• Junker
    Terim aslında gerçek bir kişi olan, toprak asilzade junker'den türeyerek 19 yüzyılın yaygın kullanımında, toprak sahibi olan Prusyalı soyluları niteliyor
  • 339 syf.
    ·29 günde
    Şimdi okudum bitti bu kitap da gerçekten okumuş oldum mu, siz(okuyanlar) gerçekten okumuş oldunuz mu?
    Anlamak, anlamak, anlamak. Her kelimesini, her cümlesini kazımak aklıma. Unutmamak. Öğrenmek.
    Tek bir sayfasına 30 dk verdiğim oldu. Neden? Çünkü yabancı kelime çokluğu, çünkü bilmediğim yazarlar topluluğu, çünkü eserler ve eserler, çünkü algılamak. Anlamak için okuduğum şeyi bilmem gerekiyordu. Bilmek, araştırmak. Giden saatler, asla boşa gitmedi ama. Öğrendim, öğrenmeye devam ediyorum. Okumadım Bu Ülke'yi, göz attım ve okumak için olgunlaşmayı, bilgi birikimimin artmasını bekleyeceğim.
    .
    Bir cümle not alacağım diyorum, sonrakinin hatrı kalıyor, önceki cümle olmasa anlamı sağlamıyor. Sonraki olmasa bütün olmuyor, ve sonraki, sonraki... Bir bakıyorum tüm sayfa yazılmış. Hepsini tekrar tekrar okuyor ve içim buruk bir sonraki sayfaya geçiyordum.
    .
    Bu Ülke, Cemil Meriç'in yazmak için dünyaya geldiği eser. Öğretmek için yaşamış, öğrenmek ve öğretmek. Hayatı kitaplarda bulmuş, kendini kitaplarda. Okuyun diyor, iyi güzel de neyi, nasıl? Okuyun diyor ama okuduğunuzu sorgulayın, düşünün, 'çok doğru söylemiş' deyip geçmeyin, neden doğru?
    .
    En sevdiğim özelliği Meriç'in bu oldu sanırım. Kitapta bir sürü yazar ve düşünürün sözlerine yer verilmiş, makalelerden alıntılar, ve şu var ki iyisiyle kötüsüyle eleştiriyor C. Meriç. "katılıyorum, çünkü...", "Doğru değil, çünkü... ". Açıklamları oldum olası sevmişimdir. :)
    .
    Peki kim bu Cemil Meriç? Onun dilinden yazayım. " Kimim ben? Hayatını, Türk irfanına adayan, münzevi ve mütecessis bir fikir işçisi."(Jurnal, 18.6.1974)
    'Fikir işçisi' ne hoş bir tanım!
    Kimdir Cemil Meriç? Oldu olası hep dış dünyadan soyutlanmış, hep kitaplara sığınmış, kitaplarda bulmuş kendini, diyor ya, "Kitap bir limandı benim için kitaplarda yaşadım." diye.
    38'inde, verebileceklerini veremeden kaybediyor en değerli fikir arkadaşını, gözlerini. Durmuyor ama daha verecekleri var, dinliyor, düşünüyor, yazdırıyor, makaleler yaptırıyor, kitaplaştırıyor bunları... Nasıl bir hafıza, nasıl bir bilgi vermek tutkusu.
    Hayatı da pek kolay geçmemiş aslında. Büyük insanlar büyük acılar mı yaşarlar acaba?
    .
    Velhasıl kitabı anlatayım biraz.
    İlk 20 sayfası Mahmut Ali Meriç'in dilinden Cemil Meriç. Sonra kendi dilinden, yazdıklarından parça parça, bir bütün. Okuma hayatı, yazmaya başlaması, fikir hayatına yön verenler, hayatının dönüm noktası ve sonrası... (42 sayfa) Ardından Cemil Meriç kronolojisi başlıyor ve sayfa 72'den itibaren başlıyoruz Bu Ülke'yi okumaya. Okurken çok yabancı kalınan terimler, isimler olacaktır, bende çok oldu. :) Son sayfalarda -ki en sevdiğim kısımlarından biriydi kitabın- yabancı kaldığımız isim ve terimlere açıklamalar yapılmış.(Kanaviçe) Bilgilere bilgi katan. :)
    Ve son 5 sayfa, basından 'Bu Ülke' ile ilgili  yazılardan seçmeler.
    .
    Bu kitap bende birtakım değişikler yarattı, nasıl denir, ufkumu genişletti. (Doğru tanım bu galiba.) Yeni türler okuma isteği ile doldurdu beni. Felsefe+mitoloji+ tarih+ biyografi/otobiyografi(yazarları tanımanın yolu bu sanıyorum.)+ sosyoloji... Daha çok oku, daha çok öğren, daha çok araştır... Bir yerden sonra aynurcum kendine gel her şeyi aynı anda yapamaz, tüm kitapları aynı anda okuyamazsın, dedim. Dedim de bakalım sonuç ne olacak. :)
    Bir sürü de yeni isim tanıttı bana Bu Ülke: Kemal Tahir, Tagor, Lamennais, Scott...
    Bir sürü yeni terim öğrendim, yeni kelimeler ile tanıştım. Yahu ben bu Bu Ülke ile ne kadar da cahil olduğumu öğrendim, daha ne olsun.
