• Bağdat’tan geriye ne kalmıştı? İlim kaynağı olan
    Bağdat'tan; küreselleşmiş kültürün dayanak noktası olan Bağdat'tan; Avrupa'ya insanlığı, medeni toplumla vahşi toplum arasındaki ayrımı, tıp ve sihir arasındaki farkı ve deney metodunun önemini öğreten Bağdat'tan; Batı'yı skolastik ve felsefi metotlar konusunda eğiten, alet yapımında ustalaşmış, hastanelerin nasıl kurulacağı ve işletileceğini anlatan, müfredat ve bölümleri, terminoloji ve yönetim yapısıyla tam bir üniversite modeli sağlayan Bağdat'tan; biyografi, roman, şehir tarihi, tarihsel ve metinsel eleştiri konularında eğitim veren Bağdat'tan; Avrupa'ya en kıymetli değerini, liberal hümanizmi veren Bağdat'tan...
  • Başlangıç kitabı olarak ilgilendiyseniz, tavsiyem, fikrinizden hemen dönmenizdir. “Popüler” bilim kitabı serisi altında çıkan bu kitap, bol bol terminoloji ile canınızı sıkacaktır.
  • 640 syf.
    ·58 günde·Beğendi·9/10
    Henüz sosyal bilim dallarının tam olarak ayrımının belirginleşmediği ortaçağ ardı dönemde, hangi taşı kaldırsanız altından aynı adamlar çıkar.

    (Önem sırası göz etmeden) Marx, Smith, Hegel, Ricardo, Maltus, Polayni... Kapitalizm, Sosyalizm, Liberalizm, Faşizm, Hümanizm... daha birçoğu, Hunt, bu kitapta şahane bir harman yapmış. İçinde ekonomi de var, tarih de var, tarihe yön verenlerin düşünceleri de.

    Tahmin ediyorum ki, adından dolayı iktisatla samimiyeti evvelden kurmamış olanlar bu kitaba biraz mesafeli duracaktır. Oysa hiç de öyle değil.
    Yer yer iktisadi terminoloji de kullanılmış ama son derece dozunda. Hunt, açıklayıcı üslubuyla terimleri hemen sindirmenizi sağlıyor. Çok yorulmadan kelime hazinenizi ve bakış açınızı zenginleştiriyor.

    Hepimiz ekonominin önemini biliyoruz. Kısmen de olsa tarihi şekillendiren önderleri de tanıyoruz. Fakat gerçek sebepler çoğu zaman gizlidir. Biz insanlar önce cebimizi düşünürüz (Homo ekonomikus). Fakat ta Antik Yunan'dan beri erdem mala mülke aşık olmamaktır.

    Peki hep böyle mi sürdü? Yani insanlar hiç mi çok kazanmak, kendi menfaatini ön planda tutmak (gizliden bunu yaptığımızı ben de biliyorum) fikrinin aslında kötü bir şey olmadığını hatta toplumun menfaatine olduğunu yüksek sesle söylemediler? Ya da daha çok kazanmak uğruna diğer insanların canını çıkarana kadar çalıştırmadılar mı? Ezilenler toplanıp hakkımızı güzellikle alamayacağız o zaman zor kullanmak mübahtır demediler mi? Peki haçlı seferlerinin ilk sebebi (onların deyimiyle) dinsiz Türkleri durdurmak değil de, öncelikli olarak hızla artmış ve düzensizlik çıkarmakta olan genç, aynı zamanda işsiz olan nüfusu azaltıp, yeni topraklar ve ganimetler kazanmak olmasın(?)! Bu, son söylediğimi bu kitapta bulamazsınız. O, benden.

    Kısaca ekonominin aslında insan yaşamına olan etkisini daha net kavrama şansı bulacaksınız. Son birkaç yüzyıldır dünyayı para şekillendiriyor. Peki parayı hangi düşünceler şekillendiriyor? Tabii ki bu sorunun cevabı kitapta. Ama tamamı okununca anlaşılabilecek şekilde.

    Keyifli bir okuma diliyorum.
  • Kitap enfes bir derleme su götürmez bir gerçektir. Harika bir kaynakça niteliğindedir. Harikulade bir sentezdir. Nitekim bir Ansiklopedist endamında bir kitaptır, birçok terminoloji barındırır. Dolayısıyla, bu yapıt övgüyü kendiliğinden ve özgün Bibliyografya olmasından, kesinkes hak ediyordur...
    Bu siteye eksik kitap olarak bildirdim ki; sahici kitaplar biraz daha göze batsın, okumuyoruz diye kıvranan kokuşmuş aklın ahlakçı emareleri, bu gibi kitaplar ile kendilerini tanıştırsınlar.

