• Hamd : “Bir ihsana karşı kalbin medih ve şükür duygularıyla dolması ve o ihsan sahibini tâzim etmesi”

    Hamd ile şükür ilişkisi umum husus olarak özetlenebilir. Yani her şükür aynı zamanda bir hamddir. Ancak her hamd şükür değildir. Hamd, bize ve bütün mahlukata yapılan ikram ve izetleri Allah'a takdim etmektir. Şükür ise daha hususi olarak bize yapılan ikramlara karşılık gelir. Bu nedenle şükür kelimesi hamdin yerini tutamaz. Hamd daha geniş ve şumüllüdür.

    Kur’an’ın hülâsası olan Fatiha sûresi, “Âlemlerin Rabbine hamd” ile başlar. Demek ki âlemlerin terbiye edilmeleri insan için bir ihsan, bir ikramdır; Ona Rabbinin bir lütfudur.

    Güneş bir terbiyeden geçmiş de ziya veriyor, ısı veriyor; gezegenlerini etrafında döndürüyor. Onu böylece terbiye eden Allah’ı medih ve sena ederiz. Bir de bu terbiyenin insana bakan ciheti var. Güneşin böylece terbiye görmesi sayesinde insanoğlu ondan istifade edebiliyor. Yâni, bu terbiye insana bir ihsan. Bu ihsana karşı da Rabbimize şükür borçluyuz. İşte hamd, bu medihle bu şükrü birlikte ifade eden mühim bir zikir.

    Oksijenle hidrojeni ayrı ayrı terbiye eden, sonra bunların ikisini yeni bir terbiyeden geçirerek su hâline getiren Rabb-ül Âlemin’e hamdederiz. Zira, su yaratmak, nehir, göl, deniz yaratmak Allah’ın azim bir sanatı olduğu gibi insanoğluna da büyük bir ihsanıdır.

    Gözümüzü görmeğe, elimizi tutmağa, ciğerimizi solunuma uygun olarak terbiye eden Rabbimize hamdederiz.

    Dünyanın Güneş etrafında, Ay’ın da Dünya etrafında döndürülmesi büyük bir kudret tecellisi olduğu gibi, insan için büyük bir İlâhî ihsandır ve ikramdır. Onları böylece terbiye eden Allah’a hamdederiz.

    Mü’minler için cenneti, kâfirler için cehennemi terbiye eden Hâlıkımıza hamdederiz.

    Kur’an-ı Kerim'in “Rabb-ül Âlemin’e” hamd ile başlayıp, “Rabbünnâsa” sığınmakla son bulması ne kadar mânidardır. Rabb-ül Âlemin; bütün âlemlerin terbiye edicisi. Rabbünnas da insanı bütün organlarıyla ve bütün duygularıyla terbiye eden Allah. Âlemlerin terbiyesi, insana baktığı, insanın faydalanmasına en uygun şekilde yapıldığı için, âlemleri terbiye eden ancak insanın Rabbidir. Bir diğer ifadeyle insanın Rabbi ancak âlemleri terbiye eden zât olabilir. İşte insan bu tabloyu tefekkür ettiğinde ruh ve kalbi sonsuz bir minnet, medih ve şükür ile dolar. Allah’a sonsuz hamdeder.

    Fikrimize kâinat kitabını okuma gücü veren, kalbimize iman ve marifeti yerleştiren Rabbimize hamdederiz. Kalb gözümüzü hidayetiyle açması ve bize kendini bildirmesi, tanıttırması, sevdirmesi, Allah’ın en büyük bir ihsanı bir ikramı olduğu kadar, en ince bir san’atıdır da. Dünün nutfesi bugün Rabbini tanıyor, O’nu seviyor, O’nun san’atlarını tefekkür edebiliyor.

    San’atkârını bilen eser, kâtibini tanıyan kitap... Bunlar beşer hayâlinin erişemeyeceği noktalar. İşte hidayetle nurlanan bir mü’minin kalbi, Allah’ın böyle harika bir san’atı.

    İnsan kendisinde tecelli eden bu kemal için hem Rabbini medih ve sena eder, hem de bu büyük lütuf karşısında O’na sonsuz derecede şükreder.

