• Namına nam, şanına şan katmış, büyük usta Dostoyevski’ye uzun bir ara vermiştim. Nette bir grupla yapılan okumada katılarak başladım esere. Tamam yazar büyük olabilir ama kitaba karşı beklentim bir tık düşüktü. Niye, Nasıl ya ? diyebilirsiniz… Suç ve Ceza, Karamazov Kardeşler gibi kalın olmadığından sanırım :) Neyse hediye gelen kitabı su gibi içtim arkadaşlar. Çok akıcı ve çeviri süper.

    Bir Yufka Yürekli, birbirine sıkı fıkı olan, kan kardeşi gibi iki dostun "Arkadi İvanoviç ve Vasya Şumkov" sonu çok kötü biten bir hikayesinden oluşuyor. İkinci kısımda ise Narin isimli bir öykü daha var. İnanın ikisi de birbirinden güzel.
    İlk hikayede bir kız arkadaşı bulmuş olan Vasya hayatının mutluluğunu hatta hatta en mutlu anını yaşıyor. Onu kaybetmemek ve mutlu etmek için her şeyi yapıyor. Evet her şeyi ! Deliriyor arkadaşlar. Şaka değil gerçekten mutluluktan deliriyor. Üzerine aldığı sorumluluklar onu çıldırtıyor. Zaten panikatak birisi iyice kafayı yiyor. İşte o psikoloji tatmak için, o ruhu anlamak için yazılmış muazzam bir eser. İvonoviç ise bu durumda arkadaşını teskin etmek istese de onu bırakıp gitmiyor. Öylesine değer verip, koruyup kolluyor ki gerçek bir dostluk hikayesi. Aşırı hassas birinin mutluluk saadetinden trajedik bir sonla biten hikayesini anlatıyor eser.

    İkinci hikayede ise bir kadın düşünün ve ölmüş daha yeni intihar etmiş. Kocası da oturmuş o anı ve yaşadıklarını kaleme almış. Aynı Bir İdam Mahkumunun Son Günü gibi. Yazar da örneği bu şekilde vermiş zaten. İkinci bölümde ise zavallı bir adamın bir kadına kurduğu psikolojik baskı, aşağılama ne bileyim işte hor görme gibi bir tavır. Ama aynı zamanda bazen iç sesi ise tam tersini yansıtıyor. Kişilik iki kişi gibi ama çok farklı bir psikoloji ya. Dostoyevski çok büyük bir psikanaliz gerçektende. Freud’un ondan etkilenmesi çok çok doğal. Neyse bu kadın sabretmesine rağmen yine de bir gün canına kıyıyor ve kahramanımız oturup başında hikayeyi yazıyor gibi. Pişman da oluyor ama artık çok geç... :(
    Uzun sözün kısası Dostoyevski okunur her şekilde. Okuyun tavsiye ederim. Kısacık ve akıcı bir eser.
  • Eğer doğayı nişanlı bir kız gibi dilber ve bakir görmek isterseniz, oraya bir ilkbahar gününde gidiniz. Eğer kalbinizin kanayan yaralarını teskin etmek isterseniz, bir sonbahar gününde oraya dönünüz.
    Honore De Balzac
    Sayfa 29 - Dionis Yayınları, 100 Ölümsüz Eser, Ekim 2016
  • Öyle günahlar (ya da herkesin onlara taktığı adı kullanırsak) öyle kötü hatıralar
    vardı ki insan onları kalbinin en karanlık köşelerinde saklar ama onlar orada pusuya
    yatıp beklerler. İnsan onların hatıralarının silikleşmesine izin verebilir, sanki hiç
    olmamışlarmış gibi davranabilir, hatta kendisini bu olayların hiç olmadığına ya da
    başka türlü olduklarına neredeyse ikna bile edebilir. Ama lalettayin edilen bir söz o
    hatıraları aniden tekrar açığa çıkmaya davet eder ve onlar da ayağa kalkıp o insana
    türlü çeşitli hallerde, bazen bir hayal bazen bir rüya olarak, yahut def sesi ve arp
    sesiyle hislerini teskin ettiği bir anda, ya da akşamın o serin, gümüşi sükunetinin
    içinde, ya da bir geceyarısı ziyafetinde karnı şarapla dolmuşken görünerek meydan
    okuyuverirler. Onun lanetine uğramış birine hakaret etmek için gelmez o hayal,
    onu hayattan koparıp intikam almak için de gelmez, bilakis geçmişin merhamet
    uyandırıcı kılığına bürünmüş olarak gelir, sessiz, uzak, sitemkar
  • Bu inceleme, kitabı bana Kitap Paylaşma Etkinliği ( #31517587) kapsamında hediye eden https://1000kitap.com/1Burak Bey'e ithaftır. Aldığım hediye kitapların içinde en güzellerinden.. Teşekkür ederim :)



