ibiaryu, bir alıntı ekledi.
23 May 14:18 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Pişmanlıkları olmayan adamlar çok ürkütücüdür. Kendi kurallarıyla kendi doğrularını yaşarken dönüp arkasına bakmayan adamların pişmanlıkları yoktur. Pişmanlığının olmaması kendini kandırdığı anlamına gelmez. Her gidenin yerine daha iyisini koyabilenlerin işidir bu. Her yıkımdan sonra daha sağlamını inşa edebilen güçlü insanlara özeldir. Geçmişe takılmadan yaşayabilenlerin ve açgözlü obur piçlerin hayatının özetidir. Geçmişte yaptığı yanlışları görüp kendisine acımaktansa , bunları yaşanması gereken bir tecrübe kabul edip geleceğe atılanlara özgün bir yaşam tarzıdır. Pişman olmaktan korkmaz onlar. Pişman olmamak adına keskin kararlar veremeyen ve pişmanlıklardan kaçayım derken daha çok pişmanlıklara sürüklenenlerden uzak dururlar. Tek pişmanlıkları , daha çok pişman etmedikleridir. Pişmanlıkları olmayan adamlar, başkalarının pişmanlığıdır. Hep başkasının pişmanlığı oldum. Ve tek pişmanlığım daha çok pişman etmediğimdir.

Kebabman, AngutyusKebabman, Angutyus

Tek pişmanlığım kelimelerimi bile hak etmeyen insanlara, saatlerce cümleler kurmaktı...

-İlhan Berk

Tek pişmanlığım kelimelerimi bile hak etmeyen insanlara saatlerce cümleler kurmaktı.

Tek pişmanlığım kelimelerimi bile hak etmeyen insanlara saatlerce cümleler kurmaktı.

Corpus., Av Dönencesi'ni inceledi.
12 May 12:40 · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi · 8/10 puan

Bir türlü fırsat bulup da yapamadığım Av Dönencesi yorumu ile herkese merhabalar. Sanırım yine uzun bir yorum olacak. Hazırsak başlıyorum?

Büşra Toraman’ın kalemiyle daha önce hiç tanışmamıştım. Hakkında epeyce yorum gördüm ama o kadar takıntılı bir insanımdır ki paylaşılan alıntıları bile okumamıştım. Bir kalemle tanışacaksam kimsenin etkisinde olmak istemem. İyi ki de öyle yapmışım. Şu an Kırmızı Başlıklı Kız serisine başlamakla ilgili tek bir pişmanlığım var, o da serinin bitmemiş olması. Bitmeyen serileri okumak beni deli ediyor. Hemen okumak zorunda değilim ama elimin altında olsa daha huzurlu hissederim. Her neyse.

Baştan söyleyeyim kitabı çok sevdim. Eleştireceğim birkaç nokta olsa da genel olarak övgü dolu bir yorum olacak, ona göre şaşkınlık nidaları atmaya başlayabilirsiniz. Büşra kitap sevdi arkadaşlar, açılın lütfen.

Kısaca konuyu özetlemek istiyorum. Spoiler olmayacak ama isterseniz bu paragrafı atlayabilirsiniz. Ada Mahfer, ailesi ile gittiği bir kış tatilinde korkunç bir olay yaşıyor. Tüm ailesinin kurtlar tarafından katledilmesinin ardından gözlerini hastane odasında açıyor ve onu ayakta tutan tek şey yaşadığı kısmi hafıza kaybı oluyor. Teyzesi ile Kanada’ya yerleşip kendini ve hayatını toparlamak istiyor lakin yeni hayatının önündeki sır perdesi aralanırken aklının ucuna bile gelmeyecek gerçeklerle karşılaşıyor. Kurtadamlar, dozunda bir gizem ve sihirli bir dünyaya atılan adımlarla Ada’nın yeni hayatı başlıyor.

Kurtadamlar hakkında yazılmış kitaplar okuduğumu hatırlamıyorum. Alacakaranlık, bildiğimiz kırmızı başlıklı kız masalı ve birkaç gizil öğrenme dışında fantastik edebiyatta nasıl yer aldığını bilmediğimi söyleyebilirim. İlgimi çekmediği için de değil üstelik. Ben Alacakaranlık serisini sırf Jacob için okumuş ve izlemiş biriyim. Daima kurtadamlardan yanayım yani ama araştırmadım diyebiliriz. Bu yüzden kurguyu benimserken bir parça zorlanmış olabilirim. Aklıma Alacakaranlık’ı getiren çok fazla detay vardı ve seri isminin orijinal olmayışı da benim için nahoştu. Voltaire gibi yaşlılardan oluşan bir meclis, dönüşüm geçirme şekillerindeki benzerlik, vücut ısısı, bazı kurtların kendine has özel yeteneği olabilmesi, biri ilkel biri modern şekilde ayrılmış iki kurt topluluğu vs. Bunlar ne yazık ki serinin benim gözümdeki olumsuz yanlarıydı.

