• "J. Krishnamurti Hindistan asıllı düşünür, konuşmacı ve yazar. Hindistan'ın Madanapalle kentinde doğdu. 1909 yılında C.W. Leadbeater tarafından keşfedildi. 13 yaşındayken Theosophical Society tarafından "dünya öğretmeni" olarak seçildi. Konuşmaları ve yazıları herhangi bir dinle bağlantılı değildir. Kendisine mesihlik yakıştırılmış olmasına rağmen bunu kesinlikle reddetmiştir. Bütün dünyada geniş bir dinleyici kitlesine ulaşmış olmasına rağmen çevresindekiler tarafından oluşturulan örgütü kendisi dağıtmıştır. Hiçbir zaman kendisini bir otorite olarak görmedi ve çevresinde müridlerin oluşmasını istemedi. Her zaman bir birey ile bir başka birey olarak konuşmayı tercih etti. "
    ***
    Üst üste benzer içerikli kitaplar okuduğum için belki de, yarım bırakıyorum ama kitap başlıklar ve soru cevap halinde ilerlediği için geri dönerim büyük ihtimalle.
    ***
    Eğitimin İşlevi Nedir?
    Korku İnisiyatifi Önler
    Otorite Zekâyı Köreltir
    Özgürlüğü ve Disiplini Anlamak
    Düşünmeyi Öğrenmek
    Güvence Diye Bir Şey Var mı?
    Neden Hırslısınız?
    Sevgi Nedir?
    Zihni Anlamanın Önemi
    Dinlemek Üzerine
    Bilgi Her Şey Değildir
    Gerçek Sevginin Niteliği
    Anlamak Ezberlemek Değildir
    Kıskançlık Nedir?
    Yaratıcı Olan Hafıza Değil Anlayıştır
    Sözcüklerin Önemini Kavramak
    Zihin Huzuru Bulabilir mi?
    Ne İçin Yaşıyoruz?
    Zekice Yaşamak
    Doğru Eğitim Almak
    Din Aslında Bir Eğitim Sürecidir
    Hakikati Keşfetmek
    Okulu Bitirmek

    Bütün bu başlıklar yaşamın karmaşasında sorgulamamız gereken şeyler. Hepimiz az çok biliyoruz ki ihtiyaçlar hiyerarşisinde ulaşılması gereken son üç basamağı sosyo ekonomik durum çok fazla etkiliyor. Bu genel bir kanı ama bilginin her türlüsüne ulaşabildiğimiz bu çağda "eğer ipine sarılabileceğin -birazcık da olsa- farkındalığın varsa, sormaya başladıysan; temel ihtiyaçların yanına artık hayatı esas düzene sokacak olan bilgiyi, bilgiyi nasıl edineceğini, 'sevmeyi öğrenmeyi', hak aramayı, başkasının hakkını da savunmayı, farklı beceriler geliştirebilmeyi (vs vs)... de eklemek için çabalarsın. "Önündeki en büyük engel yalnızca ve yalnızca sensin. "

    Öğrenmek ömür boyu, sorgulamak gerekli, susmak çözüm değil, sevmeyi öğrenerek 'kendiliğinden' attığın her adıma bir tutam koymak zorundasın. Yarım bırakmış olsam da kitabın bende bıraktığı izlenim bu.*

    "Yeni Bir Yaşam" olacaksa bunu bize kimse getirmeyecek, inşa etmeyi, almayı öğreneceğiz. İstesek de istemesek de derler ama istesek daha güzel olur sanki.
    ...
  • ŞU MODERN KLİŞE GEREKÇEYE ODAKLANIN BENCE!!

    Evvel emirde söyleyeyim: Elbette Modern durumlar var, dikkate alınacaklardır. Ancak öyle hakikatler var ki, modern durum ne olursa olsun bu hakikatler onlara feda edilemez. Bunu hatırlatmama bir tarihselcinin şu ifadeleri sebep oldu: "Bizim İslâmî gelenekteki hâkim görüşten farklı bir vahiy anlayışını benimsememiz, durduk yere muhalif bir görüş üzerinden sansasyon yaratmaya çalışmakla değil, hem İslam karşıtı çevrelerin Kur’an’a yönelik itirazlarını geçersiz kılmak hem de zihnimize üşüşen çetrefil sorulara cevap bulmak gayretiyle irtibatlıdır."

