OKUNMUŞ KÜTÜPHANE, Çile'yi inceledi.
3 saat önce · Kitabı okudu · 13 günde · Beğendi · 8/10 puan

Üstad Necip Fazıl'ın şiir kitabı Çile'yi ikinci defa okudum. Şiilerini zaman zaman okuduğumda hep zevk aldığım bir şair Necip Fazıl. Neredeyse bütün şiirleri ruhuma dokunmuştur ve halen de dokunmaktadır Üstad'ın.
http://www.okunmuskutuphane.blogspot.com
Kitap şiirleri konularına göre ayırmış. Ölüm, kadın, Allah, insan, korku ve tabiat gibi. Bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Şahsen ben aşk şiirlerini daha çok severim. Ama bu kitapta çok fazla aşk şiiri yok. Hatta neredeyse yok. Ama buna rağmen diğer şiirleri de severek okudum.
Bence bir şair hece ölçüsü ile yazmayı tercih ettiğinde duygularını aktarması biraz zor olur. Sonuçta duygularını bir kalıp ile aktarması ona göre de kelimelerini bulması gerekir. Serbest şiirler duygu yoğunluğu daha fazla olan şiirlerdir bence. Ancak Üstad'da bu yok. Şiirlerin yanılmıyorsam hepsi hece ölçüsü ile yazılmış ve buna rağmen mısraların ruha dokunması yani duygu yoğunluğu eksik kalmamış. Necip Fazıl'a neden Üstad deniyor şimdi daha iyi anlıyorum. Belirtmeden geçemeyeceğim Necip Fazıl bir şair olmasının yanında bir fikir adamı aynı zamanda.
Bazı şairlerin günümüzdeki en büyük sorunu anlaşılamamaktır bana göre. Necip Fazıl'da kapalı ve dil bakımından yoğun bir anlatım yok. Yani anlaşılması kolay ve bu çok güzel bir şey. Bu arada kitapta şiirlerin yanı sıra çok miktarda beyit ve Üstad'ın şiirleri ilgili yazıları mevcut. Bu yazılar kitabın son bölümünde verilmiş.
Ara sıra şiirlerini zevkle okuduğum ve kitabı ile de bu zevki taçlandırdığım bir şair Necip Fazıl. Çile de mutlaka okunması gereken bir kitap. İyi okumalar.
http://www.okunmuskutuphane.blogspot.com

Aysss, bir alıntı ekledi.
5 saat önce · Kitabı okuyor

"Bazen şarabın konuştuğunu duyar gibi oluyorum; yalnızca ruhların duyup anlayabileceği bir sesle özünden şöyle diyor: “Ey insan, sevdiğim, camdan hapishaneme ve mantar sürgülerime rağmen sana kardeşlikle dolu bir şarkı, neşe, ışık ve umut dolu bir şarkı söylemek istiyorum. Nankör değilim ben; hayatımı sana borçlu olduğumu biliyorum. Sarf ettiğin onca emeği ve sırtındaki güneşin sıcaklığına ne zamandan beri dayandığını biliyorum. Madem hayatımı sen verdin bana, ben de seni ödüllendireceğim. Borcumu sonuna kadar ödeyeceğim; çünkü ben ağır işten sonra kurumuş bir boğazın dibine inince müthiş bir neşe duyarım. Namuslu bir adamın göğsünü, o hüzünlü ve vurdumduymaz mahzenlere tercih ederim. Orası, yazgımı can atarak yaşadığım sevinçli bir mezardır. İşçinin midesinde büyük bir kargaşa çıkarırım ve oradan, görünmez merdivenlerle beynine çıkıp olağanüstü dansımı yaparım."

Şarabın Şiiri & Esrarın Şiiri, Charles BaudelaireŞarabın Şiiri & Esrarın Şiiri, Charles Baudelaire

Çevrenizde onu gerçekten seviyorum dediğiniz kaç kişi var hayatınızda düşündünüz mü hiç? Yada aklınıza geldiğinde sizi heyecanlandıran kimseler.Arada düşünürüm bunları ve bir muhasebe yaparak kendimle, yeni insanlar tanımayı tercih ediyorum.

z, bir alıntı ekledi.
12 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense körler gibi rastgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar.

Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali (Sayfa 32)Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali (Sayfa 32)
Kübra A., Cemile'yi inceledi.
14 saat önce · Kitabı okudu · 1 günde · 6/10 puan

Bir adet Oynak Cemile
Bir adet Acıma Yakarım Daryan
Bir adet Tüm Hikaye Boyunca İlahi Bakış Açısıyla Bunların Yanında Takılan 14'lük Geleceğin Ressamı

Şimdi buraya oynak yerine başka bir kelime yazardım da nasıl olsa emojilerle ciddiyeti delinen sitemize o tür kelimeleri de ''rahat rahat'' yazdığımız günler gelir, o zaman yazarız, rahatlık önemli. Biz ki kelimelerle gülemediğimiz ve öfkelenemediğimiz, daha doğrusu, kendimizi ifade etmeye üşendiğimiz için ilk çağlara dönüp mağara yaşantısı zamanındaki yazılara öykünüp, emojileri bulmuş bir çağın kutlu insanlarıyız! Artık çivilere de gerek yok üstelik! Tık, bitti. Hatta artık dokunurken tık da demiyor telefonlar, öyle bir muhteşem çağ. Konu dağılmadan Jemiile'ye dönelim.

Bu kitap Cengiz Aytmatov ile tanışma kitabım oldu, uzun zamandır merak ediyordum. Bu aralar pek vaktim olmasa da inceliğine dayanarak etkinlik sayesinde okumaya niyet ettiğim ve iyi ki okuduğum bir kitap oldu. Aytmatov'un dilini çok sevdim. Su gibi, tertemiz aktı gitti kitap. Burada çevirmen Refik Özdek'i de anmak gerek, onun için de Değerli Ayşe Y. ablama teşekkür ederim. Onun siteye yazdığı yorumlarla, Refik Özdek'i tercih ettim, çok da güzel oldu. Üslup, istediği duyguyu verme benim için tam tadındaydı. Kendime kitap almama sözü verdiğim için bu senelik Aytmatov maceramız burada noktalanıyor. Seneye Ötüken Neşriyat sitesinde %40 indirim yapana kadar bekleyeceğim. O vakit beni annem bile durduramaz, o ki kitaplarımdan bıkan kadın, ama bundan da gurur duyan klasik huysuz ve tatlı kadın ve terlikli kadın.

Bundan sonrası sürpriz bozan içeriyor. (Tatar Ramazan'ı anasım geldi.)

Şimdi Jemiiile'ye gelelim. Hikaye savaşta olan Özbekistan mı Kırgızistan mı anlamadığım bir yerde, köydeki erkeklerin cepheye gittiği, kadınların erkek işlerini yapmak zorunda kaldığı bir zamanda geçiyor. Cemile, köyün genç, güzel mi güzel, işveli cilveli, oynak gelinlerinden biridir. Ama oynaklık olsun diye değil, sadece rahat biri. Sadık, cepheden gönderdiği mektuplarda, karısına ancak bir selam yazabilen, ama köyün adetlerinden ötürü daha fazlasını yazamayan, Cemile'nin kocasıdır. Şimdi burada adetleri sorgulayacağım: Kitabın ilerleyen kısımlarında birkaç asker köyün oralardan geçiyordu ve köyün kızları ile sanki avratlarıymış gibi şakalı şukalı hareketlerde konuşmalarda bulundular. Bunu köyün yaşlıları neşeyle izledi. Bu ayıp ve saçma değil de, bir kocanın karısına mektup yazması ya da yazdığı mektuba bundan sonrasını karım okusun diyerek birkaç hasret cümlesi iliştirmesi mi ayıp? O askerlerle Cemile, bir güzel fingirdedi. Öpücük verdi falan, ''Sen hayırdır kız?'' Ben böyle saçmalık görmedim, bu nasıl iştir. Bırak böyle cilveli boğuşmalar, dereye atmalar, öpücük!!!! vermeler falan, elin adamı gelecek, köy yerinde bir kıza şöyle bir bakacak, onun gözünü oyarlar gözünü, oymalı da zaten. Bu kısmın gerçekliğini bir sorguladım. Yani o devirde ya da herhangi bir devirde böyle bir serbestlik mümkün mü? Bunu merak ettim.

