• Aşklar ve Hasta Ruhlar

    "büyükler için korku masalı"


    sevgilimin göğsünde büyüyen kırmızı
    gülüşünde donup kalan 1 metrelik kuşlar
    kırmızı taştan bana doğru tatsız haykırı
    360 derece kırılmış dal ve düşüşü durmadan

    sonsuz hazzı düşüşün ve kırmızı büyüyen
    sevişgen dürtü, bulacağım sevgilim failini
    bir yılan olacak elimde arınmış isminden
    ve alnından vuracağım onu, intikam isteği

    içim mağaralarında beslediğim canavar
    tatsız haykırı, korkunç kırmızı, sonsuz cazz
    sonsuz düşen dalın verdiği keskin karar:
    cazz öldü damarları kesik yüzyılda buldular

    cehennemin en sıcak noktasından geldim
    gülüşünde donan kuş, uzaya doğru göz kırptı
    buldum seni öldüreni sevgilim, korkunç manzara
    içimde büyüyen canavar bir sapladı bıçağı
    kemiğimde
    tatsız
    haykırı.

    BİR SABAH UYANDIĞIMDA KENDİMİ BÜYÜK BİR CANAVARA DÖNÜŞMÜŞ OLARAK BULDUM. KOLLARIMDA SEN YATIYORDUN. VE SENİN KOLLARINDA BÜYÜYEN KORKUNÇÇÇÇÇ KIRMIZI.

    aynanın yarattığı kısır döngüye doğru
    düşün sevgilim, ne işin var orada
    sev beni, tek isteğim sev beni, tek bu
    sıkılmak ve soğumak ve naparım yokluğunda

    tutku, unutulan budur çoğunlukla
    hastalıklı bir düşünce seninki
    bak nasıl aşığım sana
    bırakma beni

    kapıya yöneldin sonra bitti dedin
    bana baktın sen hastasın dedin
    elim yılana değdi bıçağa ve soğuk
    o haykırı, bırak beni dedin
    sevmiyorum seni ve nefretini kustun
    kan kustun ve kırmızı kustun
    sen dedin ve sustun, korkunç manzara
    seni arabaya bindirdim
    ve ağaç
    dibinde dal, sonsuz dal,
    taş
    kafanı taşa koydum
    dalı yanına koydum
    ağacı dünyaya koydum
    dünyayı cehennemin dibine koydum
    bir kuş koydum ağzının kenarına
    ne korkunç bir manzara

    ben hasta değilim sevgilim
    ben hasta değilim

    BEN BİR CANAVARIMMMMM

    özür dilerim.
  • Bir de bakalım Leyla köşesinden
    Aşkın kadın adlı penceresinden
    Bırakmıştı kendini yazılmış olana
    Susmak ve konuşmamak denen cana
    Evlenmişti ve görünüşte mutlu
    Şimdiden memnun ve gelecekten umutlu
    Fakat bir eksiklik ufacık bir nokta
    Kalbi kurcalıyordu hala
    Mecnun ne olmuştu neredeydi
    Nasıldı ne yapıyordu hali neydi
    Geceleri loş gölgeler arasında
    Kum tepelerinde ay yarasında
    Mecnuna benzeyen hayaller olurdu
    Bu anlarda sanki kalbi dururdu
    Bitmiş olan bir daha mı başlayacak
    Ne çare başlayan başlamamış
    Bitmiş bitmemiş olacak
    Gibi gelirdi Ona
    Ürküntü geçmiş ama erememişti huzura
    Karanlık bitmiş fakat erememişti huzura
    Ay tutulmuş tutulmuş kurtulmuştu
    Gçnlu zaman zaman tutmuştu mustu
    Gün kırmıştı siyah çerçevesini
    Yarmıştı ışıkta ötesini berisini
    Baskın korkusuyla ürperen çadırların
    Bugün düzen ve güven, ama yarın!!
    Yarına bir güvence olmayan
    Neye yarar böyle bir şimdiki zaman
    Acıyla da olsa dopdolu olan hayat
    Boşalmıştı zemberegi boşalmış bir saat
    Gibi. Dönmüştü bomboş bir kagıda
    Agızdaki tad benzemiyor eski tada
    Irmak kurumuş rüzgar esmiyor
    Yakıcı güneşi bir parçacık bulut örtmüyor
    Arzu ve korku iki karanlık duygu
    Yüreginde birbirini kovalayıp duruyordu
    Ya bir gün geri dönerse Mecnun
    Yine altüst olursa ortalık bütün
    Daha mi iyi olur daha mi kötü bilmiyordu
    Bir umut vardı gönlünde eksilmiyordu
    Sonra kızıyordu kendine kınıyordu kendini
    Kapamak istiyordu içinde eskinin kepengini
    Eski oldu diyelim ama neydi yeni
    Ve nasıl eskitmeli eskimiyeni
    Nasıl öldürmeli ölmeyeni
    Nasıl diri sayarsın ölü olanı
    Eski bir zehirdi belki ama yeni
    Andırıyordu tatsız tuzsuz bir yemegi
    Beklemek neyi bekledigini bilmeden
    Gün günü ay ayı kovalarken
    Beklemek bir vaktin dolusunu
    Öç alan kaderin zalim oyunu
    Her şey akılla kurulu akılla düzgün
    Ama aklın içinde olmalı baharat gibi
    Bir parça delilik
    Oysa mecnun almış bütün deliligi gitmiş
    Kupkuru bir hayat kalmış ve adeta oyun bitmiş
    Arzulanan zenginlik, at kumaş ve ziyafet
    Yetmez olur insana bir gün elbet
    İnsan hep birşey umar bekler
    Ne oldugunu bilmez fakat
    Fakat sonradan duruldu Leyla
    Tevekkülle huzuru buldu Leyla
    Ruhta kopan fırtınalar dindi
    Gökten gönle sükunet indi
    Anladı ki acı tatlı soguk sıcak
    Geçmiş ve gelecek ayrılmak ve kavuşmak
    Hep aynı varoluşun dönüşümleri
    Aydınlanışları ve sönüşümleri
    Her şey havada döner durur
    Sonunda Tanrı varlıgında yok olur
    Ruh hürdür vücut esir
    Ruh baldır beden zehir
    Ruh hürdür Tanrı aşkıyla
    Baglı degil yer ve zaman kaydıyla
    Farketmez gelse gelmese Kays (Mecnun) Ona
    Gitse gitmese Ona Leyla
    Tanrı katında buluşmuşlardır
    Hakikat yurduna kavuşmuşlardır.
    Sezai Karakoç
  • Her şey de kusursuzmuş gibi yaşayıp kusurlarımızı da öyle görmezden gelebiliyoruz ki, bir ben melek, herkes şeytan diye baktığımız hayatın bir sonraki zaman dilimlerinde görüyoruz ki; aslında, ne kadar acizmişiz.

