• Akici ilginc ve guzel bir kitapti.Jane Eyre nin cocukluk ve genclik donemini anlatiyor.Yazarin kendi hayatindan da alintilar yaparak kitabi yazmis oldugunu ogrenince daha bir merak ve ilgiyle okudum. En kisa zamanda filminide izliycem ins...okunasi bir kitap tavsiyemdir...🤗
  • Bir ders çıkışı hocanın elime oku diye tutuşturduğu bu eserin adına bile bakmadan çantaya atmıştım. Bu gamsızlık nereden inanın bende bilmiyorum. Uzun süre çantamda gezdi bu kitap birgün elime aldım "Bilimler ve Sanatlar Üzerine Söylev" hâlâ dikkatimi çekmiyordu. Lâkin vakit geldi,
    birgün başladım okunmaya.

    Bu kitapçık asıl olarak 1749’da Dijon Akademisi’nin ödüllü sorusu üzerine yazılmış ve J.J.Rousseau’ya hem yarışmayı kazandırmış hem de tanınmasını sağlamış.
    Soru ise şu şekildedir: “Bilimlerin ve sanatların gelişmesi ahlakın düzelmesine yardım etmiş midir?”

    J. J. Rousseau’nun cevabı “hayır”dır. Hem de hakikatli bir hayır.

    Sonradan öğrendim ki bu soruya "evet" cevabını veren bir din adamı yarışmada üçüncü oluyor. Eserde okuduklarım kadar bu bilgiye de çok şaşırdım okuyunca beni daha iyi anlayacaksınız. Çünkü Rousseau kitabında hakikat düşüncesini hiç bırakmamış hissi verdi bana. Bu tasviri yapmam ne denli doğru bilmiyorum ama sanki 'bir din adamı edasıyla yazılmış eser' çünkü Derin manalar içinde kayboluveriyorsunuz.

    Rousseau' nun ise tanrı inancı olduğunu şu sözüyle anladım: "Bu hayatta o kadar sıkıntı çektim ki, diğer hayatta rahata ereceğimi beklememem olanaksız, inanıyorum ve bekliyorum."
    Rousseau... Gerçekten okunması gereken bir düşünür.

    Eserde ise her cümlesi size yeni bir kapı aralıyor. Yahu diyorsun, ne doğru söylemiş! Her cümle yüzünüze tokat gibi iniyor. Bilim ve sanatın insanoğlu gelişmesine faydalı olduğu kanaatinde olanlar elbet haz almayacaklardır. Lakin Rousseau penceresinden bakmak benim için büyük hazdı.

    Esere kısaca değinecek olursak
    Rousseau, bilimin ve sanatın insanları boş uğraşlara yönelttiğini ve erdem kavramını bitirdiğini söylüyor. Bilimin artması ve sanatın çoğalmasıyla yöneticilerin, askerlerin erdemlerini yitirmesi ve ahlaklarının bozulmasına sebep olduğunu anlatıyor. Bu yüzden bozgun ve yenilgilere uğranıldığından bahsediyor.

    Rousseau yu tanımak için okunması gereken bir eser.
    Keyifli okumalar
  • Bize lâzım olan: her an ibadet ruhu içimde sürekli ve metodlu bilim ve tecrübeyle donanmış, kahramancasına İslâm düzenini ruhî, sosyal, kültürel ve ekonomik planda gerçekleştirme şuuru!

    Kitapta Üstadın oluşturmayı amaçladığı ideal bir devlet vardır. Bu devlet her şeyden önce bir İslam ideası devletidir. Bu devlette her şeyden önce temel idea, erdemdir. Ve bu devleti oluşturacak olan kitle diriliş erleridir.
    Diriliş erinin görevi, yeni bir insan ve toplum psikolojisi oluşturmak için amansız kültür savaşının öncüsü olmaktır. Müslüman/inanmış kişi, çağdaş olmalıdır. Bu çağdaşlıktan kasıt ise Müslümanın geçmişteki İslam medeniyetine hayranlık duymasıyla yetinmeyip onu bugün de gerçekleştirmeyi görev edinmesidir.

    Müslümanlığın eksiksiz bir şekilde gerçekleşmesi için de insan ilk önce kendi içinde Müslüman olmalı, sonra bunu toplumsal alanda yaşamalıdır. Sonra da psikolojik ve toplumsal muhtevaya tarih şuurunu da eklemelidir.İslam insanı tek başına bir çağrıdır. Yapılan her iş de ahret alemi terazisinde tartılarak yapılmalıdır. Yahudiler ve bugünkü batılılar gibi her şeyi yalnızca dünya açısından yorumlayıcı olamaz diriliş eri. Ve bu nesilde olması gereken ilkeler, amentünün kültür, ekonomi ve sosyal plandaki ilkelerini bu şekilde sıralandıktan sonra bütün meselenin geçmişte özü yitirilen varoluş şuurunun yeniden kazanılması yolunda köklü ve sürekli bir girişimin başlaması gerektiğini anlıyoruzr. Bu girişim de diriliş girişimidir.

