• Hem tebliğ-i risalette ve nâsı hakka davette o derece metanet ve sebat ve cesaret göstermiş ki büyük devletler ve büyük dinler, hattâ kavim ve kabilesi ve amcası ona şiddetli adâvet ettikleri halde, zerre miktar bir eser-i tereddüt, bir telaş, bir korkaklık göstermemesi ve tek başıyla bütün dünyaya meydan okuması ve başa da çıkarması ve İslâmiyet'i dünyanın başına geçirmesi ispat eder ki tebliğ ve davette dahi misli olmamış ve olamaz.

    Risale-i Nur - Asâ-yı Mûsa(127)
  • Çok düzenli, anlaşılır ve rahatlıkla başkalarına da aktarılabilmesi bakımından çok güzel bir kitap olmuş.. özellikle sohbet veren biriyseniz yada ailenize tebliğ ederken hitabet yeteneğiniz varsa, tam olarak bu eser sohbetinize yada tebliğinize katkı sağlar.
  • Dinde Zorlama Yoktur ne demektir? İSLAMDA ZORLAMA YOK MUDUR

    Hasta bir yakınınız var ve ilaç içmesi gerekiyor. İlaç acı olduğu için içmekten hoşlanmayan yakınınıza nasıl muamele edersiniz? Güzellikle içirmeye çalıştınız olmadı, biraz uğraştınız istemedi. Ama içmesi gerekiyor. Ne yaparsınız? İlacın içilmesi gerektiğini anlatır, icabında kızar, sinirlenirsiniz ama illaki bir şekilde içirirsiniz. Size tavır takınacağını düşünmezsiniz bile, tavır takınacak olsa bile umrunuzda olmayacaktır. Neden? Çünkü herşey onun iyiliği için…

       Eşiniz eline aldığı zehirli suyu içmek üzere gördünüz. “İçme” dediniz, dinletemediniz, “yapma” dediniz dinletemediniz. “Hele bir içsin bakalım ne olacak” mı dersiniz, yoksa üzerine atılarak zorla o suyu dökmeye mi çalışırsınız?
       Bir polis amiri bile intihar etmek isteyen piskopatın üzerine giderek kendine zarar vermesini engellemeye çalışır. Hatta bu uğurda canını verir.

       Peki, canından olmasın diye bu çabayı gösteriyorsak, ahiretinden, cennetinden, Allah’ın rızasından olmasın diye neden gayret göstermiyoruz, kendimizi sevdiklerimiz için neden perişan etmiyoruz?

       Sulandırma projesine dahil olan bir tabir: “İslam’da zorlama yoktur ve dinde zrolama yoktur”

       Bir erkek ile kadın evleneceği zaman, adam kadının başını örtmesini isterse, bir baba çocuğunun namaz kılmasını, bir anne kızının kapanmasını istediği zaman hemen devreye bu kalıplaşmış cümle sokuluverir: “Ne yani zorla mı yaptıracaksın, İslam da zorlama yoktur ki” deyiverirler.

       Televizyonlarda, radyolarda muhakkak duyarsınız bu zırıltıyı.

       Peki, işin aslı nedir? İslam’da zorlama yok mudur?

       İslam’da zorlama yoktur diyenler şu ayetten yola çıkarlar: “Dinde zorlama yoktur! Doğruluk sapıklıktan kesin olarak ayrılmıştır. Artık her kim Tağut’a küfredip Allah’a iman ederse, işte o, en sağlam kulpa yapışmıştır. Allah, işiten ve bilendir. (Bakara 256)

       Ayeti Kerimenin başında “dinde zorlama yoktur” buyrulmuş ise de, sonundan anlaşılacağı üzere bu zorlama “İslama girmek” hususundadır. Yani kalpten tasdik olmayınca iman kabul olmayacağından  bir insan zorla müslüman yapılamaz, Müslüman olmaya zorlanamaz.