    Gelin mantıksal bir kurgu yapalım: Biz meğer ne yapıyor muşuz? Gelenekte hakim bir düşünce(ler) var. Bu düşünce 19. asra kadar geldi. Hiçbir sorun olmadı. Sonra modernizm, rasyonalizm, oryantalizm peydah oldu. Bunlar saldırdı da saldırdı. Bu durumda gelenekteki hakim düşünce(ler) sorun olmaya başladı. Biz de gelenekteki hakim düşünce(ler)i bu saldırıları bertaraf etmek ve Kur'an'a yönelik itirazları geçersiz kılmak için reddettik, yeni görüşler ileri sürdük! Yani aslında bindiğimiz dalı kesmiş olduk!! Şimdi temel soru şu: Bizler gerçekten Kur'an'a yönelik itirazları geçersiz mi kıldık yoksa bu itirazlara gereksiz yere malzeme mi sağladık?

    Bu saatten sonra oryantalistlerin şöyle demesini mi bekliyoruz: "Vay be! Yanılmışız! Biz, kıssalarda tarihsel hatalar var diyorduk, meğer onlar peygamberin formulasyonudur, olabilirmiş! Kur'an'da gramer hataları olduğunu söylüyorduk! Meğer onlar peygamber fomulasyonuymuş, olabilirmiş! Kur'an'ın belağat eseri olamayacağını, mucize kabul edilemeyeceğini söylüyorduk! Meğer peygamber fomulasyonu! Olabilirmiş! Kur'an savaşı, şiddeti öneriyor, diyorduk! Meğer bunlar peygamberin formulasyonu. Olabilirmiş!" Bu saatten sonra bunlar ikna mı olmıuş olurlar, hidayete mi ererler yoksa sevinçten göbek mi atarlar, siz karar verin. Allah'ı kurtarmak adına peygamberi feda etmek... Bu nasıl akıl almaz bir dönüşümdür!!

    Şu "İslam karşıtı çevrelerin Kur'an'a saldırıları" klişesini yabana atmayın! Ayakların kaymasına çoğu kere bu klişe sebep olmuştur. Edip Yüksel atesitlere cevap vermek için yola çıktı. Ne edip kalabildi ne de yüksek!! Alçaltı da alçaltı... Muhtemelen Adnan hoca da kedicikleriyle İslam karşıtı çevrelere İslam'ın ne kadar modern olduğunu anlatmaya çalşıyordu. Niyeti halisti en azından!! Yukarıdaki satırların yazarının hiç hazzetmediği Fetullah Gülen de aslında modern duruma intibak edip İslam karşıtlarına İslamın gülen yüzünü göstermek istiyordu. Ne vardı ki, bu niyette!! Turan Dursun'a cevap yetişirmek için az hadis reddedilmedi!! İlhan Arsel'in "Şeriat ve Kadın" kitabına cevap yetiştirmek için kadınla ilgili ne kadar hadis varsa reddedildi. Bunun adı da cevap oldu maalesef!

    İslam karşıtı çevreleri dikkate almak başka onların yörüngesine girmek başkadır. İşte Fazlur Rahman bunun tipik örneğidir. Muhtemelen o da İslam karşıtı çevrelerin Kur'an'ı geçersiz kılan hatta sünneti yanlış değerlendiren anlayışlarına cevap vermek istiyordu. Sonuçta ne oldu? Küçücük bir çizgi hariç onlar gibi düşünmeye başladı. "Yaşayan Sünnet"le ilgili görüşleri bunun açık göstergesidir. Önce oryantalistlerin "yaşayan gelenek (tradition)" anlayışıyla hesaplaşır, vardığı yer, "yaşayan gelenek" yerine "yaşayan sünnet"i koymak olur. Kulağa hoş gelen bu tabir artıl İslam düşüncesine ait değildir. Zira yaşayan sünnet, nebevi sünnetin yorumuudur. Hadisler de bu yaşayan sünnetlerin söz ile Peygambere formule edilmesidir. Oryantalistler hadisler uydurmadır der, Fazlur Rahman yaşayan sünnetin, sözle peygambere fomule dilmesi. Yaşayan sünnet neydi? Yorumlar, fetvalar, içtihadlar...