Bunları yavaş yavaş görmezden gelmeye başladım çünkü diğer detaylar gayet özgündü. Büyücüler olması, sihirli dövmeler, arka plandaki kehanet öyküsü, hafif polisiye sayılabilecek detaylar vs. Kurgu detaylandıkça daha çok hoşuma gitmeye başladı anlayacağınız. Normalde biraz aceleci bir insan olduğum için kitapları okumaya başlarken hemen karar veririm, daha ilk elli sayfadan sevdim ya da sevmedim modlarına girerim. Av Dönencesi için durum biraz karışıktı. Durgun başladık, yazarın tarzı da bunu biraz arttırdı. Karakterler ve olaylarla ilgili detayları gerçekten yavaş bir şekilde yansıtıyor. Bunu bilmediğim için biraz hım, hım, hım modlarında okumaya başladım ama ortaya çıkan her detayla birlikte hıııımmmm, hııımmmm, hıııımmmm kısmına geçebildim. Ve itiraf etmem gerekirse Dawson karakteri bakış açımı bir hayli etkiledi. O olmasaydı kitabı okur, sevdim der ve geçerdim. Ama adam efsane olmuş ya. Bazı yerlerde gerçekten gözümden kalpler falan fışkırdığını hissettim. Soğuk bir karakter. En sevdiğim şeylerden biri de onun böyle olmasının gerçekten mantıklı bir sebebi oluşu. Yani zorlama bir karakter değil. Her detayıyla etkileyici biriydi. Kaldı ki kendisi kurtadam. Şuraya ergence emojiler bırakmamak için kendimi zor tutuyorum.

Ada da hoş bir karakter. Bazı dengesizlikleri ve itici davranışları olmadı mı? Oldu ama işin aslı böyle bir travmadan sonra gayet normal olduğu bile söylenebilir. Elinden geleni yapması hoşuma gitti.

Diğer karakterler de gayet iyiydi. Özellikle arkadaşlar arası diyaloglar çok hoşuma gitti. Zorlama olmayan mizah severim.

Bir de aşk yönü var. Bayılıyorum nahif aşklara. Aşkın dokunarak değil davranışlarla, ses tonuyla, bakışlarla hissedildiği tüm kitaplara zaafım var. Birkaç sahne var kitapta, birden fazla kez okuyup kitaba sarıldığım doğrudur. Hele Rusya’ya yapılan yolculuk sırasında olanlar o ka-dar gü-zel-di ki! O kısmı pamuklara sarabilir miyiz?

Kitap bittiğinden beri elime ne alsam biraz okuyup kenara atıyorum. Sevmenin de yan etkileri oluyor. Etkisinden çıkana dek bocalıyorum. İkinci kitaba da başlamak istemiyorum çünkü bir sindireyim her şeyi, o arada mümkünse üçüncü kitap çıksın falan istiyorum. İşte öyle bir şeyler.

Toparlamam gerekirse redaksiyon dışında dili gayet güzel, akıcı ve hoş bir kitaptı Av Dönencesi. Kurgusu hoştu, karakterler bayağı hoştu ve severek okudum. Fantastik kitaplar okumayı, kurtadamları, nahif bir aşk öyküsünü, gizem ve mini polisiye detayları olan bir seriyi okumak isterseniz mutlaka tavsiye ederim.

Anne... kelime anlamı doğuran ve büyüten kişiye kullanılan sıfat olsa da, anlamı kelime anlamından büyük. Belki can, belki canan, belki de her ikisi. Ya da tarif edilemez. Ben tarif edemem. Annem benim tek arkadaşım, aşkım, sırdaşım, her şeyim. En az herkes kadar, ben de kendi annemi seviyorum. Ama benim annem başka gibi saçmalıklara girmeyeceğim. Çünkü herkesin annesi başka.
Derken, annemi kaybetme esigindeyim. Göğsümdeki bu firtinayi kimse bilemez. Benim bebegim annemi kanser ele geçirdi. Ne kadar savaşsak da olmadı. Olmuyor. Sanki dünya yıkılacak ve sadece ben varım, yalnız, ürkek. Sadece sonumu bekliyorum işte.
Düşünüyorum; pişmanlığım var mı diye. Elbet vardır, keske tartismasaydim gibi, ama keske ona onu ne kadar sevdiğimi söyleseydim gibi bir pişmanlık yok içimde. Çünkü çok söyledim. Anne beni seviyor musun diye sorardım hep hayır derdi gülerek, tamam ben de seni çok seviyorum derdim. Ben her sabah uyanır uyanmaz annemin yanına gider karnına yatardım. Bunu artık yapamıyorum, çok içime işledi. Her sabah gittiğimde "benim kedim geldi" derdi. Artık kime gideceğim ben? Doyamadım. O kadar acı çekiyorum ki tarif edemem. Tıpkı anneme olan sevgim gibi bunu da tarif edemem.
Ben her anneler gününde, liseye başladığım döneme kadar mektup yazardım. Hep ağlardı. Ağladığı için çok kızıyorum işte kendime. Niye yazıyordum ki? Ağlıyorsa bırakmam gerekirdi.
Benim annem inanılmaz bir kadın. En sevdiği renk beyazdı mesela. Tertemiz. Cennet gibi. Ben ameliyat oldum, benim iyilesmemi bekledi doktora gitmek için. Sonra bır hastalığım olduğunu öğrendik, benimle birlikte kahroldu. Her agladigimda gelir sebep sormaz sadece sarılır ya da sadece yanıma oturur, benimle ağlardı...
Daha çok anlatabilirim ama dayanamıyorum. Şu an benim için, gidin ve kedi olun, sarılın annenize. Onu çok sevdiğinizi söyleyin.

'Tek pişmanlığım kelimelerimi bile hak etmeyen insanlara, saatlerce cümleler kurmaktır.'

İlhan Berk

Tek pişmanlığım kelimelerimi bile hak etmeyen insanlara, saatlerce cümleler kurmaktır.

İlhan Berk

'Tek pişmanlığım kelimelerimi bile hak etmeyen insanlara, saatlerce cümleler kurmaktır.'

İlhan Berk