Fırat Özbey, Yabancı'ı inceledi.
 Dün 01:29 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Kitabı ikinci kez okuduğum bugünlerde şunu anlamış bulunuyorum ki okuduğum neredeyse tüm müthiş kitapları lise yıllarımda okumuşum.Bu bir talih mi talihsizlik mi ondan emin değilim.Aklımda yıllardır hep bir yabancı vardı ama şuan anlıyorum ki yabancıymışım ona, lise aklımla tam algılayamamışım onu.Bana o dönemdeki etkisi ,sabahın köründe okula gitme bahanesiyle evden çıkmak akşama kadar tek başıma şehri aylak aylak dolaşmak olmuştu,ceketimin yan cebinde kıvrılmış ince kitaplar olurdu hep.Raskolnikovu da bu yıllarda tanıdım,Samsa ve Vautrinide.Beckett'in tüm kitaplarını Murphy hariç bu yıllarda okudum.Demem o ki galiba yanlış zamanda yanlış kitapları okumuşum.Bu durumun paha biçilmez tek avantajıysa bu kitapları tekrar okuduğumda bir yandan o günlere geri dönüyorum,belki bir su birikintisinde yüzümü hayal meyal görüyorum,belkide dalgın dalgın yoldan karşıya geçerken bir korna sesiyle irkiliyorum.Bir yandanda o dönemden bu döneme algılamamın ne kadar değiştiğini farkediyorum. Şuandaki etkisiyse yorgunluk olarak kendisini gösteriyor,yan etki değil direkt etki.

Yabancı, insanın hayatını mahvedecek kitaplardan o gençlik günlerimde belkide kitabı tam olarak anlayabilseydim hayatım mahvolurdu.Ki bu çok komik bir düşünce altı üstü hayat bu mahvolsada olmasada yapılabilecek birşey yok.Meursault için anlamsızlık bile anlamsız.Hayatın anlamı olması olmaması ile aynı.Anlam yada anlamsızlık ikiside aynı şey.İçinden çıkılmaz bir durum.Bir kuş kafesini arıyor.İnsanı dehşete düşüren Kafka sözü.Camus ise daha feci, süslü hiç bir laf etmeden kafesinde kuşunda aynı şey olduğunu söylüyor.Aramak.Aramaksa anlamsız bir söz olsa olsa bulunmaktır söz konusu olan.Bilmiyorum ama bu kitap edebiyat tarihinin zirvesidir ,feci bir şey.İnsan sadece bu kitabı okuyarak saatlerce felsefeden bahsedebilir.Yığınla kitabın söyleyeceğini bir kaç Meursault davranışıyla kavrarız,kavramak ise ayrı bir güç gerektiriyor,akıl yada zeka gücünden bahsetmiyorum,tahammül gücünden bahsediyorum.İnsan 1984 ü okurken az çok kendini savunmaya alabilir ama bu kitaba karşı savunmasısız.Hiçbir çıkar yol yok,gündelik yaşam,sıradan olaylar,umursamazlık .Meursault,eklemek belkide fazladır edebiyat tarihinin en "kayıp" karakteridir.Samsa böceğe dönüştüğü için biraz hüzünlüdür ve biraz kızgındır,Meursault ise hüzünlenmez,keşke doğru sözcük "hüzünlenmez" olsaydı ama değil doğrusu "hüzünlenemez."

Kafka'da yargısız bir infaz Camus'da ise insafsız bir yargıdır söz konusu olan.K.'nın son sözü Meursault'un yaşam biçimidir.
Kitap boyunca bir "tıkılmışlık"(doğru kelime kesinlikle budur) hissiyle doluyorsunuz.Kan yerine vücutta bu his dolaşıyor.Bilmem benimle kaç kişi aynı fikirdedir,hisler hareket halindeki bedenden kat ve kat daha çok insana benzemektedir.Öyle bir kitapla karşı karşıya geliriz ki sorgulamamak kitaba haksızlık olur umrunda olmasa bile, ne önemi var ki? İnsan olmanın başka bir yaratık olmamaktan.Kurşunun beyne saplanması yani yalın haliyle vuruculuğunsa yine yalın haliyle hiç edebiyat yapmadan sadece olayları anlatarak yapılıyor olması.Hayran olmamak elde değil.Bu kitabı genellikle aynı rafa dizilen kitaplardan ayıransa bu tahammül edilemez çıplaklık.Daha fazla yazamayacağım.

Yazıma, yani bu şeye buradan yani 1k dan bir arkadaşın, Pierre Riviere'nin enfes Kafka- Camus karşılaştırması ile son veriyorum.