    Şimdi farkı anladınız mı? Daha doğrusu farksızlığı!! Fark, uydurma ve formule arasındaki fark kadardır, ne kadarsa bu!! İşte oryantalistin "Kur'an Muhammed'in sözüdür" demesiyle müslümanın "Kur'an, Muhammed!in Allah'tan aldığı mefhumu lafız kalıbına kendisinin dökmesidir" demesi arasındaki fark da ne kadarsa o kadardır?! Şimdi biz "kücücük bir farkımız kaldı ya! O, bizi müslüman kılıyor" diye sevinmeli miyiz? Yoksa "yahu nerdeyse fark ortadan kalkacak, oryantalistlere çok yaklaştık" diye düşünüp ağlamalı, kaygı mı duymalıyız?

    İşte oryantalistlerle bu kadar hemhal olmak, onların kanaatlerini esas kabul etmek insanı bu şekilde tarihi çarpıtmaya, delilleri saptırmaya kadar götürür. Maalesef Fazlur Rahman'ın talebeleri de aynı yolun yolcusu gözüküyor.

    İslam karşıtı çevrelere cevap vermek için kendi medeniyetini çok iyi bileceksin. Bu medeniyete sarsılmaz bir iman ile bağlı olacaksın ve aslında medeniyetine güveceksin. Ve ondan sonra kalk istediğin cevabı ver! Ama sen önce İslam karşıtı çevrelere güvenip kendi medeniyetine onların gözlüğüyle bakacak olursan varacağın yer de onların dediğinden başkası olmayacaltır!! Dikkat edin, ateistinin, materyalistinin, oryantalistinin ortak olarak İslam'ın iki temel kaynağı olan Kur'an ve sünnetle ilgili çok iddiaları vardır. Hepsini saymak olmaz. İslam akla değer vermez; Kur'an'da bilime aykırı ayetler var; İslam kadını aşağılamıştır; İslam dünyaya değer vermez, çileceliği, inziva hayatını savunur; İslam'daki cezalar, dört evlilik, küçük kızlarla evlilik, kadını dövmek, cihad, eşitilik temelinde kadının mirası, şahitliği, erkeğin reisliği, köleli-cariyelik, Allah'ın merhameti, niye dünyada bu kadar zulum var, Allah'ın adaleti; biri müslüman ailede doğuyor, diğer kafir, nasıl oluyor?

    Kötülük problemi.. İslam kader yüzünden geri kalmıştır; mucizeleler akıl dışıdır, İslam kılıçla yayılmıştır, sevgi bu dinde yoktur vs. vs. Ne yapalım? Bu sorulara cevap mı verelim yoksa bu soruların yörüngesinde mi dolaşalım, etkisinde mi kalalım? Eyvah mı diyelim; biz bu "gavur"ları nasıl ikna edeceğiz, diye dizlerimizi mi dövelim?!! Bunların hepsine adam akıllı cevaplar verilmiştir. Arayan elbette bunların cevabını bulur. Ha! İkna olmayacaklar! İşte bu, benim meselem değildir. Benim meselem önce kendimi ikna etmektir. Ben ikna oluyorsam mesele bitmiştir. Ben ikna olduysam karşıdakini de ikna edebilirim. Zaten çoğu sorun da burdan çıkmıyor mu?

