• Ey kendisi istikamette olduğu hâlde sözleri istikamette olmayan ehl-i nasihat!

    Sakın ha hiç kimseye amelleri sebebiyle sen kesinlikle cehenneme gideceksin deme! Sonra Allah onu ıslah eder, cennetliklerden kılar da seni de zıddı. Sen sadece tebliğ vazifeni yap! Kimin kesinlikle cennetlik, kimin de kesinlikle cehennemlik olduğunu ancak Âlemlerin Rabbi Allah bilir.
  • Sihirbaz

    İsmail Kılıçarslan

    16 Eyl 2018, Pazar

    Derler ki Samiriye’de icra-ı sanat eyleyen o sihirbaz, Allah’a rüşvet vermeye çalıştığı için öldü.

    Hikâye uzun ama biz kısasını yazalım. Biz az yazalım, siz çok anlayın.

    Derler ki bu sihirbaz işinde mahir mi mahir biriymiş. Güya kaybolan eşyaları bulur, güya havada yürür, güya hastaları iyileştirirmiş. Elbette kaybolan eşyaları önce çalar, elbette havada özel bir düzenekle yürür, elbette kendi yoldaşlarına hasta numarası yaptırarak onları iyileştirirmiş.

    Böylelikle de kârına kâr, servetine servet ekler, şehir şehir, kasaba kasaba dolaşarak sihirbazlığa devam edermiş.

    Ta ki şehre, Hz. İsa Efendimiz’in bir havarisi gelene kadar…

    Kudüs’te hem Yahudilerin hem de Roma’nın bin türlü zulmüne uğrayan ilk Hıristiyanlar, Hz. İsa’nın vaz’ ettiği hak dini yaymak için Filistin’in ve Ceziretü’l-Arab’ın her bir yanına hicret etmişler. Kelâmı ve akideyi yaymak için tebliğ çalışmalarına başlamışlar.

    İşte o ilk Hristiyanlardan biri de yolunu Samiriye’ye düşürmüş. Kadınları peçeli, erkekleri pazulu, sert iklimli, sert kurallı bir yermiş burası.

    Havari, şehrin pazar yerinde görmüş sihirbazın sahnesini. El çabukluğu ile bin türlü numara yaptıktan sonra güya felçli bir çocuğu da iyileştirmiş ki meydan bu gösteri ile coşmuş. Fakat gel gör ki, sihirbazın karşısına gerçekten yatalak durumda bir kadıncağız getirmiş halktan biri. “Madem hastaları iyi ediyorsun, bu yatalak hastamızı da iyileştir” demiş.

    İşte böyleyken böyle olur. El çabukluğu ile, üçkağıt ile, sahtekârlık ile iş görenin foyası dökülüverir en nihayet.

    Zor durumda kalan sihirbaz elleriyle kadının bedenini sıvazlamış ama onda gerçekten hasta olan birini iyileştirecek güç nerede? Halk sihirbazı yuhalamaya, eline geçirdiklerini adama atmaya başlamışken Hz. İsa’nın yoldaşı “Hele durun!” diyerek fırlamış sahneye. Elini yatalak kadıncağızın yüzüne koyup, “Kudreti yüce olan Rabbimiz’in adıyla ve onun gücüyle şifa bulasın” diye dua buyurmuş.

    Allah’ın izniyle kalkıvermiş kadın ayağa. Havarinin eteklerine kapanıp, “Malım mülküm, varım yoğum senin olsun” demiş. Havari de, “Bizim yolumuz yoksulluk yoludur, fukaralık yoludur. Bizim yolumuz tek olan Allah’a iman yoludur. Güç O’nundur, kudret O’nundur. Hepinizi Rabbimiz’e iman etmeye ve Hz. İsa’nın yolunu takip etmeye davet ediyorum” demiş.

    İşte Samiriye’de insanların fevç fevç kendi ata dinlerini bırakıp Nasrânî olmaları böylece başlamış.

    Körler, cüzzamlılar, yüzü iltihaplı yara olanlar, kolu-bacağı olmayanlar, kötürümler akın akın havarinin karşısına gelip şifa istemişler ondan. Havari de, “Şifa yalnız Şafi olandandır. Kudret Rabbimiz’dedir” diyerek dua buyurmuş onlara. Allah’ın izniyle her biri şifasını bulmuş.

    Manzarayı gören sihirbaz, malını mülkünü satıp bir keseye doldurmuş ve dolgunca keseyi havarinin ayaklarının dibine bırakıvermiş. Demiş ki: “Ey yüce kişi. Bilirim ki senin parayla işin yoktur. Ama isterim ki bu servetimle Samiriye’ye Rabbin adının bolca zikredileceği bir ibadethane yapasın. Dinini o ibadethanede gönül rahatlığı ile anlatasın.”

