• E K
    E K Leylâ'ya Mektuplar'ı inceledi.
    @EmreKaradag·31 Mar 22:33·Kitabı okumadı
    HİLAL UYGUR'DAN

    İnsan yaralandıkça büyür, büyüdükçe yaralamayı öğrenir, böyle böyle de başkalarını büyütür.Zira büyümek hiç bir yazarın kaleminin kıvıramadığı bir sancıdır. Şahsen ben kitabın bizi seçtiğine inanırım, doğru zaman geldiğinde. Sevgili Emre Karadağ'ın Leyla' ya Mektuplar kitabı da bu büyüye hizmet edişi açısından gönlümde özel bir yeri olacak kitaplardan.Vladimir Nobokov, Tolstoy, Kafka, Bukowski, Emile Zola, Pavese, Virginia Woolf, Beckett gibi bir çok yazarın, severek okuduğum kitaplarını anımsama şansı bulduğum kurgusuyla Leyla'ya Mektuplar'da yazarın ruhsal, düşünsel ve yürek çözülmesini de görmek tanışma anlamında beni memnun etti. Herkesin bir Leyla'sı olduğunu bilmek de...
    Nokta atışı tespitleri ve yaşamın sırlarını idrak etmiş gönül gözünden kalemine taşanlar takdire şayan. Aşk en dipteyken yücelten dipsiz bir ironik kuyu ve Leyla bir özge candır...

    SEMA SALİHOĞLU'NDAN

    LEYLÂ'YA MEKTUPLAR ile ilgili teknik ve edebi bir yorum yapamam... Fakat bana hissettirdiği şeyleri birkaç kelime ile ifade etmeye çalışayım..

    Tüm kitap boyunca, DNA moleküllerinin oluşturduğu o meşhur sarmal şekle benzeyen bir dünyada yürür gibiydim.. Yürümekten öte, ara ara havalanıp, bazen de aşağıya yuvarlanmak gibi bir his..
    Her şey birbiri ile hem ilgili, hem birbirinden bağımsızdı. Aşkın en utangaç haline de rastladım, hayallerdeki en şehvetli yüzüne de.. Yıllar önce 'Suç ve Ceza' ile belleğimde ayrı bir yer edinen Raskolnikov, Leylâ' ya yazılan mektuplarda aniden karşıma çıkıp beni şaşırttı..!
    Kahramanlar, Lolita'nın peşinden giderken beni de sürüklediler..
    Bazı cümlelerde düşe daldım, bazı tespiterle kendi unuttuğum gerçeklerime çarptım..

    Ellerimde tuttuğum, tekrar okunası ve her okuyuşta yeni sesler duyulası bir kitaptı...

    SELMAN BİLGİLİ'DEN

    1)KAPAK TASARIMI = Günler süren kargo gecikmesi sonrasında nihayet kitabımı teslim almıştım. Hiç bekletmeden okumaya giriştim. Huyumdur, okumadan önce her kitabı biraz izlerim. Nedenini bilmiyorum. Kitabın ön kapağında açık kahverengi renkte bir çöl düzlüğü, hemen onun üzerinde göğe doğru yükselen, susuzluktan ve güneş yanığından kupkuru kalmış yapraksız siyahımsı bir ağaç, ağacın ardında beliren koyu kahverengi renkli iki çöl tepesi ve üstünde yükselen masmavi sıcak bir gökyüzü. Mavi zemin üzerinde büyük, beyaz ve sade tonda kitabın ismi "Leyla'ya Mektuplar", hemen altında da mütevazi duran yazar Emre Karadağ'ın ismi. Kitap henüz elime geçmeden önce aklımda kapağa dair bir betimleme oluşmuştu. Ortada bir Leyla ve ona yazılan Mektuplar olduğuna göre bir de Mecnun olması lazımdı. Ve Mecnun kapaktan çok uzakta olamazdı. Muhakkak kapakta bir işaret olmalıydı. Bir süre düşündükten sonra buldum. Leyla, kapakta görülen o koskocaman çölde, kendini aratan gizli ve dibinde tatlı suyu olan derin bir kuyuydu sanki. Mecnun ise susuzluk sebebiyle ayakları çölün kumuna kök salıp sabitlenen ve vücudu Leyla kuyusunun ateşi ile kuru oduna dönüşen ağacın ta kendisiydi. Koca çöl ise sürekli arayışta, buluşta ve tekrar kaybedişte olduğumuz bu dünyaydı işte. Haydi kitaba geçelim artık....️

    2)️MEKTUPLAR = Bu bölümde karakterleri saymak isterdim ama hem varlar ve çoklar, aynı anda hem hiç yoklar ve sadece mektupları var. Aya, güneşe ve dünyaya hitaben yazılmış mektuplar bunlar. Mektuplar hem aynı kişiden farklı kişilere hem de ayrı kişilerden aslında aynı kişiye yazılmış gibi duruyor. Yazar Emre Karadağ bizleri "6" isimli eserinde olduğu gibi parçada bütün ve bütünde parçayı anımsatan, aratan, bulduran, kaybettiren, karmaşık ve ilginç bir üslupla gezdirip duruyor. "Post modern" bakış açısı ile kitaba devam ederken "gerçeklik" kucağına düşüyoruz. Gerçeklik ile yürürken "gerçek üstücülük" sarmalına sürükleniyoruz. Bu savrulmalar bizi bir taraftan yorarken diğer taraftan da garip bir zevk veriyor.

    3)️KONU = Kitabın isminden anlaşılacağı üzere, dünyanın var olduğu ve insan cinsinin iki farklı surette yaratıldığı günden bu yana gündemden düşmeyen ve düşmeyecek olan Kadın ve Erkek İlişkisi, yani bizleriz. Sanırım ilk ana ve babamız olan Adem ile Havva desek de olur. Sonrasında onların, aşkın duygu suyuna batırılmış hali olup yansıyan Leyla ile Mecnun desek de olur. Konu başka ne olsun ki? Hep bizleriz. Emre Karadağ bizleri 6 kitabında alıştırdığı gibi, gidişata göre karışık zerrelere ayırıyor. Sonra tahrik ettiği merakımızı en son dönemeçte ustalıkla gideriyor. Mesela Mecnun'u taa en sonlarda akıl hastanesinde görüyoruz. O vakte kadar bahsi var ama ismi, cismi yok. Aslında bize kitapta farklı isimlerle yer alan Leylalar kadar, farklı isimlerle yer alan Mecnunları da aratıyor yazar. Ve bu durumdan da kitabı bitirmeye yakın haberdar oluyoruz. ️

    4)️KİTABIN DİLİ = Kitabın dili bizi son haddine kadar zorlayacak derecede cüretkar. Dünyaya, aya ve güneşe yazılan mektuplar arasında kimlerle ve nelerle karşılaşmıyoruz ki? Nobokov un kaleme aldığı ve beyaz perdeye aktarılan Lolita eseriyle tanıdığımız şair karakterli Humbert ile yaşı son derece küçük olan sevgilisini arıyoruz. Öyle ki bu durum bana rahatsızlık verdi. Bilmediğim bir ayrıntı yoksa bu adam pedofili sapığı gibi. Sonra karşımıza gülüşüyle romancı şair Kerouac çıkıyor. Mavi külüstür arabamıza binip Meksika yolculuğu bahsi yapıyor. Emil Zolanın meyhanesinde Kupo ve Nanayı tanıyoruz. Beckett ile Godot yu Beklerken kelam ediyoruz. Bir otel odasının banyosunda Kafkanın Gregor Samsası ile karşılaşıyor ve onu montumuzun cebine alarak eve götürüyoruz. Tutunamayanlara selam veriyoruz. Ve yazarın "6" eserindeki anne karakterine psikiyatri kliniğinde tekrar tesadüf ediyoruz. Bar taburesinde Zweig'in Hofmiller'i ile oturuyoruz. Sonra şair Nervel' in kendisini sokak lambasına asmasını izliyoruz. Hemen ardından maymun - insan karışımı bir evrim hayaline rastlıyoruz. Dostoyevski'nin Raskolnikov'una , Baudlaire, Ahmet Kutsi, Cahit Sıtkı, Aziz Nesin, Atilla İlhan, Necip Fazıl, Nazım Hikmet, Can Yücel ve Yahya Kemal'ine şiirle selam duruyoruz. Shakespeare, Bukowski, Pavese ile selamlaşıp Virginia Woolf ile nehre atlıyoruz. Hemingway ile kafamıza sıkıyoruz. Ama bir türlü Leyla'ya ulaşmıyor ve ölmüyoruz, kararlı bir şekilde ölemiyoruz. Eee, tabi Leyla ölmez. Peki Mecnun ölür mü hiç? Bu kıyamete kadar devam edecek bir azap ve hediye sanki. Kitapta gerçek ve hayal iç içe geçmiş ve işlenmiş. Bizler de bunu büyülenmiş şekilde normal gibi okumaya dalıyoruz. Emre Karadağ'ın ustalığı işte tam burada saklı. Yani saçma, yani saçma değil, yani gerçek, yani gerçek değil. Peki nasıl? Hepsi bir arada. İlginç kapılar ilginç arayışlar ve buluşlar. Ölmüyoruz, ölemiyoruz çünkü hem hiçiz, hem yokuz, hem çokuz, hem varız. Ve dünyada yaşayan milyarlarca insanız ama aslında sadece bir kişiyiz. Biziz, aynı kişiyiz, sayısız kopyayız. Kimimiz kadın, kimimiz erkek.

    5)️BİTİŞ ÇİZGİSİ - ANA TEMA = Mektupların her birinin bitişiyle birlikte Leylalara ve Mecnunlara yani bize, gökyüzünden seslendiği çok aşikar olan "Kutsal Kitabın" alıntı ihtarlarıyla ve müjdeleriyle duraklıyoruz. Anlıyoruz ki, bizler birbirimiz için hem hediyeyiz hem de imtihanız. Haydi Leylalar, haydi Mecnunlar, kadınlar ve erkekler!!! Kitabın dili gibi birbirimize cesurca itiraf edelim. Mecnun Erkekler, genç ve güzel olan kadını elde edemedi veya etti ama sonradan kaybetti diye, Tolstoy'un kaç adet olgun Anna Karenina'sını intikam alırcasına hırsla avucunun içine alıp oynadı ve terk ederek, kırmızı çantası ile trenin altına atlayışını izledi? Aynı anda acı ve zevk duydu değil mi? Peki Leyla Kadınlar, aklı başında, genç ve yakışıklı olan adamı elde edemedi veya etti ama sonradan kaybetti diye, kaç adet Hemingway'ı, Nervel'i hırsla ve intikam alırcasına feci ölüme sürükledi? Kaç tane Kays'ı Mecnun'a çevirdi? Aynı anda hem zevk hem acı duydu değil mi? Haydi cesur cevap verelim. Evet kim kazandı, kim kaybetti? Biz yenildik, biz hep kaybettik. Birbirimize çok kıydık, az sevdik. Ve aslında çok kişi olan bir tek kişi olduğumuz için çoğumuz yine bizi öldürdük. İşte bizim imtihanımız tam da budur. İmtihanın karşılığı vardır. İyi olanlara iyi, kötü olanlara kötü not verilecektir. Yazar Emre Karadağ'ın diliyle "Buraya yani (dünyaya) benzemez olan o yerde" herkes hesap verecek. Çünkü her mektubun sonunda işaretleri görünen o "Kutsal Kitabı" gönderen Büyük Zat, kendi sözüne kesinlikle sadıktır.️

    6)️ŞAİRLER ve YAZARLAR = Dostum Yazar Emre Karadağ'ın kitapta algıladığım ifadesi ile biraz "Puşt" olan karakter, ara sıra şiir yazan ve okuyan bir şairdir aynı zamanda. Bana göre "Puştluk" bu adamın kendi karakter yapısında. Yoksa şairlerin ve şiirlerin "puştluk" ile alakası yoktur. Gerçi net olarak bilemeyiz ha. Belki de şairlerin ve şiirlerin çok cezbedici bir yanı, "puştluğu" olabilir. Ancak bu durumda ortaya bir tablo daha çıkar. Yani, yazarların, öykülerin ve romanların şiire göre daha cezbedici "neleri" olabileceği tespitlerini okuyucu yorumlarına bırakmak en iyisi herhalde. Emre Karadağa yazım hayatında devam ve başarı diler, grubumuzdaki bütün kitap severlere selam ve saygılarımı sunarım. Kitapla, şiirle ve sevgiyle kalın.

