• "Kimseye yük olmamak bir ahlak dersidir ; ben kimseye yük olmuyorum!Ben kendi ekmeğimi kazanıp yiyorum ;doğru ,kuru bir parça ekmek , hatta kararmış ekmek ;ama çalışılarak kazanılmış ,yasal ve hile hurda yapmadan elde edilmiş bir ekmek .Ne yapayım ! Yazıları temize çekme işiyle az kazandığımı ben de biliyorum ;yine de gurur duyuyorum bundan ; çalışıyorum ,ter döküyorum. Ama sonuçta gerçekten böyle;yazı temize çekiyorum!Günah değil ya yazı temize çekmek ? "Zaten o yazıları temize çeker !" , "Bu memur müsveddesi var ya ," derler, "yazı temize çeker !"Bunda onursuz bir şey var mı ? "
  • Kadınla konuşmak, onunla bahçede dolaşmak, hoşça bir zaman geçirmek ve onun mezarında ağlamak... İşte bir erkeğin aşktan anladığı. Oysa aşk, biz kadınlar için, hayatın kendisidir. Bir kadın, "seni seviyorum" diyorsa, bu "senin tasalarını gidermek istiyorum, seninle dünyanın öbür ucuna nasıl gidebileceğimizi tasarlıyorum, eğer sen cehenneme gideceksen ben de seninle cehenneme geleceğim" demektir. Sözgelimi, bütün bir gece senin notlarını temize çekmek, ya da kimse uyandırmasın diye sabaha kadar sana gözcülük etmek, seninle yüzlerce kilometre yürümek büyük mutluluk olurdu benim için.
  • “Erkeklerin anlayamayacağı pek çok şey var. Zavallı bir başarısız, başarılı bir adamdan daha kolay girebilir bir genç kızın yüreğine. Çünkü her genç kızın yüreğinde gerçek bir aşk duygusu yatar. Anlıyor musun; gerçek bir aşk! Erkeklerin başlıca sorunu işleridir, aşk üçüncü derecede bir şeydir onlar için. Kadınla konuşmak, onunla bahçede dolaşmak, hoşça bir zaman geçirmek ve onun mezarında ağlamak… İşte bir erkeğin aşktan anladığı. Oysa aşk, biz kadınlar için, hayatın kendisidir. Bir kadın “seni seviyorum” diyorsa, bu, “senin tasalarını gidermek istiyorum, seninle dünyanın öbür ucuna nasıl gidebileceğimizi tasarlıyorum, eğer sen cehenneme gideceksen ben de seninle cehenneme geleceğim” demektir. Sözgelimi, bütün bir gece senin notlarını temize çekmek, ya da kimse uyandırmasın diye sabaha kadar sana gözcülük etmek, seninle yüzlerce kilometre yürümek büyük mutluluk olurdu benim için. Üç yıl önce harman zamanıydı; güneşten yanmış, yorgun ve toz içinde bize geldiğini, içecek bir şey istediğini anımsıyorum. Getirdiğim şeyi içmiş, sonra da vurulmuş gibi uyuyup kalmıştın divanda. Yarım gün uyudun orada, ve ben bütün bu süre boyunca sana gözcülük ettim. Ne kadar hoşlanmıştım bundan! Aşk kendisi için harcanan emek oranınca güzeldir, yani, anlıyor musun, o kadar güçlü duyulur…”


    — Anton Çehov
  • 56 syf.
    ·1 günde·7/10
    SPOİLER İÇERİR


    Hayatındaki tek amacı dosyaları temize çekmek ve bunu şevkle yapan bir adamın hikayesi..

    Akaki Akakiyeviç aslında bütün isanlığın içinde bulunun bir duygunun somutlaşmış halidir bence. Kendi halinde bu adam hiçbir şeyi umursamaz bir memurdur. İş arkadaşlarının sürekli dalga geçtiği pısırık bir adam.

    Hayatının dosyayı temize çekmekten ibaret olduğunu düşünen Akaki bir gün hayatın bir gerçeğini öğrenir: Paltosu
    Paltosu bu hayatı onun kadar umursamaz yaşayamamış ve zamanla yıpranmıştır. Akaki bu gerçeği öğrendiğinde son çare soluğu terzide bulur. Terzinin tek dediği paltonun düzeltilemeyecek derecede yıpranmış olmasıdır. Akaki'nin az buz kazandığı parayla palto alması imkansız gibi bir şeydir. Paltosu için mumundan vazgeçer, yemeğinden vazgeçer. Ayakkabısı yıpranmasın diye bozuk yollardan geçmekten vazgeçer. Ve aslında bu yoksullukta daha mutludur. Çünkü hayatta başka amaçların olduğunu öğrenir. Paltosu onun adeta eşi hayat dostu olmuştur. Paltosunu eline aldığında ise hiç tatmadığı duygular besler ona ve hatta iş arkadaşlarının davranışı bile değişir. Aniden kendine güveni gelir. Ta ki bir gün paltosu çalınana dek...
    Paltosunu kurtarmak için son çare mühim şahsiyete şikayette bulunur. Ama duyduğu aşağılamalar onu yerin dibine sokar. Ve bir gerçek daha öğrenir. İnsan insandan üstün olmadığı halde giyiniş ve rütbe kişiyi bir anda şeytanlaştırabilir.