    MÜSLÜMAN İSLAMI YAŞAMAYA ZORLANIR!
       Evet, bir insan müslüman olmaya zorlanamaz ama bir Müslüman Allah’ın emir ve yasaklarını tatbik etmeye mecbur edilir çünkü:
       “Bununla beraber Allah ve Resulü bir işe hükmettiği zaman, gerek mümin bir erkek ve gerekse mümin bir kadın için, o işlerinde başka bir tercih hakkı yoktur. Her kim de Allah ve Resulüne âsi olursa açık bir sapıklık etmiş olur.”(Ahzab 36)

       Demek ki, bizler Allah ve Resulünün hükmünün dışına çıkmamak zorundayız. Yani üzerimizde Allah’ın yüklediği bir zorunluluk var zaten.

       Peki bir insan, başka bir insanı zorlayabilir mi?

       Eğer şeriat devleti var ise devletin mecbur edeceği hususlar vardır. Mesela Nur suresinin 2 ve 4. Ayeti kerimelerinde bahsedilen zinaya yüz, iftiraya seksen sopa gibi caydırıcı cezaların takdiri, Müslümanların günah işleme hürriyetine sahip olmadıklarını gösterir. Namaz kılmayanların ikna olmadığı takdirde hapis gibi cezalara çarptırılması da bunlardan bazılarıdır.

       Bir insan da başka bir insanı zorlayabilir. Çünkü bu ayeti Kerime de şöyle emredilmektedir:
    “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. O ateşin başında gayet katı, çetin, Allah’ın kendilerine verdiği emirlere karşı gelmeyen ve kendilerine emredilen şeyi yapan melekler vardır.” (Tahrim Suresi 6)

       Ayeti Kerimede Mevla Teala önce kendimizi sonra da ailemizi, İslamın emirlerini yaşatma hususunda, bizlere büyük bir sorumluluk yüklüyor.

        Ayrıca Ayeti kerimede “Ey iman edenler”buyruluyor. Yani bu emir ile bir erkeğin, hanımını günah işlemekten koruması gerektiği gibi bir kadının da erkeğini günahlardan koruması gerekiyor.

       Çünkü bir hadisi şerifte Peygamberimiz: “Hepiniz çobansınız ve hepiniz elinizin altındakilerden sorumlusunuz  Yönetici bir çobandır  Erkek, aile halkının çobanıdır  Kadın, kocasının evi ve çocukları için çobandır  Hepiniz çobansınız ve hepiniz çobanlık yaptıklarınızdan sorumlusunuz “(Buharî, Nikah, 91)

       Demek ki aslında hepimiz birbirimizi günah işlememesi için zorlamak durumundayız.

       Başka bir hadisi şerifte de: “Sizden biriniz bir kötülük görsüğü zaman eli ile değiştirsin, gücü yetmiyorsa dili ile değiştirsin, ona da gücü yetmiyorsa kalbi ile buğzetsin”buyruluyor.

       Yine Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) “çocuklarınıza 7 yaşına gelince namazı emredin, 10 yaşına gelince (kılmıyorlar ise) onları hafifçe dövün” (Ebû Davut, Salât, 26, h.no: 495; İbn Ebî Şeybe, I/304, h.no:3482; Darakutnî, I/230; Hâkim, Müstedrek, I/311, h.no: 708; Beyhakî, Şuabu’l-İman, VI/398, h.no: 8650;)

       Ayeti Kerime ve hadis-i şeriflerden anlaşılacağı üzere bir adamın karısına başını kapatmak için zorlaması, bir kadının kocasına içkiyi bırakması için zorlaması, bir annenin evladını namaza zorlaması gerekiyor. Olması gereken budur.

    KENDİ RIZASIYLA İSYAN
       Şimdi bazıları diyor ki: “Çocuğu namaza zorlamak istemiyorum, kendi rızasıyla başlarsa daha samimi kılar, daha ihlaslı kılar.”

       Biz de soruyoruz: “Sen o çocuğun yarına çıkacağına dair bir garanti mi aldın?”

       Ya o genç bu haliyle ölürse ne olacak? Bunun hesabını kim verecek?

       “Ben çocuğumu namaza zorlamam”demek “çocuğum Allah’a bir vakit daha isyan etsin” demektir. Allah’u Teala namaza çağırıyor ama sen yavrunu Allah’ın çağrısına icabet etmesi için zorlamıyorsun! Okula gitmesi için zorluyorsun, namaz kılması için zorlamıyorsun!

