• 1960'lı yıllarda Orta ve Güney Amerika'da fakirlerin, yerlilerin ve diğer ezilenlerin organize tepkiler vermeye başlaması, Latin dünyasının en etkili sosyal organizasyonu olan katolik kilisesini de sarsmaya başlar. Düzenden gittikçe artan oranda rahatsız olan katolik papazlar arasında adına "liberation theology (özgürlük ilahiyati)" denen yeni bir akım boy verir. Bir tür hristiyan sosyalizmi denebilecek bu akım, İsa'nın sadece "kurtarıcı" değil, "zulümden özgürleştirici" bir misyonu bulunduğuna da vurgular. Vatikan'da bu yeni ilahiyat eğilimine oldukça mesafeli hatta kızgınlıkla bakanlar vardır. Bunlardan biri de bugünkü papa 16'ncı Benedict (dindar bilinen biçok güney amerikalı, katolik inancında itikadi bir konu olmasına rağmen, bu yeni papa'ya ağız dolusu küfür ederler ki, biraz da bu tarihi sebepten.) Bu hristiyan sosyalist akım, Güney Amerika müziğindeki Nueva Canción akımının da aslinda ilk yeşerdiği iklimdir. işte bu iklimin en görkemli meyvelerinden biri de “Que dirá el santo padre (kutsal papa bu duruma ne diyor)"dir. Kadri kiymeti pek bilinmemiş Violeta Parra, baskıya işkencelere bakar ve, 20'nci yüzyılda Roma'ya verilmiş en büyük ültimatomu yazar, gözyaşları içinde söyler. Sosyalist rahipler de kiliselerde okur. Quilapayun'un simsiyah çocukları ise, dünyaya yayar. Quilapayun'un sorusunda öfke vardır, Violeta'nın sorusunda ise insaf çığlığı...

    Violeta: https://youtu.be/dvk6ovIuozE
    Quilapayún : https://youtu.be/eMhASTMyiTE

    Çeviri;

    Kutsal babamız bu olanlara ne diyor?

    bak bize nasıl da özgürlükten bahsediyorlar
    ama gerçekleşeceği zaman da mahrum ediyorlar,
    bak, nasıl da sükunetten bahsediyorlar,
    otoriteleri bize işkence ettiği zaman

    Kutsal Ruh'un gırtlağını kesiyorlarken,
    Roma'da yaşayan kutsal babamız bu işe ne diyor?

    bak bize nasıl da cennetten bahsediyorlar,
    mermiler üzerimize dehşetle yağarken
    bak infazları nasıl da hevesle yerine getiriyorlar
    bile bile masumları öldürürlerken
    kutsal babamız bu işe ne diyor?

    cellatlar kahvaltı yapar gibi rahatlıkla
    ipi mahkumun boynuna geçirirken
    "beşinci emir" (Öldürmeyeceksin!) ortada gözükmezken
    roma'da yaşayan kutsal babamız bu işe ne diyor?

