• Adelaide’ın eski şehvet ateşlerinden kala kala gevşemiş bir ten, ihtiyarlıktan titreyen eller kalmıştı. Bir dişi kurt azgınlığı ile sevmişti; şimdi tükenmiş, tabutluk olacak kadar kağşamış zavallı varlığından artık kurumuş bir yaprak yavanlığı yayılıyordu. Bu hal istemdışı ve buyurgan bir iffetlilik içinde kendi kendini yiyen sinirlerin, şiddetli arzuların garip bir faaliyetinin eseriydi. Maequart'ın kendi hayatı için vücudu zaruri olan bu adamın ölümünden sonra Adelaide’ın aşk ihtiyaçları gövdesinde alev alev yanmış, dört duvar arasında kapalı bir kız gibi onu kavurmuş, genç kadın bir an olsun bu ihtiyaçları tatmin etmeyi aklına getirmemişti. Yüz kızartıcı bir
    hayat geçirse, belki de bu doyurulmayan iştahın sebep olduğu kadar yorulmaz, aptallaşmazdı; oysa bu tatminsizlik, aheste ve gizli bir
    tahribatla bedenini dönüştürerek yapacağını yapmıştı.
  • Temel yaşam standartlarını karşılayabilecek kadar gelir kaynağı olan birey mutlu olamıyorsa bunun kat ve kat yüksek gelir elde ettiğinde de mutlu olması mümkün değildir çünkü ihtiyaç ve istek birbirinden farklı şeylerdir. İhtiyacın bir sınırı vardır ancak istek ve arzuların sınırı yoktur ucu açık çektir. Burada önemli olan ihtiyaçların belirlenip isteklerin imkanlar doğrultusunda revize edilmesidir. İstek ile ihtiyaç arasındaki ayrım yapılmazsa bunlar ihtiyaç olarak algılanır ve karşılanmaması durumunda sonucu mutsuzluk olur. İsteklerin sonu olmadığından gerçekleşen bir isteğin yerini bir yenisi alır ve karşılanması mümkün değildir.

    Gerek sosyal medya gerek kitle iletişim araçlarında gördüğümüz hayatlar sürekli daha iyi bir yaşam olduğunu bize hatırlatır ve mükemmeliyetçi insan daima bu lükslere özenir. Bu özenci gerçek hayata entegre edemeyip mantıklı düşünmez ve bunların ihtiyaç olduğunu düşünürse mevcut hayat standartlarından asla tatmin olmaz. Ancak eldeki imkanların idrak ederek kanaat ettiğimiz zaman bu tatminsizlik tölere edilebilir. Bu demek değildir ki mevcut yaşam standartlarımıza boyun eğip daha fazlası için çabalamamak gerekir. Her zaman makul seviyedeki isteklerimizi gerçekleştirmek için elimizden gelen gayreti göstermemiz gerekir ama bunu yaparken mevcut durumumuzu tespit edip eldeki imkanlarla mutlu olmayı bilmemiz gerekir, zira daha önce söylediğim gibi isteklerin sonu yoktur ve karşılanması mümkün değildir.

    Artan doz ihtiyacı(örnek)

