• 288 syf.
    ·4 günde·Beğendi·10/10
    *
    “Cahilliğin dağlarında gezenler için; almasını bilene bilgece öğütler, yaşanmışlıkların getirdiği doğru tespit ve öneriler, samimi itiraflar; bir o kadar da topluma tenkit yağmuru. İlber Ortaylı’nın sakınmadan söylediği her söz, gençler için altın değerinde. Toplumun her kesimine ustaca entelektüel bir dokunuş, hazır olun; bu bir kültür seyahatidir. Başlangıcınızı not edin, bitişte fikirlerinizde yenilik tohumları filizlenecektir.”

    Ç News
    *

    Bu kitap “Çok Cahiliz Keşke Bilgilensek” adlı İlber Ortaylı Etkinliği kapsamında okunmuştur.
    #41115222

    Cahil deyip duruyoruz, nedir bu cahillik?

    TDK’ya göre “cahilin” tanımı:
    Cahil: Öğrenim görmemiş, okumamış, belli bir konuda yeterli bilgisi olmayan.

    Yarı Cahil nedir peki? İlber Hoca şöyle tanımlar:
    "Yarı cahil, Goethe ve Faust'u duymuştur ama o mu ötekini yazmış, öteki mi onu yazmış onu bilmez." der.

    Bilir ama neyi bildiğini bilmez, emin olmadığı şey hakkında da biliyormuş gibi konuşur, akıl vermeye çalışır.
    İlber Ortaylı, cahilden korkmaz; yarı cahilden korktuğu kadar.

    Bu konuya açıklık getirebildiysek, haydi şimdi cahilliğimize bilgi kattığımız, ufkumuzu birkaç tık daha açtığımız kitabın incelemesine. Sürekli yazdım, yine tekrar edeyim, muazzam bir kitap. :)

    Öncelikle bu kitap kişisel gelişim kitabı değildir; tam olarak kişisel ve toplumsal değişim kitabıdır.

    İlber Hoca’nın gençliğini yaşadığı dönem ile şimdi ki dönem arasında büyük farklar var. Ne Ankara eski Ankara ne de İstanbul eski İstanbul. En çok yakındığı konuların başında bu durum geliyor. Cumhuriyet dönemi öncesi Ankara, çorak bir arazi aslında. Yeşilin olmadığı bir vaha gibi diyebiliriz. Bunu özellikle Falih Rıfkı Atay okuyanlar çok iyi bilir, hele ki Çankaya okuduysanız daha iyi bilirsiniz. Gazi Paşa’nın inatla başardığı eseridir Ankara.

    İlber Ortaylı hem üslup olarak hem de konuşma jargonu olarak kendi tarzını yaratmış bir insan. Birçok tenkitine rağmen, özellikle gençler onun sözlerine önem veriyor. Yoksa cahil dediğiniz insan size kızar ya da bir tepki verir, hoca deyince tepkiden ziyade memnuniyet doğuyor. Çünkü insanlar onun söylediğinde bir mana arıyor, yaptıkları bir hatanın sonucu olarak hak ettiklerini düşünüyorlar. Tabi ki bunun dışında, hocaya karşı eleştirilerde yok değil. Ben o kısımla ilgilenmiyorum, bizim işimiz şu halimizle bilgi bakımından yanına yaklaşamayacağımız bir insana çamur atmak olamaz. O başkalarının işi olsun, olsa olsa temenni eder, fikir beyan ederiz o kadar. Bilmeden konuşmanın alemi yok çünkü. Bu arada özellikle Türk Tarih Tezi konusunda farklı düşündüğümü de hep söylerim, her konu da hem fikir olmak zorunluluğumuz yok sonuçta…

    *
    "Önündeki modeller başka dünyalar kurabilen insanlar olunca, sen de o başka dünyaya adım atabiliyorsun." #41708907

    İlber Ortaylı’nın, İlber Ortaylı olmasının ana etkeni öncelikle kendisinin merakı ve sürekli bir şeylerin peşinde koşması, ikincisi ise gençliğinde ulaşabileceği ve yol gösterici insanların olması. Bunu kesinlikle şans olarak nitelendirmemek önemli, çünkü bizzat o insanlardan ders almak için uğraşmıştır. Doğru insanlardan, doğru tavsiyeler almıştır.

