• 160 syf.
    ·8 günde·Beğendi·7/10
    Birinci bölüm spoiler içerir!!!
    Dikkat!

    Kitap; adından anlaşılacağı üzere Genç Werther’in başkasıyla nişanlı bir kadın olan Lotte’ye karşılıksız aşk beslemesi ve yaşadığı ızdıraplı acıların neticesinde intihara kadar sürüklenmesini konu alır. Bu kadar derin ve büyük bir acı, bütün insanlığın bile taşıyamayacağı kadar ağır bir yük iken bu acıyı sadece Werther’in yaşaması beni inanılmaz derecede boğdu. Bizi insan yapan duygularımızdan sadece biri olan karşılıksız aşk duygusunu yaşayanlar sınanmışlardır. Muhakkak ki, dünyanın herhangi bir yerinde ve herhangi bir zamanda kitapta geçen Genç Werther’den daha fazla bu acıyla sınananlar da olmuştur. Ama bu acıyı Johann Wolfgang von Goethe kadar sayfalara iyi aktarabileni görmedim. Bu kitabı okumak isteyenlerin tabağında acı olacak ve bu acının sizi de zehirlememesi için (ruh halinize göre) okuyacağınız zamanı iyi ayarlayın.

    İkinci bölüm spoiler içermez!
    Değerli Arkadaşlar…

    Bundan sonrası hayat üzerine kişisel fikirlerimi içerir ve kitaptan bağımsızdır. Ancak okumaya devam ederseniz -tecrübeyle sabittir- size bir şeyler katacaktır.

    Ahmet Arif’in sözüyle başlıyorum; bunu hayatınızın sözü olarak kalbinize ve zihninize yazın. “Kendine iyi bak, bir daha hiçbir ana doğurmaz seni.”

    Aşk yüzünden acı çekenleri ikiye ayırıyorum; karşılıksız aşk acısı yaşayanlar, karşılıklı aşk yaşayıp da ayrılık yüzünden aşk acısı yaşayanlar.

    Karşılıksız aşk acısı yaşayanlar…
    Aşkların en beteri, en acımasızı, en çok perişan edeni hatta intihara kadar sürükleyeni bu olsa gerek diye düşünüyorum. Zavallı ve gurursuz olursunuz. Birine âşıksınız, dünyanız iki renkten oluşur; siyah ve beyaz. Beyaz, o kişi; geriye kalan her şey ise simsiyah… Geceniz, gündüzünüz ondan ibaret olur. Bu yüzden bencilleşirsiniz, dış dünyaya bütün kapıları kapatır ve ondan başkasını da düşünmezsiniz. Onun en küçük hareketi sizde var olan umutların daha da büyümesine neden olur. Kartopunun büyüyüp çığa dönüşmesi misali… Ama adı üzerinde karşılıksız aşk… Karşılıksız bile olsa mücadele edin, emek sarf edin. Elinizden geleni yapın çünkü hiçbir şey yapmazsanız eğer, ömür boyu hiçbir şey yapmamanın pişmanlığı ile yaşamak zorunda kalırsınız (Karşılıksız aşktan bahsettiğim için bu çabalardan netice alınamadığını varsayıp devem ediyorum).

    Aşk, her insanın hamurundadır. Bize lazım olan, o aşkı ortaya çıkarıp anlamlandıracak biridir; ayna misali. Birine âşık olduğunuzda, o duygu karşınızdakine değil; sizin kalbinize, ruhunuza ait bir parçadır. Bu duyguları yaşayıp da karşılığını alamayanlar için zaman en iyi ilaçtır. Klasik oldu ama gerçekten zaman en iyi ilaçtır. Hayat bu anlarda adaletsiz ve acımasız bir cenk meydanına döner; aşk acısı yaşayanlar ile aşk acısı yaşatanlar için zaman aynı hızda akmaz. Ama yine de akar. Bazıları çivi çiviyi söker mantığıyla yaklaşır ki, bu konuda başarılı olanlar da azımsanmayacak kadar çoktur. Benim için yine de “zaman” çok daha önemlidir.

    Yaranız taze iken acınızı anlamaya çalışırlar ama sizi tam olarak kimse anlayamaz. Konuştuğunuzda genelde saçmalarsınız. Sessizliğiniz ise feryadınızdır. Çaresizliğin ve ihtimalsizliğin ruhunuzu ne denli daralttığını da kimse anlamaz. Yani yalın acınızla baş başa kalırsınız. Ve mutsuzsunuzdur, zaten mutsuzlukların sebebi gerçeklerle hayallerin örtüşmemesi değil midir?

    Tavsiyem, öncelikle onun sizi istemediğini kabullenmeye başlayın. Kabullenmek atacağınız en önemli adımdır. Hiçbir şey hissetmediğiniz birinin size karşı beslediği aşkı düşünün; nasıl ki siz o aşkı besleyene karşı betonlaşırsanız, sizin âşık olduğunuz kişi de size karşı betonlaşacaktır. Atalarımızı yâd edelim, bu konuda onların çok güzel bir atasözü var; "zorla güzellik olmaz." Aslında en güzelini Nazım Hikmet Tahir ile Zühre şiirinde söylemiş;
    "Yani sen elmayı seviyorsun diye
    Elmanın da seni sevmesi şart mı?"