    Paltonun özlemiyle ve hakaretlere dayanamayan Akaki ölür...
    Evet ölür çünkü gerçek mutluluğa alışkın olmadığı gibi gerçek mutsuzluğa da kalbi alışkın değildir.
    Ölür çünkü tek ve gerçek doğrusu gitmiştir...
    Ölür çünkü umursamaz değildir artık...
  • Şerife Nur Akpunar
    Şerife Nur Akpunar Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve Fayton'u inceledi.
    223 syf.
    ·3 günde·9/10
    NEVA BULVARI
    Yazar Neva Bulvarı'nı öyle bir betimlemiş ki Petersburg’a gidip Neva bulvarını adım adım dolaşmış kadar oldum. Bulvar bizdeki en kalabalık cadde olması nedeniyle okuyan herkese eminim İstiklal Caddesi’ni anımsatmıştır. Bu caddede herkes en güzel hallerini birbirlerine sunma derdindeler. Sosyal medyada insanların hayatlarını yansıtma şekline benzettim ben bu durumu. Herkesin orada bulunma amacı farklı ama herkes ortak bir noktada toplanıyor, beğenilme arzusu etrafında. Hikâyenin okuduktan sonra bende bıraktığı diğer bir hissiyat ise herkesin aslında göründüğünden ne kadar farklı olduğu. Ressamımızın peşinden gittiği kadının daha üst zümreden, zengin birisi olduğunu düşünürken, teğmenin peşinden gittiği kadını ise daha kolay elde edilebilecek bir kadın olarak düşünmüştüm. Fakat aslında durum tam tersiydi. Ressamımızın âşık olduğu kadın para karşılığında birlikte olabileceği bir kadın çıkmışken, diğer kadın evli bir kadındı. Bir kez daha önyargılarımı çarptı yüzüme bu durum. Ayrıca Gogol’un “Kadından güzelliği alın! Kendisine sevgi değilse de saygı duyulmasını sağlayabilmek için erkekten yirmi kat daha fazla akıllı olması gerektir.” sözüne değinmeden geçemeyeceğim. Bu kadar sabit düşünceleri olan, aşırı saçma bir tespitte bulunan yazarın önyargıları demek ki benim önyargılarımdan çok daha fazla.

    BURUN
    Gogol'dan bir garip bir hikâye. Burun. Sabah kalktığında burnunun yerinde olmadığını gören adamımız Kovalev (ben voldemort demeyi tercih ederim :d) burnunun peşine düşer. Onu aramak için ilan vermeye dahi kalkar. Karakterimiz, hiyerarşiye çok değer veren, gözü sürekli makamda mevkide olan, insanlara verdiği değeri unvanlarına göre belirleyen bir adam. Unvanları o kadar önemsemesinin sonucu olarak dilinden düşmediği bir 1. Dereceden memur dulu kadınla, 3. Dereceden kurmay subay dulu kadın var ki her onların adını andığında “yeter be adam yeter” diye bağırma isteği geldi. Hikayede yazar burunu, karakterimizin saygınlığını belirleyen bir metafor olarak kullanmış. Karakterimiz onu kaybettiğinde bütün saygınlığını kaybettiğini düşünüyor, çünkü karakterin saygı kavramı çok boş. Burnunu kaybettiğinde tek düşündüğü şey üst mertebeden müşterileri ve onların gözü önünde saygınlığını kaybedecek olması. Nitekim burnunu bulduğunda da burnu 3. Dereceden memur kıyafeti giymiş diye kendi burnuyla bile çekinerek konuştuğunu görürüz. Sırf unvanı var, güzel kıyafetleri var diye buruna inanılmaz bir saygı gösterir.
    Yazar burun üzerinden çok güzel bir toplum eleştirisi yapmış anlayacağınız. Sözlerini de “Kabul etmek gerekir ki pek çok yerde pek çok anlamsızlıkla karşılaşıyoruz... Öte yandan, şöyle derinlemesine düşünecek olursanız, apaçık belli ki bu işin içinde bir iş var ve de bütün bunların bir anlamı... Kim ne derse desin, dünyada bu türden şeyler oluyor, çok seyrek de olsa oluyor.” diyerek bitirmiş. Gerçekten de dünyada çok var bu türden şeyler…