    Yaşadığımız hayat ve bulunduğumuz ortam kendi seçimlerimizden oluşmayabilir. Bunun seçimini yapamayabiliriz, nasıl ve nerede, kimin çocuğu olacağımızı seçemeyeceğimiz gibi bir şeydir bu. Zengin ya da fakir olmak meselesi değildir bu, imkansızlıktan imkan yaratılacağı gibi, imkandan da hiçbir şey yaratılamayabilir. İnsanların içlerinde bir şey yoksa, zorla ortaya çıkaramazsın. Bizim toplumumuz, belirli kıstaslara göre hareket eder. Okursun ya da okumazsın, erkeksen askere gidersin, işe girersin, evlenirsin ve çoluk çocuğa karışırsın. Ana teması bu şekildedir. Kadın ise çocuk baksın mantalitesi ile yetiştirilmek istenmektedir.

    Özellikle bu teknoloji çağında, çocukların gelişimi daha iyi olması gerekirken, daha kötü bir hale gidiyor. Sistemin sistemsizliği bir kenara dursun, ailelerin sistemsiz ve disiplinsiz tavırları da ortada duruyor. Disiplin derken, askeri bir disiplinden bahsetmiyoruz, çocuğun alacağı terbiyeden bahsediyoruz. İlber Hoca, çocuğa her istediğini almayacaksın diyor, kesinlikle haklı. Bu bir şımarıklık ortaya çıkarıyor. Ne olursa olsun, ilk önce hak etmeli. Çocuk ağlamasın diye yapılan her şey, ilgisiz bir aile örneğidir.

    *

    "Sorumluluk alamayan insanlar boş olur.

    Bir de hak talep ediyorlar. Sorumluluk duygun yoksa hak talep edemezsin. Çünkü hakkın temelinde sorumluluk vardır." #41697024

    Her insan sorumluluk almayı istemez ve sevmez, yalnız hayattan bir şeyler istiyorsan, hayata da bir şeyler vermen gerekir. Televizyon dünyası insanlara cazip geliyor ama öyle bir hayat gerçek değil. Hayal ya da taklit ettikleri şeyler asla olamayacaklar. Kolay para kazanıp yan gelip yatma peşinde olan milyonlarca insan olduğu malum bilinen bir durum. Bu paralara sahip olsalar ne kendilerine ne ülkelerine ne de insanlığa bir şey katarlar. Daha önce gördük ki, bu paralar haydan gelip huya gitmiştir. Kişi ilk önce kendini geliştirmelidir, bunun içinse çok çalışmalıdır. Hiçbir şey dışarıdan gözüktüğü kadar kolay değildir.

    İlber Hoca bir programda şöyle demişti;

    “İnsanın hayatta en kıymetli şeyi zamandır, para değildir. Çünkü hiçbir şekilde telafi edilemez, yerine konamaz. Para gelir, zaman gelmez.”

    İşte bu minvalde zamanı doğru kullanmak gerekir. Herkesin zamanı kendinedir ama hızlı geçer zaman, ne yaptığını anlamadan yaşamın sonuna gelirsin ve bomboş bir hayat geçirmiş olursun. Kıymetini bileceğin bir hayatı boşuna harcamak istemezsin, işte bu yüzden bu şansı iyi kullanmak gerekir.