    En büyük şansta geçte olsa, gerçekleri görebilme imkanı bulabiliyoruz. Gercekten görebiliyor muyuz? Nasıl önlemler alıyoruz? Alabiliyor muyuz? Almak istiyor ve de çalışıyor muyuz? En kötü senaryoda zaten görememek değilmidir ? İşte tam insan olabilme imkanını da burada bulup başlıyoruz hayata. İnsanları yadırgamadan. Gün gelmesin ki, nefret veyahutta iğrenerek baktığımız insan oluyoruz, hemde hiç farkına varmadan.

    Ne diyor du kutsal kitabımız olan Kur'an-ı Kerim. İnsanlar meleklerden üstün varlıklardır. Fakat, yaptıklarıyla (nefsine boyun eymek) hayvanlardan daha aşşağı mahluk olabiliyorlar.

    《《Şimdi burada gececek olan konu ise, hakkını aramak ve de başkadının hakkını, hukukunu mahfetmek diye devam edeceğiz...》》

    Sarıyeleklilerimiz var şuan dünya üzerinde ve de Fransadan, Avrupa Ülkelerine sıçramış olan bir kaos, bir dönem Türkiye'nin de atlatmış olduğu yaşanan bir dram, veyahutta felaket. Devletinin maddi zararı bir kenara bırakarak devam ediyorum yazıma;
    Bir adam diz çökmüş ve ş ifadeler yazıyor televizyonda, tabii ki yabanci dil bilmediğimiz için anlayamiyoruz. Lakin; altyazı geçiyor ve yaşama hakkı istiyor. "Ben hakkımı aramaya geldim. Hafta da kırk beş saat çalıştırılıyorum ve de bu yasal bile değil!" Dünyanın neresine giderseniz gidin, çalışan kesin mutlaka sömüruluyor. 1 Mayıs iş'e yarıyor mu ? Eminim çok yarıyordur. (Emekçiler her zaman ezilmeye mahkumlar)

    Yıllık çalışma verileri

    Almanya: 1.406

    Norveç: 1.421

    Fransa: 1.476

    İngiltere: 1.650

    İspanya: 1.685

    ABD: 1.704

    Japonya: 1.706

    Kanada: 1.708

    Brezilya: 1.841

    Kore: 2.193

    Singapur: 2.287

    Kaynak: Fed Ekonomik Verileri

    Çalışılmaz ise bir de bunun ülkeyr olan eksileri var ki, ben bu konuya girip uzatmayacağım. Ben bana olan, ve beni rahatsız eden başka bir konuyu dile getirmek gayesindeyim...