    PORTRE
    Hikâye kıskançlığın, hasetin insanı nasıl tükettiğini, nasıl ölümcül bir hastalık olarak insanın benliğine yapıştığını ve eninde sonunda gözlerini, elinde ne var ne yok aldığı insanın hayatına diktiğini yüzümüze çok çarpıcı bir şekilde vurmuştur.
    “Manevi huzur mu yoksa maddiyat mı önemlidir? Dünyevi zevkler arasında kendimizi kaybetmek bizi tatmin eder mi?” Hikâye bu sorularla bize paranın mutluluk getirip getirmediğini de sorgulatmıştır. Yeteneklerimizin bizi nereye götüreceğini iyi analiz etmemiz gerektiğini, onlara ne ölçüde sahip çıkmamız gerektiğini önemle vurgulamıştır.
    Ayrıca yazar, yeteneği olduğu halde bu yeteneği şan, şöhret ve servet uğruna körelten sanatçılara çok güçlü bir eleştiri yaparak sanatçının saf, temiz, her türlü kötülükten uzak kalması gerektiğini savunmuştur. Sanatçının ruh hali kirlendiğinde tuvalin çok daha fazla kirli görüleceğini hissettirmiştir bizlere. Ki hikâyenin alt metninde yazar, portrelerin hangi ruhla yapıldıysa o ruhu yansıttığına olan inancını bizlere geçirmiştir. Asyalı kıyafet giyen tefecinin portresini çizen sanatçı, portreyi adamın yüz çizgilerinden ve gözlerinden çok etkilenerek adeta büyülenerek yapmıştır ve resmini yazarın deyimiyle doğayla büsbütün uyum içerisinde yaratmıştır. Resmî yaparken büründüğü ruh halinin kasvetli ve korkmuş olması belki de resme bakan herkesin bu duygulara sürüklenmesinin temel sebebidir. Hâlbuki aynı sanatçı kendini kapatıp bir aziz gibi yaşayarak kendini tüm dünyevi kötülüklerden arındırdığında yaptığı İsa’nın doğumu tasviri ile insanlarda nasıl da biz mucize etkisi yaratmıştır. Resimdeki yüzlerden yayılan kutsal hava bakan herkesi büyülemiştir. Bunun nedeninin, sanatçının resmi yaparken büründüğü hissiyat olduğu kesindir.
    Nitekim yazar sanatçının huzur dolu ilahi bir tutkuyla sanat yapması gerektiğinin altını iyice çizmek için bu düşüncelerini portreyi çizen sanatçı aracılığıyla dillendirmiştir. “Neyin var, neyin yoksa sanat uğruna feda et: onu her zaman tutkuyla sev: Dünya hırsı kokan bir tutkuyla değil, sessiz, dingin, huzur dolu ilahi bir tutkuyla! Bu ilahi tutku olmadan insan dünya üzerinde yükselemez ve insanlara huzur veren büyüleyici sesleri çıkaramaz. Çünkü yüce sanat yapıtının yeryüzüne inmesi, herkese huzur, sükûn vermek içindir. Onun ruhta yarattığı şey sızlanma değildir; çünkü ezgili dualar mırıldanarak sonsuzcasına Tanrı’ya doğru akan bir ırmaktır o.”

    PALTO
    Gogol’dan bir muhteşem eleştiri daha. Hikayeyi çok çok beğendim. Karekterimiz Akaki Akakiyeviç yeni bir paltoya sahip olduğunda en az onun kadar sevinip, acaba paltosuna bir şey mi olacak korkusu yaşadım her sayfada. Keşke hiç yaşanmasaydı fakat maalesef tahmin ettiğim gibi oldu, paltosu çalındı ve en az karekterimiz kadar kahroldum.
    Karekterimizden biraz daha ayrıntılı bahsetmek gerekirse iş arkadaşlarının kendisiyle dalga geçmesine, zorbalığa giren şakalarına, aşağılamalarına tepki vermeyen, sessiz, sakin, etrafındakilerin onu silik biri diye tanımlayabileceği bir memur kendisi. Hayattaki tek uğraşı ona verilen yazıları temiz çekmek. Hayatının sıradanlığına alışmış bir insan, hatta öyle ki müdürü ona daha basit ama daha değerli bir iş verdiğinde dahi bu sıradanlığı bozmamak adına tekrar yazıları temize çekme görevine devam etmek istemiş. Yani hayatında olağanüstü hiçbir durum olamayan, gözlerinde yaşadığına dair bir ışıltı olmayan, ruhu olduğuna bin şahit gerektiren bir adam. Ta ki bir hayat amacı belirleyene kadar. Yeni bir palto alabilmek. Bu amaç uğruna çok kararlı bir yapıya bürünüp, hayatında alışmış olduğu çoğu şeyi değiştiriyor. Artık bir amacı olduğu için, bu amaca yaklaştığı her gün gözlerine bir ışıltı geliyor, yüzünden ve duruşundan siliklik ve sünepelik hızla kayboluyor. Ve amacına ulaştığında belki de hayatının en mutlu gününü yaşıyor. Nitekim paltosu çalındığında da elindeki her şey alınmış gibi hissediyor, eski ruhsuz halinden daha kötü bir ruh hâline bürünüyor. Çünkü eskiden ruhsuz olan adam yeni bir palto umuduyla ruh kazanmış, paltosunun elinden yitip gitmesiyle de kazandığı o ruh paramparça olmuş durumda.
    Yazar, Akaki ve palto ilişkisi üzerinden bir insanın hayat amacı edinmesi durumunda nasıl da hayata sıkı sıkı bağlandığını çok başarılı bir şekilde yazıya dökmüş. İnsanın elinden bu hayat amacının alınması durumunda da nasıl eskisinden de kötü bir duruma düşebileceğini çarpıcı bir şekilde anlatmış. Ayrıca yine sağlam bir bürokrasi eleştirisi yaparak aynı iş yerinde çalışan insanlarda dahi var olan gelir eşitsizliğine, üst mevkidekilerin alt mevkidekileri canları isteyince ezebilmesine lanet okutturmuştur.

