Meçhul

Meçhul
@tek1bilinc
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Zilzal ve Kozmik Sarsıntı: Enerjinin ve Bilginin İfşası
‎​Zilzal ve Kozmik Sarsıntı: Enerjinin ve Bilginin İfşası ‎​Cevat ORHAN ‎​Giriş : ‎​Geleneksel tefsirlerde, Kur'an'ın 99. Suresi olan Zilzal (Deprem) Suresi, kıyamet anında yeryüzünün geçireceği şiddetli bir fiziksel sarsıntıyı ve sonrasında tüm yaptıklarımızın hesabının görüleceği bir olayı anlatır. Ancak, bu sureyi yalnızca doğrusal bir zaman içindeki fiziksel bir son olarak ele almak, taşıdığı derin sembolik anlamları göz ardı etmek olur. Bizim burada inceleyeceğimiz bakış açısına göre, Zilzal, evrenin ve bilincin geçirdiği büyük bir paradigma değişimini, yani bilginin ve potansiyelin saklı olduğu katmanlardan yüzeye çıktığı kozmik bir sarsıntıyı simgeler. ‎​Bilim tarihi, bu "zelzelelerin" ne kadar gerçek olduğunu defalarca göstermiştir. Evrenin işleyişine dair bildiğimiz her şeyin sarsıldığı, alt üst olduğu anlar yaşanmıştır. Isaac Newton'ın klasik fiziği, evreni saat gibi işleyen mekanik bir düzen olarak tanımlarken, Albert Einstein'ın izafiyet teorisi bu sağlam temelleri sarsmıştır. Zamanın ve mekânın mutlak olmadığını, enerjinin maddeye dönüşebileceğini göstermiştir. Bu sarsıntı, bilimin evrenin daha önce gizli kalan katmanlarını görmesini sağlamıştır. Daha sonra gelen kuantum fiziği ise bu sarsıntıyı bir adım öteye taşımış, evrendeki her şeyin birer dalga ve titreşimden ibaret olduğunu ortaya koyarak en temel fizik yasalarını bile yeniden sorgulamamıza neden olmuştur. ‎​Suredeki "yeryüzü ağırlıklarını dışarı çıkardığı zaman" ayeti, sadece fiziksel bir olaya işaret etmez; aynı zamanda metafizik bir anlama da sahiptir. Bu ağırlıklar, tıpkı volkanların ve fay hatlarının yeryüzünün içindeki basıncı serbest bırakması gibi, evrenin ve bilincin derinliklerinde saklı olan tüm sırların ve potansiyellerin ifşasıdır. Daha önce tartıştığımız gibi, bu durum, her şeyin
"Düşünüyorum, Öyleyse Varım"dan Mutlak'a
"Düşünüyorum, Öyleyse Varım"dan Mutlak Sonsuzluğa Giden Yol Cevat ORHAN Fransız filozof René Descartes'ın ünlü sözü, "Düşünüyorum, öyleyse varım" (Cogito, ergo sum), Batı felsefesinin temel önermelerinden biri olarak kabul edilir. Geleneksel olarak bu söz, şüpheden yola çıkarak kendi varlığını kanıtlama ve rasyonel düşünceyi merkeze alma çabası olarak yorumlanır. Ancak, bu makalede bu sözü modern bilimin (özellikle kuantum fiziği), felsefenin ve İslam düşüncesinin (Kur'an ve tasavvuf) ışığında yeniden ele alacağız. Amacımız, tüm bu farklı yaklaşımların aslında ortak bir gerçeğe işaret ettiğini, yani Mutlak sonsuzluk'tan yansıyan bilginin farklı yollarla deneyimlendiğini göstermektir. Düşünme: Acziyetin İtirafı ve Yaratılmış Varoluşun Kanıtı "Düşünüyorum, öyleyse varım" sözü, ilk bakışta sadece bir varlık kanıtı gibi görünse de, kelimelerin kökenine inildiğinde bu eylemin aslında bir acziyetin itirafı olduğunu fark ederiz. Türkçe'deki "düşünmek" kelimesinin "düş" ve "düşmek" fiilleriyle olan kökensel bağı, düşünme eyleminin bir tür hayale dalma, yani tam hakimiyetin olmadığı bir durum olduğunu ima eder. İngilizce'deki "think" ve "thank" (teşekkür) kelimelerinin aynı kökten gelmesi, düşünme eyleminin aynı zamanda bir varlığa veya lütfa minnet duyma eylemi olduğunu gösterir. Arapça'daki "akıl" kelimesinin kökeninde ise "bağlamak" anlamı yatar; bu da aklın bizi, bir kaynağa veya gerçeğe bağlayan bir araç olduğunu ima eder. Bu dilsel kökenler, düşünme eyleminin sadece rasyonel bir süreç olmadığını, aynı zamanda Mutlak sonsuzluk'a karşı olan bağımlılığımızın ve bir yaratılmış varlık olduğumuzun farkındalığı olduğunu ortaya koyar. Bilgi ve İlham: Kuantumdan Gelen Lütuf Düşünme eyleminin sadece mantıksal bir süreç olmadığını, sezgisel ve a-rasyonel (akılla açıklanamayan)