• Şimdi sormak istediğim son soruya gelelim: Güler Hanım, sizi olduğunuz gibi kabul eden, takdir edilecek davranışlarınızı sevdiği gibi kusurlarınızı da seven..mutluluğunuzu paylaşmak istediği gibi hüznünüzü de paylaşmak isteyen..sizi siz olduğunuz için, kendiniz olduğunuz için seven bu deli-dolu insanla bir ömür boyu değil sonsuza dek meşru dairede aşk okyanusunda, sevda gemisiyle ve mutluluk ve huzur azıklarıyla bir yolculuğa çıkar mısınız?
    Doktor Can

    Mektup bitince Güler uzak bir diyardan gelen bir yolcu misali etrafına bakındı. Bir süre sonra kağıt kalemi alıp cevap mektubunu yazmaya başladı:

    Heyben acı ile dolar da nefes alamazsan gel
    Huzur bulacağın kıyılarım senindir.

    Umutların solar kurur da su bulamazsan
    Beraber sulayalım gözyaşlarım senindir.

    Kanadın kırılır da maviye uçamazsan
    Ne güne duruyor al, kanatlarım senindir.

    Çaresiz çilelere bir umut bulamazsan
    Kendime ettiğim dualarım senindir.

    Güler Öğretmen

    Mahmud KARAKAŞ
    19.07.2018
    ŞANLIURFA

    Okuduğunuz için teşekkür ederim.
    Not:Güler Öğretmen'in mektubu kısmi alıntıdır. Ve bu hikaye kısmen yaşanarak yazılan edebi anlatılara bir örnektir.
    Hayırlı günler dilerim...
  • 223 syf.
    ·46 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Hayatımın en zor günlerinde bana arkadaşlık ettiğin için çok teşekkür ederim Yaşar KEMAL. Seni bitirmeyi hiç de istemedim aslına bakarsan. Kitap okumaktan daha fazlası idi benim yaptığım eylem. Sanki yeni baştan bir kitap yazmaktı, gözyaşlarım kelimelerin üzerine damlarken ben de kendi hikayemi yazıyordum. Ahmet Kaya'nın dediği gibi içimde ölüyordu biri her satırda, üzerime korkular salan biri vardı heran bambaşka biçimde intihar'ın acımasız korkusunu atamıyordum içimden. En çok intihardan korkuyordum, her gün kulağımda bir ses ile uyanıp; karnımdaki derin çok derin yarayı hissediyordum. Beş dakika sonra emin oluyordum o ben değildim. O ben değildim... Usulca uzanıp yastığımın altındaki kitabı alıp birkaç sayfa okuduktan sonra tekrar olduğu yere bırakıp uyumaya her şeyi unutmaya çalıyordum. Otuz altı gün sonra sabah ağlayarak "intihar" kelimesini telaffuz ettim, aslında kabul ettim. Bu kitap amacının çok dışına çıktı kitap olmaktan çokça uzaklaştı. Dost gibi idi o bana bambaşka şeyler anlattı, ben ona hiç kimseye anlatamadıklarimi hüngür hüngür ağlayarak anlattım. İtiraf ediyorum, ben zengin çocuğuyum ben de çok çalmışım.. Öyle Zilo, Oğuz, Kaya, Muhterem, Ertuğrul, Ali ve nicesi gibi kalbim temiz de değilmiş. Ben bir insanın umutlarını çalmışım. Benim umursamadığım, gülüp geçtiğim şeyler bir insanın umudu nefesi olabilirmiş. Anlamadığım o kadar çok şey varmış ki...(25.11.2018 Saat: 05.00)
  • “Büyümem konusunda üzerimde annem kadar emeği olan herkese teşekkür ederim!”
  • 136 syf.
    ·4 günde·Beğendi·8/10
    Başladı ve ben; toprağın, güneşin, sarı tarlaların, emeğin, insanın büyüsüne, tasvirlerin alıp götürüşüne kapıldım. Aytmatov, ününü hak etmiş nice yazardan biri, bunu bu kitapla anladım.

    İnsanın duyguları birleşip gözlerine hücum edince, dünya bulanıklaşır. Bakar ama göremez. Kulağına dolan sesler de aynı görüntüler gibidir, uğuldaşırlar. Net olan bir şey vardır ama; yürekteki acı.

    Bir insan düşünün; çocukluğu bitmiş, gençliğin başında, batılı ağızla ''teenage'', bizim ağızla bıyıkları daha yeni terleyen bir delikanlı. Savaş var, atası, abileri cephede. Evin yükü herkese eşit dağılmış. Bu delikanlı, yarını düşünürek eline çiviyi, çekici alıyor. Başlıyor evi gezmeye. Nerede gevşeyen bir çivi var, çakıyor. Nerede onarılması gereken bir şey var tamir ediyor. Damı, bahçeyi, ahırı tek tek elden geçiriyor. Sebebi ne biliyor musunuz? ''Bir gün ben de gidersem...'' Bu sayfalar Ötüken Yayınları 66., 67., 68. sayfalar. Ben bunların yazdığı ve daha başka ince ayrıntıların olduğu bu satırları okurken... Okuyamadım. Değil bir cümle, kelimelerin üzerinde tek tek durarak, içimi bu duyarlı gencin ve diğer gerçeklerin acısıyla depremlere gark olmasına bıraktım.

