• Aslında, Budistlerin ısrar ettiği gibi, çoğumuz her zaman yarı uyanığız ve hayatı başkasının telkinlerine itaat eden uyurgezerler gibi yaşarız. Aydınlanma tam uyanıklıktır. “Buddha” sözcüğü “Uyanık” diye tercüme edilebilir.
  • Hiç kimse yerinden kalkmamıştı. Biraz sonra tekrar kürsüye çıkan Zinovyef: Yoldaşlar... diye hitap ederek başladığı ikinci nutkunda gözlerini yukarı locada bulunan Enver Paşa'ya dikerek bir müddet sustu. Yine bütün başlar Enver Paşa'ya döndü. Fakat zeki hatip derhal sözlerine büyük bir heyecanla başladı ve :

    Bugün Türkiye'nin general olarak en büyük adamlarından birine fikrimizi nasıl anladığını sordum. O da bana şöyle izah etti...

    O, Enver Paşa ile aralarında geçen münakaşayı anlattı. Tercüman bunu tercüme ederken Enver Paşa baştanbaşa dikkat kesilmiş ve tercümanın ağzından çıkan kelimeleri ve bunların ihtiva ettiği manaları sanki ezberliyor gibi dinlemişti.

    Biz buraya Şarktaki kardeşlerimizin ellerini kalpten gelen bir samimiyetle sıkmağa geldik!.. Yoksa siyaset yapmağa değil.. Biz burada siyaset istemiyoruz...

    Zinovyef'in bu sözleri tercüme edilince Enver Paşa birdenbire irkildi. Kaşlarını kaldırdı. Parlak gözlerinin rengi değişti. Ayağa kalkarken göz bebeklerinde oynaşan hareketlerden ne düşündüğü bir türlü anlaşılamıyordu.

    Ertesi gün Enver Paşa, Rusların gözünden düştüğünü çok iyi anlamıştı. Zira bir gün evvelki kongre içtimaında Zinovyef kendisi ve fikirleri aleyhinde birçok beyanatta bulunmuştu. O gece vaziyeti iyice tetkik eden Enver Paşa'nın sabaha kadar gözüne uyku girmedi. Düşündü taşındı, şimdi ne yapacaktı?
  • Bir gün eğitim esnasında astronotlar yaşlı bir Kızılderiliyle karşılaşır. Adam orada ne yaptıklarını sorar. Astronotlar kısa süre içinde Ay'a yapılacak bir araştırma seyahatinin parçası olduklarını söylerler. Yaşlı adam bunu duyunca bir an sessiz kalır, sonra astronotlardan kendisine bir iyilik yapmalarını ister.
    Astronotlar "Ne istiyorsunuz?" diye sorar.
    Yaşlı adam, "Kabilemdeki insanlar Ay'da kutsal ruhların yaşadığına inanır. Onlara halkımdan önemli bir mesaj iletmenizi isteyecektim."
    Astronotlar "Mesaj nedir?" diye sorar.
    Adam kendi dilinde bir şeyler mırıldanır, sonra da astronotlara bunu ezberleyene kadar tekrar etmelerini söyler.
    Astronotlar "Bu ne demek?" diye sorar.
    "Bunu size söyleyemem. Sadece bizim kabilemizle Ay ruhlarının bilebileceği bir sır," der.
    Üsse geri döndüklerinde astronotlar uzun uğraşlardan sonra yerel dili konuşabilen birini bulurlar ve ondan mesajı tercüme etmelerini isterler. Ezberledikleri şeyi söyleyince çevirmen kahkahalarla gülmeye başlar. Nihayet sakinleşince, astronotların o kadar dikkatle ezberlediği sözlerin, "Bu adamların size söylediği hiçbir şeye inanmayın. Topraklarınızı çalmaya geldiler," olduğunu söyler.Kolekt
  • Üzerinde durulması gereken bir diğer konu, çok partili yıllardan itibaren dinî yayınlarda tercüme kitapların her zaman ağırlıkta oluşudur. Kitapları tercüme edilen yazarlar arasında Müslüman Kardeşler'e mensup Mısırlı ve Suriyeli kişiler (Hasan el-Benna , Seyyid Kutup,Muhammed Gazali ) ağırlıklıdır.
    Dinî hayatı,dinî kültürü ve kurumları ciddi sayılabilecek bir zaman dilimi içinde kesintiye uğramış bir ülkede bu durum tabiî karşılanabilir. Fakat cumhuriyeti öncesi Türkiye'sinde var olan önemli bir birikimin bu dönemde göz ardı edilmesi tabiî gözükmemektedir. İslâm felsefesi,kelâm, tasavvuf,felsefe, mantık, fıkıh, fıkıh usûlü, İslâm tarihi,tefsir,hadis,biyografi, İslam'ın çağdaş meseleleri,devlet, medeniyet, kadın,sosyal eşitlik,terakki... alanlarında Cevdet Paşa,İzmirli İsmail Hakkı,Şehbenderzâde Filibeli Ahmet Hilmi,Ferit Kam, Manastırlı İsmail Hakkı,Mehmet Ali Ayni,İsmail Fenni Ertuğrul,Ali Haydar efendi,Seyyid bey,Mehmet Zihni Efendi,Babanzade Ahmet Naim,Mehmet Akif,Mahmud Esad Seydişehrî, Giritli Sırrı Paşa,Mehmed Arif bey...gibi yazarların bugün bile değer ifade eden ve tercüme edilenlerden daha kaliteli olan eserlerine ve düşüncelerine ilgi duyulmaması ve bunların bıraktıkları yerden devam edebilme imkânlarının araştırılmaması dikkate değer olmalıdır.
  • Öncelikle; aynı isimde Yapı Kredi'den çıkmış olan, Samih Rifat tarafından tercüme edilen "Ezgiler Ezgisi" kitabını okudum. Fakat site kuralları gereği aynı isimli kitabı ekleyemedim. Dolayısıyla incelemem de bu kitap hakkında değil, YKY yayını olan versiyonu içindir.