    BİR DELİNİN ANI DEFTERİ
    Sanırım delilere zaafım var. Don Kişot’tan sonra en sevdiğim deli Aksentiy İvanoviç oldu. Hikâyeyi okuduktan sonra bir kez daha delileri kıskandım. Düşünsenize delirme hakkını kullanıyorsun ve istediğin kişi olabiliyorsun. Hatta bir İspanya Kralı bile. Kimse size inanmazsa ne yazar, sonuçta siz bir kere İspanya Kralı olduğunu ilan etmişsiniz. Yaşasın delilik, yaşasın Hazar Beyi taraflarından gelen gerçek beyin.
    Belki de Gogol’u en iyi anlayabileceğiniz hikâyedir. Kendisi hayatının sonlarında delirmiş ve kafa karmaşıklığına dayanamayarak intihar etmiştir.
  • Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

    1. Ey Peygamber! Allah’a karşı gelmekten sakın. Kâfirlere ve münafıklara itaat etme. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

    2. Rabbinden sana vahyolunana uy. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.

    3. Allah’a tevekkül et, vekil olarak Allah yeter.

    4. Allah, hiçbir adamın içine iki kalp koymamıştır. Kendilerine zıhâr(1) yaptığınız eşlerinizi de anneleriniz yapmamıştır. Yine evlatlıklarınızı(2) da öz çocuklarınız (gibi) kılmamıştır. Bu, sizin ağızlarınızla söylediğiniz (fakat gerçekliği olmayan) sözünüzdür. Allah ise gerçeği söyler ve doğru yola iletir.

    (1) “Zıhâr”, bir kimsenin eşine, “Sen, bana anamın sırtı gibisin” demek sûretiyle, onu kendisine haram kılması demektir. Cahiliye döneminde zıhar yapmak, kadını kocasına ebediyen haram kılardı. İslâm ise kefaret uygulamasıyla, bu haramlığın ortadan kalkacağı hükmünü getirdi. Kefaret uygulamasının nasıl yapılacağı, Mücâdele sûresinin 2-4. âyetlerinde açıklanmaktadır.

    (2) Cahiliye Arapları, evlatlıklarını öz çocukları gibi kabul ederlerdi. Evlatlıklar, asıl babasının adıyla değil, evlat edinenin adıyla anılır ve onun mirasından öz çocuğu gibi pay alırdı. Âyetler, söz konusu bu uygulamayı kaldırmaktadır.

    5. Onları babalarına nispet ederek çağırın. Bu, Allah katında daha (doğru ve) adaletlidir. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Hata ile yaptığınız bir işte size hiçbir günah yoktur. Fakat kasten yaptığınız şeylerde size günah vardır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

    6. Peygamber, mü’minlere kendi canlarından daha önce gelir. Onun eşleri de mü’minlerin analarıdır. Aralarında akrabalık bağı olanlar, Allah’ın Kitab’ına göre, (miras konusunda) birbirleri için (diğer) mü’minlerden ve muhacirlerden daha önceliklidirler.(3) Ancak dostlarınıza bir iyilik yapmanız başka. Bu (hüküm) Kitap’ta yazılıdır.

    (3) Hicretten sonra müslümanlar din kardeşleri olarak birbirlerine varis oluyorlardı. Bu âyette, veraset sebebinin akrabalık olduğu, din kardeşliğinin miras sebebi olmaktan çıkarıldığı ifade edilmektedir.

    7. Hani biz peygamberlerden sağlam söz almıştık. Senden, Nûh’tan, İbrahim, Mûsâ ve Meryem oğlu İsa’dan da. Evet biz, onlardan sapa sağlam bir söz almıştık.

    8. (Allah, bunu) doğru kimseleri doğruluklarından hesaba çekmek için (yapmıştır.) Kâfirlere de elem dolu bir azap hazırlamıştır.