    Hoca’ya baktığımda bunu çok iyi kullanmış. Özellikle Ankara’da yaşadığı yılları fırsata çevirmiş. Dil öğrenmiş, turizme merak salmış, tiyatroya merak salmış. Bizim görme fırsatımız dahi olmayan büyük insanlarla ahbaplıklar kurmuş. Bunları da oturduğu yerden yapmamış. Dışarı çıkmış, peşinden koşmuş. Genç yaşında dilini geliştirmiş. Ne olmak istiyorsa onu yapmış. Bir yere takılı kalmamış, sürekli gezmiş. Kendisine zemin hazırlamış ve kendi yarattığı imkanları da değerlendirmiş. Daha sonra kapılar elbet kendisine açılmaya başlamış bu seferde bu şansı iyi kullanmış. Bunların hiçbirini yapmayıp, üniversitesinde ona ayrılan koltuğa oturup, iki de ders verip maaşını alabilirmiş ama yapmamış. O yapmamışsa, biz neden yapıyoruz? Ne kazandık bu hayattan? Neyin peşinden koştuk? Cidden dolu bir cevap vermek zor iş.

    Kitap içeriğinde sinemadan, müziğe, müzelerden gezilecek ülkere kadar çok güzel İlber Ortaylı listeleri bulunuyor. Bölümlerin sonunda bunları toplamaları gerçekten iyi olmuş. Birkaç örnek vermek gerekirse;

    İlk önce "Petra, Antakya, Palmira, Enfes ve İskenderiye," nin gezilmesini istiyor,
    *Londra’da British Museum, *Paris’te Louvre Müzesi, *Vatikan Müzeleri, *Roma’daki Capitol ve daha fazla müzenin gezilmesini öneriyor. Bu müzeler için bile seyahat edilebilir diyor.

    Kitap içeriğinin hepsini paylaşmak gibi bir huyum olmadığı için, örnekleri kısa kestim. Bu listeler dediğim gibi kitap sonlarında uzunca listelenmiştir. Birçok okurun işine yarayacak listelerdir. Ve seyahat acenteleri İlber Ortaylı turları düzenleyeme başlamış. Tesadüfen karşıma çıktı. Söylediği rotalara turlar düzenleniyor. Sonuçta ticari kar gibi gözükse de, gitmek isteyenler için bulunmaz bir fırsat.

    Ayrıca önerdiği kitapların yüzde seksenine sahip olmak beni mutlu etti.

    Halil İnalcık, Yaşar Kemal, Falih Rıfkı Atay, Şevket Süreyya Aydemir yerlilerden,
    Goethe, Bernard Lewis, Puşkin, Tolstoy, Dostoyevski, Ciano, Maalouf, Çehov ise önerdiği yabancı yazarlardan bazıları. Bu liste kitap adları ile veriliyor ve daha uzun.

    Klasik müzik seviyor Ortaylı, en çok Bethoveen dinliyor, Mozart ve Chopin’de dinliyor.

    *

    İlber Hoca’nın tarihe bakışı çok samimimi ve anlayışlıdır. Kötülemek bir kenara dursun, yad etmeyi sever. Yeri geldiğinde tenkitten kaçınmaz.
    Ortaylı, Atatürk’ün açtığı yolun çok gerisinde kaldıklarını belirtir her seferinde. Özellikle yurt dışına talebe göndermesi, eğitim gören talebelerin ülkelerine geri dönmesi ve bu insanlardan fayda sağlanmış olmasına değinir. Aldığı eğitimi veren hocaların birçoğu, Cumhuriyet yetiştirmesidir. Mezun olduğu Ankara Atatürk Lisesi’ni ayrı bir yere koyar.

    "Mustafa Kemal Atatürk'ün bir aydın olduğu hakikattir." #41703089

    İncelemeyi bu sefer kısa tutacağım, son son birkaç kelam daha edip bitireceğim…

    Kitabı okumaya başladığınızda, zaten farklı gelen fikirler kendi hayatınızı da süzgeçten geçirmenize neden olacak. Başarmış olduğu şeyleri, o yapabiliyorsa ben niye yapamadım ya da yapmadım sorusunu soracaksın kendinize. En basiti neden birkaç dil bilmiyorum? Neden tatil anlayışım Ege’den, Akdeniz’den ibaret, neden yurt dışına çıkmadım, neden risk alıp başka şeyler yapmadım, neden diploma için okudum, kendim için ne yaptım, hayatın neresindeyim ve nereye gidiyorum? Gezilmesi gereken yerleri gezmek bir kenara, belki de bulunduğun şehir olan İstanbul’u bile niye bilmediğini sorgulayacaksın.