    DİLEK KÖKSAL FİLİZ'DEN

    Bu kitap da 6 'da olduğu gibi yine düşündü- ren, nasıl yani dedirtip şaşırtan, merak ettiren, farklı kurgusuyla yine çok güzeldi ve tam beklediğim gibiydi.
    Her bölümün sonunda, parantez içi cümlele- rin, alıntıların kaynağı düşünülürse ,verilen mesajlar da oldukça anlamlı, araştırılmış denk getirilmiş ,tabii ki anlayana..
    Konusuna gelecek olursak
    Dünya'ya ,Güneş'e ve Ay'a mektup yazar üç kişi.Aslında hepsinin sevdikleri kızlaradır o mektuplar.. Yazar öyle istemiştir.
    Onunla nasıl karşılaştılar, neler yaşadılar, anlattılar bölüm bölüm.Bazen olan, bazen hayalleri, bazen de olmayan şeyler yazdılar arada yazara kafa tuttular,itiraz ettiler..
    Dünya'ya mektup yazan;plâtonik âşık hep uzaktan takip eden cesaretsiz...
    Güneş'e mektup yazan çok farklıydı; sert,acımasız, kendine has ceza yöntemiyle kadınlara bakış açısıyla fazla özgüvenli ama bir o kadar da şâir, ilginç bir tip ..
    Ay'a mektup yazan daha da farklı biriydi; danışanlarının hikâyelerinden örnek vererek anlatıyordu aşkını,fazla belli etmeden... Danışanlarına ait anlattığı güzel ve etkiliyeci hikâyelerde,ailede baba figürü ailedeki önemi özellikle vurgulanmış..
    Nanozomi, yazdıkları, çektiği fiziksel zorluk ,ruhsal acı ve maymun besleyen adamın hikâyeleri oldukça farklıydı...
    Bekleyen anne tasviri vardı, millet olarak o aptal kutusuna bağımlılığımıza da sanki karıncalı televizyonla inceden dokunulmuş..
    Ve intihar girişimleri vardı ki onlar da tanıdık yazar ve kitaplardaki kahramanların hayatından
    Ayrı kızlara yazılan mektuplar ama aslında aynı kız , onlar üç kişi miydi yoksa tek kişi de farklı kişiliklere mi bürünüyorlardı ya da olmak istedikleri miydi?Kafalar karıştı değil mi?Bence aynı kişiydi ,yazar mıydı yoksa o mektupları yazanların hepsi? ;)
    Kızın kitap sevgisi çok güzeldi,erkeğine okutmaya çalışması da ...
    Yine sanata yer verilmişti kitabın içeriğinde sinema,tiyatro ve o kitaplardan yazarlar,şairler ve kahramanları da katıldı maceralara karakteristik özellikleriyle..
    Humbert'la Lolita ,baltasıyla Raskolnikov,böcek Samsa , kırmızı çantasıyla Anna Karenina hatta uzun sakalıyla Tolstoy ,6 'daki anne ve yazarı da sürpriz yaptı hikâyeye eşlik etti ve daha birçok kişi...
    Ayrılık ... Kimi daha konuşamadan, kimi kavuştuktan sonra...
    Mecnun olmak.
    Leylâ olmak..
    Tımarhane...
    Leylâ'ya mektuplar yazmak...
    Böyle bir kurguyla kitap yazmak herkesin harcı değil..
    Şiir de ayrı güzeldi.. Tebriklerimle...

    TUBA KARA'DAN

    Birbirinin benzeri içerikte kitaplar okumaktan sıkıldınız mı? Acaba benzeri tarzda yazılmış bir başka kitap var mıdır diye düşünecekseniz… Çok büyük ihtimalle de bulamayacaksınız.
    Leylaya Mektuplar ’da çok güzel bir aşk var. Belki de aşklar demem daha doğru olacak. Aşıkken bir erkek dışından bir şeyler söyler, biz de duyarız. Peki içinden neler söyler acaba? İşte aşık erkeklerin iç seslerinin neler söylediğini çok net öğreneceksiniz. Bazen gurur duyup bazen de kızacaksınız? Keşke bana da öyle âşık olunsaydı diyeceksiniz. Kimi zaman da aşkın böylesi sizi korkutacak.
    İnce bir zekâ, sizi sık sık güldürecek ve düşündürecek.
    Bir dakika! Burada bir erkeğin iç sesi, dış sesi ve görünmek istediği yüzünü yansıtarak tek bir kişiden mi bahsedilmiş? Yoksa basbayağı üç farklı erkek mi var? Peki ya uğruna mektuplar yazılan kız tek bir siluet mi, yoksa hepsi de farklı birer can mı? Bu soruların cevaplarını siz bulacaksınız?
    Raskolnilov, Humber ve Nana gibi birçok kitap kahramanını da kitabın içinde yaşayıp, yanı başınızda hissedeceksiniz.
    Ve son olarak da hayatın anlamını sorgulamayan var mı aranızda? Hayatın gerçek anlamının ne olduğunun cevabını bu kitapta buldum.
    Onlarca kitap okumak yerine bir tane kitap seçme hakkım olsaydı Leyla’ya Mektuplar’ı seçerdim.
    Sizlerin de severek okuyacağını biliyorum ve çok şey öğreneceğinizden eminim.
    Okuyanlardan olabilmeniz dileğiyle.

    EMEL BOZTAŞ'TAN

    LEYLA 'YA MEKTUPLAR; Dünya'ya, Güneş'e ve Ay'a Mektuplar adı altında 3 başlıktan oluşmaktadır. Emre Karadağ ile kitap hakkında konuştum, yazarken nelere dikkat ettiğini, nasıl bir teknik kullandığını, vb. konuştuk. Leyla'ya Mektuplar, bir kıza 3 farklı karakterdeki erkeğin aşkını ve bu aşklarını farklı şekilde ortaya koymasını anlatmaktadır:

    1. Aşık: Özgüvensiz, saf, platonik
    2. Aşık: Kendinden emin, sert, tutkulu, asabi ama erkekliğine çok!! sürdürmeyen (gurur yapan)
    3. Aşık bir psikolog. Bana göre aşkını tam olarak belli etmeyen, mesleğinin püf noktalarını bilen ve bu yüzden aşkını dolaylı ifadelerle yansıtan ; bunu yaparken de genellikle hastalarının hayatlarından kesitler/ örnekler veren bir aşık!

    Leyla'ya Mektuplar'da yazar ironik bir dille kendini de koymuş. Emre Karadağ'ın dediği gibi "üstkurmaca"
    Kitapta: Emilé Zola'nın NANA'sı; Vladimir Nabokov'un LOLİTA'sı ve HUMBERT'i; Stefan Zweig'in Sabırsız Yürekli kahramanı teğmen HOFMILLER; Tolstoy'un ANNA KARENİNA'sı; Kafka'nın Dönüşüm'ünün böcek adamı GREGOR SAMSA'sı ve daha bir çok edebiyat dünyasının kahramanlarının bizim üç aşıkla maceraları da yer almaktadır.

    Bu kitapta Emre Karadağ'ın şair yönünü de keşfettim

    Leyla'ya Mektuplar 'da pek çok simgesel ögeler mevcut: Dünya, Güneş ve Ay neyi simgeliyor?
    Her bölüm sonunda parantez içi cümlelerde yatan mesajlar ne?

    Okumanızı tavsiye ederim. Farklı, ilginç, zorlu, düşündürücü ve güzel bir kitap.

    BAHAR KESMEGÜL'DEN

    Önce şunu söyleyeyim: Okuyacağınız en aykırı kitaplardan biri. Emre Karadağ'dan da başka bi şey beklemem hata olurdu.

    Kitabımız üç bölüm ve üç karakterden oluşmaktadır ( bu üç karakter ele aldığımızda bana göre tek karakter ) Bu bölümler Dünya'ya Mektuplar, Güneş'e Mektuplar ve Ay'a Mektuplar olmak üzere 3 bölümden oluşur *Dünya'ya Mektuplar; Platonik bir aşkla sevdiği kızın kapısının önünde hemen hemen her gün nöbet tutmaktadır ama bir türlü konuşma fırsatını kendinde bulamaz açılmak ister ama açılamaz seviyor hemde çok seviyordur onun için neler yapmazdı ki dünyaları önüne serebilirdi ama ha bugün ha yarin derken günler günleri kovalar ve nihayetinde koşar adımlarla kaçar çünkü kaçmak ona yakışır değil mi?
    Güneşe Mektuplar; Gittikleri bir mekanda arkadaşlarının sayesinde tanışır ama görür görmez etkilenir çıtı pıtı bir kız ve bu kızı kafaya alır o kadar tatlı o kadar uslu bir kızdır ki çok etkilenir. akşam eve bırakmayı teklif eder ama kız ret eder. amann bu kimin umrunda tekrardan kızı ile görüşeceginden emindir artık evet görüşmeyede devam ederler sık sık kitap hediye eder kız, beraber tiyatroya giderler ama her seferinde şart koşar yaramazlık yapmayacaksın diye ama affeder mi? Affetmez! sert haşin ve sevdiğini sahiplenen bi adamdır bu. Bir gün kavga ederler ve kız kaçar. Karakterimiz peşinden gider, kapısına dayanır, çok uğraşır ama nafile. Unutmak için başka kadınla takılır ama onu aklından çıkaramaz. *Aya Mektuplar ; Hastalarının hayatlarından kısa örnekler veren bir aşık bir psikiyatr.

    Gelelim kitabın sonuna; Kafka'nın Dönüşüm adlı kitabindan tutun ,Tolstoy'un Anna Kareninasına kadar bir çok yazarımız ve roman karakteri yer almaktadır. Kitabın sonu nasıl mı bitiyor?
    okuyun ve görün.

    BELGİN EGREN'DEN

    Kitabımız Dünya 'ya, Güneş'e, Ay'a Mektuplar başlıkları altında toplamış...
    Karakterlerimiz ve yaşadıkları anlatılırken yakından tanıdığımız birçok roman kahramanları da dahil edilmiş.
    Tolstoy'un Anna Karenina'sı mı dersiniz,Franz Kafka'nın Dönüşüm kitabındaki Gregor Samsa 'mı dersiniz... daha kimler yok ki!!!
    Kitabın sonunun nasıl biteceğini okurken, kafamızda kurgularken tam bir ters köşe oluyorsunuz.
    Çıkmasını dört gözle beklediğim bir kitaptı. Bir solukta okudum fakat bana göre Emre Karadağ'ın kitaplarını okumak için sessiz ve sakin bir ortam tercih edilmeli...
  • 542 syf.
    Deleuze ve Guattari'nin kaleminden öyle bir kitap yazılmış ki bugüne değin nasıl bunu okumadım diye yakınmadım değil. Dili genel hatlarıyla ne kadar akademik bir dil olsa da pek zorlandığımı söyleyemem. Konu bağlamında fazlaca metin ve kuramlar okumuş olmamın şansını yaşadım kitap özelinde. Tabi Deleuze ve Guattari'yi ilk defa okuyacaklar için aşılması zor dağ gibi büyüyecektir baştan söyleyeyim kitap analizine girişmeden önce.