    9. Ey iman edenler! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani (düşman) ordular üzerinize gelmişti de biz onların üzerine bir rüzgâr ve göremediğiniz ordular göndermiştik. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir.(4)

    (4) Bu âyet ve devamında Hendek Savaşı’ndan söz edilmektedir. Kureyş kabilesi ve müttefikleri Medine’yi kuşatmışlar, müslümanlar da savunma amacıyla şehrin stratejik bir yerine hendek kazmışlardı. Nihayet bir gece şiddetli esen bir fırtına sonucunda, düşman bozularak çekilmek zorunda kalmıştı.

    10. Hani onlar size hem üst tarafınızdan hem alt tarafınızdan gelmişlerdi. Hani gözler kaymış ve yürekler ağızlara gelmişti. Siz de Allah’a karşı çeşitli zanlarda bulunuyordunuz.

    11. İşte orada mü’minler denendiler ve şiddetli bir şekilde sarsıldılar.

    12. Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar, “Allah ve Resûlü bize, ancak aldatmak için vaadde bulunmuşlar” diyorlardı.

    13. Hani onlardan bir grup, “Ey Yesrib (Medine) halkı! Sizin burada durmak imkânınız yok. Haydi geri dönün” demişti. Onlardan bir başka grup da, “Evlerimiz açık (korumasız)” diyerek Peygamberden izin istiyorlardı. Oysa evleri açık (korumasız) değildi. Onlar sadece kaçmak istiyorlardı.

    14. Eğer Medine’nin her tarafından üzerlerine gelinse ve orada karışıklık çıkarmaları istenseydi, onu mutlaka yaparlardı; o konuda fazla gecikmezlerdi.

    15. Andolsun ki, onlar, daha önce geri dönüp kaçmayacaklarına dair Allah’a söz vermişlerdi. Allah’a verilen söz ise sorumluluğu gerektirir.

    16. De ki: “Eğer siz ölümden ya da öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmak size asla fayda vermeyecektir. O takdirde bile (hayatın zevklerinden) pek az yararlandırılırsınız.”

    17. De ki: “Eğer Allah size bir kötülük dilese, sizi Allah’tan koruyacak kimdir? Yahut size bir rahmet dilese, buna engel olacak kimdir?” Onlar kendilerine Allah’tan başka hiçbir dost ve hiçbir yardımcı bulamazlar.

    18,19. Şüphesiz Allah içinizden, savaştan alıkoyanları ve kardeşlerine, “Bize gelin” diyenleri biliyor. Size katkıda cimri davranarak savaşa pek az gelirler. Korku geldiğinde ise, üzerine ölüm baygınlığı çökmüş kimse gibi gözleri dönerek sana baktıklarını görürsün. Korku gidince de ganimete karşı aşırı düşkünlük göstererek sizi keskin dillerle incitirler. İşte onlar iman etmediler. Allah da onların amellerini boşa çıkardı. Bu, Allah’a kolaydır.

    20. Düşman birliklerinin gitmediğini sanıyorlar. Düşman birlikleri (bir daha) gelecek olsa, isterler ki, (çölde) bedevilerin arasında bulunsunlar da size dair haberleri (gidip gelenlerden) sorsunlar. İçinizde bulunsalardı da pek az savaşırlardı.

    21. Andolsun, Allah’ın Resûlünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.

    22. Mü’minler, düşman birliklerini görünce, “İşte bu, Allah’ın ve Resûlünün bize vaad ettiği şeydir. Allah ve Resûlü doğru söylemişlerdir” dediler. Bu, onların ancak imanlarını ve teslimiyetlerini artırmıştır.

    23. Mü’minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah’a verdikleri söze sâdık kaldılar. İçlerinden bir kısmı verdikleri sözü yerine getirmiştir (şehit olmuştur). Bir kısmı da (şehit olmayı) beklemektedir. Verdikleri sözü asla değiştirmemişlerdir.

    24. Bunun böyle olması Allah’ın, doğruları, doğrulukları sebebiyle mükâfatlandırması, dilerse münafıklara azap etmesi yahut onların tövbesini kabul etmesi içindir. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

    25. Allah, inkâr edenleri, hiçbir hayra ulaşmaksızın kin ve öfkeleriyle geri çevirdi. Allah, savaşta mü’minlere kâfi geldi. Allah, kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.

    26. Allah, kitap ehlinden olup müşriklere yardım edenleri kalelerinden indirdi ve kalplerine büyük bir korku saldı. Siz onların bir kısmını öldürüyor, bir kısmını da esir ediyordunuz.

    27. Allah, sizi onların topraklarına, yurtlarına, mallarına ve henüz ayak basmadığınız topraklara varis kıldı. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

    28. Ey Peygamber! Hanımlarına de ki: “Eğer dünya hayatını ve onun süsünü istiyorsanız, gelin size mut’a(5) vereyim ve sizi güzelce bırakayım.”