    Siteye kaydolmama vesile olan kitaptır Yedi Güzel Adam. "Yedi Güzel Adam kim yahu? Herkes onları konuşuyor" derkeeenn bir bakmışım buradayım. Aslında etkinliği ( #31574561) kayıt olduğum ay olan Kasım'da mı yapsaydım, bilemedim. Hem ne demişler: "Kasım'da aşk, başkadır." :D

    İnternette şiiri okurken kısa bir şey sanmıştım da oku oku bitmemişti. Hiçbir şey de anlamamıştım şiirden. Hatta bi arkadaşıma "şunu bi okusana" dediğimde bana "bu ne biçim şiir?" demişti. "Ya anlamıyoruz ama altında çok derin manalar yatıyor" dediğimde de gülüp "başkalarına sorsan, onlarda diyecekler bu şiirin çok garip olduğunu. Ama sana sorsan 'anlamıyoruz ama çok anlamlı.' " demişti.

    Hakikaten babam da der hep bana: "normal insanlar gibi ol." Ama ben olamıyorum :D Her şey fazla anlamlı değil mi sizce de? :D

    Kitaba gelince.. Kitaba gelinmiyor :D Çünkü anlaşılmıyor. Çoğu zaman okumuş olmak için okumak zorunda kalıyorsun. Ama yinede yarım bırakmıyorsun, bırakamıyorsun çünkü çıldırtan bir uyum ve güzelliği var..

    Kitap bir yönüyle bana Risale-i Nur'u anlattı. Bilen bilir. Risale'ler de ilk okuyuşta anlaması zordur. Okudukça açılır. Bu kitapta okudukça açılacak gibi. İlk okuyuşta "o neydi gız" şaşkınlığı bırakıyor. Bir yönüyle de Risale'den farklı. O da şu ki, Risale-i Nur'un müellifi Said Nursi, döneminde kullanılan Türkçe ile yazdığı için, kitap o kadar kapalı kalmış. Yani Zarifoğlu gibi, anlatımı özellikle muğlak hale getirmek istediğini sanmıyorum. Cahit'cim Zarifoğlu ise adeta anlaşılmamak için uğraşmış. :))

    Yinede üstün zekâm sayesinde anladığım bazı yerler oldu. :D Ya da anladığımı zannettiğim. Bunlardan birkaç örnek vereyim:

    - 29. Sayfa da Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Ebubekir, Ömer ve Osman Radiyallahu Anhum arasında geçen hadisenin anlatıldığını zannediyorum:

    "Dağ bu
    Yılanla kımıldanırdı
    Yılanla kımıldanırdı

    Yedi güzel adamdan biri
    Bir gün bir dağ göreni
    Durdu değmeden bilmeden devinirken
    Durdu durdu seyreyledi

    Sordu:
    dağ nicesin
    günde mi gecede misin
    geçmişte şimdide
    yoksa gelecek bir düşte misin

    Dağ serpildi
    Atıldı yeniden yer tuttu
    İlk kez yılanla kıpırdanmadı"

    Kaynak olarak şu iki hadis-i şerif'i sunacağım:

    1) “Uhud öyle bir dağdır ki, o bize muhabbet eder, biz de ona muhabbet ederiz”
    (Müslim, Hac, 504)

    2) Bir gün Habîbullah Efendimiz, EbûBekir, Ömer ve Osman radiyallahu anhum, Uhud Dağının üzerine teşrif edince, Uhud Dağı onların aşkıyla çoşar ve sallanmaya başlar. Bunun üzerine Rasûl-i Kibriyâ sallallahu aleyhi ve sellem, kadem-i şerifi ile uyararak, onu teskîn için şöyle buyurur: “Sâkin ol ey Uhud! üzerinde bir peygamber, bir sıddîk ve iki şehîd var.”
    (Tirmizi, Menakıb, 18)

    - 32. Sayfada Yedi Uyur olarak bilinen Ashab-ı kehf'in anlatıldığını düşünüyorum:

    "Yedi adamdan biri
    Bir gün bir dağ göreni
    Yeni bir soluk çekti içine
    Değişti aynı kalarak
    İndi kente
    Dağıyla
    Esen başı"

    Bakınız: https://sorularlaislamiyet.com/...adisler-hangileridir

    - 37. Sayfada Arşın Gölgesinde Gölgelenecek Yedi kişiden birisinin anlatıldığını görüyorsunuz, ya da belki Yusuf aleyhisselam'ı..