    Hamd sadece insana mahsus değil. Diğer mahlûkların da en azından hâl diliyle hamdleri vardır. Bir yıldız, Allah’a hamdeder; yok iken var olduğu için. Zira, yoğu var etmek hem İlâhî bir san’at, hem de o yıldıza bir ihsandır.

    Bir çiçek de Allah’a hamdeder. Suyu, toprağı terbiye ederek çiçek hâline getirdiği için Allah’ı hâl diliyle medih ve sena ettiği gibi, kendisine çiçek olmayı lütfettiği için de yine Rabbine şükreder. İşte bu medih ve şükür onun hamdidir.

    Diğer varlıkları da bunlara kıyas ettiğimizde, her varlığın Allah’ı tesbih ettiği gibi O’na hamd de ettiğini bir derece hissedebiliriz.

    * * *

    İnsan, başına gelen musibeten dolayı şükretmesi gerekir. Ayrıca her şükür bir hamddir.

    Şükretmek, sabretmenin bir alameti olduğu gibi Allah'tan gelen her şeye razı olmanın göstergesidir. Bu bakımdan gelen hastalıklara şükretmek de kulun Rabbine teslimiyetinin ve onun rızasından başka bir şeyi gözetmediğinin delilidir.

    Şükretmekle hastalık artmaz, belki hastalıktan gelen ısdıraplar ve meyusiyetler azalır.
  • Şimdiye kadar
    Kuran'ı kerimi bu tarz bir tanıtımla görmemiş olabilirsiniz!
    Onun için aşağıdaki metni dikkatlice okuyunuz;

    Adı: Kuranı Kerim
    Lakabı: Mecid
    Lisanı: Arapça
    Nüzul zamanı: 27 Ramazan , Fil senesinin kırkıncı yılı
    Nüzul mekanı: Mekke, Medine, Hira mağarası
    Nazil eden: Allah'u Teala
    Vahiy meleği: Hz. Cebrail
    Vahyi alan: Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve alihi vesellem
    Vahiy sayısı: 24 bin defa
    Nazil olma müddeti: 23 yıl
    İlk nazil olan ayet: "Yaratan Rabbinin adı ile oku."
    İlk nazil olan süre: Alak
    Son nazil olan süre: Nasr
    Son nazil olan ayet: "Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim." (Maide,3)
    Cüz sayısı: 30
    Süre sayısı: 114
    En azametli ayet: Ayet'el Kürsi
    En uzun süre: Bakara
    En kısa süre: Kevser
    En uzun ayet: Bakara süresinin 282. ayeti
    En kısa ayet: Taha süresinde "Taha" ayeti
    Mekki sürelerin sayısı: 82
    Medeni sürelerin sayısı: 20
    Mekki ve Medeni sürelerin sayısı: 12
    Kuran'ı kerimin yarısındaki süre: Kehf süresi
    Kuran'ı kerimin anası: Fatiha süresi
    Kuran'ı kerimin kalbi: Yasin
    Kuran'ın gelini: Rahman süresi
    İki besmele olan süre: Neml süresi
    Besmele olmayan süre: Tevbe süresi
    Hizb sayısı: 120 hizb
    Bütün ayetlerinde Allah ismi olan süre: Mücadele süresi
    Ayet sayısı: 6236 ayet
    Kelime sayısı: 77439 kelime
    Harf sayısı: 330733 harf
    Nokta sayısı: 105684 nokta
    Kuranı kerim üç bölümden ibarettir: Allah'ın vahdaniyeti, Kıssalar, Ahkâm
    Üç defa okunduğunda Kuran'ın hatim sevabını teşkil eden süre: İhlas süresi

    Kuran'ı kerimde erkek ve kadın eşit oranda, eşit kelimelerle zikrolunmuştur.
    Yani Kuran'ı kerimde erkek 24 defa kadın da 24 defa zikrolunmuştur.
    Bu nokta insanı hayrete düşüren ve insanın üzerinde tefekkür etmesi gereken bir noktadır.
    Bu nokta Kuran'ı kerimde her konunun eşit olarak beyan olunduğunu göstermektedir.