    NE YAPMAK LAZIM? 
       Bu iş gerçekten çok ciddi. Herkes böyle bahanelerle üzerindeki sorumluluğu atmaya çalışıyor. Bahane aramayalım. Aile fertlerimizde işlenen günahlardan mesulüz. Bir adam başı açık olan hanımıyla dışarıda gezerken, o kadın ne kadar günaha girmiş ise kocası da ortaktır. Çünkü o günaha rıza gösteriyor. Bir hadisi şerifte: “Günaha rıza günahtır” buyruluyor.

       O halde işin ucundan köşesinden başlayıp önce kendimizi sonra ailemizi düzeltmek için çalışmalıyız. Namaz kılmayan çocuklarımız varsa güzelliklerle, tatlı dillerle, hediyeler vererek ikna etmek, alıştırmak, Kur’an-ı kerim öğrenmesini sağlamak vs.. gerekiyor.

    HERŞEYDE ZORLAMA VAR DA İSLAMDA MI YOK?
       En başta söylediğimiz gibi dünyalık bir zarar geleceğinden korktuğumuz zaman zorluyoruz, engel oluyoruz, önüne geçiyoruz, tartışıyoruz da İslam mevzu bahis olunca neden “zorlama yoktur” deyip kestirip atıyoruz?

         Düşünebiliyor musunuz; para için, mal için, geçim sıkıntısı için kavga etmeyi, mahkemelere düşmeyi, ayrılmayı göze alan insanlar dini meseleleri birbirine dayatmaktan korkar hale gelmiş. Bunu neyle izah edebilirsiniz?

       Demek ki bilinçaltımız öyle şekillendirilmiş ki eşimize dahi İslamı tebliğ etmekten aciz hale gelebiliyoruz. Çocuğumuza “namaz kıl” demekten yüksünüyoruz.

    KENDİMİZE GELELİM!
       Müslümanlar kendimize gelelim. Kendimizde, çevremizde, etrafımızda, ailemizde İslam’a ters olan her şeyi ikaz edelim, elimizden ve dilimizden geldiği kadar değiştirelim, değiştirmeye çalışalım
  • Yeni bir furya başladı. Mealcilik / kuran Müslümanlığı adı altında gruplasmalar İslamiyeti çökertmeye çalışmalar başladı. Herşeyi tam anlamıyla reddetmeyip alttan alttan birçok şeyi empoze ederek kaldırmaya islameyette olmadığını savunuyorlar ve TV ye çıkarak yapıyorlar bunu. Maalesef ki biz cahil müslümanlar bunlara inanıp imanı kaybetme noktasına geliyoruz Allah muhafaza... İşte ihsan hocamız bu konuya değinerek bu furyanin onunu kesmek adına ve tebliğ farzligindan dolayı bu kitabı kaleme almıştır. İslamoğlu ve tayfası bilinki İslamiyet kıyamete kadar batmayacaktir bu Allah'ın vadidir.
    Bol bol oku kardeşim ... Oku ki dinini öğren imanını elinden almak isteyenlere fırsat verme!!!
    #okudukcaogrenirinsan #kitapaski #kitapkokusu #okudininiogren #ihsanşenocak
  • Şırnak'ın Uludere köyünden geliyor. Sülalesindeki herkes Kürt, başka dil bilmeyen annesiyle Kürtçe konuştuğu için Türkçeyi sonradan öğrenmiş. Tipinden Kürt olduğu hemen anlaşılıyor ama Kürtlüğünün tartışma götürmez kanıtlarından biri , Öztürk olan soyadı.

    ~
    Bu davetten bir ay önce Beyoğlu'nda dolaşırken, efsane haline gelmiş (acısı içinden hiç çıkmayan zavallı küçük kardeşinin delice hayran olduğu, kitaplarını elinden düşürmediği) Kürt kökenli büyük bir yazarın yürüdüğünü görmüş, koşup elini öpmüş ve ona " Yaşar Amca, bizim de Kürtler olarak dilimiz, edebiyatımız, tarihimiz yok mu? " diye sormuştu. Yazar elini omzuna koyarak " Heri!" demişti.
    "Olmaz mı ? Elbette var. Ahmed-i Hani, Ciğerhun, Feqiye Teyran, hangisini sayayım."