    Sen daha kendinden haberin yok, kalkıp başkasını ikna etmeye çalışyorsun! Burada asıl mesele bunları gerçek bir sorun olarak görmektir. Oysa değiller! Bunlar bizim önümüze sorun olarak konular sanal gerçekliklerdir. Bunu bilelim de ondan sonra bunlara bakalım. Yani önce sağlam bir imana sahip olalım, peygamberimizi, ashabımızı, alimlerimizi, tarihimizi, medeniyetimizi bilelim, tanıyalım, ondan sonra diğerlerinin icabına çok rahat bakılır.

    Son söz olarak şunu söyleyebilirim: Biz müslümanlar batılıları, oryantalistleri çok eleştirmişizdir, eleştiriyoruz da. İstisnalar hariç kaç kişi bu eleştirileri kaale almış, kendine mesele yapmıştır? Bırakın kaale alıp kendine mesele yapmayı kaç kişi bunlara dönüp bakmıştır? Umurlarında bile olmamıştır. Umurlarında olsaydı, dünyanın hali böyle olmazdı!! Batı en nihayetinde güç demektir. Haklı olmayı güçlü olmakta görür. Bizim tenkitlerimizi onlar hiç kaale almıyor da biz onların tenkidini duyunca neden iki ayağımız bir papuca girer oluyor, şaşırıp kalıyoruz? Neden?

    Bu şaşkınlıkla cevap veriyoruz. Bu da cevap değil, onların yörüngesine girmekle sonuçlanıyor. Oysa paniğe gerek yok. İman varsa panik yok demektir. Onlar galip olabilir ama bizce zillet içindedirler. Biz ise mağlup olabiliriz ama izzet sahibiyiz, çünkü imanımız var. Eğer izzetimizde problem varsa zaten imanımızda da bir problem var demektir. Demek ki, İslam karşıtı çevreleri dikkate almak ama abartmamak gerekir. Demek ki, İslam karşıtı çevreleri dikkate almak ama yörüngelerine girmemek gerekir. Demek ki, sağlam bir iman, sağlam bir ilim alt yapısı yoksa İslam karşıtı çevrelerin fikir ve iddialarına da bulaşmamak gerekir.
  • Weltanschauung, var oluşumuzla ilgili tüm sorunları başka hiçbir şeyi umursamayan bir hipotezi temel alarak tek bir biçimde çözen entelektüel bir yapıdır, bu yüzden de yanıtlanmamış hiçbir soru bırakmaz ve ilgimizi çeken her şey onun içinde kendi değişmez yerini bulur. Bu tür bir Weltanschauung'a sahip olmanın insanoğlunun ideal dileklerinin arasında yer aldığı kolayca anlaşılacaktır. Buna inanarak, insan kendini yaşamda güvende hissedebilir, ne için çabalamak gerektiğini ve kendi duygularına ve ilgi duyduklarına (ç.n.: çıkarlarına) karşı en uygun biçimde nasıl davranacağını bilebilir.
    James T. Cushing
    Freud, Psikoanaliz Üzerine Yeni Başlangıç Dersleri
  • “Çalışanların soru sorması tehlikelidir. André Gorz’un ifadeleriyle söylersek, “İnsanlar bütün değerlerin sayılabilir olmadığını, paranın her şeyi satın alamayacağını, satın alınamayan şeyin “temel olduğunu hatta işin özü olduğunu keşfettiklerinde ‘ticaret düzeni’ temelden sarsılır.”
    Yaşama zamanının yokluğunda, kayıp zamanı, yani çalışmanın ziyan ettiği hayatı telafi eden tek şey paradır. Oturduğumuz evler, sürdüğümüz konforlu arabalar, gidebildiğimiz lokanta ve eğlence mekânları, aldığımız ıvır zıvır, çalışma köleliğimizi meşrulaştırır. Ama ya onlar da ruhumuzdaki sızıyı dindirmiyorsa? Ya bunlara sahip olmak için ortaya sürdüğümüz pey, yani ömrümüz, bizim için daha kıymetliyse? Hayat geri gelmiyor. İnsan, ruhunu özgürleştirmeyen, kendisine bir ifade imkânı sunmayan, kendisini gerçekleştiremediği işlerle tatmin bulmuyor. Ruh istiyor ki kendi hikâyelerini anlatabilsin.
