• Benim olanı bir başkasıyla paylaşmayı sevmem belki bencillik bu ama bana ait olan çok şeyim yoktur aslında . onu kaybetmeyi göze alamam ama ne bir adım ileri ne de geri gidebilirim tek hareketimle belki tamamen bana ait olacak belkide tamamen benden kopacak . Suskunluğum belki kabullendigimin göstergesidir ama içimdeki fırtınayı dindirmenin mücadelesini veririm kendimle . Yokluğunu hissetmek belki tattıgım en agir ve en derin duygudur ama yaptığım da hayatımda verdiğim en doğru karar.ll Bugüne dek hep yanlış insanlara doğru duygular besledim ama bu saatten sonra doğru insana yanlış duyguyu beslemek istemiyorum . Bir parçada olsa bana ait kaldığına dair bi iz bırak bende gönlümden silinip gitmenin yolunu çizme kendi elinle . . .
  • Bir öğrencimin kendini bilmek üzerine anlamlı bir kompozisyonu.muthis tespitler ve bazı bölümleri cidden aforizma dolu.

    Insanın kendini tanıması ile hayata başlaması bağlantılıdır. Insan kendini tanımaz yani yeteneklerini zekasını hangi alanlarda çok iyi olduğunu bilmez ise geleceğini düşünmemiş olur.zaten çocukluk da bunun için yok mudur? Doğarsın sana herşeyi öğretirler kendi ilgi alanını seçersin sonra yavaş yavaş büyürsün. Hayal dünyasından çıkıp gerçek hayata ilk kulaçlarini atarsın.artık kendini bilirsin.Nasıl biri olduğunu nasıl bir kişilik olduğun ortaya çıkar. Sana doğruyu söylemek cazip gelir , kimisine yalan söylemek.işte bu senin değerini belirler.sen dersin " en azindan doğruyum dürüstüm kendi kelimelerimle kendimi boguyorum" ama yine sen ınsallah farketmezler anlamazlar kelimelerini de kullanabilirsin.dogru söylerken "ben çok degerliyim" dersin.tek sen degil herkes seni ve senin doğrularını sever, hayran kalır sana değer verir. Ama sen yalansan yine seni seven insanlar çoktur ama sen, sen bilirsin yalan söylediğini.belkide sen değilsindir bu insan .Sen de kendini içten içe yemek istemiyorsundur,kim ister ki?
    Yani anlatmaya çalıştığım şey şu: sen tek aynada gördüğün sen degil birinin gözünde,birinin kalbinde Sen, birinin kulağında sen yani her yerde sen.hatta kendi beyninde bile sen. Kendi içinde yalancı hayır hayır dürüst belkide sen belkide asabi sen yada mutlu veya mutsuz sen.asıl önemli olan şey kendi beynindeki kalbindeki gözünün önündeki sen kişiliğindir, yani sen'dir.
  • Herkes Ve Hiç Kimse İçin Bir Kitap

    Zerdüşt beni tekrardan, uyandırdı derin uykumdan.. Aradan dört yıl geçti, dört yıl önce bu kitabı ilk elime aldığımda, itiraf etmek gerekirse baya ağır gelmişti o zaman, belkide doğru zamanı beklemeliydim. Zerdüşt şair midir? Gezgin midir? Derviş midir? Deli midir?
    Gibi soruların cevabını bulamadan kapatmıştım kapağını kitabın. Aslında dili ağır değil, anlatımı ağır sadece, eserde anlaşılır ve şiirsel bir dil mevcut. Fakat nedense o günden sonra dönmedim artık kitaba. Bundan yaklaşık iki hafta önce elime geçti tekrardan, ve okuma şansını yakaladım yeniden. İlk sayfalarında yine okumakta zorlandım. Sıķıcı gelmeye başladı.. Fakat sayfalar ilerledikçe hem yazarın üslubuna alıştım hem de metin örgüsüne. Her cümle kendi içinde yoruma açık, ve içinde binlerce anlam barındıran, kıssadan hisse gibi..
    Anlattığı her şeyi doğru bulmakla beraber, acımasız bir şekilde hazmedebiliyor insan. Hayatın ve ruhun kıyısında, çokca gelgitlere şahit olan, kalıplaşmış düşüncelere keskin izler bırakan bir eser. Ve çağın ilerisinde olan düşünceli bir kitap.
    Nietzsche, felsefe alanında yalnızca metnin içeriğiyle değil, uslûbu ya da söylemiyle de yakından ilgilenmiş, yeni düşünceleri yeni söyleyişlerle dile getirme prensibiyle hareket etmiştir. Böyle Buyurdu Zerdüşt, bu anlamda felsefeye yeni bir içerik katkısından ibaret olmayıp yeni bir söylemsellik de getirmiştir.


