• Üşengeçlik üzerine tavsiye edebileceğiniz kitap ya da film var mı?
  • 80 syf.
    ·7 günde·Beğendi·9/10
    Stefan Zweig, her gün defalarca şahit olduğumuz o kadar basit duyguları ve durumları öyle bir betimleyip öyle bir şekilde ifade ediyor ki, sanki ondan okumadan önce o duyguyu veya durumu yaşamamışım gibi hissediyorum.

    Sanki o satırlarda bir araya getirilmeden önce bu kelimeler anlamsız ve başıboş halde dolaşan, tek başına hiçbir anlam ifade etmeyen, onun kaleminden geçtikten sonra ise gerçek anlamda var olan, bir arada adeta bir şiir, bir türkü, bir dans gösterisi gibi uyumlu hale gelen cümlelere dönüşüyor.
    Kelimeleri böylesine dans ettirdiği için cümleleri bitirdikten sonra birkaç defa daha okuyup ne kadar güzel anlatmış diyorum. Bu güzel uyum, olay değil de durum öykücülüğü sahibi Zweig’e daha da bağımlı hale getiriyor insanı.

    Olağanüstü Bir Gece’de, her şeye sahip bir adamın, hayatı boyunca tüm hazlara doğduğu ve bu her şeye sahip olunuşluktan sıkıldığı bir noktaya getirdiği halini ele alıyor. Aslında bu durum, dünyada pek çok insanda karşılaştığımız bir sendrom. Zenginliğin verdiği hazzın yeterli seviyede olması insanları başka heyecanlara itiyor ve paranın alım gücünün dışında kalan şeylerin hayata daha da anlam kattığının farkına varıyor insan. Ne kadar da Türk filmi bir tablo :) Bu senaryo Tük dizi ve film sektörünü yıllar boyunca epeyce beslemiş durumda aslında :) Ama yine de bu senaryoyu güçlü anlatım özelliğine sahip Zweig’ten okumak bambaşka bir haz.

    Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. Keyifli okumalar :)
  • 298 syf.
    ·8/10
    Kerem Bozkurt'un deneme-inceleme türünde yazdığı Ustalara Soruyorum(*) kitabı tek kelime ile mükemmeldi.Okurken keşke bitmese dediğim,ve özellikle yıllardır severek ve büyük bir saygı duyarak takip ettiğim ustaların sayfalarını tekrar dönüp okuduğum doğrudur.

    Edebiyat,sinema,tiyatro,müzik ve bilim alanında birbirinden değerli ve birbirinden önemli birçok ismi konuk etmiş çok içten ve samimi bir sohbetle kitabına.

    Neler konuşmamışlar ki;sevgiden,aşktan,şefkatten,güzelliklerden,estetikten,insandan,edebiyattan,müzikten,

    sinemadan,tiyatrodan,sanattan,bilimden...Ben de kahvemi alıp,bir köşeye çekilip keyifle ve büyük imrenmelerle onları zevkle dinledim.Ayla Algan'ın oyunculuk serüvenini,Attila Dorsay ile sinema üzerine yapılan o güzel sohbeti,Metin Akpınar ve Müjdat Gezen ile tiyatro üzerine yapılan sohbeti,Mario Levi ile edebiyat üzerine yapılan sohbeti,Jehan Barbur'un hayata olan direnişini..bu güzel insanlarla yapılmış o güzel sohbetleri okumak benim için büyük zevkti.Daha nice güzel insanlar var kitapta:Macit Koper,Feride Çiçekoğlu,Altan Erkekli,Osman Sınav,Ali Nesin,Rasim Öztekin,Ercan Kesal,Ahmet Ümit,Ezel Akay,Murat Baç,Levent Tülek,Derviş Zalim,Hakan Bilgin,Yekta Kopan,Aslı Tunç,Bennu Yıldırımlar,Levent Üzümcü,Burak Göral,Şevket Çoruh,Tuna Kiremitçi gibi...

    Ustaların konuşmalarından altını çizdiğim o kadar çok cümle oldu ki ve aynı zamanda etkilendikleri,sevdikleri film ve kitap isimleri...Hepsini tek tek not aldım.

    Sizlere de tavsiye ederim efendim..."Dünyayı okuyan, filmler seyreden ve böylelikle dönüşen insanlar değiştirir."