    Kapitalizm, kendi değiştirdiği şartlar sonucunda kendini yeniden tasarlama noktasında diğer sistemlere göre çok daha başarılıdır. Kapitalizm'de egemen bir kod yoktur. Bu kodun olmayışı sonucunda mikro-toplumsal yapılara ulaşmaya çalışmaktadır. Kapitalist sınıf, psikanaliz yoluyla insanların (haliyle toplumların) hafızalarını egemenlik altına alma, kontrol etme çabası içerisindedir.

    Ego dediğimiz şey* hepimizin, farkında olmaksızın kapitalist küreselleşmenin bünyemizde yerleştirdiği kapitalizm fidanını beslemeye hizmet eden bir ajan gibidir. Bu yapıtında Deleuze ve Guattari marksist bir bakış açısıyla hem kapitalist devlet çözümlemesini yapmış hem de kapitalist olan devleti, kapitalizmin oluş felsefesinde çok önemli bir noktaya koymaktadırlar.

    Kapitalizmin egemen olduğu sistemde insanlar ileri derecede tüketen ve tükettiğinin farkında bile olmayan canlılar olarak nitelendirilmektedir. Bu bağlamda kapitalizme bedensel obezite tasarımı da diyebiliriz. Kapitalizm, ortaya çıkardığı tüketim kültürü sayesinde insanları bilinçsizce tüketime yönelten ve bu şekilde şizofrenler üreten bir sistemdir der Deleuze ve Guattari. O kadar doğru ki bu tespit, sistemin istediği insan profili aslında bir şizofrenden başkası değildir.

    Deleuze ve Guattari bu ana tespit etrafında kitabı şekillendirirken bir ayndan analizini yaptıkları kapitalizmi, psikanaliz ile ilişkilendirmiş ve anti-psikanaliz modeli üretmişlerdir. Buna göre, dilimize kazandırdıkları terim ise Şizoanaliz olmuştur. Şizoanaliz özünde bir psikanaliz eleştirisidir. Psikanalizin birçok hipotezini tartışmaya açmıştır. Bilinçdışı da bunlardan en belirgin olanıdır. -ki burada çok net bir Freud eleştirisi mevcut. Psikanalitik bilinçdışından şizoanalitik bilinçdışına geçiş yapılmıştır. Psikanalitik bilinçdışını Freud'un döneminde geçerliliği olan ve artık günümüz insanının tanımlanmasında yetersiz kalan bir alan olarak görmekteler.

    Deleuze ve Guattari Anti-Oedipus içerisinde şizoanalizin niteliği ve sorumluluğu “yıkım” olarak tespit ederler. Şizoanaliz her şeyden önce tamamen bir yıkımı ortaya çıkarır. Kapitalist düzenin ne kadar egemen olduğu değerler bütünü varsa bu değerler bütününün oluşturduğu ahlaki ağa saldırır şizoanaliz. Özellikle arzulamak üzerinden yapılan tespitleri gönül ister ki tek tek paylaşayım ama analizi boğmak istemiyorum. Kapitalist ahlakçılık insan bilincinin yaşayabileceği en büyük yıkımdır zaten der. Bu nokta dönüp dolaşıp yine Nietzsche'nin haklılığına ulaşılmış olması bu fırça bıyıklı amcamızı bir kez daha yad etmemize sebep oluyor. Kitap tam anlamıyla muazzam bir başyapıt.
  • "
    ... pratik politika dallarının hiçbirisinde, büyük değişikliklere yol açabilecek güçte, ülkücü kuramlar yoktur;
    büyük değişiklikler olunca, bunları haklı göstermek için ortaya atılan kuramlar her zaman asıl tutkuyu gizlemek içindir. "
  • 80 syf.
    ·Puan vermedi
    "Aşka gönül vermem aşka inanmam
    Yıllarca boş yere ağlayıp yanmam
    Böyle bir arzuya meyledip kanmam"
    (Beste-Güfte: Baki Çallıoğlu)

    Meşhur fıkradır; Bektaşiye sormuşlar: "Hiç aşık oldun mu?" diye. "Bir kere tam olacaktım, bastılar" demiş. Bektaşi ile Schopenhauer'ın birleştiği nokta 'aşk' denen mefhumun cinsel dürtü kaynaklı olduğu. Çevremizi biraz gözlemlediğimizde benzer sonuca bizim de varmamız mümkün. İnsanlar pek çok konuda olduğu gibi aşk konusunda da ikiyüzlüdürler. Sözlerindeki ruhaniliğe hallerinde rastlayamazsınız. 'Aşık'tan geçilmeyen memleketimizde aldatmaların, boşanmaların, aile içi şiddetin, sevgili terörünün, kaprislerin, ayrılıkların,değer vermemenin, değer görmemenin ve dahi bir yığın problemin adiyattan sayılması şüphesiz aşkla ilgili tasavvurlarımızda bir problem olduğuna işaret ediyor. Bu verileri, arzuların doyum noktasına ulaştıktan sonra acı vermesi bilgisi ile birlikte değerlendirdiğimizde aşkın arzu odaklı yaşandığını varsayabiliriz. Hande Yener'in "yanan yanana ama pişen yok/ iki lafın arası aşk acısı" diye tarif ettiği bir ortamda aşkın ne olduğu konusunda ben de Bektaşi, Schopenhauer ve Hande Yener ile aynı saftayım.
    Aşkı -veya insanların aşk derken kastettiği şeyi- daha iyi anlamak için bir tanım getirelim. Bunu formülize ederek yapmayı düşünüyorum. Bunun için de benzer bir kavramdan yola çıkacağım: Arkadaşlık. Arkadaşlık içerisinde ne gibi duygular barındırır? Elcevap: Sevgi, saygı, fedakarlık, vefa, sadakat,iyilik, şefkat, nezaket, empati gibi ulvi duygular. Bu saydıklarım aşkta da bulunan kavramlar, yani aşk ve arkadaşlığın kesişim kümesi. Peki aşkı arkadaşlıktan ayıran şey ne?, Aşkta olup arkadaşlıkta olmayan şey ne? Cevap tahmin ettiğiniz gibi: (kibarca yazarsak) Şehvet. Dolayısıyla aşk şehvetli arkadaşlıktır, diyebiliriz. Fakat bir problem var. Arkadaşlık için saydığım kavramların/duyguların tamamı zihinsel süreçlerin ürünü. Üzerinde düşünülmüş, emek verilmiş bu yönüyle de güvenilir değerler. Ama şehvet öyle değil. Hayvani dürtülerimizin sonucu. Dolayısıyla güvenilir değil(Zaten ilk görüşte oluşabilen bir şey ne kadar güvenilir olabilir.). O zaman tanımı şöyle güncelleyebiliriz: Aşk, deforme olmuş ve güvenirliliğini yitirmiş arkadaşlıktır ve böyle bir arkadaşlık uzun süre devam edemez.
    İnsanların aşktan bahsederkenki halleri ile aşık olduklarını iddia ettiklerindeki halleri birbirinden çok farklıdır. Aşktan veya aşık olunacak ideal kişi üzerine konuşurken hep yüce değerlerden dem vururlar. Hepinizin duyduğu şöyle şeyler derler mesela;
    -"Benim tercihlerime değer versin"(saygı)
    -"Gözü benden başkasını görmesin"(sadakat)
    -"Tertemiz bir kalbi olsun"(iyilik-şefkat)
    -"Beraber yaşlanalım"(vefa)
    -"Oturmasını kalkmasını bilsin"(nezaket)
    -"Birbirimiz için ölümü göze alalım"(fedakarlık)
    Ama iş pratiğe geldiğinde yani insanlar aşık olduklarını iddia ettiklerinde ise ağızlarından şöyle kelimeler dökülür: "Abi çok güzel ya!", "Kızım aşırı yakışıklı" Gördüğünüz üzere tüm ulvi değerler unutulmuş, zihinsel süreç arka plana itilmiştir. Bir insanın mavi gözlerinden vefasını, gamzesinden saygısını, dudaklarından fedakarlığını anlayamayacağımıza göre bir şeylerin etkisi altına girmiş olma ihtimalimiz çok yüksektir. Anadolu irfanı bu durumu " Keçi gider ekine, boynuzları dikine" diye tarif eder. Ve mantığı devre dışı bırakan keçinin gittiği yol yol değildir.
    "Aşkın gözü kördür." derler. Kesinlikle öyle. Çünkü aklı ve mantığı rehin alan dolayısıyla gerçekleri görmemize mani olan bir dürtüdür aşk. Leyla ile Mecnun hikayesindeki isimler bile bize bunu anlatır. Mecnun, cin kökünden gelir. Cinlere tutulmuş, cinnet halinde manasındadır. Yani akli melekeleri yerinde değildir aşığımızın. Leyla ise leyl kökünden gelir. Gece, karanlık manasındadır. Yani aslında Mecnun'un Leyla'da gördüğü fludur, net değildir. Mecnun'un istikbali parlak değildir. Çünkü hislerinin etkisiyle tanımadığı birine aşık olmuştur. Leyla'nın da istikbali parlak değildir. Çünkü kendisini obsesyon seviyesinde seven bir aşığı vardır ve deliler gibi sevmek anlatıldığı gibi iyi bir şey değildir. Bana sorarsanız, makul davranmaktan fersah fersah uzak olan bu çiftimiz kavuşsalardı bile boşanırlardı.(Yaznın bu bölümünde mesleki deformasyon etkisi görülmektedir.)
    Milli aşk filmimiz Selvi Boylum Al Yazmalım'ın dillere pelesenk olmuş final sahnesi bahsettiğim seçim sürecini anlatır. Asya karakteri iki erkek arasında tercih yapacaktır. Kadir İnanır, yakışıklı bir jöndür, karizmatiktir. Gençlik aşkıdır. Ama sebebi her ne olursa olsun eşine ihanet etmiştir. Benim formülümde şehveti(dış güzelliği) temsil eder. Ahmet Mekin, yakışıklı değildir. Ama sadıktır. Kadına ve çocuğuna sahip çıkmıştır. Değerleri ve iç güzelliğini temsil eder. Sinemamızın sultanı tercihini güvenilir kavramlardan yana kullanır. Ahmet Mekin'e doğru yürürken çok değerli tespitleriyle bize nasihat edercesine efsane repliklerini söyler: "Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu. Sevgi emekti."
    Michael Haneke "Amour(Aşk)" filminde aşkı anlatmak için yaşlı iki insanı tercih etmiştir. Aşk denince ilk akla gelen, gençlik, hareket, flörtleşmeler, romantik müzikler bu filmde yoktur. Yönetmenin aşkı iki ihtiyarla hatta felç kalan eşinin bakımını üstlenen birinin öyküsü ile anlatması manidardır. Hiç bir maddi fayda yoktur bu ilişkide. Dünyadan alacakları zevk de kalmamıştır karakterlerimizin. Onları birbirine bağlayan tek şey sadece birbirlerine verdikleri sözdür. Haneke böyle mi düşünmüştür bilinmez ama bize adeta "Eğer aşk denen şey gerçekten varsa o, hormonlar etkisini yitirdikten sonra da devam eden şeydir" demektedir.
    "Aşkın gözü kördür"e tekar gelirsek, gözü kör olan aslen hormonlar, arzular ve dürtülerdir. Arzu, hızlı ve maksimum doyum ister. Bu pratikte, adaylar arasında hemen en güzelini/en yakışıklısını seçmeye yöneltir insanı(Ben Schopenhauer'ın yalancısıyım). Ama insanı diğer hayvanlardan ayıran bir özelliği içgüdülerini eğitimle sınırlayabilmesi ve kontrol altına alabilmesidir.Güzellik önemli değildir demiyorum tabi ki. İnsanın estetik duygusu da vardır. Ama asıl itibar edilmesi gereken duygular açıktır. Aşk ve arkadaşlık kıyaslamamdan gidersek, kimse arkadaşını güzel veya yakışıklı olduğu için seçmez. Nitekim arkadaşlıklar, aşklardan uzun sürer. İzah etmeye çalıştığım üzere vardığım sonuç aşık olmamak değil, arzular doyuma ulaştıktan sonra da arkadaş kalabileceğimiz birine bu duyguyu sarf etmek.('Hayat arkadaşı' bu bağlamda çok güzel bir yakıştırma)
    Hadise'nin bir şarkısından alıntıyla bitirmek istiyorum.(Lütfen beni kınamayın. Gönül isterdi ki aşkı, Selahattin Pınar'ın 'Bir bahar akşamı rastladım size' bestesi ile anlatayım ama zamana ayak uydurmaya çalışıyorum). Hadise Hanım, bir modern dönem ilişki taşlaması olan "Aşk Kaç Beden Giyer" de şöyle der;
    "Ten taşırsa hisleri
    Yaşarsa sisleri
    Kalp burda der mi?"