    "Sen melek uyarmalarıyla
    Uyarılan erkek
    Bu gece bir şehvet azarladın
    Hayvan kovdun
    Yatağını yüceltenlerden oldun"


    1) Ebu Hureyre radıyallahu anh'dan rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

    Başka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde Allah Teala, yedi insanı, arşının gölgesinde barındıracaktır:
    ...
    - Güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine "Ben Allah'tan korkarım" diye yaklaşmayan yiğit,
    ...
    (Buhari, Ezan 36, Zekat 16, Rikak 24, Hudüd 19; Müslim, Zekat 91. Ayrıca bk. Tirmizî, Zühd 53; Nesaî, Kudat 2)

    2) Evinde bulunduğu kadın (gönlünü ona kaptırıp) ondan arzuladığı şeyi elde etmek istedi ve kapıları kilitleyerek 'Haydi gelsene!' dedi. O ise, 'Allah’a sığınırım, çünkü o (kocan)...bana iyi baktı. Şüphesiz zalimler kurtuluşa eremezler.' dedi.

    - 100. Sayfada İbrahim aleyhisselam'ın ateşe atılıp yanmadığı hadisesi:

    "Tanrı adıyla renk değiştiren mavileşen ateşe
    Örtü yayıp otururlar ateşten ateş ve yanmazlar
    Güvercin teslimiyeti içinde
    Bakın istiyorsak"

    ° ° ° °

    Anladığım kadarıyla, bu Yedi Güzel Adam ifadesi sadece Sezai Karakoç, Rasim Özdenören vd için değil, ayet ve hadislerde bahsedilen yedişerli gruplar için de kullanılmış. Tam bir ince zekâ ürünü. "Akşam Sofrasında Yedi Kişilik Bir Aile Oyunu" başlığından sonra sahneye Abdulhamid Han'ı almış. Sanıyorum ki onu da Yedi Güzel Adam'dan bilmiş Zarif Şair.

    Hoşuma giden birkaç alıntıyı da buraya bırakıyorum:

    » Güzelin düşmanı güzel olur
    Güzelin yari güzel olur
    (12. sf)

    » Halk aşksızsa sokaklar
    banka dükkanlarıyla doludur
    (35. sf)

    » Yanıldım avrupalanmakla çün bizde
    Kadını kelimeyle kurarlar saklarlar örtülerle
    (93. sf)

    » Sürüyü çobansız bırakan çobanın
    Hep içilmez sulara varan koyunların
    (110. sf)

    » Her doğdu
    Bir ölendi
    (119. sf)


    Son olarak Cahit Zarifoğlu'nun ağzından bir itiraf duyacaksınız:

    » » 121. Sayfa

    - eyeski sevdiklerim -

    Sizi şaşırtıyorum. Sanatım
    Fakat ben korkutuldum

    Bana öyle geliyor ki Zarifoğlu (hayat hikayesini fazla bilmiyorum) geçmişinde kalan ("yanıldım avrupalanmakla" 93. sf) kişiler tarafından, gelecekte olmak istediği yaşam şekli yüzünden tehdit edildi. Bu yüzden anlatacaklarını mümkün oldukça kapalı anlatmaya çalıştı. Bu sadece bir tahmindir. Elbette en doğrusunu Allah bilir.

    Okuduğunuz için teşekkür, okumanız için tavsiye ederim Bol yıldızlı, hayırlı geceler dilerim.
  • Ömer karısını teskin etmek için elini ıslak yanaklarında gezdirdi, fakat Macide yüzünü öteye çevirerek rahat bırakılmasını istedi. Bir müddet konuşmadılar. Ömer titreyen parmaklarıyla karısının saçlarını karıştırıyordu.