    Kuran'ı kerimde dünya 115 defa
    ahiret de 115 defa,
    Melekler 88 defa
    şeytan da 88 defa,
    Yaşamak 145 defa
    ölüm de 145 defa,
    Fayda 50 defa zarar da
    50 defa,
    Millet (halk) 50 defa Peygamberler de 50 defa,
    İblis 11 defa İblis'in şerrinden Allah'a sığınmak da 11 defa,
    Musibet 75 defa,
    şükür de 75 defa,
    Sadaka 73 defa
    razılık da 73 defa,
    Aldatılanlar (delalete düşenler) 17 defa ölüler de (ölü insanlar da) 17 defa,
    Müslümanlar 41 defa
    cihad da 41 defa,
    Altın 8 defa güzel ve
    rahat yaşam da 8 defa,
    Büyü 60 defa fitne de 60 defa,
    Zekat 32 defa
    bereket de 32 defa,
    Zihin 49 defa
    nur da 49 defa,
    Dil 25 defa
    nasihat da 25 defa,
    Arzu 8 defa
    korku da 8 defa,
    Aşikâr konuşmak 18 defa
    tebliğ etmek de 18 defa,
    Zorluk 114 defa
    sabır da 114 defa,
    Muhammed sallallahu aleyhi ve alihi vesellem 4 defa Şeriat da (Hz. Peygamberin öğretileri de)
    4 defa zikrolunmuştur.

    Kuran' kerimde tekrar olan kelimeler de insanın dikkatini Kuran'ı kerime celbetmekte ve tefekküre sevk etmektedir;

    Namaz 5 defa,
    ay 12 defa,
    gün 365 defa zikrolunmuştur.

    Acaba bunların tamamı tesadüf üzere olabilirmi!

    Kamer süresinden Kuran'ı kerimin sonuna kadar 1389 ayet vardır.
    Kameri takvimine göre miladi 1969 senesine tekabül etmektedir.
    Aya gidilme tarihi 1389 senesinde gerçekleşmiştir.

    Kuran'ı kerimin 19. süresinin (Meryem) 57. ayeti Hz. İdris hakkında şöyle buyurmuştur;
    " Ve onu, yüce bir mekâna yükselttik."
    İnsan uzaya ilk olarak 1957 senesinde gitmiştir.

    Bütün erkek ve dişi hayvanlarda bulunan kromozomlar eşittir.
    Bal arısı kromozom açısından diğer hayvanlardan farklı olan tek hayvandır.
    Zira bal arısının on altı çift kromozomu vardır ama erkek arının on altı tek kromozomu vardır.
    Kuran'ı kerimin on altıncı süresi ise Nahl (bal arısı) süresidir.

    Kuran'ı kerimin bir kaç yerinde merkeb(eşek) kelimesi diğer hayvanlarla beraber zikrolunmuştur.
    Ancak sadece Kuran'ı kerimin iki ayeti kerimesinde bu hayvanın adı tek başına zikrolunmuştur.
    "Seslerin en çirkini, şüphesiz merkeblerin sesidir." (Lokman, 19)
    " Tevrat’la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerle kitap taşıyan merkebin durumu gibidir." (Cuma, 5)
    Bu hayvanın 31 çift yani 62 kromozomu vardır.
    Bu iki sure (Lokman, Cuma) Kuran'ın 31. ve 62. sureleridir.

    "Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur." (Rad, 28)
    *alıntı
  • Okumak...
    Ne nefes almaktır ne de özgürlük...
    Okumak okumaktır.
    Okumak, sayfalar arasında yolculuk ederken kimi zaman satır aralarında dinlenmek kimi zaman da harflerin arasına saklanmaktır.
    Okumak...
    Okumak başlı başına bir baş kaldırış, yeniliğe, yenilenmeye adım atıştır.
    Okumak...
    Okumak hayatı farklı farklı şekilde iki kapak arasında yaşamaktır. Zira özgürsen sayfalar arasında özgürce dolaşır ruhaniyetine göre nasiplenirsin satırlardan. Ve gönül huzuruyla nefes alabiliyorsan her kelimeyi okurken o kelimeye kendince yeni bir mana katar bambaşka anlamlara büründürürsün.
    Okumak...
    Okumak niyettir aslında. Yüreğinde ne varsa onu yaşarsın harfler dünyasında...