    Girizgah Önsöz:
    ''Birçok derinliğin görülüp anlaşılabilmesi antropolojinin
    sunduğu imkanları hem tarihsel hem de güncel malzeme
    üzerinde sonuna kadar kullanmakla, antropolojik malzemeyi tarihle karşılıklı bir ilişkiye sokmakla mümkün. Bu sözlükteki temel yaklaşım da budur. Birçok maddenin yazımında bu ilişki deneniyor. Tarihin tekerrür ettiği iddiası, diğer yönüyle de, Doğu-Batı ayrımını vurgulayanların Batı-dışı toplumlara ilişkin sözde bilimsel dayatmalarını anımsatıyor. Bu yönüyle de önce antropolojinin Avrupa'daki çıkış noktasını, ne kadar ve ne zamandır bilim olabildiğini, bugün geldiği yeri görmek, sonra Doğu ile Batı arasında yer alan ve aldığını iddia eden ülkemizde bütün sosyal bilimlerde Anglo-Sakson ve Avrupalı terminoloji ile yerelliğin çok kere karşı karşıya geldiği veya örtüşmediği saptamasını yapma gereğini, sonra da tarihe ilişkin bu sözün söylenebilmesini doğuran bilinçle hesaplaşılmasının ve bu ülkede sosyal bilimlerde ve antropolojide bilgi üretilmesinin önemini vurgulamak
    gerekiyor. Zira aslında tarih tekerrür etmiyor.
    Sıradan insanı dışlayan, o insanların yarattığı toplumsal-kültürel araçların tarihe müdahale etmediğini, edemeyeceğini söyleyen bir tarih anlayışı hakim olduğu için tarih böyle görünüyor.''

    Kudret Emiroğlu - Suavi Aydın Ankara, Haziran 2003
  • Arafat, her ne olursa olsun, ilk intifadanın demokratik eğilimli liderleri pahasına, İsrail ve Batı tarafından "Filistin halkının özel temsilcisi" olarak belirlenmişti. Avrupa, Amerika ve İsrail, "güvenlik aygıtını" (terminoloji!) inşa etmeye yıllarca yardım etti, böylece o da, bütün rakip koçları oyundan atabildi.
    Joris Luyendijk
    Sayfa 154 - Paloma Yayınevi
  • Bir vakit nasıl olmuşsa bilmiştim
    ki bizden çıkan her ses ve görüntü kabul etsek de etmesek
    de, beğenip yanımıza alsak da almasak da bizden sonra
    da aksedecek olan hayatımıza ait bir aksülameldir. $imdi bu
    ses ve bu sesin paslı sızıntısı ile kimsenin susuzluğuna bir
    deva olmayacak akara bakıyor ve dinliyordum da gençliğimde
    birkaç ay geçirdiğim, kederli diyemeyeceğim, düpedüz
    ağır hasta bir Berlin kışında hissetmekte tereddüt ettiğim bazı
    şeyler -ki onları hissedebilmek için ordaydım- şimdi, ancak
    şimdi üstüme lekesini bırakarak damlıyordu. Her şeyi
    kendi istediği vakit sunan hayat buna beni ancak şimdi hazır
    bulmuştu. Onun hazır bulması acaba ne demekti, hazır
    demek pişmiş mi demekti, bitmiş mi? İnsan terminoloji ile
    mi sınırlıdır, dil ile mi, her gibi nerden alınıp nereye ekleştirilendir,
    bilmem de bilsem ne olur ki.
  • 160 syf.
    ·7/10
    Spinoza, hem hayat öyküsüyle hem de fikirlerini ifade ediş tarzıyla hep ilgimi çekmiş bir filozoftur. Bu ilgim universite yıllarında tasavvuf okumalarımın yoğunlaştığı dönemde daha fazlaydı. Spinoza'nın panteizmi ile tasavvufun temelini oluşturan vahdet-i vücud düşüncesi arasında bir benzerlik olduğunu düşünürdüm. Spinoza felsefesinde tıpkı tasavvufta olduğu gibi mistik bir boyut olduğu kanısındaydım. Tabi zamanla Spinoza üzerine okumalarım arttıkca bunun böyle olmadığının, Spinoza'nın felsefesinin tamamen mayeryalist bir felsefe olduğunun farkına vardım. Beni yanıltan Spinoza'nın kullandığı terminolojiydi. Onun terminolojisinde doğa ve Tanrı aynı şeydi.İnsanın Tanrı'nın parçası oldugunu söylerken aslında doğanın bir parçası olduğunu söylüyordu. Bedenden ayrı ruh diye bir şey yoktu. İnsan kendi kaderinin bile belirleyicisi degil, doğanın dayattığı kör bir determinizmin oyuncağıydı. Özgür iradesi yoktu, kendi kararlarını vermekten acizdi. Ama tüm bunları tersine çevrilmiş bir terminolojiyle dile getiriyordu, bu da benim kafamı karıştırıyor ve beni yanıltıyordu. Buna benzer bir terminoloji kullanımı Şeyh Bedrettin'in Varidat isimli eserinde de vardır. Orada da İslam inancına ait bir çok metafizik unsur maddeci bir anlayışla tevil edilmistir. Sonuç olarak hiçbir metafizik unsur içermediğini anladığım felsefesi benim için çekiciliğini yitirmesine rağmen, Spinoza ilginç kisiliği, hayatı ve fikirlerini ifade ediş tarzıyla bir ölçüde ilgimi cezbetmeye devam ediyor. Bu eseri de bu yüzden okudum. Spinoza'yla ilgilenenlere de eseri tavsiye edebilirim.