Bizi buraya asıl bağlayan bir alışkanlıktır... Biz burada maksatsız yaşamayı ve boş beyinle dolaşmayı tatlı bir meşgale haline getirmek yolunu keşfetmişiz... Hepimizi İstanbul’a bağlayan sadece bu... Burada insan, kafasını zerre kadar işletmeden, mütefekkir bir kimse olduğuna inanmak ve buna başkalarını da inandırmak imkânına malik... Bu şehrin ve buradaki muhitlerin dayanılmaz cazibesi işte bundan ibaret!..
"Bir yerde biriktiği anlaşılan gözyaşları, kendilerine dökülecek bir mecra bulmuşlar, gayet sakin, hatta biraz tatlı bir şekilde iki yanağından yastığa süzülüyordu."
Ey çiçeklenen yüz ardında saklı yılan yüreği!
Hangi ejder korumuştur böyle değerli bir mağarayı?
Güzel zorba! Melek yüzlü şeytan!
Güvercin tüylü kuzgun! Kurt iştahlı kuzu!
Tanrısal görünüşün maskelediği günahkâr!
Gerçek görünüşünün tam tersi olan:
Cehennemlik ermiş, saygıdeğer düzenbaz!
Ey yaratıcı doğa, böyle tatlı bir tenin ölümlü cennetine
Bir şeytanın ruhunu verdikten sonra
Ne işin vardı cehennemde?
Bu kadar kötü yazıyla dolu bu kitap
Nasıl güzel ciltlenebilir böyle?
Yalan nasıl barınabilir
Göz kamaştıran bir sarayda?
Sayfa 77 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Ha, diyeceksiniz ki, aklın mı yoktu, neden tutup da böyle habis bir kadınla evlendin? Evvela, evet, aklım yoktu. Biz erkekler bilhassa cinsi latifle karşılaşıp onun tesiri altına girdiğimizde, hayatımızdan ilk aklımızı çıkarırız. Ya da şöyle diyeyim; yumuşak bir ses, tatlı bir bakış, sıcak bir öpüş anında, mevcut kısıtlı havsalamızdan da büsbütün emekliye ayrılırız. Ama tabii, o zamanlar Müzeyyen de şeytan donunda gezmiyordu. Evlendikten sonraki seneler içinde vuku bulan nahoş hadiselerin gölgesinde, kırgınlıklar bahanesiyle, nezaketini, ferasetini, selametini peyderpey kaybederek adeta şekil değiştirdi. Ona sorsanız hepsinin müsebbibi benim, bayılır çünkü kendini acındırarak anlatmaya. Fakat elbette külliyen yalan, mübalağa, tevatür, şayia, kuru iftira!
Kendisi haklı olsa, bu hakkı Ömer kabul etse bile kocasının içinde gene "Ne diye benim ru-humun ahengini bozdun?" diyen bir taraf bulunacağını biliyordu. Ömer'in katî hareketlerden ve kararlardan kaçmak ve hoş olma-yan her meseleyi olduğu gibi bırakarak el sürmemek yolundaki temayülünü öğrenmişti. Herhangi bir işe kendini vererek uğraş-mak, bir meseleyi tatlı veya acı bir neticeye bağlamak genç adamı ürkütüyor ve o, birçok şeylerin farkına varmadan yaşamayı ve nihayet hâdiseler kendilerinden kaçılamayacak kadar sıkıştırınca, anî ve şiddetli kararlar ve o anda aklına gelen hareketlerle işin içinden sıyrılmayı ve her şeyi koparıp atmayı tercih ediyordu.
Birkaç gün uğramayıp tekrar göründüğü zamanlar genç adamın ilk sözü
"Sizi merak ettim. Nasılsınız?" suali olurdu.
Bu merak genç kızın içinde tatlı bir akis yapıyordu. Ömer hiç-bir zaman karısını merak ettiğini söylememişti. Ömer çok kereler karısını fark bile etmiyordu. Onun sevgisi, bütün hisleri gibi ani ve şiddetliydi. Birdenbire coşuyor, belki dünyada hiçbir insanın muktedir olamayacağı kadar kuvvetle Macide'yi aşk fırtınalarına boğuyor, fakat bu tufandan sonra, bazen günlerce, sanki evdeki kadın uzak bir akraba yahut ev sahibi madammış gibi lakayt bir hal alarak muhayyilesinin dünyasına çekiliyordu. Macide bu coşkunluk ve aşk anlarının tesiriyle ona ne kadar yakınlaşsa, içinde mevcut olduğuna inkâr edemediği birtakım ihtiyaçların el sürül-meden kaldığını düşünerek bir sızı duymaktan da kendini men edemiyordu. Onun tabiatı bu hususta Ömer'e hiç benzemiyordu. Hislerinde daima ölçülü, en çılgın anlarında bile kendine hâkim olmayı bilen, sık sık iradesini kullanmaktan zevk ve gurur duyan bir insandı. Kendinde bulunmayan coşkunluğun, şiddetin, anî ve kuvvetli heyecanların Ömer'de çok olarak mevcut oluşu, ona daha ziyade bağlanmasına sebep oluyor, fakat kendinde olup da Ömer'de bulunmayan vasıfların noksanlığını acı acı hissediyordu. Bir insandan bu kadar çok şey talep etmek belki doğru değildi. Fakat Macide kendisini her an düşünen, sadece aşk ve istek değil, bunlar derecesinde de hürmet telkin eden, sadece bir küçük kardeş, yaramaz bir çocuk değil, aynı zamanda bir ağabey, bir destek olan bir insanın yakınlığını daima arıyordu.