    (5) Mut’a, koca tarafından, boşadığı eşine verilen para ya da maldır. Konu ile ilgili olarak ayrıca bu sûrenin 49. âyetine bakınız.

    29. “Eğer Allah’ı, Resûlünü ve ahiret yurdunu istiyorsanız, bilin ki Allah içinizden iyilik yapanlara büyük bir mükâfat hazırlamıştır.”

    30. Ey Peygamber’in hanımları! İçinizden kim apaçık bir çirkinlik yaparsa, onun cezası iki kat verilir. Bu, Allah’a göre kolaydır.

    31. İçinizden kim Allah’a ve Resûlüne itaat eder ve salih bir amel işlerse, ona mükâfatını iki kat veririz. Biz, ona bereketli bir rızık hazırlamışızdır.

    32. Ey Peygamber’in hanımları! Siz, kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınıyorsanız (erkeklerle konuşurken) sözü yumuşak bir eda ile söylemeyin ki kalbinde hastalık (kötü niyet) olan kimse ümide kapılmasın. Güzel (ve doğru) söz söyleyin.

    33. Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz de açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin. Allah’a ve Resûlüne itaat edin. Ey Peygamberin ev halkı! Allah, sizden ancak günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.

    34. Siz evlerinizde okunan Allah’ın âyetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah en gizli şeyi bilendir, hakkıyla haberdardır.

    35. Şüphesiz müslüman erkeklerle müslüman kadınlar, mü’min erkeklerle mü’min kadınlar, itaatkâr erkeklerle itaatkâr kadınlar, doğru erkeklerle doğru kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, Allah’a derinden saygı duyan erkekler, Allah’a derinden saygı duyan kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, namuslarını koruyan erkeklerle namuslarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça anan erkeklerle çokça anan kadınlar var ya, işte onlar için Allah bağışlanma ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.

    36. Allah ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü’min erkek ve hiçbir mü’min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah’a ve Resûlüne karşı gelirse, şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır.

    37. Hani sen Allah’ın kendisine nimet verdiği, senin de (azat etmek suretiyle) iyilikte bulunduğun kimseye, “Eşini nikâhında tut (onu boşama) ve Allah’tan sakın” diyordun. İçinde, Allah’ın ortaya çıkaracağı bir şeyi gizliyor ve insanlardan çekiniyordun. Oysa kendisinden çekinmene Allah daha lâyıktı. Zeyd, eşinden yana isteğini yerine getirince (eşini boşayınca), onu seninle evlendirdik ki, eşlerinden yana isteklerini yerine getirdiklerinde (onları boşadıklarında), evlatlıklarının eşleriyle evlenmeleri konusunda mü’minlere bir zorluk olmasın. Allah’ın emri mutlaka yerine getirilmiştir.(6)

    (6) Bu âyette adı geçen Zeyd, Hz. Peygamber’in kölelikten azat ederek evlat edinmiş olduğu Zeyd b. Hârise’dir. Hz. Peygamber, onu halasının kızı Zeynep ile evlendirmişti. Ancak aralarında başlayan geçimsizlik sebebiyle Zeyd, Hz. Peygamber’e gelerek eşini boşamak istediğini söylüyordu. Hz. Peygamber, bu boşanmanın uygun olacağını düşünmekle beraber dedikodu çıkmasından çekindiği için Zeyd’e, eşini boşamamasını söylüyordu. Ancak daha sonra Zeyd, eşini boşamıştı. Bu boşamadan sonra Allah, Zeyneb’i Hz. Peygamber’e eş yapmıştı. O güne kadar Araplar evlat edindikleri kimseyi öz evlatlarıyla bir tutuyorlar, onların boşadıkları eşleriyle evlenmiyorlardı. Bu uygulama Arapların bu âdetini ortadan kaldırmıştır.

    38. Allah’ın, kendisine farz kıldığı şeyleri yerine getirmesi konusunda peygambere bir darlık yoktur. Daha önce gelip geçen peygamberler hakkında da Allah’ın kanunu böyledir. Allah’ın emri, kesinleşmiş bir hükümdür.

    39. Daha önce gelip geçen o peygamberler, Allah’ın vahiylerini tebliğ eden, Allah’tan korkan, başka hiç kimseden korkmayan kimselerdir. Allah, hesap görücü olarak yeter.

    40. Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resûlü ve nebîlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.

    41. Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin.

    42. O’nu sabah akşam tespih edin.

    43. O, sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size merhamet eden; melekleri de sizin için bağışlanma dileyendir. Allah, mü’minlere çok merhamet edendir.

    44. Allah’a kavuşacakları gün mü’minlere yönelik esenlik dileği “Selâm”dır. Allah, onlara bol bir mükâfat hazırlamıştır.

    45,46. Ey Peygamber! Biz seni bir şahit, bir müjdeleyici, bir uyarıcı; Allah’ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatıcı bir kandil olarak gönderdik.