    Gönül huzuruyla nefes aldığınız tüm benliğinizle özgür olduğunuz bir yaşam diliyorum herkese.

    Ve sevgiyle diyorum ki okuyun, okumaktan vazgeçmeyin. Okutmaktan, kitap önerilerinde bulunmaktan ve okumanın kattığı güzellikleri, deneyimleri paylaşmaktan vazgeçmeyin.Zira bazı şeyler paylaştıkça çoğalır. Tıpkı sevgi ve tebessüm gibi...

    En sonunda ise okumanın yüreğimize kondurduğu efsun tüm dünyayı sarsın.
    Tüm çocuklar tok karınlarıyla ağız dolusu gülsün.
    Savaşın adı tarihe karışsın, barış dolu bir dünya olsun.
    Hastalıklar birer birer ruhumuzdan ve bedenimizden dökülsün.
    Sağlıkla şükür ve tefekkür içinde yaşayalım.

    Okumaktan ve iyilik dolu bir yürekle tüm kötülüklerle mücadele etmekten vazgeçmeyin... Vazgeçmeyelim...

    Selam ve dua ile.
  • 316 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Merhaba:)Rasulullah sav; Bütün zevkleri kökünden yok eden ölümü çokça hatırlayınız!” buyuruyor. (Tirmizî, Kıyâmet, 2)
    Kitap incelememden önce büyük Islam alimi Imam Gazali Hazretlerinin ruhlarına rahmet diliyorum.Bu güzel kitabı 1 defa okumak nasip oldu çok şükür.Yavas okunmasi sindirilmesi gerekiyor.Dili cok agir değil ama arapca kelimeler bazi yerlerde gecmis onlarda anlasilmayacak sekilde degil; mefhumu yine bizlere veriyor.Öncelik Rabbim daima hatırımda tutmami ona göre yaşamamı nasip etsin hepimizin insAllah bugün burada incelemesini yapmaya layık olmasam da deneyeceğim.Affınıza sığınarak.
    Kitabin içeriğinde iki kısım var:
    Birinci kısım, ölümden önce, Sûr'un üflenmesine kadar olan hususlar hakkındadır. Bu bölümde yer alan konular kısaca;
    Ölümü hatırlamanın fazileti ve ölümü hatırlamaya teşvik.
    Uzun emel ve kısa emel.
    Sekerât-ı mevt (Ölüm sarhoşluğu), ölümün şiddeti ve ölüm es­nasında yapılması müstehab olan şeyler.
    Allah Resûlü'nün (sav) ve Râşid Halifelerin vefatı.
    Ölüme hazırlanmış halifelerin, emirlerin ve sultanların sözleri.
    Allah dostlarının cenaze, kabir ve kabir ziyareti hakkındaki sözleri.
    Ölümün hakikati, ölünün mezarda, Sûr'un üflenmesine kadar maruz kalacağı şeyler.
    Uykuda keşif yoluyla ölülerin hallerinden bilinen hususlar.

    İkinci kısım, Sûr'un üflenmesinden sonra insanların cennet ve cehenneme yerleştirilmesine kadar gerçekleşecek hususlar hak­kındadır.(Bu kısımda kabir konusu çok iyi anlatılmis etkisinden çıkamadım hadisler ve kıssalar ayetler Imam Gazali hz.sozleri ve nasihatleri oldukça yerinde ve ölümü hatırdan çıkarmayacak mahiyettedir.)