    Friedrcih Nietzsche  (d. 15 Ekim 1844 - ö. 25 Ağustos 1900) ahlâk ve değerler sisteminin kuruluşuna yönelik bir temel çerçevesinde çağının kültür, din ve felsefe görüşlerini eleştiren nihilist Alman düşünür, filolog.
    "Güç istenci" "bengidönüş" "üstinsan" gibi fikirlerle tanınan, Alman filozof "Friedrich Nietzsche'nin" bu eseri 1883-1884 yılları arasında üç bölüm olarak yazılmış ve 1885'te dördüncü bölüm eklenmiştir.

    Nietzsche'nin peygamberinin adı Antik Pers peygamberi Zarathuştra'dır. Onun bir diğer adı da Zerdüşt'tür. Kitap Zerdüşt'ün 30 yaşında dağlarda yaşamaya gittiğini anlatarak başlar. On yıl boyunca dağdaki yalnızlığından hoşnut olan Zerdüşt, bir sabah uyanıp dağda tek başına biriktirdiği bilgelikten bunaldığını fark eder ve bunun üzerine bilgeliğini insanlığın kalanıyla paylaşmak için pazar yerine inmeye karar verir. Nietzsche bu eserinde Zerdüşt'ü kendine sözcü olarak seçmiş, ve anlatacaklarını onun buyruğuyla kaleme almıştır.
    Zerdüşt
    _______
    Ortadoğu’nun en eski inanışlarından birisi olan Zerdüştlüğün kurucusu Zarathustra’nın (Zerdüşt) hayatı hakkında birçok farklı görüş ve tarihsel bilgi mevcuttur. Özellikle de yaşadığı zaman dilimi konusunda bir belirsizlik söz konusudur. Antik Yunanlılar, oldukça şüphe uyandıran bir tarih vererek, Zerdüşt’ün felsefeci Platon’dan 6 bin yıl önce yaşadığını öne sürer. Birçok bilim insanı, M.Ö. 6’ıncı yüzyılın başlarında (doğumu M.Ö. 638 olarak kabul edilir) yaşadığına ve İran’da bulunan Rey kentinde doğduğuna inanır. Bazı akademisyenler, metinlerde kullandığı yazınsal dili baz alarak, Zerdüşt’ün M.Ö. 14’üncü veya 13’üncü yüzyılda yaşamış olduğunu kabul eder.
    https://www.gazeteduvar.com.tr/...orum-zerdust-kimdir/

    Peki nedir bu "Üstinsan"

    Nietzche, durmadan anlatıyor, durmadan kavga ediyor, insanlığın yarattığı zavallı, avam, dayanılmaz her türlü küçük düşünce”yi red ediyor, yıkıyor, parçalıyor.
    Çünkü bir amacı var tüm hayatın, “Üstinsan” olmak!
    Nietzsche'nin iç dünyasındaki olması gereken insan tiplemesidir üst insan. Ama ne yazıkki o dahil hepimiz de biliyoruz ki, ne o çağlarda ne de içinde bulunduğumuz çağda o erdemde insanlar hiç olmadı ve olmayacak. Zaten Nıetzsche'de bu dünyanın insanı olmadı hiçbir zaman.
    Kavram tam olarak anlaşılmamış ve Nietzsche felsefesindeki önemi de belirlenememiştir. 
    Nietzsche'ye göre mevcut ahlak yapısı köle ahlakı ile şekillenmiştir. Eşitlik kavramına karşı çıkar. İnsanın gerçek doğası olan “güçlü olma isteği” ihmal edilmektedir. Ahlak güçlü olmaya göre yeniden tanımlanmalıdır.
    Ona göre üstinsan, insanoğlunun amacıdır. İnsan aşılması gereken bir varlıktır. Her varlık kendisinden üstün bir şey yaratmıştır. İnsanın da kendisini aşması gerektigini belirtir.