    "Evet, eğitim çok uzun... Daha kötüsü, bu uzun eğitim hiçbir işe yaramıyor. Eğitimimizle övünüyoruz ama övündüğümüzle de kalıyoruz.

    “Artık bir ortaokul çocuğu bile Aristo’nun bildiklerini biliyor,” diyorlar. Yok canım! O çocuk Aristo’nun bildiğinin çeyreğini bilmediği gibi, onun yaptığını da yapamıyor.

    Bu eğitim tam aksine, insanların yaratıcı taraflarını öldürüyor. " #41693730

    Eğitim konusunda her zaman eleştirisini yapar hoca. Özellikle okullarda verilen eğitimin yetersiz ve gelen iktidarların dayatması olduğunu söylüyor. Ders kitaplarının yetersiz, içeriklerinin detaysız, tarih bilgisinin zayıf olduğunu söylüyor. Hepsinde haklı. Bir de EBZER eğitimin tekrar gelmesi gerektiğini söylüyor. Ezberden kasıt, sınav için ezberlenen bilgiler değil, bir konunun ezberlenip anlaşılmasından bahsediyor. Ezberlemediğin şeyi nasıl anlayacaksın, anlamadığın şey aklında nasıl kalacak? Bunun mutlaka geri gelmesini istiyor. Öğrencilerin tembelliğinden şikayetçi. Özellikle üniversite kantininde yemek yemek dışında, kahve içmek dışında çok takılanların kesinlikle tembel insan olduklarını söylüyor. Hocalarda bunu yapıyorsa, onlarda tembeldir diyor.

    Öğretmenlerin, silkinip eskisi gibi idealleri olan insanlar olup, toplumda tekrar yerlerini almanı istiyor. Özellikle eğitim enstitülerinin kapanmasını buna sebep oldu. Nitelikle öğrenci yetişmiyor diyoruz, çünkü nitelikli öğretmen yok. Öğretmen ona verilen ders programını işleyen kişi değildir, öğretmen yol gösterir, bir çocuğun yeni şeyler keşfetmesini sağlar ve rol model olabilir. Eskiden öğretmenler maaş bir kenara, insan yetiştirmek için çalışırlardı. Çünkü Cumhuriyet terbiyesi bunu gerektiriyordu. Kendilerinden daha fazlasını vermesi beklenen bir meslek grubu olmasına karşın, değişen yönetimle tamamen normalleşme yaşıyorlar ve bariz bir şekilde önemlerini yitiriyorlar. Ve İlber Hoca onlardan toparlanmalarını ve aramızdaki yerlerini geri almalarını istiyor. Bir lider olarak!

    Her okur bir şeyler keşfedecek bunu biliyorum. Özellikle gençlerin zaman kaybetmeden, kendilerine çeki düzen vermesi gerekiyor. Hepimiz bazı fırsatları kaçırmış ya da tembellik etmiş olabiliriz ama başkalarının bu treni kaçırmamasını sağlayabiliriz.

    İlber Hoca kitabın başında “12-25 yaşları arası, 25-40 arası, 40-55 arası ve 55 sonrası” diye bir ayrım yapıyor. Bu bölüme özellikle dikkat edin, treni nerede nasıl kaçıyorsunuz kendi kendinize mutlaka sorun.

    Keyif alarak okudum, üzülerek kaçırmış olduğum şeyleri gördüm. Vakit hiçbir zaman geç değil, o yüzden hayal etmek yerine, harekete geçmenin tam vaktidir!

    İncelemeyi okuduğunuz için teşekkür eder, kitabı hızlıca temin edip, okumanızı öneririm. 10/10

    *

    Ve son söz;

    "Herkes kendi talihinin mimarıdır(...)

