• Seni deliler gibi özlüyorum çocukluğum. Yalvarsam dön desem dönmezsin bilirim. Affan dedeye istediği kadar para sayarım keşke satsa keşke.

    Özgür'ü, Ali'yi ve Tayfun'u andım çocukluğumun temel taşları. Keşke olsalar yanımda, yine onlarla okulda öğrendiğimiz, ölenler mücevherleriyle gömülür bilgisiyle gerçek bir mezarı kazıp hazine avlamak istedim. Gerçi ne ölü bulmuştuk nede mücevherini.

    Oysa sen ne güzel şeydin hiç bitmeyecek zanneder, kıymetini bilmezdim. Hep daha büyük olmak isterdim. Kaça gidiyorsun diye soranlara 3 yerine 5 derdim. Bilmezdim ki büyük olmak büyük acılar getirirmiş en yakın gördüğü insanlar en derin yaraları açarmış yüreklerde.

    Bu yüzden bugün seni tekrar yaşamak istedim. Dövmeli sakızlardan aradım bulamadım. Parka indim salıncakta sallandım biraz. Ne kadar da özlemişim. Kumlara uzanıp üstümü kirletmek istedim. Sonra gittim pamuk şeker aldım kendime. Nasılsa annem şeker yeme dişlerin çürür demeyecek.

    Bugün her zamankinden daha bir başka özledim seni. Yine taş atıp pencere kırmak istedim kırılan kalplerin intikamını almak istedim. Ama o kadarına cesaret edemedim. Zillere basıp kaçtım bende. Balkonlardan kim o diye bağırmıyor insanlar. Diafonlar var artık teknoloji çok gelişti. Küçükken ne kadarda özgürdük.

    Demirci Güven abi seni bile düşündüm bugün. Sen çekicinle bir şeylere dan dan vururken ben arka tarafa gider çay paketini şeker poşetine döküp birbirine karıştırırdım hep. Yakaladığında kızmamıştın hiç. Büyüyünce bana bir çay demlersin ödeşiriz demiştin. Sonraki günlerde çay ve şekeri yüksek yere koyduğunu da biliyorum tabi.

    Hastaneye uğradım yine şırınga çalıp çocukları ben doktorum iğne yaparım diye korkutmak istedim. Acilde bir koşuşturma bir telaş çocuğun biri sara krizine girmiş bende döndüm.

    Sonra o caminin önüne gittim. Biraz seyrettim. Yine eskiden olduğu gibi o kilitli odanın anahtarını bulup mikrofonla onun arabası var güzel mi güzel şarkısını söyleyip mahalleyi şaşkına uğratmak istedim. Peşimden koşarken sarığı düşüp merdivende tökezleyen hoca senden de özür dilerim. Umarım ah etmemişsindir.

    Ve Arif amca, seyyar sebze meyve arabasına binip uçarken farlarını kırmıştım nasılda dövmüştün acımadan üstelik paranı da almıştın. Sana değil özür rahmet bile yok.

    Yapabileceğim fazla bir yaramazlık kalmayınca sahile geçtim. Karadeniz'in hırçın dalgaları yüreğime yüreğime vurup beni ferahlatırken bu kitabı okumaya başladım. Hayaliyle, gerçeğiyle, çoğu düşüncemde sınırlı kalan geçici çocukluğumun üstüne, serserinin biri gelip yalnızsanız bir çay ısmarlayayım dedi ve yine eski büyük halime döndüm.

    Kitabımda yarım kaldı, çocukluk anılarımda yarım kaldı, hava bile çok çabuk karardı. İnsan cinsinin çok kötü olduğunu bir kez daha anladım ve eve dönüş yoluna girdim.
  • Mecnun gözüme hayret ederdi,
    Ferhat dağları bırakıp giderdi,
    Yağmur bu diyarı terk ederdi;
    Sayende döktüğüm yaşları bilsen...

    Bülbülü lâl eder; Lal'ı bülbül,
    Lügatlar olur bir avuç kül...
    Sen küssen de anlarım, istersen gül;
    Benimle konuştuğun dilleri bilsen...

    Dersin ki; "bana ettiğin zulümdür"
    Bilir misin sensizlik bana ölümdür...
    Elimdeki son hayat gülümdür;
    Sayende sarıldığım dikenleri bilsen...

    Seni tanıyan gözüme kızarsın,
    Adınla şiir olan sözüme kızarsın...
    Belki kırarsın beni; belki susarsın,
    Seni anlattığım yolları bilsen...
    Tayfun Karadeniz
    Sayfa 106 - Tura Yayınları
  • Yollar gider, bilinmeze açılır...
    Gözlerinden, inci mercan dökülür...
    Avucundan umutlarım saçılır,
    Dağıttığın güller benim değil mi?

    Sen gidersin, bahar, yaz terk eder...
    Çiçekler ak, sarı yaprak döker...
    Kara bulut semalarda cenk eder...
    Fırtınanın mağduru benim, değil mi?
    Tayfun Karadeniz
    Sayfa 45 - Tura Yayınları
  • Ne gelen var, ne uğrayan bu limana...
    Yalnızlığa mahkûm olmuş bir gemiyim...
    İki kanat sesini duysam, her an irkilirim.,
    Bakakalırım kumsaldaki kayalıklara...

    Namesi derin, baharın sedası...
    Yaprağı, kışın bahara vedası...
    Böyle mi olur dalların elvedası,
    Hayran oldum beyaz tomurcuklara...
    Tayfun Karadeniz
    Sayfa 44 - Tura Yayınları
  • Kelimeler hayat bulur bazen yazarın ya da şairin kaleminde. Ruha işler, derinlerde dolaştırıp, bambaşka dünyalara seyre çıkarır okuru. Kelimelerle, cümlelerle dokunur yüreğinin gizlerine. Anlaşıp tercüman olur haline. Tayfun Karadeniz, son yıllarda tanıma şansına sahip olduğum değerli bir insan benim için. Naif ve düşünceli iletişimi, hayatındaki insanlara gösterdiği inceliği ile daha da değer kazanmış, yücelmiştir ben dahil bir çok insan nazarında şahsını. Yıllardır, sanatın ve edebiyatın bir çok dalında emek veren, sanatı yansıtmakla birlikte yaşayan da bir değer. Şiirlerininin samimiyetini, doyuruculuğunu ve hayata dair farklı konularla harmanlanmasını sevdim. Dilerim, hak ettiği yeri kısa sürede kazanır ve değerli, anlamlı duygu ve düşüncelerini bir çok gönül insanına ulaştırma şansı olur. Okuyun, satırlardaki duyguları hissedin ve yaşayın. Kitaplarla kalınız dilerim.
  • Uzattığım ellerimi yine çevirdin geri
    Sen bilirdin, nasıldı gözümün feri
    Artık bitti deyip gittiğin andan beri,
    Karanlık dostum, sessizlik şiirim oldu...

    Sen, o son mısraları yazıp giderken,
    Hasret çiçeklerini gönlüme ekerken,
    Gözyaşıyla yağmurlar hediye ederken,
    Karanlık dostum, sessizlik şiirim oldu...

    Baharımı çalan tek hırsızım sensin
    Gönlüme gem vuran arsızım sensin
    Varsın dostlar,gidişinle öldüm sansın,
    Karanlık dostum, sessizlik şiirim oldu...
    Tayfun Karadeniz
    Sayfa 40 - Tura Yayınları