    "Güç istenci" bu kavram, Nietzsche’ye Schopenhauer'dan miras kalmıştır. Tüm evrenin, insan dahil “tek bir istenç” tarafından yönetilmesi!
    Güç İstenci, evrenin her türlü devinimindeki en temel istenç olmakla beraber, tüm değişim ve dönüşümler, bu istencin farklı kisvelere bürünmüş halidir. Her detayda bu istencin izlerini yakalamak mümkündür. Kısaca ona göre insanlar arasında bir güç hiyerarşisi vardır. Bu hiyerarşi, gücü isteme bazındadır. Bu sebeple daha az güçlüler, güçlülere hizmet eder, fakat bu hizmetteki amaç daha güçlü olabilmektir.

    "Bengi dönüş" Nietzsche'nin bengi dönüş ve üstinsan görüşleri birbirinin tamamlayıcısı durumundadır. Nietzsche bengi dönüş görüşü ile insanın dünyaya tekrar tekrar geleceğini savunur. Nietzsche'ye göre; "insan tüm yaşamı durmadan döndürülen bir kum saatidir". Sonsuz dönüşteki tehlike, insanın üstinsan olmak için üstesinden geldiği bütün sorunların yeniden ortaya çıkmaları ve yeniden üstesinden gelme zorunluluğudur. Üstinsana ulaşmada insanın önündeki en büyük engeli Tanrı olarak görmektedir.

    Nietzsche "Tanrı öldü" derken aslında "Tanrı yok" dememektedir. Burada Tanrı'nın ölümü Tanrı'nın kendi benliğine tüketilmesine değil. Onu öldüren insana işaret eder. Ona göre Tanrı insanlara olan merhameti yüzünden ölmüştür. Mesele basit bir ateizm değildir, ateizm bir inanç Tanrının ölümü ise bir olaydır. Tanrı öldü derken Avrupa kültürü ve uygarlığının geri döndürülemez biçimde değiştiren tarihsel olayı kasteder. Bu bir dünya hayat yorumunun değişimidir. Tanrının ölümü ne dünya ne insan eylemine bir ereksellik(amaç, gaye, maksat) atfedilemeyeceğini belirtir. Tanrının ölümünden sonrası daha büyük sıkıntıdır. Nietzsche acıyı bertaraf etmek yerine olumlamanın yanında bizzat düşüncenin de acı olduğunu olumlamamızı söyler.


    Martin Heidegger, Nietzsche’nin Tanrı öldü sözünü, felsefi açıdan Batı metafiziğinin sorgulanması ve yeni bir yöne girmesi olarak değerlendirmiştir. Buna göre Nietzsche batı felsefesi geleneği içinde bir kırılma noktasıdır.
    Nietzsche sürü kendini feda ederek üst insanı belirleyecektir der. Üst insan benim diyebilen, kendi gözleriyle gördüğü gerçekliği belirleyen insan olarak görülmektedir. Bütün varlığın temelinde daha güçlü olmaya yönelik irade vardır. Nietzsche’ye göre, insanoğlu sadece kendini korumak ve yaşamak istemez aksine asıl isteği daha da güçlü olmaktır.
    Nietzsche bu kitap hakkında bir öngörüde bulunup, bunun anlaşilabilmesi için, bir asır geçmesini ifade etmiştir. 19. yy'da yayınlanan bu kitap ancak 20 yy'da popülarite kazanıp okunmaya ve anlasılmaya başlanmıstır gerçekten.
    Nietzsche’ye göre, insan, ilk olarak hayvan’la üst-insan arasında kalmış bir varlıktır ve ikinci olarak bu nedenle alt edilmesi gerken bir şeydir.Bunu bu şekilde Zerdüşt’te birçok ifade etmektedir. Bunun anlamı, Nietzsche’nin düşüncesine göre insan’ın eksikli yani tamamlanmamış bir varlık olmasıdır.