    Sakın içinizdeki umudun yeşermesine izin vermeyin, yoksa sonunda bir başınıza ayazda kalırsınız. O yüzden kabullenin. Kabullendikten sonra alışma süreci başlar. Burada yapılması gerekenler; ondan uzaklaşmak, kaçmak, kopmak… Kabulleneceksiniz, alışacaksınız ve sonunda unutacaksınız. Unutmaktan kastım, onu hatırladığınızda artık içinize kan akmamasıdır.

    Aşk acısı da çekseniz, bu duygular sizi insan yapan en asil ve en güzel duygulardır. Bunu yaşayabilmek, bunu hissedebilmek her şeyden daha önemlidir. Kendinizi bilin. Kendinizi sevin. Ve hiçbir şeyi, yaşamak kadar sevmeyin. Hayatınızın merkezine kendinizi koyun ve kendinize değer verin. Bunu yapın ki, başkaları da sizi sevsin ve size değer versin (Bu bencillik değildir). Sizi dış kapının dış mandalı olarak bile görmeyen biri için hayatınızı heba etmeyin.

    Hayat, her istediğinizi size vermez fakat zamanla sizin isteğinizi değiştirir. Yani ileride hayat karşınıza başkalarını çıkaracaktır, bunu da hiçbir zaman unutmayın.

    Karşılıklı aşk yaşayıp da ayrılık yüzünden aşk acısı yaşayanlar…
    Bununla ilgili de yazacaktım ama kitapta pek ilgisi olmadığından yazmıyorum. Başka bir kitapta denk gelirsem muhakkak yazacağım.

    Ahmet Arif’in sözüyle bitiriyorum; inatla diyorum ki bunu hayatınızın sözü olarak kalbinize ve zihninize yazın. “Kendine iyi bak, bir daha hiçbir ana doğurmaz seni.”
  • İnsanların uğruna para ödedikleri işlere daha fazla bağlandıkları tecrübeyle sabittir.
  • Tecrübeyle sabittir ki, kendimizden başka gidecek sahici bir yerimiz yoktur.
  • İnsanların uğruna para ödedikleri işlere daha fazla bağlandıkları tecrübeyle sabittir.
  • Hayatın her alanında olduğu gibi işyerinde de "iyi insan" olmak mühim mevzu. Ve iyilik bulaşıcı. Ve bazen sadece küçücük bir gülümsemeden doğuyor mucizeler. Ben gördüm, işittim, kokladım, yaşadım; tecrübeyle sabittir yani, oradan biliyorum. Tavsiye ediyorum.
  • 110 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Öncelikle şunu çok iyi biliyorum ve sizlerin de bilmesini istiyorum ki öyle kolay değildir Nietzsche’yi okumak-anlamak. Okumaya başlamadan önce gardınızı alın, kılıcınızı kuşanın derim. O'nun deyimiyle onu anlamak için "geviş getirmeniz" dahi gerekebilir. ( Tecrübeyle sabittir.) Her okumamda gardımı alarak ve kılıcımı kuşanarak çıktığım bu "anlam-a" yolculuğumda, çok okunan fakat en az anlanan hattâ çoğunlukla yanlış anlanan bu pos bıyıklı tatlı kaçığı ve felsefesini daha çok sevdiğimi itiraf etmeliyim. Vardığım sonuç mu?! "O tek başına koca bir dünya."Sizlere bir itirafta daha bulunayım. inanın onu anlama-k "çaba"sı bile insana çok şey katıyor.Ha bir de o'nu anlamanın bir kez tadına vardı mı, direkt olarak şöyle demeye başlıyor insan.( İç sesimi aynen yazıyorum.Ne güzel şey Nietzsche satırlarında dolaşmak; ne güzel şey ruh hallerinin an be an kör kuyusunda kaybolmadan, metinlerinin kurtarıcı iplerine sarılmak, fakat hep dolaşma-kaybolma arası olmak. Geçmiş ve gelecek arasında dönüp durmak, kuyunun içinde ya da safdışı bırakıp aklı -Nietzsche gibi-içgüdülerle yaşamak ne güzel) Türkçesi mitolojik tanrıya ezgiler- şiirler demek olan Dionysos Dithyrambosları her şeyden önce tıpkı "Böyle Buyurdu Zerdüşt"gibi felsefesinin omurgasını oluşturan iki atasından (Schopenhauer ve Wagner) düşünsel olarak uzaklaştığı farklı tarzda bir kitaptır. Ayrıca Nietzsche Dithyrambosları'nda Zerdüşt’e bir nevi şerh düşüp, kendi kendisinin eleştirisini de verir. Sizler de felsefeye ilgi duyuyorsanız veya Nietzscheseverseniz tavsiyemdir. Okuyun, okutun. Kitap ve sevgiyle & (kronolojik okuma listesine bir göz atın derim)
    1.#dipçem Dionysos, Apollon gibi sanatla ilişkili bir tanrıdır. Apollon sanatı ile Dionysos'un sanatı arasında, köken ve erekler bakımından çarpıcı karşıtlıklar vardır.
    Bu karşıtlığın en net tezâhürünü sinemanın istenmeyen çocuğu Lars V. Trier’in ~Deccal~filminde görebilirsiniz.
    2.#dipçem Antik tiyatro oyunları yani tragedyalar, Dionysos adına yapılan şenliklerden doğmuştur.#edebiütopya
  • “Bir şeyden gerçekten gönül rızanla vazgeçtiğin gün, o şey yedi denizi gezer dolaşır ve gelir senin olur.”
    Sercan Leylek
    Sayfa 28 - Postiga Yayınları