    Bunun üzerine Ali Öztürk "k" harflerini gırtlaktan telaffuz ettiği aksanıyla , " O zaman bize niye , sen yoksun diyorlar?" diye basit ama cevap verilmesi imkansız bir soru sormuştu.

    Bazen mahkemelerde Türkçe bilmeyen bir sanıkla hakim, tercüman aracılığıyla anlaşır, resmi bir Türkçe-Kürtçe tercüman bulundururdu ama bu durum sanığın " aslında var olmayan Kürtçe diye bir dil olduğunu iddia etmesi " suçundan yargılanmasının , hatta hapis cezasına çarptırılmasının önüne geçemezdi. Bu ceza da mahkeme salonunda , umutsuz gözlerini tercümana dikmiş olan sanığa Kürtçe anlatılırdı. Yani olmayan bir dille tebliğ edilirdi.

    O büyük yazar demişti ki, " Bak Öztürk gardaş, bunu uzun uzun anlatacak vaktim yok, bir yere yetişeceğim, ama bunun ispatı müziktedir. Şark'tan gelen müziğe şarkı, Türk'ten gelen müziğe türkü, Kürt'ten gelene ise kürdi denir. Kaç yüzyıllık laflar bunlar." Sonra da onu öperek uzaklaşmıştı.
    Zülfü Livaneli
    Sayfa 146 - DK-Ali Öztürk Adlı Garsona Dair
  • Asr-ı Saadet'in Müslümanları, putperest düzene karşı fiilen savaş halindeydi. İçinde yaşadıkları düzeni, İslâmi esaslar doğrultusunda değiştirmek istiyorlardı. İslâm, o toplum düzeni için tümüyle yeni bir hadise olduğundan, Müslümanların namazı bile tehlikeli görünüyordu. Çünkü her namaz, mevcut düzene bir meydan okuma, bir tebliğ niteliği taşıyordu. Oysa bu gün Müslümanın namaz kılması tehlikeli sayılmıyor Niye? Namazın hakkının verilip verilmediği gerçeğiyle ilgili hikmeti bir yana bıraksak bile; bir ibadet olarak namaz olsun, öteki ibadetler olsun, secular zihniyetin telakkisi çerçevesinde değerlendirilmektedir. Namazı kılan da, kılınmasına müsaade eden de aynı zihniyet çerçevesinde düşünmeye şartlanmıştır. En katı olanlar bile, namaz kilma hadisesine, son kertede zararsız bir itikat ve ibadet gözüyle bakmaktadır. Çünkü İslâm onlarin gözünde, artık varlığıyla yokluğu birbirine denk bir ölü kültür müessesesidir.
    Rasim Özdenören
    Sayfa 28 - İz Yayıncılık, 16. Baskı, 2016
  • Bütün insanlar, son tahlilde Hz. Adem (as)'in asabesi hükmündedirler. Allahu Teala'nın (cc) tekliflerine muhatap olma açısından birbirlerine eşittirler. Resul-i Ekrem (sav)'in: "Ey insanlar!..Haberiniz olsun ki, Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Biliniz ki, Arabın Arap olmayan üzerinde, Arap olmayanın da Arab üzerinde; kızıl derilinin siyah derili üzerinde, siyah derilinin de kızıl derili üzerinde, hiçbir üstünlüğü ve fazileti yoktur. (Hepiniz müsavisiniz) Ancak, üstünlük takva iledir. Tebliğ ettim mi?"(1) buyurduğu malumdur. Her insanın kendi iradesi ile seçmediği bir ailesi vardır. Bu sünnetullaha hiçkimsenin itirazı olamaz. Kadere ve kazaya iman eden bir Müslümanın; dilini, kavmini veya rengini ileri sürerek, diğer insanlara karşı tekebbür etmesi mümkün değildir.
    |Yusuf Keeimoglu Hoca|