    Sonuç olarak;
    Kitabı tekrar elime aldığımda üzerinde düşünerek, ve sindire sindire okuyarak bir hafta gibi bir sürede bitirdim. İncelemeyi şimdi neden yaptım derseniz ki demezsiniz, o yüzden cavap vermeyede gerek yok bu soruya. :)))Anlayacağınız canım sıkıldıkça inceleme yapıp, tekrar siliyorum. Her neyse..
    Bazı kitaplar vardır dönüp dönüp, tekrar okur insan, bu kitapda onlardan biri. Yani hayatınız her döneminde okuyabileceginiz, başucu bir eser. Her gece bir sayfa okuyup, derin bir uykuya dalabilirsiniz.
    Zaman zaman akla fikre ihtiyacınız oldukça bir kılavuz gibi kullanmak için, yolunuzu bulmak, zihninizdeki zincirleri kırmak, içinizdeki gerçek “ben”e ulaşmak için her bir sözü her bir hikayeyi satır satır yeniden okuyor, oku oku bitiremiyorsunuz.
    Kitap aynı zaman da bilgeliğini harmanladığı ve bütün görüşlerinin tek bir çatı altında topladığını iddia ettiği kitabıdır. Yani Nietzsche yi tam okuyup anlayabilmek için, onun sadece bir eserini okumak elbette yetersiz olacaktır. Zira okuduğunuz her cümle sizi ters köşeye yatırabilir. Bu kitabı ilk defa okuyacaklar için şunu söyleyebilirim ki, bir çırpıda okunup bitirelecek bir kitap değil. Yani bodozlama daldınız mı, Nietzsche'nin derin ve karanlık sularına! Sizi Tanrı bile kurtaramaz.