    Diyeceklerim bu kadar, anlatamadım, yeterli yazamadım belki, kitabı kendim dört dörtlük anlamamışken size içeriğini nasıl anlatırım, bilemedim. Kendimce bir iki aktarış sadece bunlar. Esen kalınız.
    ...
    Bilgili okumalar.
  • Dünyada iki türlü insan vardır: Çarpan, çarpılan. Çarpılanlardan olmak istemiyorsan, başkalarını çarpmaya bak. Fazla okumak lazım değil. İnsanı delirtir ve hayatın gerisinde bırakır. Ama matematik dersinde dikkatli ol. Dört işlemi bilmen yeter. Para hesabını becerebilirsen kazıklanmazsın, anladın mı? Hesap önemli; en kısa zamanda hayata atılman lazım. Gazeteyi okuyabiliyorsun ya, kâfi. Ticaret öğrenmeli, insanlarla muhatap olmalısın. Beni dinlersen eğer, bir ton kitap okuyacağına, git ayakkabının bağını işporta tahtasına koyup sat, daha iyi. Yüzsüz olmaya çalış; unutulma sakın! Elinden geldiğince ortalarda boy göster. Kendi hakkını al; küfürden, hakaretten yılma. Laf dediğin havada kalır. Bu kapıdan kovulursan, öbür kapıdan gülümseyerek gir. Anladın mı? Yüzsüz, kaba ve cahil. Bazen işlerin yolunda gitmesi için doğruymuş gibi davranmak gerekir. Memleketimizin bugün böyle adamlara ihtiyacı var. Günün adamı olmak lazım. İtikat, din, ahlak, bunların hepsi laf salatası. Ama takiye yapmak gerek. Çünkü halk için önemlidir. İnsanlara itikat gerek; yular takmak lazım onlara. Yoksa toplum dediğin bir engerek yuvasıdır; nereye elini soksan, sokarlar. İnsanlar itaatkâr, kaza ve kadere itikatlı olmalı ki sırtlarında güven içinde iş yapmak mümkün olsun. Önemli olan yemek yemek, selam vermek, insanların arasına karışmak, kadınlara sırnaşmak, dansetmek, yapmacık yapmacık gülmektir. Hele hele yüzsüz olmayı mutlaka öğren. Bu devirde böyle şeyler geçerli olduğuna göre, ayak uydurmak lazım. Yüksek makamlarla irtibat kurmaya çalış. Herkesle, her akide ile uyum içinde ol ki daha iyi söğüşleyesin. Senin hayat adamı olarak yetişmeni ve halka muhtaç olmamanı istiyorum. Kitapmış, dersmiş, on para etmez bunlar. Dağ başında yaşadığını farzet; dalgaya düşersen, yolarlar seni. Birkaç yabancı terim, birkaç büyük laf öğren yeter. İçin rahat olsun. Ben bu bakanların, milletvekillerinin topuna ders veririm. Önemli olan, becerikli bir hırsız olduğunu, elindekini kolay kolay kaptırmayacağını, onlardan biri olduğunu ve uyum sağlayacağını göstermektir. Güvenlerini kazanmalısın ki seni kendilerinden bilsinler. Biz kurtlar sofrasında yaşıyoruz. Ama her şeyin aslı paradır. Dünyada paran varsa, onurun, itibarın, namusun, her şeyin var demektir. Herkesin gözdesi olursun. Böyle vatansever ve akıllı biri olursan, seni pohpohlarlar, bütün işlerini yaparlar. Para ayıpları örter. Para çalıntı ise helale çevirebilirsin; ananın ak sütü gibi helal olur. Öbür dünya için de namazı, orucu, haccı satın almak mümkündür. Hem bu dünyada, hem öteki dünyada işin iş olur. Paran çoğaldı mı, Kâbe'yi ziyaret edebilirsin. Her yer senin olur; herkes çekinir senden; herkesin üstünde oturursun. Bir dediğin iki edilmez. Parası olan bunların hepsine sahip olur; parası olmayan da hiçbirine sahip olmaz. Aç kulağını. Parayı bulmak kolay ama parayı tutmak zordur. Para biriktirmenin yolunu öğrenmelisin. Ben Saçlarımı değirmende ağartmadım. Parayı hangi yolla bulursan bul, mübahtır. İnsan adam yerine konulur. Benden sana nasihat bunlar. Böyle yaparsan, okumuş yazmış mühendis fabrikandaki makineyi çalıştırrnakla övünür; mimar evini yapmak ister; şair gelir, yaltaklanır, metheder seni. Bir ömür açlık çekmiş ressam resimlerini yapar. Gazeteci, milletvekili, bakan hepsi sana uşak olur. Tarihçi biyografini yazar, ahlakiyatçı ahlakındaki üstün vasıfları örnek getirir. Bütün bu boynu bükükler paranın uşağıdır. İlim ve okumak niye hayatta işe yaramaz biliyor musun? Okursan, yine para babalarına uşak olursun da ondan. Zaten bunları yapana kadar ömrün geçmiş olur. Sen henüz hayatın ne demek olduğunu bilmiyorsun. Sanıyor musun ki sabahtan akşama kadar boşuna dil döküp çenemi yoruyorum, insanlarla cedelleşiyorum? Paramı daha iyi korumak için. Para parayı çeker. Mesela sabah, önceden görmediğim ve nerede olduğunu bilmediğim iki balya pamuğu satın alırım; akşam üstü sattığımda parası iki katı olarak elime geçer!"
    Sadık Hidayet
    Sayfa 37 - YKY