    47. Mü’minlere kendileri için Allah’tan büyük bir lütuf olduğunu müjdele.

    48. Kâfirlere ve münafıklara itaat etme! Onların eziyetlerine aldırma ve Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.

    49. Ey iman edenler! Mü’min kadınları nikâhlayıp, sonra onlara dokunmadan (cinsel ilişkide bulunmadan) kendilerini boşadığınızda, onlar üzerinde sizin sayacağınız bir iddet hakkınız yoktur. Bu durumda onlara mut’a(7) verin ve kendilerini güzel bir şekilde bırakın.

    (7) Mut’a, koca tarafından, boşadığı eşine verilen para veya maldır. Konu ile ilgili olarak ayrıca bu sûrenin 28. âyetine bakınız.

    50. Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helâl kıldık. Ayrıca, diğer mü’minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Peygamber’e bağışlayan, Peygamber’in de kendisini nikâhlamak istediği herhangi bir mü’min kadını da (sana helâl kıldık.) Mü’minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

    51. Ey Muhammed! Bunlardan (hanımlarından) dilediğini geri bırakırsın, dilediğini yanına alırsın. Uzak durduklarından dilediklerini yanına almanda da sana bir günah yoktur. Bu onların gözlerinin aydın olması, üzülmemeleri ve hepsinin de kendilerine verdiğine razı olmaları için daha uygundur. Allah, kalplerinizdekini bilir. Allah, hakkıyla bilendir, halîmdir. (Hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)

    52. Bundan sonra, güzellikleri hoşuna gitse bile başka kadınlarla evlenmek, eşlerini boşayıp başka eşler almak sana helâl değildir. Ancak sahip olduğun cariyeler başka. Şüphesiz Allah, her şeyi gözetleyendir.

    53. Ey iman edenler! Yemek için çağrılmaksızın ve yemeğin pişmesini beklemeksizin (vakitli vakitsiz) Peygamber’in evlerine girmeyin, çağrıldığınız zaman girin. Yemeği yiyince de hemen dağılın. Sohbet için beklemeyin. Çünkü bu davranışınız Peygamber’i rahatsız etmekte, fakat o sizden de çekinmektedir. Allah ise gerçeği söylemekten çekinmez. Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Böyle davranmanız hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temizdir. Allah’ın Resûlüne rahatsızlık vermeniz ve kendisinden sonra hanımlarını nikâhlamanız ebediyyen söz konusu olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük bir günahtır.

    54. Siz bir şeyi açığa vursanız da gizleseniz de, biliniz ki Allah her şeyi hakkıyla bilendir.

    55. Peygamberin hanımlarına, babalarından, oğullarından, erkek kardeşlerinden, erkek kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, mü’min kadınlardan ve sahip oldukları cariyelerden ötürü bir günah yoktur. Ey Peygamber hanımları! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, her şeye hakkıyla şahittir.

    56. Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar.(8) Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selâm edin.

    (8) Peygambere Allah’ın salât etmesi, rahmet etmesi; meleklerin salât etmesi, şanının yüceltilmesini dilemeleri; mü’minlerin salât etmesi ise, dua etmeleri anlamını ifade eder.

    57. Şüphesiz Allah ve Resûlünü incitenlere, Allah dünya ve ahirette lânet etmiş ve onlara aşağılayıcı bir azap hazırlamıştır.(9)

    (9) Allah’ı incitme ifadesi mecâzî bir kullanımdır. Allah’ın hoşnut olmayacağı işler yapmak, Allah’a uygun düşmeyecek nitelemelerde bulunmak demektir.

    58. Mü’min erkekleri ve mü’min kadınları işlemedikleri şeyler yüzünden incitenler, bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.

    59. Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu, onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

    60,61. Andolsun, eğer münafıklar, kalplerinde bir hastalık bulunanlar ve Medine’de kötü haberler yayıp ortalığı karıştıranlar (tuttukları yoldan) vazgeçmezlerse, elbette seni onların üzerine gitmeye teşvik edeceğiz. Onlar da (bundan sonra) orada lânete uğramış kimseler olarak seninle pek az süre komşu kalacaklardır. Nerede bulunurlarsa, yakalanırlar ve yaman bir şekilde öldürülürler.

    62. Daha önce gelip geçenler hakkında da Allah’ın kanunu böyledir. Allah’ın kanununda asla değişme bulamazsın.

    63. İnsanlar sana kıyametin vaktini soruyorlar. De ki: “Onun ilmi ancak Allah katındadır.” Ne bilirsin, belki de kıyamet yakında gerçekleşir.

    64. Şüphesiz Allah, kâfirlere lânet etmiş ve onlara alevli bir ateş hazırlamıştır.