    Hayat, derbederlik ve tembellik için çok uzun; fakat hırsla, yağma ve haydutluk yapmaya değmeyecek kadar kısadır." #41681934
  • 80 syf.
    ·368 günde
    1000kitap da takip ettiğim Güzel dost güzide insan "Hüsnü Bala" Bey güzel bir jest yaparak "Acının İklimi" ve "Bir Kentin Buruk Rüzgârları" kitaplarını imzalı güzel temenni ve dileklerle yollamış kendisine güzel temennileri için çok teşekkür ediyorum.

    Hiçbirşey eskisi gibi olmasa da, kendini daha güçlü hissetmek için hayatın içine karışmalı diyor Yazar'ımız.

    Hayat öyle mucizelerle ve güzelliklerle dolu ki; her saniyesinde bile müthiş gizem barındırır.
    Bazen yaşamak zorunda kaldığımız acılarımızla, yaşadığımız güzelliklerle hayatımızın anlamını kavramaya yol alıyoruz. Insan hayata karışarak yaşadıklarını anlamlandırmak adına, bütün duyguları yaşamak ister. Günahlarıyla, sevaplarıyla, çoğullaşarak.

    Yazarımız hayatın içinde yaşanmışlıkları kendi duygularıyla kısa öyküler halinde binlerce unutulmus hayatları ve duyguları bizlerle paylaşmış
    "Acının İklimi" hayatın içinde bir yolculuk gibi..
    * Uzun yollardan geldim, gidiyorum uzun yollara
    Arkamda bıraktığım bir geçmiş,
    Önümde koca gerçeklerin sırrı*
    Hayat bilinmedik bir macera ve seçilmedik rollerle oynanıyordu.

    Her öyküde kendimden bir şeyler buldum...Dile gelip söze geçemeyen..hissedilip ifade edilemeyen..öze ve yüreğe değen hayatın içinden öyküler..bizim öykülerimiz..

    🦋Ben severek hissederek okudumsizlerede tavsiye eder keyifli okumalar dilerim🦋
  • Adamın biri durumundan çok şikâyetçiymiş. 'Çalışıyorum, didiniyorum ama bir türlü zengin olamıyorum, evlenemiyorum' dermiş. Sonunda durumuna bir çare bulmak için uzak bir köydeki Bilge'ye gitmeye karar vermiş. Başlamış yolculuğa: Dağda ilerlerken bir kurda rastlamış. Kurt, bir deri bir kemik zar zor duruyormuş ayakta. Adamın yanına yaklaşmış nereye gittiğini sormuş?

    Adam da kendi durumunu anlatmış ve çare bulmak için uzak bir köydeki Bilge Adama doğru yol aldığını söylemiş. Kurt bunun üzerine kendi derdine de bir çare bulmasını istemiş. Adam da tamam diyerek yoluna devam etmiş. Bir süre sonra karşısına bir kız çıkmış. Kız buna su ikram etmiş ve sormuş nereye gidiyorsun diye? Adam da anlatmış kıza bir bir durumunu. Kız bunları duyunca adamın ellerine sarılarak 'ne olur benim için de sor, gencim güzelim param var ama evli değilim, mutsuzum' demiş. Adam bunun üzerine tamam diyerek yola devam etmiş. Yol kenarında bir ağaç gölgesinde istirahat ederken ağaç dile gelmiş. Sormuş nereye gidiyorsun diye. Adam ağaca da durumu anlatmış.

    Bunun üzerine ağaç 'Ben verimli topraklar üzerinde olmama rağmen yapraklarım canlı değil, kök salamıyorum, meyve veremiyorum, ne olur benim için çare var mı sor' demiş. Adam, ağacın isteğine de tamam demiş ve yola devam etmiş. Sonunda Bilge Adam'ın köyüne varmış.

    Bilge Adam'a durumunu tek tek anlatmış. 'Gece gündüz demeden çalışıyorum ama ne biriktirdiğim para var ne geçimimi sağlayabiliyorum ne de evlenebiliyorum. Çok mutsuzum. Benden daha az çalışıp daha az kazandığı halde mutlu olan onca insan var. Bana bir çare...' demiş.