  • 156 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Roma tarihine merak saldığım şu karantina günlerinde beş iyi imparatorun sonuncusu olan Aurelius'un günlüklerini okumak heyecan vericiydi. Aurelius'un iyi eğitim aldığı ve vefalı olduğu aşikar. Tek tek kendisine yardımcı olan isimleri sayarak başlıyor kitaba.
    Kitabı okuyunca zaten ister istemez stoacılık felsefesini de araştırmaya başlıyorsunuz. Aslında stoical kelime anlamı olarak "çektiği acılara karşı şikayet etmeyen, sabırlı, metin kalan kimse" demek. Felsefenin temel ilkesi ise doğaya uygun yaşamak. Zaten bu tanımlar da kitabın bir nevi özeti.
    Aurelius'un öğütlerini kısaca toplayacak olursak;
    Arzuları kendimize rehber edinmemeli acıya dayanmayı bilmeliyiz.
    Geçmiş ve gelecek bize zarar veremez, şimdiye odaklanmalıyız.
    İnsan bir bütünün parçası ve toplumsal bir varlıktır.
    Başkalarının hakkında ne düşüneceklerini bir yana bırak ve yaşamın geri kalanını kendi doğanın istediği gibi yaşamakla yetin. Mutsuz insanın sorunu doğaya aykırı olmasındandır.
    Zaman herşeyi unutturur, akıntıya karşı gelen bir kaya gibi ol.
    Netflix de Commodus dönemini de anlatan Roman Empire diye bir dizi-belgesel var. Tarihçiler Aurelius'un halefi olarak neden hazzın kölesi olmuş Commodus'ü seçtiklerini anlayamadıklarını belirtiyorlardı. Kitabı okuyunca aynı soru benim de kafamda yer ediniyor. Neden Commodus ?
  • 112 syf.
    ·1 günde·6/10
    Mart ayında okuduğum ikinci kitap Marquez’in Kırmızı Pazartesi adlı eseri oldu. Kitap bir cinayetle haberiyle başlıyor, anlatıcı uzun yıllar sonra bu cinayeti aydınlatmaya çalışan biri ve bize görüştüğü kişilerden edindiği bileğileri yansıtıyor. Temel tema “ herkesin bildiği ancak kimsenin engellemediği cinayet” üzerine kurulu. Kitabı okudukça psikolojideki “sosyal kaytarma” teriminin anlatıldığımı görüyoruz. Herkesim bildiği ama zaten “bir başkası kurbanı uyarmıştır” algısı yüzünden göz göre göre işlenen bir cinayet.

    Cinayet sebebine gelince de bir hayli şaşırdım. Doğu kültüründeki “töre,erkek egemen toplum,namus cinayeti” gibi konular aynen işlenmişti. Yazarın kasıtlı olarak doğuya karşı negatif algı yaratmak için mi ya da gerçekten eski batı düzeninde de aynı öğretiler mi mevcuttu emin olamadım. Birde karakterle ilgili sürekli “Arap” vurgusunun yapılması da ayrıca kafamı kurcalayan bir soru oldu. ‘

    İşlediği konu itibariyle verilen mesaj oldukça iyi. Yazılmasının üzerinden yıllar geçmesine rağmen böylesine diri kalmış bir konu olması ve hala toplumun kanayan bir yarasını anlatıyor olması şaşırtıcı. Yazarın dili güzel ancak çeviri eser olduğu için elbetteki eksiklikler var. Okunabilecek bir kitap. Selam ve dua ile...
  • Temel soru,iyilik ve kötülüğü ayırt eden turnusol kağıdı;Aklından geçeni bir hayvan yapar mı?En sevdiğin hayvanın kürküne gir ve öğren. Eğer bunu o yapmıyorsa sen de yapma,yoksa ölümcül bir günah işlersin.