    Herkese keyifli okumalar.
  • Badem ağacı
    Bir nefeslik umut,masum bir çığlık ve acılara rağmen uçurumun kenarına sıkıca tutunan küçücük eller...
    Filistinli kalabalık ailenin zeki, çalışkan,umut dolu bir üyesidir Ahmed... Savaşın ortasında,okuma aşkıyla yanıp tutuşan bir çocuktur...Ailesine bakmak zorunda olan,seçenekleri kısıtlı,yaşam şartları zorlayıcı bunca sıkıntı ortasında çıkış yolu arayan bir çocuk, genç.O okuduğumuz çocuk ve gençlerden sadece biri,peki ya diğerleri???Seçme şansı olmayanlar savaşmak mücadele etmek zorunda kalanlar,hayallerini gerçekleştiremeyenler...Yada onca acı ve öfkenin içinde büyüyüp içleri öfkeyle dolan ve tek doğru bildiği şeyin canlı bomba olmak olduğunu düşünen binlerce insan...Savaşın en kötü yüzünü çocuklar görür malesef...Filistinlilerin yıllardır maruz kaldıkları acılara ve yaşananlara tercüman olan bir kitap.İsrailin büyük ordusu ve savaş aletlerine karşı,Filistinlilerin taşla sopayla verdikleri onurlu mücadele...Tüm bu olan bitene dünyanın sessiz kalması.İnsan soruyor kendine olabilirmi böyle şeyler diyor onca insan acı çekerken,tüm yaşamsal haklari ellerinden alınırken, dünyanın bu suskunluğuna akıl erdiremiyorum...Ahmed ya eğitimini yurtdışında tamamlayıp orada kalıp ailesine maddi yardımda bulunup hayallerini gerçekleştirecek yada ülkesinde kalıp savaşarak ülkesini koruyacak yada canlı bomba olacaktı...Seçim yapmak zordu,en zoruda hangisinin doğru olduğuna karar vermekti...Okul çağındaki çocukların okul çantalarında kitap taşımaları gerekirken,savaş aletlerini taşımaları ne demekti?Kitap taşımak ve okumak isterlerdi elbette ama savaş tüm kitaplarını yok etmişti ve İsrail bir çok şeyin ülkelerine girmesini yasaklamıştı,okumuş bir nesil belkide en korktuklarıydı...Bu kitap için çok şey yazılabilir ama ben burada son vermek istiyorum mutlaka okumalısınız bu kitabı.Çok güzel,akıcı,barışçıl ve sevgiyi anlatan bir kitap olmuş.
    Kitap için tek eleştirim olacak,bir kadının başını örtmesi neden hala gericilik ve ilkellik olarak görülmekte anlamıyorum...Ben benim gibi olmayana sonsuz saygı duyarken,kitapta başörtüsüyle ilgili yazılan düşünceler beni gerçekten üzdü.Düşüncelere ve yaşam tarzına saygı duyanlara sonsuz saygılarımla...Kitapla kalın.İyi okumalar...
    Badem Ağacı
    Mıchelle Cohen Corasantı
    Çeviri:İrem Sağlamer
    Pegasus yayınları
  • Ve Sen Kuş Olur Gidersin
    Tarık Tufan okuduğum üçüncü kitabı ve hepsi konu olarak birbirinden farklı bir o kadar da etkileyiciydi.Bu kitabın kısaca konusu şöyle,aile kavgalarının sıklıkla yaşandığı bir evde büyüyen bir çocuğun, çocukluk,ergenlik ve koca adam olmasına rağmen yaşadığı travmaları anlatmış yazar.
    Keşke diyor,annemle babamın birbirine nefretle baktığı bir ortamda büyümeseydim ve keşke kavgalarına,babamın annemi dövdüğüne şahit olmasaydım. Biz daha çok küçükken bitseydi herşey ve ben bunlara asla ama asla şahit olmasaydım diye yakınıyor küçük ruhlar. Bazen doğru olanın ne olduğunu anlamak zaman alır işte bu zaman dilimi belkide bizlere bir çok şeyi kaybettirir. Bir çocuğun bunlara maruz kalması hayatının en büyük travmasıdır. Sevgi ve ilgiyle büyümek her çocuğun isteği ve hakkıdır. Birbirlerini sevmeyen geçinemeyen biz büyükler çocuklarımızın bu hassasiyetlerini düşünüp ona göre kararlar almak zorundayız. Zorla hiç bir güzellik olmaz ve eğer çocuklarımıza sevgi vermek istiyorsak,bunu beraberken başaramayan eşler ayrılmalı ve çocuklarına onların gözleri onunda yaşattıkları bu acılara bir son vermeliler. Böylelikle hiç bir çocuk ne annesinin ne de babasının kötü davranışlarına şahit olmaz ve saygısı azalmaz diye düşünüyorum. Anne baba olarak vermemiz gereken sevgi ilgi ve bazı değerlerimizi onlara öğretmek. Bu değerleri sadece size saygı duyan çocuklara verebiliriz yoksa konuşmaktan öteye geçmez.
    Keşke tüm bu geçimsizlikler olmasa ve tüm çocuklar mutlu bir çocukluk yaşasalar. Bunları sağlayamayan büyükler lütfen daha hassas düşünelim. Verdiğimiz her kararda mutlaka ama mutlaka onları düşünelim.
    Tek temennim bütün çocukların mutlu olması...
    Keyifli okumalar...
    Tarık Tufan
    Ve Sen Kuş Olur Gidersin
    Profil kitap yayınları
    Sayfa:128
  • "Temizle ki, temiz kalasın Bağışla ki, bağışlanasın Sen doğru olursan iletişim kurduğun herkes doğru olur" Cümlelerini, 1240 lı yıllarda Moğol saldırıları sırasında ve tam anlamıyla anadoluda katliam yaptıkları, genç kızlara tecavüz edip, yaşlıları, özellikle dervişleri kaynar kazanda kaynattıkları bir dönemde söyleyip sadece insan sevgisi ve allah aşkı ile yol bulan yol bulduran bir adam Yunus Emre.. Kaçırdıları minicik oğlunu hayat boyu arayıp, yakılan köyünde tüm ailesine tek canlı olarak cenaze namazı kılan ve yollara düşen bir aşk adamı.. Bizler şu dönemde minicik krizlerde ya da yolunda gitmeyen tek durumda kahredip, beddua edip lanetler yağdırıp isyan ederken...Çok etkilendim, yıllar önce söylenen yüzlerce güzel cümle ve tespitin gerçekçiliği, sadece insan kalabilmenin yaşam amacı olabileceği düşüncesi bile belkide şu aralar ihtiyacımız olan tek şey gibi geldi bana.. Önce sağlık, sonra sadece insanlık.. Keyifli okumalar
  • Çavdar Tarlasında Çocuklar; ergenlik dönemini zor bir şekilde atlatan Holden'ın 4.okulundan da atıldıktan sonra başıboş yaşadığı 3-4 günü kendi dilinden anlatıyor. Kitabı oldukça büyük eleştiriden sonra okumaya başladım o nedenle çok büyük beklentim yoktu ancak çok beğendim.