    Öncelik bu konuyla ilgili hepimizin rahatsız olduğu ölüm gerçeğinden biraz bahsetmek istiyorum kitaptan yaptığım çıkarımlar neticesinde niyetim nasihat akıl felan asla vermek değil ne haddime.. Hepimizin maddi manevi sıkıntıları var ruhumuz tatmin olmuyor tam olarak dunya hayatinda ve bocaliyoruz hepimiz yorgunuz yoksa kitaplara bu kadar cok siginmazdik ilim bize sifa oluyor kendimizi yanlışlarla tedavi ediyoruz bazen de malesef fakat güzel bir ölümü haketmiyor muyuz?ve bunu düşünüyor muyuz acaba?Modernite dünya o kadar kalplerimize girmiş ki cidden ölecegimizi unutuyoruz halbuki Rasulullah sav dünyayı ele almıştı onu Ahiret hayati(güzel bir yasam) için araç olduğunu belirtmişti. Ölüm gerçeğinden kurtulamıyoruz ve diğer bir yasam umut oluyor hayatımızda gördüğümüz haksizliklar, ihanetler,dost kazıkları , borçlar cabası vs vs liste uzar..bütün bunlara karşı ölüm ödül niteliğinde aslinda..Peki ölüm bir ödülse biz bunu neden cezaya dönüştürelim ki?Ve şu dünya ve sahiplendigimiz herseyi malesef o tarafa götüremeyeceğiz ama inanir ve çabalarsak daha iyisini diğer tarafta bulacağız Ölüm Mevlana hz.deyişiyle Seb-i Aruzumuz olur.
    Hepimiz, ilâhî imtihan diyârı olan bu cihan mektebinin talebeleriyiz. Kulluk tahsilimiz, ecel tasdiknâmesiyle son bulacak, amellerimizle toprağın sînesine gömüleceğiz ve bu gomulmeyle varolan ölüm bir yok oluş değil aksine bir varoluştur kurtulmadir.Gercek evimize gideceğiz dünyada rahat değiliz çünkü Gerçek hayat ondan sonra ulaşılacak hayattır.Bildigimiz gibi Hayat ve ölüm iç içedir ve insanoğlunun nihaî mutluluk yolunun köşe taşlarıdır. Ölümü iyi düşünüp sırlarını idrak etmek, ölümü öldürenlerin, ölmeden evvel ölenlerin huzurunu insanogluna sağlar ölüm üzerine tefekkür etmek..Imam Gazali Hz.eserinde Bire bir islam anlayışı ile örtüşen, aynı zamanda mistisizm(gerçekte tasavvuf) ve felsefe ile yoğurulmuş “yaşam, ölüm ve ölüm sonrası” gibi biz insanların kaçınılmaz bir şekilde muhattap olacağı kavramları güzel bir diile ifade etmiş.
    Beni en çok etkileyen şey “üstün olan takva sahibi olandır ve bunu da ancak Allah bilir” mesajının verilmesi buna göre yaşanmasıdır.bir insanda yaptığı ibadetlerin yanında iyiliklerin, verimliliğin, üretkenliğin, medeniliğin... de zorunlu olarak yaşamında mevcut olması durumudur bu takva..yani ölüme en çok iyi hazirlanan kazanacak ve hayatini ona gore sekillendiren.. dindarlığı Allah belirler kimse kimsenin kalbini tabiki bilmiyor fakat yarın geç olmakla meşhur.Ölümü de erteliyoruz davetsiz geldiğini unutur gibi.Dünya isleri bizi öyle çok sarmış ki elimizdeki telefonun şarjı biter korkusu ölüm korkusundan daha fazla ne yazık ki..sanki ölüm hep başkaları içindir. hep başkaları ölür;bu ölüm nasıl bir şeyse sizi hep ıskalar..ne kadar garip yıllarca baktığın, üzerine titrediğin bedenin mutlak sonla yok olacak. geri dönüşsüz, bilinmeyene doğru ilerlemek... bunları bilerek, sanki hiç de öyle değilmiş gibi kayıtsız yaşamak işimiz zor dostlar..
    bir gassal'ın ağzından şunu dinlemistim;
    ".... mesela cenazenin yakını geldiği zaman ahmet nerde, mehmet nerde, ayşe nerde, fatma nerde diye sormuyorlar da cenaze nerde, cenazeyi nereye götürdünüz diye soruyorlar. insan öldüğü vakit, ismi bile yitiyor, ismi bile gidiyor...."surdan izleyebilirsiniz hatta;