Kafka sıradan olmayan bir dünyayı insana gayet sıradan gibi kabul ettirir neredeyse, fantaziye sayamayız onu...Sıradışı olmayan bir şey var ama burada dedirtir...Camus hayatın kendisinde bu durumu anlatır, bütünüyle bundan farksız hayat, absürd der gibi...Kafka'nın sıradışı içerisinde gösterdiği hayatın absürd oluşunu en bilindik yere çeker ki hissedene tokadı daha sağlam indirir... Bizim kafkaesk dediğimiz ortamdan ziyade gerçeğin yansıması... Absürd olan hayattaki yer alışlarımız siyah giyinirsem yasım var, toplum bunu bekler, acı çeken suçtan azadedir belli ölçülerde bile olsa...hakikat tüm değerini yitirir, neredeyse söylenmemeyi bekler....tüm gördüğümüz yaşantı absürdün kendisi zaten, normal dediğimiz....ruhsuz bir adam, ruh ne ki? Tepkisiz kalmayı seçiş neye karşı tepkinin gülünçlüğüne mi? Üstelik neredeyse hiçbir görüş savunmadan hiçbir görüşününü dile getirmeden olay aracılığıyla bunu yapar.

"Zira tepkisizlik dediğimizde mesela, bizim toplumumuzda maalesef, çok ender sayıdaki doğru ve yerinde tepkiler gösterebilecek denli cesur, özgüvenli, yürekli, neyin ne olup olmadığını bilen ve perşembenin gelişini çarşambadan görebilen ve o yüzdendir ki zaten 'tepkisiz ve tarafsız asla kalmayıp' kesinlikle de 'doğrudan ve haklıdan yana olan-olabilen' gerçekten bilinçli, yani gerçek aydın ve manen de aklen de fikren de gelişmiş, düzgün, olgun ve duyarlı nadir insanlar dışında, neredeyse 'herkes' kadınıyla erkeğiyle dindarı, dincisi, dinsiziyle; sağcısı, solcusuyla veya şu tercihten bu tercihten olup olmadığıyla hiçbir ilintisi olmaksızın, evet, neredeyse 'herkes denebilecek kadar büyük bir çoğunluk' genellikle 'her bir şeye' zaten TEPKİSİZdir!"

|Filiz Alev|

http://blog.milliyet.com.tr/.../Blog/?BlogNo=562092

iskra, bir alıntı ekledi.
22 May 15:16

En korkak ve en tepkisiz insanlar, mutlak ailesel otoritelerini kullanabileceklerini fark ettiklerinde yatıştırılamaz bir öfkeye kapılırlar. Bu otoritenin kötüye kullanımı, eskiden olduğu gibi, burjuva toplumunda da insanları ister istemez kendilerini alçaltmalarına neden olan bütün uysallık ve bağımlılıklarının bedelidir.

İntihar Üzerine, Karl Marxİntihar Üzerine, Karl Marx
Ahmet Şefik VEFA, Yabancı'ı inceledi.
 22 May 13:52 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Yabancı, Albert Camus
İnsan eninde sonunda her şeye alışır. diyen A.Camus tıpkı Dostoyevski sözlerini çağrıştırarak 'Önce biraz ağladılar ama alıştılar şimdi. Aşağılık insanoğlu her şeye alışır.' tiplemesiyle karşımıza bir karakter çıkarıyor. İşine, hayatına ve Annesinin ölümüne tepkisiz kalan karakter, işlediği anlamsız cinayet(güneş çarpması) sonrasında mahkum edilip cinayetin yanısıra Annesinin ölümündeki halleriyle de yargılanır. Sonuç olarak herşeye tepkisiz kalması ve duygusuz tavrından ötürü idama mahkumedilir karakterimiz. Gözlerinin önünde hayatına karşı kararlar alınırken sadece seyreder. 'Düşüncemi sormadan kaderimi karar altına alıyorlardı.' syf 94.
Karakterimiz genel olarak kelime israfına lüzum görmeyen biri olduğu için çok az fikir beyan edip çok az soru sormayı tercih eder. Genel olarak dünyada türüne az rastlanan karakterimiz kendisini, çevresindeki kimselerle aynılığa itilmesine müsmaha da göstermez.
'Hiç bir zaman söyleyecek fazla sözüm yoktur, onun için susarım.'

Yeliz, bir alıntı ekledi.
19 May 16:41 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Tüm dünyası parıltılı hayatların, yaldızlı ambalaj kağıtlarına sarılmış suretleriyle ilgilenmekten ibaretti. Kitleleri aptallaştırma ve kendi gerçeklerine yabancılaştırma operasyonunun vardığı son noktanın, insan suretine bürünmüş şekliydi Suzi. İnsanların körü körüne itaatiyle yaşam bulan sistemin devamı, sorgulamayan, okumayan ve araştırmayan bu zavallı güruhun çoğunlukta olmasına bağlıydı. Ve bu tip insanlar tam da istendiği gibi gün geçtikçe çoğalmıştı...
Çoğalmış ve büyük değişimin politikalarını besleyen tepkisiz yığınlar oluvermişti.