    "Ten taşırsa hisleri": Yani yukarıda saydığımız sevgi, saygı, fedakarlık, empati, vefa gibi tüm ulvi hisleri barındırması gereken aşkı tene hapsederseniz, sadece ten taşıyacaksa bu hisleri, şehvetin emrine girecekse değerler,
    "Yaşarsa sisleri": Aşkı bedensel zevklerin sis bulutu içerisine sokmuş olursunuz ve bu sis bulutu içerisinde gerçekleri göremezsiniz .(aşkın gözü kördür açıklamalarımı hatırlatmakla yetiniyorum.)
    "Kalp burda der mi?": Arzuların hakimiyet sürdüğü bir devirde, tenin kılavuzluk ettiği sisli yolda yürürken gerçek aşkı bulabilmek mümkün değildir. Böyle bir durumda ne kalbiniz birini gerçekten sevdiğini anlayabilir ve 'gerçek aşk işte burada' der ne de sizi gerçekten seveni görebilirsiniz.
    Eğer aşk, aşk.. diye sayıkladığımız şey, ten uyumundan, görsellikten, estetikli suratlardan, üçgen vücutlardan, gençlikten, güzellikten ibaretse umarım Hadise'nin sorusu başımızı biraz öne eğdirir ve bu konuda sağlıklı düşünmemizin kapılarını aralar:
    " Söylesene sevgilim
    Aşk kaç beden giyer? "
  • 135 syf.
    ·Puan vermedi
    O kadarda çekingen olma çekingen insanların zaman zaman duymak zorunda kaldığı bir cümledir bunu söyleyenlerin çekingen olması mümkün değil aksi oldaydı bunun pek mümkün olmadığını bilirlerdi birisine spontene ol yada gül demek gibi birşeydir spontene olmak yada gülmek tek tuşla olmuyorsa çekingenlikte tek komutla kurtulunabilen bir davranış değildir
    Çekingen olmayanların çekingen olanların hayatlarında ne zorluklarla mücadele ettiğini tahmin bile etmesi zordur çekingen insanlar red edilme başarısız olma korkusu yüzünden yabancılarla konuşma toplantışarda söz alma
    İlgi odağı olma durumlarından olabildiğince kaçınır.aynı zamanda toplumun açık konuşkan özgüveni yüksek insanlara değer verdiğinin bilincindedir çekingen insanlar bu özelliklere sahip olmayı çok isterler ama bu ellerinde değildir
    Çekingenlik nedenleri neler çekingenlik ne kadar yaygın çekingenlikle sosyal fobi arasında ki sınıt nerededir çekingen insanlar neden kendini sürekli izleniyor muş değerlendiriliyormuş gibi hisseder günlük hayatında ne gibi zorluklarla karşılaşır bunlardan bahsetmek istiyorum
    Sizde çekingen insanlardansanız sonra ki zamanda sosyal ortamlarda daha rahat etmenizi özgüvenli davranmanızı sağlayacak pratik öneriler ve alıştırmalardan bahsedeceğim bu kitap tedavi gerektiren sosyal fobisi olan insanlara yönelik olmadığını belirtmek isterim
    Çekingen insanlara yönelik yer alan zorlukları kendi tecrübelerimden tanıyorum bu yüzden engelleri bu günden yarına olmasada sabır azim ve iyimserlikle aşabileceğimi biliyorum
    Kişisel yolculuğunuzda inanç ve motivasyon duymanızı gelişimn sizi mutlu etmesini umuyorum.
    Çekingenlik sayısız tanımı olmasına karşın veya tam bu nedenle bilimsel olarak sınırlandırılması zor bir kavramdır.Büyük ihtimalle Amerikalı sosyal psikolog philip g zimbardonun Kendisini çekingen bulan kişilerin çekingen olarak nitelendirmesi gerektiğine ilişkin tanımı bu kavramı en basit ve anlaşılır şekilde tanımlar.
    Utangaçlık korkaklık mahçubiyet sıkılganlık kavramları çekingenliğin eş anlamlısı olarak kabul edilir. Eş anlamlısı olmamasına karşın içine kapanıklılık kavramı da sıklıkla çekingenlik yerine kullanılır. Oysaki dışa dönük insanlar topluluk içerisinde girişken ve iletişime açık özellik sergilerken içine kapanıklılık daha çok geri çekilmeyi ve güçlerini kendi benliklerinde kazanmayı tercih eder Hiçbir şekilde çekingen olmayan en ufak çekingenlik hissetmeyen içine kapanık insanlar vardır. Buna karşılık çekingen dışadönük insanlarda vardır Bu insanlar her ne kadar sosyal ilişkiler yürütsede bu ortamlarda kendilerini gergin ve sıkılgan hissederler ve rahat edemezler.
    Kalıtsal mı öğrenilmiş mi?
    Günümüzde bilim insanları çekingenliğin hem kalıtsal olarak aktarıldığı hemde sosyal çevreden etkilendiği hususunda büyük oranda hem fikir olsa da geçmişte bu sorunun cevabını bulmak için çok sayıda çalışma yürütüldü.
    Çekingen insanların korkuları
    Yazar psikolog rolf merkle çekingenliği neredeyse dünyanın tamamında salgın hastalık gibi hakim olan iki temel korkunun yan etkileri olarak tarif eder . Bunlar red edilme ve başarısız olma korkularıdır.
    Merkle reddedilme korkusunu özellikle çoçukluk tecrübelerine dayandırır. Çoçukların ebebeynleri tarafından koşulsuz sevildiklerine emin olmaları gerekir. Her hatalı davranışında reddedilmiş hissettiği için örneğin yaramazlık yaptığında seni seni sevmiyorum) bu güveni kaybeden çoçuklar bu tür korkuları artar. Ve etkileri erişkinliğe kadar uzanır. Eskinin çoçuğu yetişkin olduğunda dahi uslu durması gereken bir kapana sıkışmışlık içinde yaşar. Bunun sonucunda istek ve ihtiyaçlarını ifade etmekten çekinir ve kendisini sağlıklı biçimde ortaya koyamaz.
    Başarısız olma korkusu da çoçukluk tecrübelerine dayandırılabilir ve aynı şekilde vahim sonuçlara yol açar. Tüm benlikleri bu olumsuz beklentilerle dolu olduğundan kendilerini ve çevrelerini fark etme yetisinden yoksundurlar.
    Sosyal çevrenin etkisi
    Çekingenlik çoçukluk döneminde ebeveynlerin eğitimlerin kardeşlerin ve sosyal çevrenin çeşitli etkilerinden ortaya çıkabildiğinden öğrenilmiş bir davranış olarak kabul edilir. Bu bağlamda önemli bir sebep olan reddedilme korkusunu ve çoçugun ebeveynleri tarafından sevilmeme korkusunu yukarıda andık ancak burada etkili olan başka etkenlerde vardır.
    Ebeveynlerin veya başka yetişkinlerin çoçuğu sıkça azarlaması tehdir etmesi çoçuğa bağırması veya şiddet uygulaması korkuya yol açabilir.Bu tür eğitsel tedbirler çoçuğun temel güven ve tastik duygusunu sarsar ve sağlıklı bir özgüven geliştirmesini engeller.
    Bir diger etken utançtır.Bir çoçuğun ebebyleri veya başka yetişkinler tarafından sıkça utandırılması özgüven üzerinde tahrip edici bir etki yaratır bazı çoçuklar bu tür tecrübelerden sonra geri çekilir ve kendilerini yaşıtlarından dahi soyutlarlar. Buda diğer çoçuklar tarafından dışlanmalarına yol açar.
    Belli zaaflarıyla acımasızca dalga geçen yaşıtların da bir çoluğun veya gencin özgüvenini tahrip etmesi mümkündür.
    Açılın şişko geliyor yada yine mi kekeliyorsun gibi özgüveni önemli ölçüde yaralayan söylemlerin etkisi bazen yetişkinliğe kadar uzanır
    Bir diğer önemli etken cesaretin kırılmasıdır Sen bunu yapamazsın senden asla birşey olmaz gibi sözler çoçuğun özgüvenini yerle bir eder. Başkaları kendisinin herhangi birşey yapabileceğine inanmadığı için kendiside yapabileceğine inanmaz.
    Bir çoçuk için en vahimi ebebeyleri veya ilişki kurduğu diğer önemli kişiler tarafından yeterince ilgi görmemesi veya bunun sonucunda ben ilgi gösterilmeye layık değilim kanısına varmasıdır
    Ebeveynlerin çoçugun kendisine yük oluşturduğunu çoçuğa hissettirmeside çoçugun özgüvenini sarsan en önemli etkendir. Çoçuk bunun sonucunda çoğunlukla diğer kişilerin gözünde de değersiz olduğunu hisseder.
    Son olarak ebeveynlerin korkuları da önemli bir rol oynar çoçuklar genellikle ebeveynlerinin aşırı endişeli hallerini fark ederler ve kendilerini herşeyden koruma eğilimlerini hissederler bu durumda genellikle ebeveynlerin korkularını devralırlar be ancak sınırlı bir kendine güven geliştirebilirler.
    Amigdalada alarm seviyesi
    Harvard üniversitesinde bir grup psikolog psikiyatrist carl schwartz yönetiminde çekingenliğin nedenlerini ortaya çıkartmak için 22 genç üzerinde sonuçlarını 2003 yılında açıkladıkladıkları uzun süreli bir araştırma yaptılar.
    Bu araştırmada yer alan denekler yirmi yıl önce çoçuk yaşlarında bir deneye tabi tutulmuşlardır. Çocukların tanımadıkları cisimlere örneğin konuşabilen oyuncak robot vs çekingen ve girişken tepkileri tespit edildi. Yetişkin yaşa geldiklerinde ise deneklere tanıdıkları ve tanımadıkları bazı kişilerin yüzleri gösterildi ve bu sıralada beyinleri tomoğrafi cihazıyla tarandı. Sonuçta deneklerin tomografi kayıtlarında tek nokta dışında beyin fonksiyonlarında herhangi bir farklılık tespit edilemedi. Sadece beynin amigdala kısmında bir farklılık gözlemlendi. Şekli bademe benzeyen beynin bu bölgesi korku anlarında uyarıldığında beyindeki korku merkezi olarak da anılır. Çoçukken de korkak ve çekingen olarak tespit edilen deneklerin amigdalası tanımadıkları kişilerin yüzlerini gördüklerinde diğer deneklere göre daha fazla uyarılıyordu bu utangaçlığın kısmende olsa doğuştan bir özellik olduğunu tespit etti.
    Harvard üniversitesinin bu araştırması zamanla başka araştırma sonuçlarıyla da teyit edildi.Çekingenliğin kısmende olsa genetik bir özellik olduğuna dair tereddüt yoktur. Genetil mirasın etkisi araştırmalarda farklılık göstersede %24ile % 51 arasında olduğu tahmin ediliyor.
    Yanlız değilsin
    Şaşırtıcı gelebilir ama çekingen insanların sayısı azımsanamayacak kadar yüksektir. Sosyal psikolog bernardo carducci Almanyada ki çekingenlerin sayısının 2005 yılında nufusun yarısı olarak tahmin ediyordu.
    Çekingenlik bir hastalık mı ?
    Çekingenlik ve korkuda yaşanan reakson mekanizması aynı olduğundan amigdala aşırı uyarılması çekingenlik aralarındaki sınır yumuşak