    https://youtu.be/rfIRXRZCj6s
    çok garip ama bence ölümü düşündüğümde korku yada endişe yerine bir rahatlık duygusu hissediyor olmak büyümüş olmak demek. hayatın tüm dertlerinden bir anda sıyrılabilecek olmak düşüncesi diğer mutlulukların önüne geçiyorsa bu kotu bisey degil tabiki vaktinden önce insanın kendi biletini kesmesi doğru değil seyretmesi mücadele etmeye devam etmesi gerekiyor.Bir şeye psikolojik olarak hazırlanmak, onu belli aralıklarla kalpte hatırlamakla mümkün Bir şeyi hatırlamak da onu çağ­rıştıran hususları zikretmek suretiyle mümkün olabilir. Bu sebep­le ölümü çok anmak gerekiyor.
    Rabbim ölümü ölmeden yasayan idrak eden ve güzel şekilde hazirlanan kullarindan eylesin.
    Bu kitabı mutlaka okuyun ve bu güne kadar yaşadıklarınız ve yaptıklarınız ile ilgili ciddi ciddi düşünüp bir tahlil yapınız. Okurken ürperdiğinizi ve tüylerinizin dikendiken olduğunu hissedeceksiniz. Ama ona göre de ders çıkarıp daha tedbirli yaşamaya gayret göstereceksiniz. Fani ve ebedi alemin bir karşılaştırmasını yapmak için mutlaka okunmalı.

    Akıllı kimse, nefsini hesaba çekip ölümden sonrası için amel işleyendir." (Tirmizi, İbn Mace)
     
    #Eseri öncelik Islam dünyasına kazandıran Büyük Alim Imam Gazali Hz.ruhlarına rahmet diler ;Bir fatihay-ı serif okuyalim inşAllah.. bizlerde kendisinin yollarından yürürüz InşAllah tercüme eden emeği geçen tüm müelliflerden Allah razı olsun.

    BU KITABI ALIN OKUYUN OKUTUN KÜTÜPHANE VE KALBINIZDE HAYATINIZDA OLSUN INŞALLAH :)
    selametle iyi okumalar dostlarım:)
  • KURAN'IN KISA TANITIMI!

    Şimdiye kadar Kuran'ı bu tarz bir tanıtımla görmemiş olabilirsiniz! Onun için aşağıdaki metni dikkatlice okuyunuz;

    Adı: Kuran
    Lakabı: Mecid
    Lisanı: Arapça
    Nüzul zamanı: 27 Receb, Fil senesinin kırkıncı yılı
    Nüzul mekanı: Mekke, Medine, Hira mağarası
    Nazil eden: Allah'u Teala
    Vahiy meleği: Hz. Cebrail
    Vahyi alan: Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve alihi vesellem
    Vahiy sayısı: 24 bin defa
    Nazil olma müddeti: 23 yıl
    İlk nazil olan ayet: "Yaratan Rabbinin adı ile oku."
    İlk nazil olan süre: Alak
    Son nazil olan süre: Nasr
    Son nazil olan ayet: "Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim." (Maide,3)
    Cüz sayısı: 30
    Süre sayısı: 114
    En azametli ayet: Ayet'el Kürsi
    En uzun süre: Bakara
    En kısa süre: Kevser
    En uzun ayet: Bakara süresinin 282. ayeti
    En kısa ayet: Taha süresinde "Taha" ayeti
    Mekki sürelerin sayısı: 82
    Medeni sürelerin sayısı: 20
    Mekki ve Medeni sürelerin sayısı: 12
    Kuran'ın yarısındaki süre: Kehf süresi
    Kuran'ın anası: Fatiha süresi
    Kuran'ın kalbi: Yasin
    Kuran'ın gelini: Rahman süresi
    İki besmele olan süre: Neml süresi
    Besmele olmayan süre: Tevbe süresi
    Hizb sayısı: 120 hizb
    Bütün ayetlerinde Allah ismi olan süre: Mücadele süresi
    Ayet sayısı: 6236 ayet
    Kelime sayısı: 77439 kelime
    Harf sayısı: 330733 harf
    Nokta sayısı: 105684 nokta
    Kuran üç bölümden ibarettir: Allah'ın vahdaniyeti, Kıssalar, Ahkâm
    Üç defa okunduğunda Kuran'ın hatim sevabını teşkil eden süre: İhlas süresi

    Kuran'da erkek ve kadın eşit oranda, eşit kelimelerle zikrolunmuştur. Yani Kuran'da erkek 24 defa kadın da 24 defa zikrolunmuştur. Bu nokta insanı hayrete düşüren ve insanın üzerinde tefekkür etmesi gereken bir noktadır.
    Bu nokta Kuran'da her konunun eşit olarak beyan olunduğunu göstermektedir.