    daha fazla adaletsizlik, bay sorgucu,
    ruhuma daha güçlü şarkı söyletiyor
    toprağa atılmış buğday başakları gibi
    Julian Grimau'nun kanıyla besleniyor
    ama merak ediyorum
    kutsal babamız bu işe ne diyor?
  • "Kendini tehlikede gören herkes böyle davranır; tuhaf tepkiler vermeye, önseziler almaya, havada bir şeylerin varlığını duymaya başlar. Durumla baş edemeyeceğini düşündüğü için, kendini kandırmaya çalışır. "
  • 80 syf.
    ·Beğendi
    Gregor Samsa’nın görevi ailesine bakmak ve onların borçlarını ödemektir. Ama yaşadığı dönüşüm sonucu artık işe gidememektedir. Hatta ne acı ki, işe geç kalması nedeniyle onu denetlemeye müdürü eve gelir. Onun ‘hasta’ olduğuna inanmaz. Gregor yaşadığı dönüşümün tüm acılarına rağmen yine de işe gitmeyi düşünmektedir ve müdürüne durumu anlatabilmek için güçlükle odasının kapısını açar. Gördüğü manzara karşısında müdürü tek söz etmeden evi terk eder. Müdür Gregor’un halini anlamaya çalışmaz çünkü Gregor böceğe dönüşmeden önce de kendisi için bir şey ifade etmemektedir. Ama burada asıl sorun ailedir ya da sizi sevdiğini düşündüğünüz insanların verdiği tepkiler. Gregor’un ailesi onun bulunduğu durumdan ötürü korku ve tiksinti duymaktadır. Görmek istemezler onu. Kız kardeşi Grete başlarda Gregor’a karşı sevecendir; ona yemek getirir, odasını havalandırır ama sonraları o da uzaklaşır Gregor’dan. Evdeki herkes kısa bir süre içinde geçim derdine düşer; baba bir bankada çalışmaya başlar, anne evde dikiş diker, kız kardeş bir dükkanda çalışmaya başlamıştır. Ağırlaşan hayat koşulları ile birlikte Gregor onlar için artık daha büyük yük haline gelmiştir. Onun varlığını kimse istemez. Hatta Gregor’un en çok değer verdiği kız kardeşi Grete bile ondan vazgeçmiştir ve kurtulunması gerektiğini düşünmektedir. Bu acıya Gregor daha fazla dayanamaz ve ölür. Ölüsü evdeki hizmetçi kadın tarafından süpürülür ve kadın aileye “o şey”i nasıl çıkaracakları için endişe etmeye gerek kalmadığını, söyler.
    Kafka çok karamsar bir yazardı ve bu kitabında da “mutlu sonla” bitirmek ona uygun değildi. Öte yandan tekrar okursanız fark edeceksiniz ki, öykünün tutarlı için olması gereken şey ölümdür. Üç defada keyif olduğum nadir kitaplardandir. Yaşamı boyunca herkesin en az bir kere okuması gereken bir kitaptır bence Dönüşüm.
  • https://www.change.org/...links%3Afake_control


    ODTÜ Biyoloji ve Genetik Topluluğu ve Evrim Ağacı ortak çalışması olarak 12 yıldır çok büyük bir katılımla Türkiye'de önemli bir yeri olan Aykut Kence Evrim Konferansı'nı düzenliyoruz. Her sene ülkenin durumundan kaynaklı birçok zorluk çekerek düzenlediğimiz konferans bu sene yeni bir engelleme ile karşılaştı.


    Daha önce attığı bir e-posta ile yerel seçimlere kadar okul içerisinde yapılacak etkinliklerin denetleneceğini belirten ODTÜ Rektörlüğü, ocak ayından itibaren “tadilat” ve “yeniden yapılandırma” gibi gerekçelerle ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi'ndeki salonların kullanılamayacağını, mart ayının sonuna kadar burada gerçekleşecek bütün etkinliklerin iptal edildiğini söyledi.


    Verilen tepkiler sonucunda okulda başka bir yerin etkinlik için uygun olabileceği söylendi; fakat alternatif olarak gösterilen yerlerin hiçbiri, 1250 kişilik bir katılımla gerçekleşecek etkinliğimizi karşılayacak teknik ve fiziki durumda değildir. ODTÜ Rektörlüğü’nün bu tarz abes ve uygulanabilir olmayan öneriler sunma nedeni, etkinliği açıkça iptal etmek istediklerini söyleyemiyor oluşlarıdır. Yani etkinliğimiz, gerçekleşmesine haftalar kala bize hiçbir önbilgi verilmeksizin ODTÜ Rektörlüğü tarafından iptal edilmeye zorlanmaktadır. Bu nedenle, yurtdışından da birçok akademisyenin katılacağı etkinliğimizi, ODTÜ dışında gerçekleştirebileceğimiz bir yer arayışına girmek zorunda bırakıldık.


