Geri Bildirim
  • Çünkü insanların uğruna para ödedikleri işlere daha fazla bağlandıkları tecrübeyle sabittir.
  • Hayatımızın, insanlığımızın bereketini kaçıran sebeplerin en önemlilerinden biri, Allahualem, vaktimizin çoğunu birbirimizin dedikodusunu yapmaya, kuyusunu kazmaya, adam harcamaya, bir günah için bir ömrü yakmaya, kişilik karalamaya, karizma çizmeye, kul yargılamaya ayırıyor olmamızdır. Bütün gün neredeyse hiç ara vermeden, üstelik hiç tereddüt de yaşamadan birbirini harcayan bir topluluğun yaptığı herhangi bir şeyin bereketi olur mu?

    Başkaları hakkında her aklına geleni söyleyen, hiçbir gerçek delili olmadan insanlar ve kişilikleri hakkında yargısız infaz yapan, nereden geldiği belli olmayan bir yetkiyle orada olmayan herkesi adaletsizce yargılayan, hiçbir şey üretmeyen ama üretilmiş her şeye laf etmeyi meslek edinen, çakmaya, karalamaya, harcamaya düşkün insanlardan uzaklaşın! Terkedin onların dünyalarını. Çünkü bu çirkin hal, nice tecrübeyle sabittir ki, söyleyenden dinleyene sirayet eder. Kötülük bulaşıcıdır, bir kişiden bir başkasına, başkalarına geçer. Alanını genişletir ve herkesi içine çeker. Oradaysanız, orada olmakta ısrarlıysanız kirlenir, kirlenmeye alışır ve nihayet temizliğin faziletini unutursunuz! “Bizim meselemiz adam harcamak değil” dedi beyaz saçlı adam, “insan biriktirmektir” “Ölmüş kardeşinizin etini yemekten hoşlanır mısınız?” diye soruyor Allah (c.c.). Lafazanlık sofrasının tabaklarına her gün ne koyduğumuzu bilelim diye!
    Diline kötülükten eser gelmeyen, eli hiçbir vakit kötülüğe gitmeyen insanlar da var. “Madem ki ayıplayacak bir günah arıyorsun” dedi meczup, “neden uzağa bakıyorsun!”
  • Mükemmel bir gündü. Babam aşırı mutluydu. Ben de -her zamanki gibi- bu mutluluğu fırsat bilip, ''Baba, internetten almam gereken bir- iki kitap var'' dedim. O da '' Tamam oğlum, al '' dedi. Tabi ki bir-iki ile bırakmadım, aç bir okur olarak önüme ne geldiyse sepete dizdim ( babama da haber verdim tabikide ama ben bunu niye şimdi buraya yazma gereği duydum ki ? ) Tam işi bitiriyordum... Gözüme bir şey çarptı: Fahrenheit 451.

    Ömründe sadece Fahrenheit'ı okuyan arkadaşım, okumam için durmadan ısrar ediyordu. Bende aklıma geldiği gibi ekledim sepete.

    2 gün sonra kargo geldi ve o gün bugündür kendisine sıranın gelmesini bekliyordu. Ta ki Murat Ç'nin düzenlemiş olduğu Bilim-Kurgu(#28996895) etkinliği gelip çatana kadar...

    Fahrenheit 451, Kitap kağıtlarının yanıp tutuştuğu sıcaklık derecesidir. Şuanki yaşadığımız zaman diliminde bu kelime size gereksiz gibi gelebilir ; ancak, ya itfaiyecilerin evimizi basıp, sizinle beraber kitaplarınızı ateşe verdiği bir zamanda yaşıyor olsaydık, o zaman için de bu geçerli olur muydu ?

    ***************************************************************
    Konuyu merak eden arkadaşlar için çok kısa, spoilersız bir şekilde kitabı anlatayım :

    Guy Montag, psikopat itfaiyecilerden biridir. 10 yıldır düzenli olarak kitap yakıyor ve hayatı sorgulamadığı için de işinden memnundur. Bir gece yarısı mutlu kitapları yaktıktan sonra, Clarisse ile tanışır. Clarisse, Montag'ı düşünmeye sevk eder. Yavaş yavaş Montag'ın beynı basmaya başlar ( zahmet oldu).
    Ve olanlar olur ...