    Havari, sihirbazın doğru yolu bulduğunu, Allah’ın ona hidayet nasip ettiğini düşünmüş ama sözleri orada durmamış sihirbazın. Demiş ki: “Tabii, sen de bunun karşılığında Rabbinin bana da hastaları iyileştirme, onlara şifa verme gücü bahşetmesini sağla.”

    Havari, ayağının altındaki keseye bir tekme atıp, “Allah’a rüşvet vermek isteyene, O’nu parayla satın almayı düşünene lânet olsun” diye bağırmış.

    O andan itibaren Samiriye göğünü kapkara bir bulut kaplamış. Sihirbaz, oracıkta, o karanlıkta acılar içerisinde kıvranıp ölesiye kadar da şehrin üzerindeki bulut kımıldamamış bir yere.

    Derler ki o sihirbazın hatası Allah’ı satın almaya çalışmaktı. O’na rüşvet vermeye cür’et etmesiydi.

    Derler ki o havarinin hatası da sihirbaza hidayet dilemek yerine ona lanet etmesiydi.

    Ve derler ki o günden sonra o kara bulut, rüşvet ile iş yapmaya alışmış insanların, toplulukların, memleketlerin üzerinde gezinir ve cümle rüşvetçiler acı içerisinde ölmeden de oradan ayrılmazlar. Yalnız bir farkla: O bulutları ancak görmesini bilenler görür.
  • Tebliğin en güzel biçimde, İslam’ın buyruklarını bizzat kendi hayatımızda uygulayarak yapılabileceği sonucuna varılabilir.
    Esasen, cihadın büyüğüde budur, denilmiştir.
  • Aziz kardeşlerimiz, yüzlerce ülemanın susturulduğu ve dinî neşriyatın yaptırılmadığı ve Kur’anın hakikatlarını beyan ve tebliğ etmeye dinen muvazzaf oldukları halde cebren yaptırılmadığı ve din adamlarının imha edilmesi gibi dehşetli ve tarihin görmediği bir hengâmda, Kur’an ve iman ve İslâmiyeti yıkmak plânlarının tatbik edildiği en müdhiş bir devirde ve küfr-ü mutlakın ve dinsizliğin en azgın bir zamanında Bedîüzzaman Said Nursî, Kur’an ve iman ve İslâmiyetin fedakâr ve pervasız bir müdafii ve muhafızı olarak cihad-ı diniye meydanında yegâne şahıs olarak görülmüştür. Evet Bedîüzzaman, devletlere milletlere mukabil, değil yalnız bir yerdeki Firavunlara, bütün Avrupa dinsizliğine karşı tek başıyla meydan okumuş ve okuyor.
  • Yıldız Saray’ının devasa kapısından beş fesli zat içeriye girmektedir. Bunlar biraz sonra mazlum ve mağdur sultanımıza hal’ (tahtan indirme) kararını tebliğ edecektir. İçlerinden birisinin ceket cebinde duran bir kağıt parçası birazdan çıkacak ve Sultanın yüzüne olunduğunda tarihin yüzü ebediyen kızaracaktır..!!
  • Normlar Hiyerarşisi;
    -Anayasa
    -Kanun
    -Cumhurbaskanligi Kararnamesi/KHK
    -Yönetmelik
    -Yönerge
    -Genelge, Tebliğ vb.
  • Mezhepler de temelde farklı anlayışlar değil mi?

    Peygamber Efendimiz dini tebliğ etmiş, açıklamış. Sonra da “Size Kitap ve Sünneti bırakıyorum. Rehber olarak bunu edinin, hayatınızı onların ışığında düzenleyin” demiş. Yani tek formatta ve asr-ı saadetin tıpatıp aynısı bir hayat tarzından ziyade Müslümanların kendi dönemlerinde bu rehberlikle kendi yollarını çizme imkanı getirmiş. Bu ne demektir. İlk günden itibaren Müslümanlar farklı farklı düşünecek ve içtihat edecek demektir. Öyle de olmuş. Peygamberimizin bir sözünü sahabeden şekil olarak, öz olarak veya amaç olarak anlayanlar olmuş. Peygamberimiz de hepsine müsamaha ile bakmış. İlk asırlardan itibaren birçok yeni görüş ve yorumlar üretilmiş; fıkıh veya inanç mezhepleri de bu farklı anlayışları biz nasıl derli toplu hale getirir ve sistemize edebiliriz kaygısı ile ortaya çıkmış. Çok fazla dağılmadan metodik düşünceyi geliştirelim demişler. Ama farklı ekol mensupları hep birbirinin arkasında namaz kılmış. Hanefi, Şafi, Şii, Zeydi, Mutezili Caferi, Eşari, Maturidi, mistik düşünce, tasavvuf düşüncesi hep bir arada olmuş.

    Ali Bardakoğlu