    Biraz evvel yukarıda hakkını arayan bir adamdan bahsederken, şimdinde insan kendi hakkını ararken, başkasının hakkına nasıl tecavüz ediliyor, bir de madalyona bu taraftan bakalım.

    http://www.oncevatan.com.tr/...leniyor-h134392.html

    https://sonhaber.eu/fransa-yine-cayir-cayir/

    https://www.trthaber.com/...94&category_id=4

    Bir sürü fotoğraf var zaten. Camı çerçevesi yıkılanlar, kırılanlar... arabaları yakılan insanlar yada devletin mal ve mülkü..

    Hak aranmalı! Adam gibi kanunlara uyularak... bir daha seçmeyerek... hakkını almak için bir dükkanı yağma etmek, ya da müsade etmek..? Pekela burada şimdi kim kazandı sorusu geliyor ister istemez, halk mı kazandı, ya devlet ? Ya kaybedilen maneviyat, ya da başkasının yakılan, yıkılan, kırılan malları? Yaralananlar... canlar...

    Kazandıklarımızı misli ile kaybetmek mi diyelim? Enayilik mi?
    Umarım her şey yoluna girer...

    Yaşadııkarımızı çok iyi biliyoruz. Bazen Hz. Meryem'den... bazen de Hz. Aişe'den, İsa Peygamber'den (as) Hz. MUhammed'e atilan pislikten tutunda, o dönemlerde kız çocuklarını diri diri gömmelere kadar, neler yaşamadı ki bu insanlar. Hatta en ilginç cahiloyet dönemi de son yüz yılda yaşandı "kız çocuklarımı okutulmadı." Ve de hanımı doğum yapacak eş-koca kadın ebe-doktor yok mudur diye sormadan da geri kalmadı. Adama böyle durumda soru sorarlar "okuttun mu?"

    Yaptıklarımızdan çok beklentilerimizin BÜYÜK olması ne çetrefelli/ilginç/abest .

    《Yazımızın şimdi en başına dönerek devam edelim sohbetimize》


    Adalet istiyorsan... #36265478

    Ne diyorduk, kusursuz günahsız bir insan aramak, böyle bir insan yok arkadaslar. Hiçte var olmadı, melek olmayaçalişarak, baskalarına şeytan demeyide bir kenara bırakmak gerekiyor artık. O kadar melek olan insan, zaten baskasının seytanlıklarından bi haber olmaz mı?

    Öyle güzel kendimizi avutabiliyoruz ki, görmezden gölebildiğimiz onca hatamız var ve biz, inatla hatalarımızıda kabul etmeyerek, -ben haklıydım- başkalarının düşüncelerine saygı da duymuyoruz. Ben kendimi güzel toparladığıma inaniyorum. Ve her zaman "gunahları ile sevapları ile insanları seviyorum" dedim ve demeye de devam ediyorum. Bu kadar günahım ve de kusurlarım dururken ve de , devam ederken...!

    Bu kadar kırılırken, en azından susmak! En azından kırmamak. Bir gün öyle bir yazı okudum ki, şu yüreğime denebilecek en ağır ifade yazıyordu bir yorumda..! Evet, belki insanlar, hatalı olabiliyorlar. Defalar ca burada hatalarım da oldu, hatta o hataya ben de bir hata ederek, lafta söyledim, bazen kendimizi tutamıyoruz... ama konuşmaktan çok susmayı deniyorum artık, iyi de oluyor.

    Birilerini eleştirirkende , biraz merhametimizi de o yazıya bırakmak gerekiyor... Bırakmadığımiz da ise, tatsız bir karşılık geliyor istemeden de olsa. Yazıdan ibaret konuşulan dialoglar, -konuşurken ifade edemezken- bazı anlar yanlış ifade edilebiliyor, veya anlaşıliyor, bir (,) virgül ile her şey degişiyor...

    Illa ki burada olan insanlara kusurum olmuştur. Kusur ettiklerim, kusurlarımı affetsinler efendim. Benden yana bir hak var ise; helal olsun.

    Selam ve dua ile , güzellikler dilerim. :)

    #36483810
  • “Ne okumamı tavsiye edersiniz?"

    - Bu tatsız soru da karşıma çıkıyor. Tatsız diyorum, zira okumayı ciddiye alan kimse böyle bir soru sormaya gerek duymaz. Okumayı ciddiye almamış birinin bu türden bir soruyla kendini ve başkalarını meşgul etmesi hem bezginlik verici, hem de abestir
  • Sensiz karanlıklarda, kör kuyularda,
    Sensiz siyahî, zifirî, ışıksız geceler de,
    Sensiz tatsız, tuzsuz, bahtsız, bîçare,
    Sensin mavi, engin deniz, gönle çare...
    Sen nasıl bir şeysin, varlığın şifa!
    Sen ben misin, ey gönlümün sahibi ehli vefâ!

    Birkul.d
  • Gerçek, başkalarının bize uygulamaya çalıştığı tatsız bir ölçüdür.
    Oğuz Atay