    Çekingenlik , mağdur kişi yanabcılarla ilişkişerinde sürekli güvensizlik ve korku hisseder ve hayat kalitesi bundan büyük oranda olumsuz etkilenirse hastalık olarak kabul edilir.
    Çekingenliğin olumlu yanları
    Çekingen insanlar genellikle güvenilir kabul edilir. İyi bir dinleyicidir.Sessiz sakin yapıları ile dinginlik yayarlar.Son derece halden anlayan empati kuran yardımsever insanlardır.
    Çekingen bir insan olarak zaman zaman korkularının üstüne git Tamda korktuğun şeyi yap gibi ifadeler duymuşsunuz bu haklı bir uyarıcıdır. Zira araba kullanmayı nasıl kendinizi güvensiz hissetiğinizde direksiyonun arkasına geçip sürerek öğreniyorsanız. Özgüvenli bir şekilde davranmayı da ancak güvensiz ve korku hissetmenize rağmen tercihen kaçınacağınız her ortama girerek öğrenebilirsiniz.
    Ancak bilmediğiniz sulara atlamadan önce Kendinizi alıştırmalarla pratik tavsiyelerle bu duruma alıştırabilirsiniz.
    İleri ki bölümde korkularınızdan ve güvensizliklerinizden kurtulmanıza özgüveb artırmanıza yardımcı olacak pek çok tavsiye bulacaksınız.
    Kuruntulara dur de!
    Sadece düşüncelere mi dalıyorsun yoksa kuruntu tuzağına mı düşüyorsun ayırt etmekte zorlanıyorsanız küçük bir test yapın.
    Başta müdahele etmeden düşüncelerin gelmesine izin verin . İki dakika sonra kendinize şu soruları sorun çözüm bulmaya biraz olsun yaklaştım mı? Bazı noktaları daha iyi ankadım mı. Kendimi daha iyi hissediyor muyum. Bu soruların hiçbirine evet demiyorsanız kuruntularınıza karşı aktif önlem almanız gerek.
    Kuruntu tuzağından kurtulmak!
    Düşüncelerin dönüp dolaştığı yer genellikle neden sorularıdır? Bay A bana bazen eleştirel tavırla bakıyor bu tür sorulardan kurtulamadığınızı fark ederseniz. Neden kelimesini ne amaçla ile değiştirin. Böylelikle düşüncelerinizi bir hedefe yönlendirmiş olursunuz.Bay A ın eleştirel bakışının amacı ne , ne yapmamı istiyor böylelikle kendine acımak yerine olası bir çözüme yaklaşırsınız.
    Zihnimizi meşgul eden şeyleri sadece birer düşünce olarak kabul etmek kendi kendimizi suçlamanın önüne gecebilir.
    Ve bunun sebep olduğu yıkıcı etkiyi ortadan kaldırabilir
    Kuruntuları yazabilirsiniz. Böylelikle uzun süre zihninizi meşgul etmek yerine kısa süre eder.
    Çok güvendiğiniz biriyle bu kuruntularınızı konuşabilirsiniz böylelikle kısmen beraber çözüm üretmiş olursunuz.
    Kulağınıza küpe:)
    Olumsuz düşüncelerin dönüp durduğu zihni sürekli meşgul etmesini engellemek için dikkatin dağıtılması genel anlamda iyi bir yöntemdir.
    Bu yapmanın en iyi yolu fiziksel aktivitedir. Özellikle temiz havada küçük adımlarla koşmak zihni boşaltmanın yanı sıra muhtemelen yeni çözümler bulmak için ideal faliyettir. Koşarken hem yaratıcılık hormonu dopamin hemde mutluluk hormonu serotonin salgılanır.
    ALIŞTIRMA 1
    Geçmişte uygun olmayan bir izlenim bıraktığınız durumu düşündüğünüz bir durumu hatırlayın. Şimdi de iyi tanıdığınız ve özgüvenden ötürü takdir ettiğiniz bir kişiyi düşünün. Bu kişinin benzer durumda nasıl davranacağını düşünün. Bu düşünce kafanızda billurlaşınca zihnen bu kişiye adım adım yaklaşmaya çalışın. Ta ki kendinizi onun yerinde hissedene kadar yavaş yavaş rahatladığınızı ve özgüven kazandığınızı hissedebiliryor musunuz. Bu his gelecekte benzer bir durumda daha kontröllü davranmanızı sağlayabilir.
    Korkuları yenmek.....
    Kuruntunum bir dostuda korkudur. Burada kast edilen gerçek bir tehdit altında korku değil gelecekte olası bir olayla ilgili yaşanan endişedir.
    Kötü senaryo
    Zihniniz sıkça kötü senaryolarla meşgul oluyorsa bu olumsuz inançlarınızı Bu durumun olumlu sonuçlarının ihtimali gerçekten de hiç mi yok sorusu ile sorgulayın. Bu soruya net bir evet cevabınızın olmadığını göreceksiniz.Sadece bu bile var saydığınız inançlarınızın kaygan zeminde durduğunu gösterir.
    Yinede kurtulamıyorsanız Başka bir test yapın kötü senaryolarınızı zihninizde olumlu bir şekle dönüştürün.
    ALIŞTIRMA 2
    Gözlerinizi kapatın ve endişe duyduğunuz bir olaya konsantre olun. Özellikle bu olayın ne zaman nerede ve kimlerin dahil olabileceğini düşünün. Ardından olayı zihninizde canlandırın . Bunu yaparkende olay akışına en fena düşüncelerinizi katmak yerine hayali senaryonuzu olu lu bir sonla bitirin. Olayların gelişmini olabildiğince canlı bir şekilde hayal edin Sonuç gercekleşmişcesine sevinin.
    KORKULARDAN NEFES YOLUYLA KUTTULMAK
    Alıştırma3
    Sırt üstü uzanın ve kıyafetlerinizi gevşetin. Vucudunuzdaki nefes hareketlerini hissedebilmek için bi elinizi karnınıza diğer elinizi göğsünüze koyun.
    Şimdi 3 saniye boyunca burundan nefes alarak öncelikle göğsünüzü ardından karnınızı şişirerek nefes alın. Bu hareketi bilinçli olarak ancak hafifçe devam ettirin.
    Ardından 3 saniye boyunca sakince ve olabildiğince tam nefes verin. Gerğinliğiniz bu sayede azalacağından içerdeki havayı olabildiğince boşaltmanız önemlidir. Bu nedenle nefesimi veriyorum ve rahatlıyorum diye motive edin.
    Bu nefes çalışmasını günde bir iki defa yaklaşık on dakika terrarlayın.
    Alıştırma 4 dudak freniyle nefes
    Alıştırma 3 teki gibi rahat bir şekilde sırt üstü yatın. Bir eliniz göğsünüzde diğeriniz karnınızda olsun.
    Yine 3 saniye boyunca burundan nefes alın ve önce gögsünüzün sonra karnınızın şiştiğini hissedin.
    Nefes verirken ise sadece gevşekçe kapalı tuttuğunu dudaklarınızın arasından hava sızmasına izin verin. Bu havayı tamamıyla boşaltmanıza yardjmcı olacaktık. Nefes verme süresi nefes alma süresine göre olabildiğince uzun olmalıdır.
    Nefes vermeyi kaslarınızla da destekleyebilmek için karnınızı önce son noktaya kadar şişirebilir ve ardından iyice çekebilirsiniz. Bu alıştırmayı günde iki defa birkaç dakikq tekrar edebilirsiniz
    Yatarak kolaylıkla yapabiliyorsanız oturarak da deneyebilirsiniz.
    Alıştırma 5
    Bir masaya oturun ve önünüzde bir tabak sıcak çorba olduğunu hayal edin. Hafifçe öne eğilin ve çorbayı sogutur gibi hayali tabağa üfleyin. Havayı dengeli bir şekilde üflemeye dikkat edin.
    Sosyal fobisi olanlar ne yapmalı
    Profesyonel destek gerektiren ansikiyete bozukluğu olduğu bilinmektedir kitabın u kişilere yönelik olmadığını daha önce belirtmiştik.
    Öz eleştiri
    Öz eleştiri hatalarımızdan birşey öğrenmemizi sağladığı sürece kötü bir şey değildir. Malesef insanların çogu kişisel gelişimine katlı sağlamak yerine cesaretlerini fazla kıran aşırı bir özeleştireye eğilimlidirler.
    Bu olumsuz öz değerlendirme temelleri çoğunlukla çoçukluk dönemine dayanır.
    Çoçuklara daha doğru davranış kalıplarını öğretmek için yıllarca azarlama ve kınama yöntemlerine başvuruldu. Yetişkin yaşa geldiğimizde bu tarz azarlamalar bilinçaltında olumsuz inançlar olarak taşımaya devam ederiz.
    Bu yüzden içimizde ki eleştirmenle yüzleşip bu yıkıcı inançlarımızı kişisel gelişimimizi olumlu etkileyen yapıcı inançlarla değiştirmeye çalışmalıyız.
    KULAĞINIZA KÜPE YAPICI ÖVGÜ
    Başarıyla yerine getirdiğiniz her görevde kendinizi övün.
    İyi yaptın böyle devam et vb. Başkalarının övgülerinide uygun bir şekilde kabul edin.
    Gereksiz bir alçak gönüllülük göstermek yerine ( boşver hiç önemli değil vb)
    Takdirin bana iyi geliyor teşekkür ederim bende başarımdan dolayı mutlu oldum gibi cevaplar verin. Böylelikle dikkatleri zayıflıklarınız yerine başarılarnıza çeker kişisel gelişimizde kendi kendinizi motive edersiniz.
    Alıştırma 6 eleştiriden çözüme
    Bir süre içinizde ki eleştirmeni gözlemlediyseniz size sürekli fısıldadığı olumsuz eleştirileride biliyorsunuz. Boş bir safya alıp ortadan iki bölün sol tarafta eşeştirmenden duymaya alışık olduğunuz cümleleri yazın örneğin sen zaten ezelden beri beceriksizsin. Her eleştiri cümlesinin karşısına çeşitli görevleri başarıyla yapabildiğiniz ifade eden motive edici bir cümle yazın . Bu cümleleri özümseyene kadar hergün sesli olarak tekrar edin. Bu sayede konuşmaya başlar başlmaz eleştirmene itiraz edebilirsiniz.
    Olumlama kendini onaylama
    İçinizdeki sabotajcıya karşı etkili bir şekilde karşı çıkmak istiyorsanız son derece destekleyecek bir araçla tanışmalısınız. Olumlama olumlama kendini kendini onaylamaya yarayan mantra benzeri bir cümledir.
    Olumlamada gerçekleştirmek istediğiniz gerçekleştirebileceğiniz hedef ve arzularınızı dile getirirsiniz. Olumlama bir türlü kendi kendine telkin olsada kendini kandırmak değildir.
    Olumlama pozitif bir dil taşımalı
    Bilinçaltına kolay yerleşebilen kısa ve basit cümleler olmalı
    Şimdiki zamanda kurulmalı şimdi ve buradayı ele almalıdır.
    Ben özgüvenli ve konuşkan olmak için elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum ve saygı duyulmayı hak ediyorum.
    Objektif olan ve olmayan eleştiriyle baş etmek
    Hepimizin zayıflıkları ve kusurları vardır.
    Ancak yetersizliklerimizi sessizce kendi içimizde çözmeye çalışmamız bunları başkaları tarafından dile getirilmesi aynı şey değildir. Keyfimizi kaçıracağı veya özgüvenimizi tehdit edeceğinden çogunlukla başkalarının eleştirilerinden uzak durmaya çalışırız.
    Kulağınıza küpe önce bir sorun:
    Hazırlıklı olmadığınız bir anda eleştiriye maruz kalırsanız hemen cevap vermeyin. Anında cevap verme arzunuzu bastırın öncelikle eleştirel ifadenin tam nasıl anlaşılması gerektiğini sorun. Muhatabınız sorunuzu cevaplarken siz o süreyi sakinleşmek ve ardından söyleyeceğinizi düğünmek için kullanabilirsiniz.