    Cepheye giden bir oğul, onu tren garında göreceğini düşünen bir ana... O sahnede, yazarın anaya bıraktığı hisler; o ana, benzin içmiş de içini ateşe vermişler gibi bir ifadeyle anlatılabilir ancak. Savaşlardan, insanların iğrenç tamahkârlığından, gözünü bir avuç toprağın doyurabileceği herkesten nefret ediyorum. Yanan hep masumlar be. Savaş çok acıdır.

    Savaş
    çok
    acı-
    tır.

    Ölümün olduğu bir dünyada kıskançlığı, hazımsızlığı, üstelik şahsi olmayan sebeplerle yapılan kıskançlık ve hazımsızlığı hiçbir şekilde anlamıyorum, bu zaten benim idrak edebileceğim bir şey değil. Bunu ancak, kalbindeki karanlığı, dünyayı yaksak, güneşi içine soksak belki aydınlatabileceğimiz insanlar anlayabilirler. Onlar da bir şekilde insan sonuçta, ne diyeyim iki ayaklı mı? Bu kitap, bu ölüm ve yitim gerçeğinin altını çizerken, ben yine düşünce dünyasının dalgalı sularında epey bir mücadele verdim. Kıskançlık ve hazımsızlık bu kitabın konusu değil. Her incelememde olduğu gibi ben okuduklarımı, düşündüklerimle ilişkilendiriyor ve yazıyorum. Bu kitaptan yola çıkarak da yine bu dünyanın faniliğine büyük bir bezginlikle bakakaldım.

    Acı göğsümü yumrukladı durdu. Ara verdim. Durdum tekrar okudum. İnsan bazı dem, acıdan bir tür şoka girer ve ne yapacağını bilemez. Yüzü sanki tokatlanmış da mahcup olmuş gibi bir ifadeyle çevrelenir. Okurken yüzüm kaç tokat yedi ben bilmiyorum. Vatan, millet, bayrak, sadakat, temiz insan olmak, temizce bir insanı sevebilmek, yâr olmak, ana olmak, fedâkârlık, incelik, yiğitlik gibi mefhumların herkeste farklı bir yankısı vardır. Bunların bendeki derinliği, göğüs kafesimi zorlayacak kadar büyük. Aytmatov, bu kitabı ile beni hislenmekten perişan etti. Bazen bu kadar çok hissettiğim için acaba bende mi bir gariplik var diye düşünsem de bunu yazarın ustalığına bağlamak şu anda daha gerçekçi ve doğru geliyor. Aytmatov, insana acıyı sonuna kadar hissettirebilen ve aynı zamanda türlü türlü dersler de veren bir insan. Saklamayacağım, okurken çok ağladım. Gözyaşlarım yüzümde özellikle o üç sayfada yol yol aktı. Ne yazsam kitapla ilgili önemli noktaları yazmış olurum düşüncesiyle ve endişesiyle, dikenli telleri avuçluyorum şimdi. Efendi, düzgün ve bilhassa ince düşünceli her insan beni çocuk ya da yetişkin fark etmeksizin çok etkiler. O insanlara denk geldiğimde, onların eline kıymık batsa benim yüreğim incinir. Zaman içinde hepimiz farklı yönlere doğru değişiriz. Kimi eline fırsat geçmesini bekliyormuş görürüz. Kimi varlıkta da yoklukta da adammış biliriz. Zaman içinde şahit olduklarım beni daha sert bir insan yapsa da benim sertliğim de bu kadar işte. Değer vermekte sınır tanımayan yüreğim, çiziklerle dolu. Çizikler yaraya dönmesin diye yol verdiklerimize de selam olsun. :)

    Duyguyu bir okura yahut dinleyene geçirebilmek, işte bu yüzden çok önemli. Karşımızdakini perişan etmeyeceksek varsın o kalem kırılsın! :) Yaktın Aymatov Usta... Yaktın bizi... Satırları, satır satır yapmış, yüreğimizi ayırmış, bıçak arası misal basmış isotu, ne diyebilirim... Kitabın son satırlarına kadar bir şeylerin çok farklı olacağını düşündüm. Ters köşe yok lakin ben ters köşe oldum düşündüklerimden dolayı. Umutlarım yüksekten düşmüş de her bir zerresine dek dağılmış halde nihayete erdirdim. Ama kitap ışıkla ve ekmeğin güzel kokusuyla bitiyor şüphe yok.

    Bu kitabı okumama vesile olan Sevgili Okuma Delisi / Emir'ne beni bol bol ağlattığı için teşekkür ederim. :) Cengiz Aytmatov maceramı 1 sene önceye çektim. İçim pare pare ama okuduğum için şanslı hissederek noktalıyorum. 2 seyahat arası yazıyorum ve çok dikkat edemiyorum ne yazdım. Umarım faydası olur, umarım hissettiğim kadar ben de hissettirebilmişimdir bu yazdıklarımla. Tam hediye alıp dağıtmalık kitaplardan. Bu yüzden var ol Okuma Delisi. :)

    Keyifli okumalar.