Bir zamanlar insanların yaşamı düzenden yoksundu, vahşi hayvanların yaşamına benziyordu ve kaba güç hüküm sürüyordu. O günlerde iyiler mükafat görmüyor, kötüler cezalandırılmıyordu. Bence insanlar yasaları, hak her şeye aynı şekilde hükmetsin ve kötülüğü baskı altında tutsun diye, eğitmen olarak koydular. Ve bir kimse suç işlediği zaman artık cezalandırılıyordu. Yasalar, açıkça suç işlemeyi engellediği ve bu yüzden gizli gizli kötülük yapıldığı zaman, kurnaz ve zeki biri insanlar için tanrı korkusunu buldu gibi geliyor bana, ki böylece suç işleyenler bunu gizlice yapar ya da kötü bir şey söyler ya da <sadece> düşünürlerse bile, korkuya kapılsınlar diye. Bu yüzden o tanrı inancını yaydı:..
...O böylece, gerçeği yanıltıcı sözlerle gizleyerek, öğretiler içinden en kurnazca olanını yaydı. İnsanların en korktukları yerde oturur tanrılar, diyordu, insanlara korkunun yayıldığı ve acınası yaşamları için nimetle bereketin geldiği yeri biliyordu:..
...Bu tür korkularla insanlara göz dağı verdi ve tanrıya, kendisine yaraşan, uygun ve iyi düşünülmüş konak yerleri gösterdi, yasaya aykırı istekleri yasalar vasıtasıyla kaldırdı. Sonra da şunu ekledi: Sanırım biri, insanları bir tanrı soyunun varlığına ilk defa böyle inandırdı.
"<İnsan> yaşamı adeta bir günlük hapistir, deyim yerindeyse yaşam süresi tek bir gündür, bu günde biz gün ışığına bakarız ve yaşamı bizden sonra gelenlere devrederiz."
"Yaşam şaşılacak derecede mahrumiyetle doludur, azizim; heyecan verici, ulu ve yüce olan hiçbir şey yoktur; her şey küçük, güçsüz, kısa sürelidir ve büyük acılara, dertlere bağlıdır."
"Bu dünyada hiç yaşamayan, sanki bugün değil de, başka bir yaşam daha sürecekmiş gibi büyük bir gayretle hazırlanan insanlar var, oysa hâlâ sahip olabilecekleri zaman bu yüzden geçip gidiyor."
"Dünyada en önemli şey kanımca eğitimdir. Zira insan -hangisi olursa olsun- bir işe doğru başlarsa, sonunun da iyi geleceğini umut edebilir. Toprakta da durum böyledir: Ne ekersen onu biçersin. Ve genç ruhlara soylu filizler aşılarsan ömürleri boyunca yeşerir ve çiçek açarlar, ne yağmurdan ne de kuraklıktan zarar görürler."
"Adalet, insanın yurttaşı olduğu devletin yasalarını çiğnememesinden ileri gelir. Bu yüzden bir kimse, <devletin> yasalarına tanıklar önünde, doğa yasalarına ise tanıklar olmadan uyarsa, kendisi için en yararlı adaleti uygulamış olur."
<Sokrates Hippias'a hitap eder:> Sen sanatların pek çoğunda öteki insanlara göre çok daha maharetlisin, bir defasında, pazar meydanındaki satıcı tezgahlarının önünde gıpta edilesi bilgilerini sayıp dökerken nasıl övündüğünü duymuştum. Günün birinde Olympia'ya geldiğini ve üstünde taşıdığın her şeyin kendi elinden çıktığını söylemiştin; Önce, parmağındaki yüzüğü (sayıp dökmeye bununla başlamıştın) kendin yapmışsın, çünkü kuyumculuktan anlıyormuşsun, sonra damgalamak için bir mühür, ayrıca bir traş bıçağı ve bir yağ kabı da senin elinden çıkmış. Sandallarını kendinin hazırlayıp diktiğini, giysilerini ve iç çamaşırlarını kendi elinle dokuduğunu da söylemiştin. Belindeki kuşak, zengin Perslilerin taktığı kuşağın aynısıymış ve onu kendin örmüşsün; dinleyenleri en çok hayrette bırakan da bu son marifetin olmuştu. Bundan başka beraberinde şiir sanatıyla ilgili kitaplar, destanlar, tragedyalar, dithyrambos'lar* ve değişik konularda birçok düzyazı eser getirmişsin. Yukarıda saydığım sanatlarda herkese taş çıkartırmışsın, ayrıca hatırladığım kadarıyla ritim ve uyum bilgisinde, dilbilgisinde ve daha birçok şeyde senden ustası yokmuş. Ha, az kalsın senin o çok başarılı olduğuna inandığın bellek sanatını (mnemonik) unutuyordum.
-Sokrates: Peki ama, senden duymak istedikleri ve övdükleri şey nedir? İyisi mi sen söyle, ben tahmin edemiyorum.
-Hippias: Yarı tanrıların, insanların soyağaçlarını Sokrates, ve yerleşim yerlerini, ilkçağda kentlerin nasıl kurulduğunu, tarih öncesine ait her şeyi, işte bunları dinlemeyi seviyorlar, onların yüzünden bütün bu şeyleri tam olarak araştırıp incelemek zorunda kaldım.
-Sokrates: Gerçekten şanslısın Hippias, iyi ki Spartalılar, Solon'dan başlayıp arkhont'larımızı sırayla saymamıza ilgi duymuyorlar! Yoksa hepsini ezberlemek zorunda kalacaktın.
-Hippias: Niçin Sokrates? Art arda elli sözcüğü bir defa duyduğum zaman hepsini aklımda tutarım.
-Sokrates: Haklısın; senin güçlü bir belleğe sahip olduğunu düşünmemiştim. Spartalıların senden hoşlanmalarının sebebi hikmetini şimdi anlıyorum, çünkü sen çok şey biliyorsun ve yaşlı kadınların çocuklara masal anlatması gibi, sen de onlara çok eski çağlardan sevimli hikayeler anlatmayı seviyorsun.