitapla
    Biz buna bir sorunun sınırsız gerilimi diyoruz
    Diyoruz; çünkü o kadın
    Ne yapsa, neye uygulansa
    Bir aralıktır şimdi dünyada
    Bir aralık, bir aralık!
    Yıllanmış ağaç kabuklarında bir yara
    Bir geçit, bir su akıntısı, bir bıçak izi
    Ve batık gemilerden şimdiye arta kalan
    Bir batışın korkunç, ama hiç bitmeyecek izlenimi
    Tanrım ona bir salıncak!
    Bir gidip bir geliversin diye boşlukta
    Umutla, erinçle, tutkuyla
    Kendine kendine kendine katlanarak
    Hani görmeden daha, bilmeden darıldığı kendine
    Tanrım
    Ona bir salıncak!