    (*)Kitap Ayzıt Yayınevi tarafından basılmış ve 297 sayfa
  • 975 syf.
    ·47 günde·Beğendi·9/10
    Film olarak seride en sevmediğim bölüm olunca kitap olarakta en kalın kitap olunca okumak gözümde büyümüştü ama hata yapmışım. Serinin en akıcı ve olayların birçoğunun ortaya çıktığı kitap. Eğer sizinde kitap kalın olduğu için gözünüze büyüyorsa yanılıyorsunuz. vakit kaybetmeden başlamanızı tavsiye ederim .
  • 112 syf.
    ·9 günde·Beğendi·10/10
    " Bugün, annem öldü. Belki de dün. Bilmiyorum. " giriş cümlesiyle ilk cümleden etkiliyor.
    Kahraman, yalnızlığı tercih etmiş ve bundan pek şikayetçi olmamış tüm dünyaya yabancılaşmış bir karakter.
    Toplumsal olmayı reddeden ve bireyselliğe önem veren, insanın kendi değerlerini kendinin oluşturabileceğini; geleceğini yine kendisinin kurabileceğini savunan bir düşünce var. Zaten Albert Camus'un varoluşçu edebiyatın en önemli temsilcilerinden biridir.

    Ek olarak kitap ile ilgili hafızaları tazelemek isteyenler için 1967 yapımı olan Lo Straniero (Yabancı) filminin türkçe altyazılı linkini buraya bırakıyorum. Film içerisinde kesinlikle yorum yoktur. Kitap içerisinde geçen cümleler, betimlemeler ve olaylar sırasıyla değiştirilmeden kurgulanıyor. İzlemenizi tavsiye ederim ...