    Öncelikle belirtmem gerekir ki kitap gerçekten bir ergen bakış açısı ile yazılmış. Holden karakterinin gerçek olmadığına, yazar tarafından uyarlandığına inanmak çok zor. Çünkü bir başkasının dünyasını bu kadar anlamak ve doğru tespit etmek her yazarın başarabileceği bir şey değil. O nedenle de yazar benden tam puan aldı.

    Karaktere gelince; 4 kere okuldan atılan bu yüzden sürekli okul ve ortam değiştirmek zorunda kalan Holden'ı çok sevdim. Dayatılmış zorunlu eğitim sisteminden zevk almayan bunu da gayet açık belli eden aslında çok başarılı görünen öğrencilerden çok daha akıllı olduğunu düşündüğüm bir karakter. Bence en güzel yanı da oldukça vicdanlı oluşu özellikle kızlarla ilgili düşünceleri, ölen kardeşi Allie ve kız kardeşi Phoebe ile ilgili olan diyaloglar çok hoşuma gitti. Kitabın genel diyologları ve konuşma üsupları da oldukça iyi, tam bir ergen dili ve çok da başarılı.

    Derslerinde başarılı olamayan bu yüzden de tembel gözü ile toplumdan soyutlanan çocukları anlamak için bence ideal bir kitap. Ben Holden ile tanıştığım için çok memnum oldum. Onun sayesinde okulda başarılı olmanın dünyada mutlu olmak ve iyi işler yapmak için tek çare olmadığını, dayatılmış eğitim sisteminin bir gencin hayallerini, belkide farkedilmemiş yeteneklerini nasıl yok edebileceğini bir kere daha görmüş oldum. Kitap bunu mu anlatmak istemiş bilemiyorum ama ben bunu anlamak istedim :) O nedenle de iyi ki okudum. Herkese de tavsiye ediyorum ...

    Ayrıca kitabı okuduktan sonra kitap ile ilgili öğrendiğim değişik bilgileri de aşağıda paylaştım;

    - Teoman, "Gönülçelen" şarkısını yazarken bu kitaptan esinlenmiş ve kendisi bu kitabı çok severmiş. (Kitap Türkiye'de ilk olarak Gönülçelen adı ile yayınlanmış.)

    - Jerome David Salinger'in tek romanı olma niteliğini taşımaktaymış.

    - Kitap ahlak dışı ve açık saçık bulunduğundan Amerika'nın bazı eyaletlerinde yasaklı bir kitap olmakla birlikte, Amerika'da lise düzeyinde en çok okutulan kitap olma özelliğini de taşımaktaymış.

    - Kennedy'nin katilinin üzerinden çıkan kitapmış.

    - "Komplo teorisi" filminde Mel Gibson'ın saplantılı olarak sürekli satın aldığı ama hiç okumadığı kitapmış.