Misakçılar & Bu Memleket Kimin?, Aycan Alp (Sayfa 24 - Fark Yayınları)Misakçılar & Bu Memleket Kimin?, Aycan Alp (Sayfa 24 - Fark Yayınları)

Kudüs'ün İşgali :
Bismillah

Sakın Allah'ı, zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma; gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne kadar onları ertelemektedir. (İbrahim: 42)

ABD’nin Siyonist rejimin işgalini meşrulaştırmaya yönelik gerçekleştirdiği, Kudüs’ü Siyonist rejimin başkenti olarak tanıma ve büyükelçiliğini Kudüs’e taşıması İslam Ümmetine ve Filistin halkına meydan okumadır. ABD’nin bu cinayetine tepkisiz kalmak ABD politikalarına teslim ve zulme razı olmaktır. ABD’nin lanetli girişimine karşı açıklama yapma ve kınama yeterli değildir.

Dünyanın her yerindeki tüm Müslümanlar ve zulme karşı duran herkes; siyasi, ekonomik, kültürel ve askeri alanda fiili adımlar atmalı, Siyonist rejimi ve büyük şeytan ABD’yi bu girişimine pişman etmelidir.

Gayrı meşru Siyonist rejim ve hamisi ABD’nin bu küstah hamlesine karşı; direnen ve mücadele eden tüm fert, yapı ve devletlerin ne kadar onurlu ve erdemli bir duruş sergilediğini tarih gösterecektir. Bu onurlu mücadelenin semeresinin alınabilmesi için her alanda devam ettirilmesi ve Allah’ın (cc) inayetiyle Siyonist çeteler zulümlerinde boğuluncaya kadar kesintisiz sürdürülmesi gerekmektedir.

Mazlum Filistin halkının bu güne kadar ortaya koyduğu büyük direnişte şehit olan kardeşlerimiz ve özellikle Ramazan arefesinde genç, yaşlı, çocuk, kadın demeden Siyonistlerin katliamı sonucu şehit olan kardeşlerimizin şehadetlerini tebrik eder, yaralanan kardeşlerimize Rabbimizden acil şifalar dileriz. Mücadelenin ön saflarında canlarını ortaya koyan mücahitler sadece Filistin için değil İslam’ın kutsalları için bedel ödeyen kahramanlardırlar.

Kudüs’ün işgalden kurtulması, tüm Filistinlilerin vatanlarına dönebilmesi ve Siyonist rejimin yok olması duasıyla Ramazan–ı Şerifin İslam âlemi için hayırlara vesile olmasını temenni ederiz.

Gerek hafif, gerekse ağırlıklı olarak elbirliğiyle çıkın, mallarınız ve nefisleriniz ile cihad edin. Eğer bilirseniz bu; sizin için daha hayırlıdır. (Tevbe:41)

En çok birini sevme yetimi kaybetmeme üzüldüm. Yok,hayır! Bu kötü olduğum anlamına gelmiyor. Sadece donuk bir et parçasıyım sanki. Her şeye ve herkese karşı kayıtsız, tepkisiz, suskun bir insanım artık. Acilen mutlu olmam lazım. Ama bu mutluluğu insanlardan istemiyorum. Aslında mutsuz da sayılmam. Ortadayım ben. Donuk insanlar öylece ortada kalır. İnsanlardan istemediğim bu mutluluğu neyden bekliyorum? Kendimden. Denize girip salak gibi çırpınmak istiyorum. Toplumda değerli olan tüm sıfat ve statülerin canı cehnneme.Benim bu sıfat ve statülerim olsa, diğerleri karşısında değerli olabilirim. Ama ben kimseyi değil, kendimi istiyorum. Güzel bir şeyi anlatırken neden üzerine çok kafa yormuyorum artık bu arada. Çünkü bu kayıtsızlık bir hastalık olsa gerek.

Loana, bir alıntı ekledi.
15 May 12:27 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Bir taş kadar sessiz...
Toprak kadar tepkisiz...
Sinmiş ve korkmuş...
Söyler misin; kendisini kömüre, nohuda, una bile muhtaç edenlerin peşinden koşan bu kadar kör, dünyanın neresinde var?..

Titanic Kemancıları, Bekir Coşkun (Sayfa 52 - Bilgi Yayınevi - 3. Basım)Titanic Kemancıları, Bekir Coşkun (Sayfa 52 - Bilgi Yayınevi - 3. Basım)
Ebru, bir alıntı ekledi.
 13 May 00:52 · Kitabı okudu · 7/10 puan

Stirner, modern toplumun en önemli sorununun, toplumun özgür insanlar yerine eğitimli insanlarla dolu olması olduğuna inanmıştır. Stirner'ın tanımı doğrultusunda eğitimli insanın itaatkâr ve tepkisiz olduğu, bunun da toplumsal dönüşüm için zararlı bir etkiye sahip olduğu söylenebilir.

Eleştirel Pedagoji, Adem Yıldırım (Sayfa 45 - Anı Yayıncılık)Eleştirel Pedagoji, Adem Yıldırım (Sayfa 45 - Anı Yayıncılık)