    Çevremde kanaatkar olmadığı için mutluluğu elde edemeyen birçok örnek varken, en yakınımdan önek vermek istiyorum. Herkesin isteklerinin olduğu gibi Kız kardeşimin de küçüklüğünden bu yana birçok isteği vardı hâlâ var. Toplam 3 kardeşiz ailemin geliri ortalama gelir seviyesinde olduğu için de her isteğimiz hemen gerçekleşmiyor veya hiç gerçekleşmiyordu. Ancak kız kardeşim gerek ailenin tek kızı olduğu için gerek en küçüğü olduğu için onunkiler daha öncelikli oluyordu. Ancak kardeşim mutlu olmasını bilen biri olmadığı için isteklerinin karşılanması daima geçici mutluluk verdi ona. Küçüklüğünden beri durum şu şekilde gerçekleşti, falanca telefonu alın başka bir şey istemem, falanca modeli çıktı onu alın tamam o yerine geldi profesyonel fotoğraf makinesi alın başka bir şey istemem onun tatminini bir süre yaşadı sonra falanca yere tatile gideyim başka bir şey istemem, falanca şeyi alayım, falanca şeyi yapayım vs. Vs. Bugün şartlar daha da düzeldi iki abisi olmasının avantajı ile ben dahil birçok insan için lüks sayılabilecek bir čok şeyi (gezmediği yer maddi açıdan gerçekleştiremediği şey neredeyse kalmadı) elde etti. Neredeyse diyorum çünkü daha önce söylediğim gibi istekler bitmez bitmedi bugün araba falan istemeye başladı :D tabii bunun mümkün olmadığını biliyor ancak istek işte biter mi ? Velev ki onu da aldı daha yüksek modeli var daha yükseği... Mesela tüm tatilleri yaptı diyelim bu sefer yurtdışı ister. Diyeceğim o ki merdiven gibi artan isteklerimizin Sonsuza kadar karşılanması mümkün değildir ve kanaatkar olmadığımız sürece istekler merdiven şeklinde uzar gider.

    Not: daha fazlasını isteyeceğini kendisi de düşünmüyordu aslında, isteği yerine geldiğinde mutlu olacağını düşünüyordu ancak kanaatkar olmadığı sürece isteklerinin bitmeyeceğini bilmiyordu, bilmiyor...

    Sonuç; şu an da mutlu değil, isteklerinin esiri olduğu sürece de mutlu olamayacak. Bu yüzden en büyük zenginlik kanaatkarlıktır...
  • “Belli derecede tatminsizlik ve güvensizlik duyarak yaşayacak şekilde evrildik çünkü bu tatminsizlik ve güvensizlik yaratıcılığımızı körükler ve hayatta kalma konusunda çaba göstermemizi sağlar. Neye sahip olursak olalım tatmizsiz olmaya ve ancak sahip olmadıklarımızla tatmin olmaya donatılmışız. Bu sürekli tatminsizlik türümüzün mücadele etmeye ve elde etmeye, inşa etmeye ve fethetmeye devam etmesini sağlar. Yani ıstırabımız ve sefaletimiz insan evriminin bir hatası değil, bir özelliğidir.”
  • 104 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    1886 yılında yayımlanmış olmasına rağmen bilinçdışı kavramı henüz ortalarda yokken, Stevenson bu eserinde bilinçdışı benliğimizi yansıtmış. Freud bu bilinçdışı kuramını ortaya atmadan önce tabi...

    Robert Louis Stevenson'ın gördüğü bir rüyadan etkilendikten sonra "iki adam birden olan bir adam hakkında yazmak istiyorum." diyerek iyi olmanın zorluğu ve kötü olmanın çekiciliği üzerine yazdığı fantastik, gerilimli mini bir psikolojik roman. Okuduğum en iyi fantastik ve modern klasiklerden biri oldu bu kitap.

    Az biraz Spoiler içerebilir!

    Dr. Jekyll erdemli olmaya çalışan, içindeki gerçek duyguları bastırmaya çalışan bir adam. Hepimiz gibi biri işte. İçinde kötülük barındıran ama toplum tarafından hep iyi görülmek için bu kötü taraflarını içinde bastıran bir kişilik. Birden bu bastırdığı duygularını farkedip kötü kişiliğini ortaya çıkartıyor(ilaçla). Başlangıçta bu kötü kişiliğe bürünmek onun için zor olsada giderek bu kötü kişiliğinin özgürlüğünü ve günah işlemenin hazzını tattıktan sonra bu kötü karaktere bürünmesi giderek daha kolay oluyor. Hatta ona büründüğünde kendini daha genç ve dinamik hissediyordu. Fakat tabi bu kötü karaktere dönüştüğünde yüzü bakılmayacak kadar çirkinliğe bürünüyordu.
    Çünkü birde şöyle birşey var ki bizim sevdiğimiz, sevmediğimiz, iyi veya kötü bulduğumuz şeyler o şeylerin kendileriyle ilgili değil de kendi içimizde barındırdıklarımızla ilgili. Yani bize bağlı.
    Açıkcası yaptığın şeye dönüşüyorsun.