    https://www.youtube.com/watch?v=Kay_6PFR9AU
  • 640 syf.
    Yıllar önce hocamın tavsiyesiyle fareler ve İnsanları okuyup beğenmiş ,hatta filminide en az 2 kere izlediğimi hatırlıyorum. Ama maalesef kitabın yazarı John steinbeck hakkında pek bir bilgi sahibi değildim .Normalde Yazarların kitaplarını okumadan önce yazarın öz geçmişine bakarım.Ama maalesef Steinbeck'e bakmamıştım .Gazap üzümlerini bitirdikten sonra yazarın detaylı bir şekilde araştırma imkanı buldum. Böyle muhteşem bir eseri ortaya çıkarmasında, yazarın yaşamının etkisinin olduğunu düşündüm. Düşündüklerimde haklı olduğumu anladım. Tıpkı Yasar Kemal ,Cengiz Aymatov,Oğuz Atay... ve bir çok yazar gibi steinbeck'te yaşamındaki izleri eserlerine aktarmış .Çocukluğunda yaşamış , görmüş olduğu açlığı ,sefaletti, fakirliği eserine aktardığını görüyoruz . Yazarın birebir şahit olduğu beşbin insanın açlıktan ölmesini ,en yakın arkadaşına mektupta şöyle anlatır :
    "Oralarda beş bin aile açlıktan ölmek üzere. Hükümet bu insanlara yiyecek ve ilaç yardımı yapmaya çalışıyor. Ama bu yardımları, çıkarcı faşist gruplarla çıkarcı bankalar ve yardımı sabote etmeye çalışan, dengeli bir bütçe için kıyamet koparan büyük üreticiler aracılığıyla yapıyor. Bir çadırda yirmi kişi, çiçek nedeniyle karantinaya alınmış. Bu çadırda iki kadının önümüzdeki hafta bebek dünyaya getirmesi bekleniyor. Bu olayla, en baştan beri ilgiliyim. O nedenle gidip olup bitenleri yakından görmek istiyorum. Elimden başka bir şey gelmese bile bu katillerin tepelenmesine yardımcı olurum. Bunların nelerden korktuğunu biliyor musun? Bu insanların sağlık koşullarına uygun kamplarda yaşaması sağlanırsa örgütleneceklerini sanıyorlar. Büyük toprak sahipleriyle göbekli çiftçilerin en korktukları şey işte bu.”
    Yine kütüphaneci arkadaşı Lawrence C. Powell’e yazmış olduğu mektupta:
    "Göçmen Kampı’na gittiğini, onlarla birlikte olmaktan hoşlandığinı, pamuk toplamak için onlarla birlikte güneye gitmeyi düşündüğünü ,San Francisco News için bu işçilerle ilgili bir yazı dizisi hazırladığını. Ancak bu dizi yayımlanmadigini, yazdıklarının yayımlanmayış nedenini aynı yıl yazdığı bir başka mektubunda basının işçiye karşı tavrına bağlar: “Ancak bu sıralar işçi sorunları öyle yoğun ki News bu diziyi yayımlamaya korktu. Burada işçilerle ilgili olup da onları pis köpekler olarak nitelendirmeyen hiçbir yazıyı büyük yayın organları kesinlikle yayımlamıyor.”
    Böyle bamtelimize dokunduracak bir eserin, meşakkatsiz bir şekilde ortaya çıkması beklenemezdi zaten .Her ne kadar yazar eseri 100 günde yazdığını söylese de bu eser bir uzun sancıların eseri.
    Özellikle vahşi kapitalizmin Aileleri nasıl parçalandığını,insanları cüzdan ile vicdan arasında bıraktığını,fakirin fakir'den başka dostunun olmasının zor olduğunu empati kurarak düşlüyorsunuz. Her ne kadar Steinbeck 29 buhraninindan etkilenip yazsa da günümüzde de bu buhranlardan daha tehlikesiyle karşı karşıyayız aslında .Nasıl makinelerin insanları açlığa yoksulluğa itiyorsa, Günümüzde de kapitalizmin verdiği şehvetle robotların insanları işinden aşından edeceğini,aynı tarım işçileri gibide sanayi işçilerinide böyle bir durumla karşılaşacağını tahmin etmek zor olmasa gerek .Bunun örneklerini bir çok yerde görebiliyoruz.Şunu da belirtmeden geçemeyeceğim kitap ilk okuduğunuzda düşündüklerinizle yazılanların arasında büyük farklılıklarının olduğunu görebilirsiniz .Yazar yazılanları ile düşündükleriniz arasında sizinle öyle bir oyun oynuyor ki ,bir türlü oyunun içinden çıkamıyorsunuz .Örneğin Yazar öyle bir boşluk bırakmış ki, diyorsunuz şu olacak, bir de bakıyorsunuz ki o değilde yolculuğa devam çıkıyor, tekrar "papaz şöyle bişey yapacak" diyorsunuz bir bakıyorsunuz ki tekrar yolculuk ve döngü bu şekilde devam ediyor.Zaten sonunda hiç beklemediğimiz bir şekilde bitiyor.Kitabin sonlarına doğru gelirken Elazığ depreminden sağ kurtulan bir ablanın sözleri kulaklarımı çinlatti: Suriyeli çocuk tırnaklarıyla kazıya kazıya beni enkazdan kurtardı.”
    Ve birden aklıma kitaptaki Kaliforniya halkının göçmenlere karşı uyguladığı politikalar geldi !!!
    Kitabı okuduğunuzda yaşar kemal tadını da alabilirsiniz.Yer yer yaşar Kemal'i animsamadim desem yalan olur .
    Diğer bir yandan kitabın ismini neden gazap üzümleri diye merak ettim.Yazar normalde Amerikan Marşı adını düşünmüş ama politik nedenlerden dolayı vazgeçtiğini ,kutsal kitapta geçen "gazap üzümleri" ismini vermiş.
    Filmini izlemeden önce kitabını okuyun derim .Filmin sonu ve olay sırası kitabinkinden çok farklı.Film ile ilgili çok trajikomik bir durum da var :
    Film,hem ABD de hemde Sovyet Rusya'sinda yasaklanmış .ABD Komünist propagandası yapıldığını ,Rusya ise Amerkanin ailesinin bile bir arabaya sahip olacağı mesajıdır diyerek yasaklamis.
    Kitabı şiddetle tavsiye ederim. İyi okumalar...
  • 580 syf.
    ·Puan vermedi
    Bir psikiyatrist ve aynı zamanda film senaristinin güçlü kaleminden, 1565 Malta kuşatmasını hem de eski yeniçeri Mathias Tenhausser ile Amparo ve Bors adlı unutulmaz karakterlerin gözünden yaptığım o masalsı ve destansı okumayı tatmayı herkese tavsiye ederim. Bu destansı öyküde beni en çok etkileyen birkaç ayrıntı var:
    1-Savaş gibi ciddi bir olay esnasında muhakkak yemeli ve düşen kan şekerimi dengelemeliyim diye, çatışma öncesinde bulunabilir yerlere gizlenen reçeller.
    2-Aşırı bunaltıcı havanın etkisinden, şarap fıçılarını buz gibi suyla doldurarak serinlemeye çalışma
    3-Amparonun tarifi imkansız güzelliği ve aşkı
    4--yazarın bizim tarafimizdan da bakışı, islam ve Türk literatürüne hakimiyeti.
    Tim Willocks, yazdıklarını seviyorum...