    Bilge Adam, tamam sana bir şans veriyorum. Geldiğin yoldan geri dön. Karşına fırsatlar çıkacak. Gerisi sana kalmış, der. Adam, yolda karşılaştığı kurt, kız ve ağacın da hikâyesini anlatır. Bilge Adam, onlar için de bir şeyler söyler.

    Dönüş yolculuğunda önce ağacın yanına uğrar adamcağız ve der ki:

    -Senin köklerinin altında bir sandık altın varmış. O nedenle köklerin yayılamıyor. Onları çıkarırsan köklerin genişleyecek ve meyve vereceğin gibi gür bir ağaç olacakmışsın, der. Ağaçta, iyi o zaman sandığı çıkar altınlar senin olsun bende genişleyeyim der.

    Adam: -Olmaz, bana bir şans verildi ve ben o şansın peşine gidiyorum der ve ağacın altındaki sandığı çıkarmadan yoluna devam eder. Dönüş yolunda kızın köyüne uğrar ve ona der ki:

    -Seninle dert ortağı olacak fakir de olsa bir gençle evlenirse mutlu olacağını söyledi.

    Kız da adama, iyi o vakit hadi evlenelim, benim paramla geçinir gideriz.

    Adam:

    -Olmaz, der. Bana bir şans verildi ve ben o şansın arkasından gideceğim der. Kız ne kadar ısrar etti ise de fayda sağlamaz ve adam yola devam eder.

    Sonunda kurdun olduğu yerden geçer. Kurda dönüş yolunda başından geçenleri bir bir anlatır. Kurt sorar benim için ne dedi diye?

    Adam: -Senin için ne dediğini ben de anlamadım ama o kurt akılsız ve kör birini bulamazsa açlıktan ölecek dedi. Kurt, bunun üzerine 'Ben gayet iyi anladım ne demek istediğini. Senden ala kör ve akılsız biri olmaz' der ve adamı yer.

    Keyifli bir hafta sonu geçirmenizi temenni ederim…
  • Artık gidiyorum. Beni uğurlayın kardeşlerim! Hepinize eğilerek ayrılıyorum.
    İşte kapımın anahtarlarını geri veriyor - ve evim, üstündeki bütün haklarımı bırakıyorum. Yalnız sizin son ve nazik sözlerinizi bekliyorum.
    Uzun zaman komşuluk ettik, fakat verebildiğimden çok aldım. Şimdi gün ağardı. Karanlık köşemi aydınlatan lâmba söndü.
    Bir dâvet geldi ve ben yol için hazırım.

    Bu ayrılış gününde bana açık baht temenni edin, arkadaşlarım! Şafağın sökmesiyle sema aydınlandı, benim yolum güzel bir manzara arz ediyor.
    Beraberimde ne götüreceğimi sormayın, seyahatime boş eller ve muntazır bir kalple çıkıyorum.
    Düğün çelengini takınacağım. Benim elbisem, seyyahın güvez renkli elbisesinden değildir ve yolda tehlikeler olmakla beraber içimde hiçbir korku yoktur.
    Yolculuğun bittiği ve hükümdarın bahçe kapısından fecir nağmelerinin kederli musikisi yükseldiği zaman akşam yıldızı doğacak.

    https://youtu.be/kIYv4bpCPSw
    Rabindranath Tagore
    Sayfa 43 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Bazı kişilerin yorumları, iletileri ve paylaşımları çok hoşuma gidiyor. "Kesin takip etmeliyim" diye düşünüp sayfalarına gidiyorum.. Bir de ne göreyim zaten takip etmekteymişim:) O an takibimi defalarca geri alıp yeniden ve yeniden takip edesim geliyor içimden :)

    Zevklerimdeki tutarlılığımdan dolayı kendimi, kalitelerindeki tutarlılığından ötürü de ismini vermek istemediğim nice saygıdeğer arkadaşımı tebrik eder, paylaşımlarının devam etmesini gönülden temenni ederim :)