    #kitap tekrar tekrar okunası, ders alınası kıvamında. Eğer nesilde bu bilinç elde edilirse emin olabiliriz ki iki cihanın tadına varılır.
  • Şimdi 2 tane adam var. Kinyas ve Kayra... Bu adamlar Türk ama hayatlarının bir dönemi yurt dışında ve özellikle Afrika'da geçmiş. Bu adamlar her ne kadar yurt dışına çıkıncaya kadar sade vatandaş gibi yaşadılarsa da ülkeyi terk edince azılı iki katil, tecavüzcü, mafya, uyuşturucu, silah vs. taciri oluyorlar. Ne kadar suç varsa hepsini işliyorlar ve üstüne bir de bu yaşadıklarını yazıyorlar. İşte bu kitap bu Kinyas ve Kayra şerefsizlerinin hatıratı. Evet bu adamlar iki tane şerefsiz mafya bozuntusu ve tecavüzcü. Bunlar işlerine gelmediğini öldürmüşler, hayat kadınlarını kiralayıp işleri bittikten sonra da dövmüşler. Anlamadığım kiraladın madem niye dövüyorsun. Kira bedelinin içinde dayak dahil mi? Ammaaaaaaa.
    http://www.okunmuskutuphane.blogspot.com
    Kitabı okurken bu iki şerefsizin iç dünyasına da yolculuk ediyorsun. İşte bu iç dünya çok acayip ve etkileyici. İçinizdeki sesi duyuyorum şu an. Diyorsunuz ki "madem şerefsizler ne diye okudun bitirdin kitabı?" Valla elimde değildi. Bu iki şerefsiz olan Kinyas ve Kayra özlerinde iyi çocuklar aslında. Ne kadar kötülük etseler de insanlığa, aslında kendileri de farkında ne mal olduklarının. Kitapta zaten yazmışlar biz aslında beş para etmez adamlarız diye. Burada belki bu satırları hiç okumayacak olan sevgili yazarımız Hakan Günday'a diyorum ki ; "abi valla helal olsun iki şerefsizi bize iyi yedirdin"
    Şimdi gelelim işin teknik kısmına... Hakan Günday'ın ilk okuduğum kitabı ve baştan itibaren anlatımına hayran kaldım.Orjinal bir dili var bence. Okurken Afrika'nın kara yüzüyle bolca karşılaşıyoruz. İşin özü okunası bir kitap. İstemeden okuyorsunuz.
    Ayrıca yazarımıza bir de eleştiri benden. Şimdi az içeriğe giriyorum ama Kinyas'ın bohem ve bolca kötülük dolu hayatından kurtulmak istemesini ve yönetimini takdir ettim ve aklıma da yattı. Ama Kayra.. Onun yöntemi hiç mantıklı gelmedi bana. Kendini karanlık bir odaya kapatmak nedir yani? Kinyas sade vatandaş oldu sonunu hiç merak etmiyorum ama Kayra noldu? Kiraladığı fahişe ona madik attı mı? Öldü mü kaldı mı? Uyuşturucu baronları infaz ettiler mi? Noldu yani? El Cevap: Bilmiyoruz.
    Kesinlikle okunması gereken kitaplardandır ve tavsiyemdir. İyi okumalar.

    Kendime not: "Yurtdışı" aslında "yurt dışı" yazılıyormuş. TDK'ya sordum da öğrendim.

    http://www.okunmuskutuphane.blogspot.com
  • DİN :

    1.
    Tanrı düşüncesine dayalı toplumsal bir kurum.

    2.
    insanların doğaüstü güçlere, kutsal saydıkları türlü varlıklara, tanrılara ya da Tanrı’ya inanma, tapınma biçiminde katıldıkları gizemsel olgu.



    BİLİM :

    1.
    evrenin, evrendeki olguların ve olayların bir bölümünü ele alıp birtakım yöntem ve deney yolları kullanarak ve gerçeğe, gerçekliğe dayanarak birtakım yasalara ulaşan bilgi yolu, düzenli ve tutarlı bilgi.

    2.
    yöntemle elde edilen ve uygulamayla doğrulanan, her zaman ve her yerde geçerlik ve kesinlik nitelikleri taşıyan yöntemli ve dizgesel bilgi.