    Ezgiler Ezgisi-Neşideler Neşidesi kitabı aslen Eski Antlaşma'nın (Ahd-i Atik) bir bölümüdür. Yazarı ve yazım tarihi kesin olmamakla birlikte, Süleyman Peygamber tarafından yazıldığı iddia edilmektedir. Kutsal Kitap'ın diğer bölümlerinden çok farklı olarak tanrısal sözlerden, öğütlerden ve yergilerden ziyade; erotik içerikli, sevgiyi anlatan ve "sevgiye karşı duyulan sevgi"yi içerir. Bu yönüyle sofu dindarlar tarafından çok kez eleştiriye maruz kalmış, hatta kitaptan çıkarılmasını savunanlar dahi olmuştur.

    Samih Rıfat'ın yaptığı bu çeviri; filolojik inceleme içermeyen, dipnotlarla desteklenmeyen ve akademik bir amaçla yazılmamış bir çeviridir. Dolayısıyla teolojik inceleme için kullanılmasını tavsiye edemem.

    Fakat, Tanrı'dan geldiğine inanılan bir söz olarak, sevginin ve aşkın nasıl anlatıldığını görmek, hissetmek isteyenler için çok ideal bir kitaptır. Çünkü sözleri son derece açık ve zihinde kolay canlanabilen sahnelerdir. Bir nevi tiyatro eseri gibidir. Bu açıdan bakan okuyucular için rahatlıkla tavsiye edebilirim.

    Not: Okuduğum kitap, farklı bir yayınevinin farklı bir çevirisi olduğu üzre bu kitaba puanlama yapmıyorum.
  • İnsanlar yaratılmamış olduğu gibi, biyoloji bilimine göre ortada bu insanlara bir şeyler “bahşeden” bir “Yaratıcı” falan da yoktur. Ortada sadece hiçbir amacı olmayan son derece “körü körüne” ilerleyen bir evrimsel süreç var ve bu da insanların “doğmasını” sağlıyor. “Yaratıcı tarafından bahşedilmiş”, aslında “doğmuş” olarak tercüme edilmelidir.