    Yapıcı eleştiri sanatına çok az insan vakıftır zira çoğu kişi kendini net ve objektif bir şekilde ifade etmeyi hiçbir zaman öğrenemez. Konuşmaya başından beri yapıcı yön vererek ideal koşullar yaratmanız sizin lehinizedir.
    Sohbete somut sorular sorarak dahil olunuz. Hangi özelliğim davranışım iyi hangisini düzeltebilirim nasıl düzeltebilirim özellikle nasıl sorusu konuşmanın şikayette tıkanıp kalmamasını olası çözümler bulmayı sağlar.
    Simdi cevap verme sırası muhattabınızdadır eleştimeninizin sözünü kesmeden dinleyin sadece açıklamalarınızdan anlamadığınız birşey olursa sorun ancak bu şekilde eleştiriyi doğru anlamanız mümkündür.
    Karşınızdaki açıklamaları bittikten sonra kendi kelimelerinizle anladıklarınızı tekrar edin ve görüşünüzü söyleyin.
    Hemen cevap verecek durumda hissetmiyorsanız kendinize net bir sonuca ulaşana kadar düşünmek için zaman tanıyın. Muhattabınza zaman ayırdığı ve geri bildirim yaptığı için teşekkür edin.
    Eleştiri haddini aşarsa
    Böyle durumda eleştiriyi yapan kişinin kişiliğini daha dikkatli incelemekte yarar var Davranışlarını örnek alıyor musun? Değerli buluyor musun ? Bulmuyorsan neden aynı fikirde olasın ki görmezden gelme özgürlüğüne sahip olabilirsiniz.
    Alaya nasıl karşılık vermeli;
    Mesnetsiz eleştiri sıkça alayla ifade edilir kendilerini daha az savunabildikleri için çekingen insanlar bu bağlamda tercih edilen kurbanlardır. Özellikle hedef tahtası haline gelen bu insanların utangaçlığı yer alıyorsa ^^ kıpkırmızı oldun yine , Tanrım bu gün yine çok sohbet canlısısın , açılın dostlar sahnelerin Yıldızı geliyor.
    Böyle durumda hazır cevap olmak en çok arzu edilen şey.
    Maruz kaldığınız alaya bak sen gibi bir cevap verip etkilenmeden işinizi sürdürmek başlangıç için iyi bir çözüm yolu olabilir.Böylelikle konuya çok anlam yüklemediğiniz mesajı verirsiniz ve karşınızda alaydan zevk alan kişinin önüne geçmiş olursunuz.
    Uygun olmayan tepkiler
    Başkalarının saldırıları veya kırıcı davranışlarıyla herkes kendi meşrebince baş eder. Sıkça aşagıda uygun olmayan tepkiler verir.
    Kırılan kişi küser köşesine çekilir.Saldırganı görmezden gelir veya onunla ilişkisini tamamıyla keser.
    Sessiz kendi yaralarını iyileştirmeya çalışır.
    Yada tersi saldırganından intikam almak için saldırıya geçer.
    Bu davranışlar maduru bir yere götürmez.
    Tam tersi kin kendine acıma duyguları yaşanan acıyı sürekli canlı tutar fikirleri zehirler ve sakinleşmeyi engeller.
    Bu çıkmazdan tek çıkar yol vardır. Oda bu bölümde sıkça bahsedeceğimiz kendini affetme yoludur.
    Öfke kızgınlık vb duygularla ne yapmalı?
    Alıştırma 8
    Bir kişi sizi kırdıysa öncelikle aranıza mesafe koyun. Sessiz ve rahatsız edilmeyeceğiniz bir yere geçin gözlerinizi kapatın ve birkaç defa derin nefes alın. Tüm dikkatinizi duygularınıza yogunlaştırın iç dünyanızı olabildiğince tarif eden bir kavram bulun ve diger kişinin sizde oluşan bu duyguyu nasıl yarattığını bulmaya çalışın. Ardından kızgınlığınızın nasıl sonlanabileceğiniz düşünün ve bunu bir dilek veya rica olarak ifade edin. Duygu yoğunluğu azalır azalmaz fikir ayrılığını görüşmek için sizi kıran kişinin karşısına geçebilirsiniz.
    Alıştırma 9 ayakta dik durun ve ayaklarınızı çapraz bir şekilde yere basın. Kollarınızı gögüs hizasında ileriye uzatın ve el ayalarınızı dışarıya çevirin. Kollarınızı da çaprazlayın ve ellerinizin iç kısımlarını kavuşturarak parmaklarınızı içi içe geçirin. Şimdi dirseklerinizi büketek ellerinizi kalbinize yaklaştırın birkaç dakika bu pozisyonda kalın. Kırıldığınız anı düşünün Düşünürken ortaya çıkan duygularınıza izin verin. Elleri ve ayakları çaprazlama genellikle sakinleştirici ve bazen de çözüm yolları bulmaya yardımcı bir alıştırmadır. Buna benzer çaprazlama hareketleri genel olarak vucudun sol ve sağ taraflarını dengelemek için faydalıdır. Bu aynı zamanda ruhsal ve duygusal hissiyatı rahatlatır.
    Alıştırma 10
    Rahat bir şekilde oturun ve uzanın ve gözlerinizi kapatın sol ve sağ elinizin baş parmağınızı ve orta parmağını alnınızın üst kısmında bulunan kemik çıkıntılarına koyun. Düzenli bir nabız hissedene kadar bu noktalara iki parmağınızla hafif baskı uygulayarak basın. Yaklaşık 30 saniye ile 5 dakika arasında bu şekilde kalın. Alnınızdaki bu noktalara hafifçe bastırırken zihninizdeki kırgınlık ve yaşadığınız olayı tekrar tüm tedaylarıyla gözden geçirin. Aklınızdan geçenleri sesli olarak ifade edebilirsiniz. Ardından aynı olayı başka türlü davransaydınız nasıl yönetebilirdiniz düşünerek farklı versiyonlarını zihninizde canlandırın. Bu alıştırma çözüm yolları bulmanıza ve duygusal gerginliği azatmanıza yardımcı olur.
    Kin ve intikam düşüncelerinden kurtulmak için
    Affetmek zayıflık değil güç göstergesidir.
    Afetmek ilgilinin sizi kıran davranışı onayladığınız anlamına gelmez. Ancak onun neden bu şekilde davrandığını anlamak için olayı onun bakış açısıylada değerlendirebildiğinizi gösterir.
    Birini kırdığınızı ve o kişi tarafından affedildiğinizi bir olayı hatırlayın. Bu affı sizin karşı tarafa sunduğunuz bir hediye olarak kabul edin.
    Affetmeyle ilgili tavrınızı şöyle bir olumlama ile güçlendirin KİNİMİ SERBEST BIRAIYORUM SERBEST BIRAKABİLDİĞİM İÇİN HUZUR DUYUYORUM.
    ALIŞTIRMA 11
    Size zamanında haksızlık yapan bir kişi düşünün . Olayın sizde yarattığı duyguları hatırlayın utanç öfke çaresizlik moral bozukluğu o zaman sizi bu kadar üzen neydi? Bu insanı o davranışa ne itmiştir diye düşünün. O şekilde davranmasına neden olan sebepleri ve kişisel koşullarını kısmen de olsa anlayabiliyor musunuz? Olaya sizinde bir katkınız olup olmadığını sorgulayın. Söz konusu kırıcı davranışının o kişiyle yaşadığınız tüm güzel tecrübeleri yok edecek nitelikte olup olmadığını tartın. Şimdi karar verin affetmeye hazır mısınız cevabınız Evet ise o kişiye sizi duygusal olarak etkileyen herşeyi anlattığınız bir mektup yazın. Mektubu yollamanız gerekmez.Kininizi serbest bırakmanın özgürleştirici etkisiyle yazdıklarınızı yırtıp atın.
    Hayır diyememek
    Başarılı bir şekilde hayır diyebilmek için küçümsenecek kadar önemli bir etkende zamandır. Başkaları ricada bulunduğunda bunu genellikle beklenmedik ve planlanmadık bir anda yaparlar. Genellikle supriz taleplerin olumlu cevaplandırılma ihtimalli daha fazladır.
    Bunun nedeni cevap verme refleksidir. Bu refleks çogunlukla insanların çoçukluklarında öğrendikleri bir davranış şeklidir. Ebeveynleri tarafından kibar olmaları yönünde eğitilmişlerdir. Buda soruların cevapsiz bırakılmamasını gerektirir. Bu davranış şeklini benimsemiş insanlar ön göremedikleri düşünmeye vakit bulamadıkları ricayı reddetmekte zorlanır. Çünkü düşünmeye vakit bulamadan ağızdan evet cevabı çıkmış olur.
    Bu nedenle cevap verme refleksinizi devre dışı bırakmaya çalışın. Bunu yapmanın yolu konuşmayı başka bir zamana ertelemektir. Şu an karar veremiyorum önce mümkün olup olmadığına bakayım sonrasında sana haber veririm. Böylece hangi kararı sakince bir şekilde düşünecek zamanınız olur.
    Konuşmayı o anda kesmenin nazik olmayacağı gibi bir endişeniz varsa şu soruyu sorun bunu neden özellikle benden istiyorsun? Muhattabınızın gerekçesini dinledikten sonra şöyle diyebilirsiniz seni anlıyorum ricanı düşüneceğim ve en geç ... gününe sana cevap vereceğim.
    Şiddetsiz iletim kurmak
    Şiddetsiz iletişimle sadece diğer insanların isteklerini etkin bir şekilde algılamaz aynı zamanda kendi ihtiyaçlarımızında farkına varır. Bu iletişim modeli özellikle çekingen insanlar için özalgı ve hakkını arama için mükemmel bir araçtır.
    Rosenberg tarafından gerçekleştirilen şiddetsiz iletişim yöntemi değer bilen bir birlikteliğin oluşmasını sağlayan üç becerinin birleşimine dayanır.
    Empatik dinleme karşısındakine tamamen odaklanmak söyledikleriyle birlikte duygularınında anlamaya çalışmak
    Öz empatik kendi duygu ve ihtiyaçlarıyla bağlantı kurabilmek için kendi içini dinlemek
    Kendini ifade ederken karşılıklı suçlamalardan vazgeçmek ve istekleri dengelemeyi hedeflemektir.
    Anlaşmazlıklarda şiddetsiz iletişimin ilkeleri 4 adımda uygulanır
    En başta anlaşmazlığa neden olan olay değer yüklenmeden ve tarafsız bir şekilde tarif edilir.
    Ardından konuşmacı olayın kendisinde yaratmış olduğu duyguyu tarif eder.
    Sonrasında bu duygunun ardında yatan ihtiyacını açıklar.
    Son olarak durumla ilgili isteğini dile getirir.
    Örnek konuşmamı 3. Defa bölüyorsun tarafsız tarif tahammülün tükendiğini hissediyorum duygu çünkü hikayemi sonuna kadar anlatmak istiyorum ihtiyaç lütfen biraz bekle ve konuşmamı bitirmeme izin ver istek.
    ALIŞTIRMA 14
    Şiddetsiz iletişimin dördüncü adımında yani istediğinizi ifade ederken başarılı olabilmek için bazı kriterleri yerine getirmelisiniz isteğiniz olumlu ifade edilmiş ve gerçekleştirilebilir olmalıdır Ayrıca isteğinizin gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin tespit edilebilir olması gerekir.
    Örnek cümleleri yukardaki özelliklere uygun olacak şekilde yeniden yazın.
    Lütfen o kadar bağırma.