    -------------------------------------

    "Bilimsiz din kör, dinsiz bilim ise topaldır." Albert EINSTEIN
    Bu lafı etmiş,etmiş mi ondan da pek emin değilim :S Devamlı araştırılan konunun kanıtlarıyla sunulmasını,sorgulanmasını ve doğru bir şekilde mantıklı argümanlarla ispat edilmesini şart koşan Bilim...

    100,150,365 ve 600 küsür sayfalık doğmalarla dolu,neredeyse inanılmaz mucizeleri anlatan ama kesinlikle kanıt sunamayan,kanıt isteyeni de lanetleyen,birbirlerini kabul edip ama yinede en doğrusu benim diyen kitapları ve binlerce yıldır birbirleri ile savaşıp kan döken insanları ile Din!

    Bu iki düşünce çatışır mı?Çatışır kardeşim tarih boyunca Din yüzünden yakılan,işkence gören,lanetlenen,öldürülen,linç edilen(günümüzde hala geçerli) insan sayısı yüz binleri belki milyonları bulmakta.

    Tanrı,Allah,Yahveh,Sucellos,Odin,Ra adı ne olursa olsun tarihten önce bile sığınılacak bir liman,güvenilecek bir koruyucu,kızgın,neşeli,öfkeli sıkça kan/kurban isteyen ilahi güç,tabi zamanımızda adına kurban verilmiyor ama radikal inanca sahip aşırı dinci olunca işler biraz değişiyor,her ne kadar şimdiki tanrı kan istemese de bazı kendini bilmez radikal inançlı yaratıklar bir kaç kilo patlayıcı ile bu göreve talip olabiliyor.Neden?Çünkü tarih boyunca böyle olagelmiş,çünkü en iyi tanrı bizimki ve en iyi din bizim din.

    Bu satırları neden yazdım?Özel bir sebebi yok sadece her Dan BROWN hikayesinde olduğu gibi bu kitapta da Din ve Bilim Karşı karşıya geldi yine.Güzel bir kurgu,emin olun büyük zevk alarak okudum.Yalnız bu kitapta dil biraz değişik geldi,fazla değil yine okunası,ilginç ve sürükleyici,heyecanlı bir hikayesi olan BROWN kitabı.

    Okumamış olan arkadaşlara şiddetle tavsiyemdir,okuyun demeyeceğim,okumayı seven her insan bu kitabı okur zaten,benim tavsiyem okurken yanınızda mutlaka internet olsun,kitapta adı geçen binaları,sanat eserlerini görmeniz gerek internet destekli okursanız muazzam bir tat veriyor.Filmi çekilmeden okuyun derim ;)

    Kitap hakkında daha fazla yazmak isterdim ama daha fazlası spoiler içerir artık.Sağlam fikirler,sağlam hikaye,sağlam olay örgüsü,sağlam karakterler kısacası kitap sağlam işte kardeşim..Oku!

    Şunu da şuraya koymadan duramayacağım
    DEİZM: AKIL YOLUYLA KAVRANAN TANRI
    İnanışın tanımlanmasında kullanılan doğal din ya da doğal inanç kavramları, hiçbir aracı olmaksızın sadece akıl yoluyla kavranabilecek yalın bir Tanrı inancını belirtir. Bu inancı benimseyen kişiye Deist denir. Terim Lâtince Tanrı anlamındaki Déus sözcüğünden türetilmiş ve özgür düşüncelilerin Tanrı inancını belirtmede kullanılmıştır.
  • İlk sayfalardan konu başlangıcını baz alarak sanki klişe bir ergen kitabı okuyacağımı hissettim ne yalan söyleyeyim. Ancak bir kaç sayfa sonrasında müthiş bir kurgu içerisinde buldum kendimi. Harika bir hayal gücü var yazarın. O kadar ki keşke kitaptaki karakterlerin yaşadıkları gerçekten olsa ne güzel olurdu diyorsunuz. Ezik üniversite öğrencisi bir Helen ve onun herkesten gizli yazdığı romanının kötü karakteri yakışıklı Ramon. Ne alaka diye düşünebilirsiniz ancak olay akışının biraz fantastik özelliği ile harmanlanmış olunca pek de güzel oluyor doğrusu. Konuyu anlatmayacağım ama kitabın hemen hemen her kesimden keyifle okunabilecek hoş vakit geçirtebilecek okunası bir kitap olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim. İlk fırsatta yazarın basılmış diğer iki kitabını da temin edip okuyacağım. Gülmek ve hayal kurmak isteyenlere tavsiyemdir
  • Gerçek bir başyapıt okumak isteyen herkese tavsiyemdir. Hatta hiç Hugo romanı okumamış biriyseniz başlangıç için bu roman iyi bir tanışma olur. Olay örgüsü, hikaye, yazarın kaleminden damlayan edebiyat dolu cümleler... Tekrar tekrar okunası bir şaheser.