    65. Onlar, orada ebedî olarak kalacaklardır. Hiçbir dost, hiçbir yardımcı bulamayacaklardır.

    66. Yüzlerinin ateşte bir yandan bir yana döndürüleceği gün, “Keşke Allah’a ve Resûl’e itaat edeydik” diyecekler.

    67. Yine şöyle diyecekler: “Ey Rabbimiz! Biz önderlerimize ve büyüklerimize itaat ettik de bizi yoldan saptırdılar.”

    68. “Ey Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânete uğrat.”

    69. Ey iman edenler! Siz Mûsâ’ya eziyet eden kimseler gibi olmayın. Nihayet Allah onu onların dediklerinden temize çıkarmıştı. Mûsâ, Allah katında itibarlı bir kimse idi.

    70,71. Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin ki, Allah sizin işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah’a ve Resûlüne itaat ederse, muhakkak büyük bir başarıya ulaşmıştır.

    72. Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.(10)

    (10) İnsanın yüklendiği emanet, başta akıl, irade ve iradeyi serbestçe kullanmanın gerektirdiği sorumluluklardır. İnsan, iyi ve kötü arasında seçim yapabilme yeteneğini olumlu yönde kullanmadığı zaman, hem kendine hem de çevresine zulmetmiş ve cehalete düşmüş olur. Âyette insan türünün bir özelliğine dikkat çekilerek onun genelde emanete riayet konusunda vefasızlık göstermeye yatkın olduğuna işaret edilmektedir.

    73. Allah, münafık erkeklere ve münafık kadınlara, Allah’a ortak koşan erkeklere ve Allah’a ortak koşan kadınlara azap etmek; mü’min erkeklerin ve mü’min kadınların da tövbelerini kabul etmek için insana emaneti yüklemiştir. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
  • 91 syf.
    ·2 günde·Puan vermedi
    ******************SPOİLER*******************





    ''HEPİMİZ GOGOL'UN PALTOSUNDAN ÇIKTIK'' sözünü her görüşümde, her karşıma çıkışında Gogol'un Palto'sunu merak edişimden ötürü okuma arzusu yaratırdı bende ama bir türlü okumak fırsatını yaratamadığımdan mütevelli artık bu merak duygusunu doyurmak adına bir arkadışımdan kitabı edindim. Kitap beklentimi tam zıttı yönünde karşıladı yani eserin içeriği, işlenen konusu bakımından sade, basit ama bir o kadar etkileyici, sürükleyici oluşu, kitabı tek oturuşta bitirmeme neden oldu. Akaki Akakiyeviç diye bir memurumuz var ama bu memur o bildiğiniz günümüz memurlardan biraz farklı. Akaki Akakiyeviç'in "sıradan insan" sıfatına sahip oluşu ve bu sıradanlık sizi alıp kitabın içine çekip, götürecektir. Sanki daha önce bir yerlerde  karşılaşttığınız ya da karşılaşabileceğiniz  bir karekter yaratmıştır bize Gogol. Monoton, doğal ve gerçek...Tıpkı biz gibi.

    Bu memurumuzun bir paltosu var ama ne palto!! Böyle yıpranmaktan kağıt gibi olmuş, her tarafı yamayla kaplı, eski püskü, parçalanmış ve giyilemeyecek kadar dış görüntüsü berbat bir palto.. Ama memurumuz Arkaki paltosunu mezara götürecek kadar değiştirmeyi düşünmüyordu. Yeni bir palto alacak parasının olmaması bunda etkendir tabi. Paltosunun yakasının alt kısmındaki yama yerlerinden yırtılmış ve Peterspurg'un o kasvetli ve acımasız, keskin rüzagarında paltosunun içine hava sızması memurumzun hasta olmasına neden oluyordu. Akaki Akakiyeviç bu yırtılmış yere tekrardan yama yapmak için paltosunu Petroviç adlı bir terziye götürmeye karar verir ama bu Petroviç artık paltonun bir daha onarılamaycak kadar yıprandığını, yeni bir palto diktirmesi gerektiğini söyler. Akaki Akakiyeviç ise yeni bir palto yaptıracak kadar parasının olmayışından dolayı teklifi reddeder. Hikayemizde tam da  bundan sonra şekillenir.

    Akaki Akakiyeviç masum, zavallı, sürekli dairedeki arkadaşları tarafından aşağılanan bir memurdur. İşte bizim karekterimizin alaylara ve zorbalığa tepkisiz oluşu, sadece ve sadece verilen görevini (dilekçeleri kopyalamak, temize çekmek) layıkıyla yerine getirmesi hayattaki tek amacı gibidir. Buraya kadar siz okuyucuların zihninde Akaki Akakiyeviç'in  nasıl bir karakter olduğu canlanmıştır umarım.

    ''Palto'' sıradanlığın dehşetli kitabı diyebilirim. Kesinlikle okuyun.

    "YAZIM YANLIŞLARINDAN DOLAYI AFFEDERSİNİZ" :)