    Biraz daha çaba sarf edemez misin?

    Keşke bana karşı biraz daha nazik olsan !

    Keyfimi kaçırma !

    Beni anlasana !

    Özgüven
    ALIŞTIRMA 16
    Kendinizi rahat hissettiğiniz bir yer seçin kıyafetlerinizi gevşetin ve rahatça oturun uzanın Gözlerinizi kapatın ve sakin bir şekilde nefes alıp verin yüzünüzde birisine sevgiyle bakarcasına hafif bir gülümseme olsun
    Bu bakışı şimdide kendinize vucudunuza yöneltin kendinizi incelerken dikkatinizi önce ayaklarınıza verin oradan da yavaşçA tüm vucudunuzda gezdirin vucudunuzun her bir kısmına sevgi dolu gülüşünüzü hediye edin ta ki ruhunuz kendinizi kabul etme eylemine doyana kadar bu hissin tadını çıkarın ve günlük yaşamınıza aktarın.
    Farkındalık nasıl kazanılır
    Farkındalık geçmişe veya geleceğe odaklanmak yerine ilginin tamamıyla şimdiki zamanda kalması demektir. Esas olan değer biçmeden veya değiştirmeden şimdiyi dikkatlice algılamaktır.

    Alıştırma 17 sağlam kök salma
    Ayaklarınızın altını hissedebilmek için yalın ayak veya çorapla dik bir şekilde ayakta durun. Ayaklarınız omuz genişliğinde açık dizleriniz hafif bükük ve beliniz dik olsun. Gözlerinizi kapatın ve bir süre nefes alışverişinizi gözlemleyin.
    Aktif bir değişiklik yapmadan nefesinizin akışına izin verin.
    Şimdi vucudunuzun tamamına dikkat edin. Nasıl hissediyorsunuz gevşek veya gergin rahat veya rahatsız herşeyi olduğu gibi bırakın. Dikkatinizin dağıldığı ana geri dönün
    Sonra ayak tabanlarınızdan aşağı doğru köklerinizin uzadığını sağlamca yere kök saldığınızı hayal edin. Vucudunuzun tamamını bir ağaç olarak hayal edin bacaklar ve kalçanız gövdeniz olsun üst gövde ve kollarınız tepesini oluştursun.
    Ağacın kökleri yani vucudunuzun kalın gövdesi sayesinde ne kadar güçlü olduğunuzu hayal edin. Aynı zamanda dalları fırtınadan kırılmayacak kadar esnek. Bir süre bu pozisyonunuzu koruyun. Ardından esneyip gerinin ve gözlerinizi açın.
    Bu alıştırmayı düzenli olarak haftada 3 defa tekrarlayın. Başlangıçta 10 15 dakika sonra ki zamanlarda 1 dakika ile sınırlı tutabilirsiniz. Düzenli çalışırsanız ilk etkilerini bir kaç hafta içinde hissedebilirsiniz. Bu alıştırma ile kendinize odaklanmayı öğrenirsiniz. Bunun sonucundada başka insanlarla yaşadığınız zor durumlarla daha iyi başa çıkarsınız.
    Baskı yerine esneklik
    Kendi ihtiyaçlarına önem vermek
    9 insani temel ihtiyaç
    Yaşam güvencesi
    Güvenlik koruma
    Sevgi ilgi
    İletişim anlayış
    İştirak
    Boş zamn oyun
    Yaratıcılık
    Kimlik
    Özgürlük
    Kendinize gösterdiğiniz özen doğal olarak başkalarınıda ilgi göztermenizi ve empati yeteneğinizin artmasını sağlar.
    Bunun için aşağıdaki alıştırmayı düzenli olarak yapın.
    Alıştırma 19
    Son zamanlarda yaşadığınız sevimsiz bir olayı hatırlayın
    Ve aşağıda ki dört adımda gözdrn geçirin
    Durumu tarafsız kelimelerle anlat
    O durumu yaşadığın hisleri ifade eden kelimeleri bul.
    O hisslerle ilgili olarak hangi ihtiyacınızın tatmin edilmediğini düşünün.
    Bu ihtiyaçlarımızın olabildiğince tatmin edilmesi için ne yapacağınızı bulmaya çalışın.
    Güçlü yönleri fark etmek
    1990 lı yılların başında depresyon araştırmacısı martin seligman ilk defa insanların zayıflıkları ve psikolojik hastalıkları yerine güçlü yönlerine odaklanan bir bilim dalı olan pozitif psikolojiyi yarattı.
    24 güçlü karakter özelliği
    İnsanların kendilerini iyi hissetmesini ve mutlu tatminlar bir hayat sürmesini sağlayan nedir? Martin seligman bu soruya şöyle cevap bulur insanın güçlü karakter özellikleri
    Psikolog 6 erdem olarak katagorize ettiği 24 güçlü karakter özelliği tespit eder.
    -bilgelik bilgi : merak,öğrenme iştahı, muhakeme gücü, fikir zenginliği, sosyal zeka , bakış açısı
    - cesaret: yiğitlik, dayanıklılık, dürüstlük .
    - İnsanlık ve sevgi : nezaket, sevgi
    - Adalet : toplum bilinci , adalet , liderlik
    - Yatışma: kendine hakim olma kabiliyeti, serinkanlılık, mahremiyet ihtiyat, tevazu alçakgönüllük ,
    - Aşkınlık : güzelliğe değer verme , minnettarlık umutlu, iyimser ileriye odaklı olmak, maneviyat, affedici merhametli olmak, oyuncu esprili olmak , çoşku tutku heves .
    Seligman bir test aracılığıyla sahip olduğumuz güçlü karakter özelliklerini tespit etmeyi ve bunları günlük hayatımıza olabildiğince kullanmayı tavsiye eder.
    Test age s343 vd yer alır
    Seligmana göre bu sayede aşırı gecici bir mutluluk yerine kalıcı ve özgün bir mutluluk elde edilir.
    Cesaret güçlü bir özellikten fazlası
    Cesaret özellikle çekingenlikle bağlantılı olarak önem arz eden bir konudur. Cesurum çünkü korkularımı aşıyorum
    Alıştırma 20
    Sizi korkutan bir niyetle ilgili karasızsanız niyetinizin sizin için önemini sorgulayın. Not alın..
    yaparsam, özgüvenim,kişisel gelişimim, ilişkilerim mesleğim, konumum için şu avantajları elde ederim.
    Yapmazsam özgüvenim kişisel gelişimim ilişkilerim mesleki konumum için şu avantajları elde ederim.
    Alıştırma 21
    Kendinize biraz zaman tanıyın ve kendinizle ilgili farkedebildiniz tüm güçlü yönleri bir deftere kayıt edin bunu yaparken iş hayatına özel ilgi alanlarınıza hobilerinize kadar tüm yaşam alanlarınızı gözden geçirin. En çok hangi karakter özelliklerinizi seviyorsunuz?
    Çekingenliğinizle ilgili de fark ettiğiniz bazı olumlu yanlarınız var mı?
    Güçlü yönleriniz hangileri özellikle aile yaşantınızda ön plana çıkıyor?
    Hangileri arkadaş ve iş arkadaşlarınızla ilişkililerinizde ön plana çıkıyor?
    Hayatınızla ilgili özellikle gurur duyduğunuz başarılarınız nelerdir?
    Hangi konulara özellikle heveslisiniz?
    Hangi konularda engin bilgi birikiminiz var?
    Meslek hayatınızda hangi yeteneklerinizi takdir alıyorsunuz?
    Hobilerinizde hangi güçlü yönlerinizi kullanıyorsunuz?
    Bu sorulara ilaveten arkadaşlarınıza da sizi takdir ettikleri özellikleri sorabilirsiniz.
    Güçlü yönlerinle hedeflerine ulaşmak
    Alıştırma 22
    Hedeflerinizi tespit etmek için anlamsız bir kısır döngüye yol açan olumsuz sorularla zaman kaybetmemelisiniz. Örneğin neden herkesin durumu benden iyi gibi kendinize sadece cevabı yeni bir hedef için fikir verebilecek sorular sorun?
    En çok kiminle birlikte çalışmak isterdim?
    Benim için idael iş yeri nasıl olmalı?
    Çoçukluğumdan ve gençliğimden kalan hangi hayal ve planlarımı gerçekleştirmeyi çok isterdim. ?
    Dileğim gerçek olacak olsa hayalimde ki meslek nedir?