    Kuran'da dünya 115 defa ahiret de 115 defa, Melekler 88 defa şeytan da 88 defa,
    Yaşamak 145 defa ölüm de 145 defa,
    Fayda 50 defa zarar da 50 defa,
    Millet (halk) 50 defa Peygamberler de 50 defa,
    İblis 11 defa İblis'in şerrinden Allah'a sığınmak da 11 defa,
    Musibet 75 defa, şükür de 75 defa,
    Sadaka 73 defa razılık da 73 defa,
    Aldatılanlar (delalete düşenler) 17 defa ölüler de (ölü insanlar da) 17 defa,
    Müslümanlar 41 defa cihad da 41 defa,
    Altın 8 defa güzel ve rahat yaşam da 8 defa,
    Büyü 60 defa fitne de 60 defa,
    Zekat 32 defa bereket de 32 defa,
    Zihin 49 defa nur da 49 defa,
    Dil 25 defa nasihat da 25 defa,
    Arzu 8 defa korku da 8 defa,
    Aşikâr konuşmak 18 defa tebliğ etmek de 18 defa,
    Zorluk 114 defa sabır da 114 defa,
    Muhammed sallallahu aleyhi ve alihi vesellem 4 defa Şeriat da (Hz. Peygamberin öğretileri de) 4 defa zikrolunmuştur.

    Kuran'da tekrar olan kelimeler de insanın dikkatini Kuran'a celbetmekte ve tefekküre sevk etmektedir;

    Namaz 5 defa, ay 12 defa, gün 365 defa zikrolunmuştur.

    Acaba bunların tamamı tesadüf üzere olabilirmi!

    Kamer süresinden Kuran'ın sonuna kadar 1389 ayet vardır. Kameri takvimine göre miladi 1969 senesine tekabül etmektedir. Aya gidilme tarihi 1389 senesinde gerçekleşmiştir.

    Kuran'ın 19. süresinin (Meryem) 57. ayeti Hz. İdris hakkında şöyle buyurmuştur; " Ve onu, yüce bir mekâna yükselttik." İnsan uzaya ilk olarak 1957 senesinde gitmiştir.

    Bütün erkek ve dişi hayvanlarda bulunan kromozomlar eşittir. Bal arısı kromozom açısından diğer hayvanlardan farklı olan tek hayvandır. Zira bal arısının on altı çift kromozomu vardır ama erkek arının on altı tek kromozomu vardır. Kuran'ın on altıncı süresi ise Nahl (bal arısı) süresidir.

    Kuran'ın bir kaç yerinde eşek kelimesi diğer hayvanlarla beraber zikrolunmuştur. Ancak sadece Kuran'ın iki ayetinde bu hayvanın adı tek başına zikrolunmuştur. "Seslerin en çirkini, şüphesiz eşeklerin sesidir." (Lokman, 19) " Tevrat’la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin durumu gibidir." (Cuma, 5) Bu hayvanın 31 çift yani 62 kromozomu vardır. Bu iki süre (Lokman, Cuma) Kuran'ın 31. ve 62. süreleridir.

    "Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur." (Rad, 28)
  • 13.12.2019
    NAMAZ: RABBİMİZE YAKIN OLMA ÇABAMIZ

    Muhterem Müslümanlar!
    Bir gün Peygamberimiz (s.a.s) ashabıyla sohbet ederken onlara şöyle bir soru sordu: “Birinizin kapısının önünden bir nehir geçse ve o nehirde günde beş defa yıkansa, o kimsede kirden eser kalır mı?” Sahâbe-i kirâm, “Kalmaz Ya Resûlallah” diye cevap verdi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: “İşte beş vakit namaz da böyledir. Allah bu namazlarla günahları yok eder.”

    Aziz Müminler!
    Peygamberler tarihinin en köklü ibadeti olan namaz, yüce dinimiz İslam’ın beş temel esasından biridir. Namaz; insanın ruhu, bedeni, aklı, yüreği, sevgisi ve hürmetiyle, kısacası bütün varlığıyla Allah’a yönelişinin sembolüdür. İnsanoğlu ne zaman Rabbinin kulluk davetine gönülden icabet edip namazlarını eda etmişse, o zaman gerçek anlamda huzura kavuşmuştur. Ancak ne zaman namazlarını ihmal edip Rabbiyle arasındaki bağı zayıflatmışsa, o zaman da nefsani arzularının esiri olmuş ve hüsrana uğramıştır.