    Dün, Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nin Facebook hesabından ODTÜ KKM'de Gençlik ve Spor Bakanı'nın da bulunduğu bir etkinlikten bir fotoğraf yayınlandı. Görünen o ki KKM yalnızca hükümetin ve Rektörlük’ün yanında duran etkinlikler için uygunken, bizim gibi öğrenci topluluklarının etkinlikleri için, “özellikle mart ayının sonuna kadar” uygun değildir.

    Topluluğumuzun en büyük amaçlarından biri bilimin halka yayılması, bilime yönelik ağır sansürlere rağmen insanların bilime ulaşmasını kolaylaştırmaktır. Aykut Kence Evrim Konferansı’nın düzenlenme amacı, ülkemizde özellikle evrime karşı yapılan sansürlerin ve bu konuda halka söylenen yalanların bilime aykırı olduğunu bilimsel bir yolla anlatmaktır. Bizler, her türlü bürokratik engele rağmen, etkinlik yeri fark etmeksizin, ODTÜ’ye yakışır bir şekilde etkinliğimizi çıkarmak istemekteyiz. Ekip olarak etkinliği gerçekleştirmek için alternatif yerleri değerlendiriyor ve konferansımızı her şartta gerçekleştireceğimizi sizlere bildiriyoruz.

    Reklamını gururla öğrenci topluluklarından söz ederek yapan ODTÜ’nün bugünkü tavrı, gerçekte topluluklara karşı aldığı tutumun gerçek yüzünü göstermektedir. ODTÜ Rektörlüğü’nün bu bilimsel etkinliği her türlü engelleme girişimine rağmen, bir öğrenci topluluğu olarak elimizden geleni ardımıza koymadan, ODTÜ dışında bile olsa konferansımızı yapacak; halkımıza gerçekleri anlatmayı sürdüreceğiz.

    Tüm kamuoyunu da bu süreçte yanımızda durmaya; bilime ve evrime yapılmaya çalışılan her türlü sansüre karşı birlikte hareket etmeye çağırıyoruz!
  • 560 syf.
    ·10/10
    5/5
    "...Boyun eğerek kabullenmekten başka elimden ne gelirdi? Durum Mr. Hawkins'in hayırınaydı, benim değil, onu düşünmek zorundaydım, kendimi değil; ayrıca, Kont Dracula konuşurken bakışlarında ve tavrında tutsak olduğumu anımsatan bir şey vardı ve gönlüm razı gelmese de başka seçeneğim yoktu..."
    Kitap okumaya başladığımdan beri fantastik kitaplara özellikle vampirlerle ilgili olanlara hayranlığım vardır. Uzun zamandır okumak istediğim bir başyapıttı Dracula.🤩 Bu zamana kadar ki yazılan vampir kitaplarının, çekilen filmlerin hepsine ilham olan bir başyapıt hemde... Beklentim yüksek olarka başladım haliyle, ilk sayfalarda Jonathan Harker'in güncesi ile başlıyor kitap. Kendisini görevlendiren Peter Hawkins için Transilvanya yolculuğuna çıkıyor tabi ki diyarlara nam salmış Kont Dracula'nın şatosuna gitmek istediğini duyan herkesten tuhaf tepkiler alıyor. Gitmemesi için adeta yalvaranlar bile oluyor hatta ancak Jonathan bunlara bir anlam veremiyor.(Hepsinin sebebini yaşayarak öğrenecektir tabiki)
    Heyecanı bir an bile bırakmadan, sevgiyi, dostluğun önemini, aşkı çok güzel bir şekilde anlatan bir kitap. Bu eski insanların birbirine olan saygılarını, tutkularını satırlarda okurken gerçekten hayran kaldım. Her ne kadar seni sevsem de Dracula, bu sefer insanların tarafını tuttuğum için kusura bakma. Üstelik bu güzel kitabı @dexpub 'ın korku edebiyatı klasiklerinden okumak başka bir keyifliydi. Bu tarz kitaplara merakınız varsa vakit kaybetmeden okumanızı tavsiye ederim, kitapla kalın.‍️ Bram Stoker