    Hep bunu yapmak istemiştim:
    Yapmayı çok isterdim diye düşünen ve hemen ardından arzularınızı susturan insanlardan mısınız? Öyleise bunun neden böyle olduğunu düşündünüz mü belki isteklerinizi uygunsuz buluyorsunuzdur yada anlayış görmeyeceğini düşündüğünüzden endişe ettiğiniz için isteklerinizi dile getirmekten çekiniyorsunuzdur?
    İstemenin özgüvenle fazlasıyla ilgisi vardır. Özgüvenli kişiler beklentilerinin farkında olan insanlardır. Arzularını açıkça tereddüt etmeden ifade ederler ve genellikle istedikleri gerçekleşir. Buna karşın istediklerini fazla korkak ve çekingenlikle dile getiren veya insanların beklentilerini bir şekilde tatmin etmesini bekleyen kişiler hayal kırıkşığına uğrar.
    İstemenin öz farkındalık yanİ kendi ihtiyaçlarının farkında olmakla da ilgilisi vardır. Özellikle kadınlar bu konuda zorlanır.
    Bu güne kadar istekkeriniz konusunda başkalarına yük olma
    Endişesiyle fazla çekingen davrandıysanız bu bakış açınızı değiştirmenizde fayda var. Bir istekte bulunmak dünyanın en normal şeyidir.
    İSTEKLERİMİN GERÇEKLEŞMESİNİ HAK EDİYORUM.
    İsteklerinizin gelecekte daha iyi anlaşılması ve gerçekleşmesini şöyle sağlayabilirsiniz.
    İsteğinizi nazik ve sevecen bir ses tonuyla ifade edin.
    İsteğinizin sebebini kısa ve açık bir şekilde ifade edin.
    Muhattabınızdan ricada bulunurken ret niteliğinde bir cevabı sorunuzun başına dahil etmeyin örneğin: Büyük ihtimalle hayır diyeceksin ama gibi
    Israr etmek ve sızlanmaktan vazgeçin. Bununla sadece isteksizlik yaratırsınız. Onun yerine açık ve dolanmadan gönlünüzde yatanı ifade edin.
    TEŞEKKÜR ETMEK VE ŞÜKRETMEK
    Teşekkür ederken bir kuralı yerine getiririz ancak üzerinde fazla düşünmeyiz bu tarz bir teşekkür boş laftan başka birleyen değildir. Oysa bugün bize olağan gelen birşey artık ona sahip olmadığımızda bir anda yirilmiş olabilir.
    Şükran duymak hayatımızı zenginleştiren bir tutumdur. Şükran duyan kişiler olumlu olaylarla daha fazla mutlu olabilir ve asabiyet ve kıskançlık gibi duyguları daha az yaşar.
    ALIŞTIRMA 24 :
    Teşekkürünüzü kıymet bilerek ifade etmeyi deneyin bunu neden şükran duyduğunuzıda açıklayarak yapabilirsiniz.
    Bir meslek taşınız sizin yerinize işinizi üstlendiyse bu işi üstlendiğin için teşekkür ederim sen olmasaydın zamanında izin alamazdım.
    Bir arkadaşınız sizinle görüşmek için zaman ayırdığında beni dinlediğin için teşekkür ederim şimdi kendimi daha iyi hissediyorum.
    Örneğin tutku duygunuz bir konuyla ilgili bir araştırma veya sunum hazırlayabilir arkadaşlarınıza sunabilirsiniz. Böylelikle daha korunaklı bir alanda hitabet sanatınızı geliştirebilir ve zamanla özgüven kazanabilirsiniz. Aynı zamanda dinleyicilerin samimi takdirini toplayabilirsiniz.
    KENDİMŞ ORTAYA KOYUYORUM VE SÖYLEYECEKLERİM VAR
    insanlarla iletişimin kurduğumuz her ortamda sadece sözlerimizle değil tüm vucudumuzla iletişim kurarız. Tek bir söz söylemezsekte karşımızda kiler duruşumuzu hareketlerimiz ve miniklerimizden ne durumda olduğumuzu anlar olumlu özgüvenli korkak çekingen...
    VUCUT DİLİNİ KULLANMAK
    Vucut dili genellikle bilinçli işleyen birşey değildir. Kolaylıkla kontrol edilmediğinden tek başta anlaşılacak şekilde iç dünyamızı yansıtır. Güvensiz hissettiğimizi ellerimizi ovuştururarak kıyafetlerimizi çekiştirerek ayakta dururken sallanarak veya ayaklarımızı üst üste atarak gösteririz.
    Postüre dikkat lütfen
    Ancak iç dünyamızın duruşumuzu etkilemesi gibi vucut dilimizde düşüncelerimizi ve bakışlarımızı etkiler . Omuzlarımızı ve başımızı öne düşürdüğümüzde kendimizi küçük ve korkak hissederiz.
    Buna karşın dik ve bakışımız yukarda durduğumuzda kendimizi daha büyük ve güçlü hisseder ve öyle görünürüz. Dolayısıyla vucut dili daha güçlü bir özgüven duygusu için önemli bir anahtardır. Aşağıdaki alıştırmayı ayna karşısında deneyin.
    ALIŞTIRMA 25 oturma postürü
    Aynanın önüne bir sandalye yerleştirin ve ucuna gelecek şekilde oturun. Omuzlarınızı öne düşürün ve başınızı içeriye çekin.Bacaklarınızı üst üste atın ve sıkıca birbirine kenetleyin. Bu duruşta kendinizi nasıl hissettiğinize dikkat edin ve kendinizi aynada inceleyin
    Şimdi sandalyeye tam oturun arkanıza dik bir şekilde yaslanın ve başınızı ve üst gövdenizi dik tutun. Üst üste atmış olduğunuz bacaklarınızı gevşetin şimdi kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Aynada ki yansımanız nasıl görünüyor.?
    ALIŞTIRMA 26 ayakta duruş
    Aynanın karşına geçin başınızı omuzlarınızı düşürün . Üst gövdeniz eğik olsun vucudunuzun ağırlık merkezini sağ veya sol bacağınıza aktarın . Duruşunuzun ne kadar dengesiz hale geldiğini hissedebiliyor musunuz. Bunu aynadaki yansımanızdanda fark edebiliyor musunuz?
    Şimdi başınızı ve omuzlarınızı kaldırın. Üst gövdenizi dik tutun. Ağırlığımzı iki bacağınıza eşit dağıtın. Şimdi uçurumdaki kaya gibi sağlam ve dik duruyorsunuz. Bu sizi nasıl hissettiriyor? Aynada nasıl görünüyorsunuz?
    Etkileyici vucut postüre için ilk adım farkındalıktır. Olmak istediğiniz gibi durmayı öğrenin.
    Çalışmanızı uygun bit olumlamayla destekleyin.
    DİK DURUYORUM VE KENDİME GÜVENEREK İLERİYE BAKIYORUM.
    Kulağınıza küpe
    İster tek başınıza ister çift olarak her dansın temel kuralı dik bir postürdür. Örneğin bilindik bir bale kuralı görünmeyen bir ipin başının arka tarafını yukarıya çektiğini düşün der. Bu duruşu çalışırken bu görüntüyü gözünüzde canlandırabilirsiniz. Size başınızı doğru pozisyonda tutmanızı sağlatır.Genel anlamdada dansın çok faydası vardır hareket kabiliyeti kondisyonu dengeyi desteklerken vucut farkındalığınızı ve özgüvenizi artırır.
    ALIŞTIRMA 27
    Ayna karşısında dik durun ve yansımanıza bir sunum yapın. Ellerinizi vucudunuzun önünde açın ve sözlerinizi doğal el hareketleriyle destekleyin. Eller bu esnada çogunlukla bel hizasindadır.
    Özgüvenli göz teması
    ALIŞTIRMA 28
    Muhattabınıza ilginizi gösterdiğiniz göz temasıda her iletişim sürecinde önemlidir. Gözleri kaçırmak güvensizliği yansıtan önemli bir göstergedir.
    Yaklaşık 50 cm mesafe ile bir aynanın önünde durun aynadaki yansımanızda bir gözünüze odaklanın hangi gözünüz olduğu önemli değil. Önemli olan gözleri sabit bir noktaya odaklamanız.karşınızdaki yansımayla göz temasınızı en az 1 dk süreyle sürdürmeye çalışın. Ardından yansımanızdaki diğer göze odaklanmaya başlayabilirsiniz. Bu alıştırmayı yenisine geçmeden evvel bi kaç hafta boyunca hergün tekrarlayın.
    ALIŞTIRMA 29
    Bir vesikalık fotoğraf ile göz temesı kurmak tıpkı aynada yaptıgımız çalışmayı yapın önce bir göz sonra diğer göz son olarak bakışınızı en az 1 dakika resimde ki kişinin burun köküne odaklayın.bu alıştımayı her iki hafta boyunca her gün tekrarlayın.
    ALIŞTIRMA 30
    Artık gerçek bir kişiyle yapacağınız üçüncü ve en zor göz teması alıştırması için hazırsınız. Bunun için güvendiğiniz ve geri bildirimine önem verdiğiniz bir kişi seçmeye özen gösterin. Karşınızdaki kişinin burun köküne odaklanarak göz temesı kurmaya başlayın. Bu esnada ağzımızda değil sadece gözlerinizle gülümsediğini düşünün. Eğer bunu başarırsanız bakışınız daha yumuşak ve sempatik olur. Yaklaşık 1 dakika sonra göz temasını kesin geri bildirim isteyin. Bu alıştırmayı göz temesınızı muhattabınızla sohbet ederek de sürdürebilirsiniz.
    Ses tonu
    Ses tonunuzunda başkalarında yarattığınız etkide önemli bir payı vardır.
    Aşagıdaki alıştırmalar sesinizin sizi önemli anlarda sizi ortada bırakmamasını sağlayabilirsiniz.
    ALIŞTIRMA 31:
    Rahat bir yere oturun veya uzanın rahat nefes alacak verecek şekilde kıyafetlerinizi düzenleyin. Dudaklarınızı fazla sıkmadan ağzını kapan ve birkaç defa derin nefes alıp verin. Sonra nefes alışınızdaki süreye dikkat edin nefes alma süreniz yaklaşık 4 saniye olmalıdır.ardından sesli bir şekilde mmmmmm sesini çıkartırken havanın burnumuzdan çıkmasına izin verin. Nefesinizin yettiği kadar ses çıkarmaya devam edin. Nefes verme süreci alma süresinin yaklaşık iki katı kadar olmalı alıştırmayı bir kaç defa tekrarlayın.
    Uzun süre çalışıldığında bu alıştırma acil durumlarda değil genel anlamdada sesinize derinlik rezonans sıcaklık katarak ses tonunuzu daha çekici hale getirir.
    YENİ TEMASLARA AÇIK OLMAK
    Şİmdiye kadar daha çok özelliklerini az veya çok bildiğiniz aile arkadaş ve iş çevrenizden kişilerle daha verimli nasıl iletişim kurabileceğiniz üzerinde durduk.
    Ancak hergün yabancı insanlarla karşılaşıyorsunuz bir organizasyon bir seminere veya kutlamaya katılmak farklı birşeydir. Bu tarz durumlarda etrafınızda hiç tanımadığınız çok sayıda insan olabilir. Böyle durumda olmak herkes için kolay olmasada çekingen insanlar için daha zordur.
    Yabancı bir insanla karşılaştığınızda ve iletişime geçtiğinizde yada geçmek zorunda olduğunuzda nasıl hissediyorsunuz?Uygun bir giriş yapmayı başarabiliyor musunuz?
    Cevabınız hayır ise ayaküstü sohbet etmeye ilişkin bazı kuralları öğrenmenizde fayda var . Belkide hoşbeş etmeyi fazla yüzeysel bulduğunuz ve hoşlanmadığınız için red ediyorsunuzdur. Ancak şunun bilincine varmalısınız ayaküstü sohbetler yeni insanlarla temas kurmak için önemli bir araçtır.
    Giriş başarıyla yapılmış temas kurulmuşsa iletişim uzun vadede zaten derinlik kazanacaktır.
    Ayaküstü sohbetlerde ilk sözü açmak tanımadığınız biriyle ayaküstü sohbet edebilmek için karşılaşmanın konusuyla ilgili açık uçlu soru sormaktır . Sadece evet veya hayırla cevaplandırılamayan bir soruyla başlayın.
    İşte birkaç örnek
    Bir partide siz ev sahibiyle nereden tanışıyorsunuz
    Tiyatroda oyunu nasıl buldunuz
    Okul toplantısında sizin çoçuğunuz hangi sınıfa gidiyor
    Bir eğitimde en çok ilginizi çeken kısım veya seniner hangisi?
    Giriş sorunuzda karşınızdaki sahışla ilgilendiğinizi işareti eder ve kendinden bahsetmesi için ona imkan tanımış olur.
    Dinlerken ve sorular sorarken muhattabınızla ortak noktalar bulmaya odaklanırsınız konuşma doğal birşekilde sürecektir.
    ALIŞTIRMA 33
    - [ ] Günlük hayatınızda yabancılarla iletişim kurmaya çalışın. Bu markette kasa kuyruğunda alışveriş merkezinde olabilir. Açık uçlu sorular ile başlayın karşınızda ki kişinin bu soruya nasıl tepki vereceğini bekleyin. Yukardaki alıştırmadaki prosedürüleri uygulamaya çalışın. Ayaküstü sohbetler yapmak için karşınıza çıkan fırsatları ne kadar çok kullanırsanız bu konuda o kadar çok başarılı olursunuz.
    - [ ] İçinizdeki mizahı ortaya çıkarın eskiler güne gülümseyerek başlayan güne galip başlar der. Güçlü bir mizah duygusu şanssızlıkların trajik özellikleri ni yok eder içten gülümsemenin insanı ne denki canlandırdığını rahatlattığını fark etmişsinizdir. Bu nedenle aksaklıklar ve sorunla karşılaştığımızda espiriyüel bir şekilde ele almasını bilirsek çok daha kolay aşılabilmesi bir mucize değildir.
    - [ ] Bunun en iyi yanı mizah duygusu ve neşe bir ölçüye kadar çalışılarak edinilebilen özelliklerdir. Aşağıda ki alıştırmaları bir deneyin
    - [ ] ALIŞTIRMA 37 eğlenceli notlar koleksiyonu
    - [ ] Hergün başınıza gelen eğlenceli olaylara dikkat etmeye çalışın. Her olayı bir not kagıdına yazın.
    - [ ] ALIŞTIRMA 38 kızgınlıktan neşeye
    - [ ] Örneğin önünüzdeki sürücü son park yerini kapması gibi gerçekleştirilen sinirlendiğiniz bir durumu hayal edin. KıZyınlığınızı olabildiğince mimiklerle ifade edin. Birkaç saniye boyunca kızgınlık duygusunu hissetmeye çalışın.
    Şimdi kaşlarınızı olabildiğince yukarı çekin. Duygunuzun nasıl değiştiğine dikkati edin. Kaşlarınız yukardaykrn kızgın olamadığınız için yüzünüz aydınlanır ve keyfiniz yerine gelmeye başlar.