Cemile... İlk sayfalardan itibaren, farklı kişiliği ile dikkat çeken, herkese karşı çok rahat bir kızdı. O kadar sağa sola kahkalar atarsan, eninde sonunda herkesin gönlü düşer. Bu bir gerçek. Bir de ne bileyim, en sonlara doğru ''Samanlıktan kaldıramadım samanı da Zühtü'' yani, samanı güzel kaldırdılar.

Peki o 14'lük? Ona ne demeli? 14'lük dediğime bakmayın, çocuğun sadece 15 yaşından küçük olduğu belirtilmiş o kadar. Ben böyle yazmak istedim. 14'lük deyince tabanca gibi oluyor. :) En sonunda kurşunu adres sormadan Sadık yedi.

Hasılı kelam, tabancalar patlarken, Jemile kız koşarken, türküler eşliğinde gönülde saman havalandı. Olmaması gereken şeyler oldu. Onaylamadık ama yapacak bir şey yok. Davulcular zihnimi delerken, incelemenin sonuna gelmiş bulunuyorum. Bu ay artık bir şey yazmam diyordum ama tutamadım kendimi, hayırlı sahurlar. :)

Her çocuk kitabı önce büyükler için yazılmıştır der Cahit Zarifoğlu. Çocuk kitabı okumak dünyaya çocukların gözünden bakmayı sağladığı için tercih ettiğim bir okuma türüdür. İnsan, kadın, öğretmen, anne rolleri bu tercihimde şiddetle etkili 😊

Rabia Akkaya, bir alıntı ekledi.
15 saat önce

“Bizdeki kitapların çoğu iri harflerle basılıyor Olric. Kültür seviyemizi gösteriyor bu iri harfler. Okumayı yeni öğrenen bir millet olduğumuz için iri harfleri tercih ediyoruz. Daha harfleri yeni söktüğümüz için, onları satırlar arasında kaybetmekten korkuyoruz. Az gelişmiş harfleri seviyoruz. Geniş aralıklı satırlar, sayfanın kenarlarında büyük boşluklar, içimizi serinletiyor. Bütün babalar, oğullarına: “Oku da adam ol” diyorlar. Gene de kimse okumuyor. Biz adam olmayız Olric.”

Tutunamayanlar, Oğuz AtayTutunamayanlar, Oğuz Atay
Ömer Faruk, bir alıntı ekledi.
16 saat önce

Üçüncü Sualiniz:

Dünyanın siyasetine karşı ne için bu kadar lâkaydsın? Bu kadar safahat-ı âleme karşı tavrını hiç bozmuyorsun? Bu safahatı hoş mu görüyorsun? Veyahut korkuyor musun ki, sükût ediyorsun?

Elcevab:

Kur'an-ı Hakîm'in hizmeti, beni şiddetli bir surette siyaset âleminden men'etti. Hattâ düşünmesini de bana unutturdu. Yoksa bütün sergüzeşt-i hayatım şahiddir ki, hak gördüğüm meslekte gitmeye karşı korku elimi tutup men' edememiş ve edemiyor. Hem neden korkum olacak? Dünya ile, ecelimden başka bir alâkam yok. Çoluk çocuğumu düşüneceğim yok. Malımı düşüneceğim yok. Hanedanımın şerefini düşüneceğim yok. Riyakâr bir şöhret-i kâzibeden ibaret olan şan ü şeref-i dünyeviyenin muhafazasına değil, kırılmasına yardım edene rahmet... Kaldı ecelim. O, Hâlık-ı Zülcelal'in elindedir. Kimin haddi var ki, vakti gelmeden ona ilişsin. Zâten izzetle mevti, zilletle hayata tercih edenlerdeniz.

Mektubat, Bediüzzaman Said NursîMektubat, Bediüzzaman Said Nursî