    ***************************************************************

    Açık açık konuşmak istiyorum. Evet, şuanda psikopat itfaiyecilerimiz yok ; ancak Fahrenheit'ın etkileri gözükmeye başladı. Kitap okumayan insanlardan bazıları okuyanlara '' Ula bundan ne anlıyon ? Psikopat gibi gözlerini dikiyon bi işe yaradığı da yok . Acıyom he valla sana bi şey olacakmış gibi okuyon şunları. Kaç lira verdin bi de buna ? 40 mı !!!!! La ben o kadar paraya 3 paket cigara alırım'' demeye başladı ( Tecrübeyle sabittir). İnsanlar her geçen gün kitaplardan kaçıp, televizyona, telefona , internete, kurgusu uyduruk evlilik programlarına yada sörvayvıra dadanmaya başladı. Klasik eserlerin değeri her geçen gün azalıyor. Her okulda artık eskisi gibi kitap okuma zorunluluğu yok; ama telefona bir şey diyende yok... Ne diyebilirim ki ?

    Ray Bradburry, televizyonların artık büyüdüğünü, renklileşmeye başladığını, kanal seçeneklerinin arttığını ve insanların kitaplardan kopup, televizyon denen bu illete dadanmaya başladığını görünce ''Bu böyle devam ederse...'' diye düşünüyor ve en sonunda kolları sıvayıp bu romanı yazıyor. İyikide yazıyor

    ''Kitap aşırı güzeli, elimden bırakamadım, karakterler harikaydı!'' gibi bir ifade kullanamam; ama. bir insanın ömründe okuması zorunlu olan 20 eserden biri de Fahrenheit'tır(bence). Niye ? Aşırı mı güzel ? Yoo, böyle dememin en büyük sebebi:

    Kitapsız bir dünyada yaşam olmadığını anlaman için.

    Kitapsız toplum IQ'su tavana urduğu için.

    Kitabın en yakın arkadaşın olabileceğini anlaman için.

    Yarın bir gün kıymetli eserlerimizi yok etmeye çalışıcak bebelerle savaşman için.


    Sonuç olarak; Anlaşabildiğiniz sürece kitap sizin en yakın arkadaşınızdır, dostlar. İşin neresinden bakarsanız bakın; Bir yerde bir ilim öğreniliyorsa, onun kökeni bir kitaba dayanır. Kitaplarda tecrübeyle sabittir zaten. Bu yüzden kitapsız ve okursuz bir dünya düşünemiyorum. Siz eğer bu dünyanın nasıl bir şey olduğunu merak ediyorsanız , Fahrenheit'ı bir okuyun derim.

    Ama söylemeden edemicem;

    DÜNYA HER GEÇEN GÜN DAHA MI FAHREİNHEİT'A DÖNÜŞÜYOR SANKİ ?
  • “Devletin düzeninin bozulduğu dönemlerde merkezden taşraya gönderilen adeletnamelerde, Osmanlı sultanı diyor ki, ‘Benim eyyam-ı saadet- encamımda bir kulun dahi ziyan görmesine asla rızam yoktur.’ Kime diyor? Devletin görevlilerine. Çünkü otorite sarsıldıkça yerel güçler alan kapmaya çalışır, vergi tahsilinde haksızlık ortaya çıkmaya başlar, adalet duygusu yok olur. Bizzat sultan, her tarafa fermanlar göndererek adalet duygusunun sarsılmasının önüne geçmeye çalışıyor. Çünkü zulüm ile abad olunmayacağı tecrübeyle sabittir.
  • "Tecrübeyle sabittir ki umumiyetle hadisenin iyisi tektir, kötüsü silsile."
  • Tecrübeyle sabittir ki umumiyetle hadisenin iyisi tektir, kötüsü silsile. Kötülük, fare olsa kuyruğuna bağladığı dev kabağı iğne deliğinden geçirir.
  • "Şimdi de elinizi arkadaşın omuzuna koyarak poz verin" demesi oldu.
    Gazeteci reflekslerimle hemen "Neden?" dedim. "Kimin omuzuna elimi koymuş olacağım?"
    Bu noktada "photoshop" tabir ettiğimiz hadiseden bahsetmekte yarar var. Şimdi efendim, birçok ünlü ve meşgul insanı bir araya getirip, aynı gün ve saatte bir stüdyoda toplamak, tecrübeyle sabittir ki mümkün değildir.
    . Bu tip "toplu" fotoğraflarda, ünlü kişiler, ayn ayn günlerde, hatta bizimkinde olduğu gibi, ayn ayn mekânlarda çekilip, sonra bilgisayarda birleştirilirler.
    Okuyucu da bakıp "Vay be, Ayşe, Fatma'yla kavgalı olduğu hâlde nasıl da samimi poz vermiş" falan der. Oysa sözkonusu Ayşe ve Fatma, asla aynı
    çatının altında bir araya gelmemişlerdir!