    Dr Jekyll de işte bu içinde barındırdığı kötü şeyleri oluşturduğu Hyde karakterine yüklüyor, tabi o da kendisi. Bu karaktere ilaçla dönüşüyor. Ama ilerleyen zamanlarda kötülük yaptıkça ilaç kullanmadan, istemedende olsa kendi kendine Hyde'a(kötü karaktere) dönüşmeye başlıyor. Uyandığında kendini Hyde olarak buluyor. Çünkü yaptığı kötülükler içinde kök salmaya başladığında kişiliğinin büyük bir bölümü Hyde oluyor.

    Hepimiz dürtülerimize yenik düştüğümüz o durumlara alıştıkça artık bizim kimliğimiz o oluyor. Düşündüklerimiz, hissettiklerimiz, konuştuklarımız, yaptıklarımız buna dönüşüyor. Ve bize bir süreden sonra bu normal gelmeye başlıyor.

    İşte bu kitapta da tek bir insanın içindeki iyi ve kötünün savaşını izliyoruz.
    Kitabı bitirdiğimde aklıma şu soru geldi. Jekyll olmaya devam mı etmeliyiz? İçimizdeki bu Hyde'ı bastırmalı mıyız? Aman dışarı çıkmasın. Toplum tarafından dışlanmayayım da gerçek hissettiklerim içimde dursun diye mi yaşamalıyız? Tatmin olmadan tabiki. Çünkü gerçek hissettiklerini içinde bıraktığın sürece hep bir tatminsizlik yaşıyorsun. Diğer bir seçenekse; tamamen Hyde olup içimizdeki kötü arzuları, emelleri ortaya çıkararak mı yaşamalıyız? Canavarca...Hayvanca...

    Bence ikisine de engel olamayız bunu kabul etmemiz gerekir ki. Hyde'ı görmezden gelirsek(içimizdeki bu çılgın birikintiler bir gün volkan gibi patlar). Çünkü bu kötü tarafımızdan ne kadar kaçınırsak kaçınalım hep bizimle birlikte var olacak. O yüzden bu tarafımızı kabul ederek yaşamalıyız. O kötü tarafımızın tasmasını elimizden yitirmeden kontrolü sağlamaya çalışarak yaşamalıyız. Arada bir Hyde yoklayacak bizi. Bu tabiki benliğimiz için normaldir ama tamamen tasmasını bırakırsak Hyde bizi hayatımızın sonuna kadar kendi emellerine esir edebilir. Jekkly daha baskın olmalıdır. Jekkly eline tasmayı alıp Hyde'ı eğitmeye çalışmalıdır.

    Böyle bir tarafımızın olduğunu bilmek bizim daha gerçekçi yaşamamızı sağlar. İyi ve kötünün savaşı içimizde hep olacak. Daha çok iyinin kazanması ve kontrolü elinde bulundurması dileğiyle, iyi okumalar.
  • İnsan içinde doymak ne bilmez bir canavar besler (tatminsizlik)
    Sadece erişemediğine hayrandır insan
    eriştiğinin ise nankörü...
    Bu nedenle mutlu olmaz. Çünkü mutlu olmayı değilde tatmin olmayı ister.
    mutluluk çoğuldur, paylaşımcıdır.
    Tatmin ise tekil ve yalnız. Ve öyle de olur en sonunda yalnızlaşır insan.
  • Sonra ben Leylâ mütemadiyen şiddetli bir arzu ile bir tatmin edilmemezlik içinde bir şeyler istiyorum. Bunun gibi, yani bu tatminsizlik gibi bir de ifade edemeyiş var ki bu insanı bitiriyor, harap ediyor.