    Kıymetli Müslümanlar!
    Ezanın ulvi davetiyle Cenâb-ı Hakk’ın huzurunda namaza duran mümin, aşkını, bağlılığını, itaatini ve teslimiyetini O’na arz eder. Bu haliyle namaz, müminin hasretle beklediği ve Yüce Yaratanına en yakın olduğu buluşma anıdır. Namaz dünyaya ait telaşe, dert ve sıkıntıları bir kenara bırakarak çıkılan mukaddes bir yolculuktur. Asli vatanı olan cennetten uzağa düşmüş insanın, ihlasını ve istikametini koruyan bir hayatla Rabbine dönme arzusudur. Nitekim Peygamberimizin ifade buyurduğuna göre, “Cennetin anahtarı namazdır.”

    Namaz, şükür ve minnettarlık zamanıdır. Yaratan ve yaşatan, nimet verip doyuran, koruyan ve bağışlayan Allah Teâlâ’ya karşı, müminin vefa borcudur.

    Değerli Müminler!
    Hutbemin başında okuduğum ayet-i kerimede Hak Teâlâ (c.c) şöyle buyuruyor: “Kitaptan sana vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Kuşkusuz namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak en büyük iştir. Allah yaptıklarınızı bilir.” Öyleyse namaz, arınma ve korunma çabasıdır. Namazlarına değer veren, özen gösteren, tekbirinden selamına kadar namazın bütün rükünlerini dosdoğru ve huşû içinde eda eden bir mümin, ibadet şuuruna sahip demektir. İbadet şuuru ise kul olma bilincidir. Allah’ın daima kendisini gördüğünü ve işittiğini bilerek, takva, merhamet ve nezaketle yaşamaktır.

    İşte bu sebeple namaz, müminin sadece ibadet borcunu değil, aynı zamanda üstün ahlâkını da temsil eder. Namaz kılan kişi, her türlü aşırılıktan, kabalıktan ve şiddetten korunur. Namazla güçlenen maneviyatı sayesinde, hayâ ve edebe aykırı davranışlardan uzak durur.

    Aziz Müslümanlar!
    Peygamberimize ve onun şahsında bütün müminlere hitaben Kur’an’da şöyle buyrulur: “Ailene namazı emret; kendin de ona sabırla devam et. Senden rızık istemiyoruz; aksine biz seni rızıklandırıyoruz. Güzel sonuç, Allah’a karşı gelmekten sakınanlarındır.” Allah Resûlü (s.a.s), bu emrin gereği olarak her sabah kızı Hz. Fatıma’nın kapısına uğrar ve “Ey ev halkı! Haydi, namaza!” diyerek onları namaza davet ederdi. Bugün bizler de aynı şekilde kendimizi ve ailemizi namaza alıştırmakla sorumluyuz.

    O halde, namazın şifa veren, güven ve sükûnet aşılayan ikliminde Rabbimizle buluşmaktan ailece mahrum kalmayalım. Bu hayatta “dinimizin direği”, ahirette ise “hesabımızın ilk sorusu” olan namazlarımızı ihmal etmeyelim. Unutmayalım ki, namaz bir külfet değil, aksine kendimizi tanımaya, yenilenmeye, zikir, şükür ve tefekkür ile olgunlaşmaya vesile olan eşsiz bir nimettir. Sevgili Peygamberimizin müjdesiyle hutbemi bitirmek istiyorum: “Kim, Allah’ın bir emri olduğunu kabul ederek, rükûlarına, secdelerine, abdestlerine ve vakitlerine özen göstermek suretiyle beş vakit namazı kılmaya devam ederse cennete girer.”6

    1 Buhârî, Mevâkîtü’s-salât, 6.
    2 Tirmizî, Tahâret, 1.
    3 Ankebût, 29/45.
    4 Tâhâ, 20/132.
    5 Tirmizî, Tefsîru’l-Kur’ân, 33.
    6 İbn Hanbel, IV, 266.

    Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü